Ne istersek o!

8 Eylül 2012

Kanla, ölümle terbiye girişimleri hep değişmez yenilgilerin hikâyesi olmuştur.Bu gerçek özellikle varlığını kan dökmeye ve can almaya programlamış terör örgütleri için geçerlidir.Yaşadığımız kasvetli dönemin günahlarında iktidarların hiç kusuru yok mu?Elbette var. En azından şunu biliyoruz:Kürt sorununa çözüm adına AKP döneminde atılan adımlar 7-8 yıl önce bir defada gerçekleşmiş olsaydı, tehditkârlığı bu kadar azmış bir PKK bulunmayacaktı.Kürt kimliğine tanınan haklar sadece iştah açmıştır. Ve parça parça verildiği için tatmin edici olamamıştır.Peki ders mi aldık?Hayır.. Stratejiyi “terörle mücadele, siyasetle müzakere” ekseninde sabitlemeye karar verdiğimiz günden bu yana çok zaman geçmedi. Ama süreç ters yüz hâle getirildi.Oslo şoku nedeniyle terörle müzakereye tövbe etmiş görünen iktidar, şu ara siyasetle müzakere köprülerini de atarak demokratik temas kabiliyetini elden kaçırmış hâldedir.Meclis’teki BDP temsilcileri üstüne titremesi gerekirken Başbakan onlara “Kandil’e gitsinler” diye cehennemin yolunu gösteriyor.Dağ yolunda PKK eşkıyası ile kucaklaşan BDP milletvekilleri hakkında yargıdan cezai yaptırım “sipariş” ediyor!Bundan on sekiz yıl önce Kürt siyasetçilere yaşatılan tecrübenin pişmanlığı hâlâ tüterken çok daha pahalıya patlayacağı belli olan ikinci bir dokunulmazlık macerasına atılmak, akıl ve sorumlulukla açıklanabilir mi?Terör belâsının panzehiri siyasettir.Türkiye’ye iyi bir şey yapmak isteyen herkes siyasetin alanını genişletmek için çalışmalıdır.Bilmiyorum farkında mısınız; son zamanlarda neredeyse her sabah karamsarlığa ve kötü haberlere uyanıyoruz.Barış ve yaşamdan sapanlara gizli bir güç sanki “hak ettiğiniz bu” diyerek ceza veriyor!Seçim sigorta...Üç parti anlaştıklarına göre yerel seçim 2013’ün sonbaharında yapılacak.Onu izleyen yıl Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek.2015’te de genel seçimler...Hiçbir halk savaş istemez. Bunu bildiği için Başkan Obama Amerika’yı savaş perhizine soktu. Seçim, barışın sigortası gibi.Bu hesaba göre Türkiye’nin de önünde üç yıllık bir sigortalı barış dönemi bulunuyor.Ancak bu şansı kullanmak Suriye’de yaşanan iç savaş karşısındaki siyaseti değiştirmemize sıkı sıkıya bağlı görünüyor.Gün geçmiyor ki Şam’dan ve Tahran’dan bir tehdit ve hakaret mesajı gelmesin.Dün İran’da dini lider Hamaney’e bağlı “Kudüs Gücü” bünyesindeki askerlerin Türkiye’deki ABD ve İsrail’e ait binalara saldırmak üzere harekete geçtikleri iddia edildi.Bu tehdidin, Türkiye’yi Suriyeli muhalifleri desteklemekten vazgeçirmeye yönelik tedbirin bir parçası olduğu öne sürülüyor.Başbakan’ın, despot Şam yönetimine dönük tavrını dini değerlerle kutsayarak yüceltmeye çalışması bir şey değiştirmiyor.Türkiye’de kan akmaması, insanların korku içinde yaşamaması her kaygının önünde tutulmalıdır.Bu da daha radikal bir siyaset değişikliği gerektiriyor.Amerika seçime gidiyor, Avrupa krizde para harcamıyor. Biz nöbetçi çavuşu muyuz?

Devamını Oku

Esrarengiz olay listesi

6 Eylül 2012

Böyle olaylara “kader” demek, sabır göstermeyi kolaylaştırıyor olabilir.Ama boşuna, kendimizi kandırıyoruz.Dün TV’lere uzman görüşünü açıklayan bir emekli general (Haldun Solmaztürk) Afyonkarahisar’da yaşanan facianın kötü şans değil kötü seçim olduğuna birçoğumuzu ikna etti.O sırada olay yerinde bulunduğu için “nöbetçi bakan” işlevi ile konuşan Orman Bakanı Veysel Eroğlu olayın kesinlikle kaza olduğunu iddia etti.Açıklamasının sonunda askeri ve sivil makamların soruşturma yaptıklarını eklediğine göre mühimmat deposunda 25 askerimizi şehit eden patlamanın “kesinlikle kaza” olduğuna acaba neye ve kime dayanarak hükmetti, cevabı yok!Oysa askeri uzmanlar, kaza ihtimali ne kadarsa sabotaj ihtimalinin de o kadar geçerli olabileceğini söylüyorlar.Çünkü el bombaları depoda patlamaya hazır durmuyor.Fünyeler takılı olmadığı için patlama riski yok.Nitekim patlamamış bir el bombasını yerden alıp canlı yayında gösteren NTV muhabiri aşırıya kaçsa da akılda kalacak bir şovla bu gerçeği anlattı.Can alıcı bir başka soru da cephanelikte yapılan çalışmanın niçin geceye sarkıtıldığı, günün yorgunluğu üstüne acemi erlerin niçin böylesine dikkat isteyen bir işe koşulduğudur?Olayın sabotaj olup olmaması ancak ölümlerin sebebini değiştirir.25 Mehmetçiğin teröre değil kazaya kurban gitmesi, sorumluları teselli mi edecek?Maalesef öyle bir noktaya geldik.Uludere faciası ve Suriye açıklarında F-4 uçağımızın düşürülmesi olaylarını örten karanlığın aydınlanmasını beklerken listeye yeni bir esrarengiz olay eklendi.Açıklanamayan olayların artması ülkenin iyi yönetilemediğine işaret eder.Demokrasilerde bunun bedelini sorumlusu öder.Kimsenin korkudan eleştiremediği iktidarların hüküm sürdüğü ülkelerde ise kanıyla, canıyla halk öder!Demokrasi bizde de işlesin artık!Yargı namus borcunu ödesin...ÖSYM gıdım gıdım üretilen itibarın birkaç yıl içinde nasıl yok edilebileceğine ibretli bir örnektir!İki yıl öncesine kadar itibarın ve güvenin kalesi olan ÖSYM bugün hilenin, istismarın ve hak gasbının panayırı olarak anılır hâle gelmiştir.Kurum son olarak avukatların girdiği Hâkim ve Savcılığa Geçiş Sınavı yaptı.Soruların çalındığı veya sunulduğu o kadar pis bir biçimde sırıtıyordu ki sınav iptal edildi.Sınavın tekrarlanması, haksızlığı giderip kurumun sıfırlanan itibarını geri getirecek mi? Elbette hayır.Çünkü artık Ali Demir’in yönetimine çürüyen güvenin geriye kazanılması mümkün değildir.Üstelik bu kötü şöhret sadece ÖSYM’yi değil, adına sınav yapılan kurumları da lekeliyor.Sınavı iptal etmek yeterli değildir. Yargıç ve savcıların böyle hileli seçildiği yerde kim adalet umabilir?Hileli sınavın suçlularını bulup cezalandırmak, yargının namus borcudur.

Devamını Oku

Yaşasın VATAN!

3 Eylül 2012

Özgür olmayan toprak nasıl vatan olamazsa bağımsız olmayan vicdan da özgür olamaz.Elinizde tuttuğunuz bu gazeteyi bağımsızlığını ve özgürlüğünü her değerin üstünde gören bir avuç gazeteci yarattı.Onu bugün kutladığı 10’uncu yaşına siz getirdiniz.Vatan dürüst ve sorumlu gazetecilik anlayışını bir kamu görevi yerine getirmenin özeni içinde hayata geçirirken gücünü, çağdaş değerlere bağlı okurlarından aldı.Eminim ki bu gazete-okur etkileşimi, güncel sorunların aşılmasında da medya tarihine örnek alınacak bir tecrübeyi miras bırakacaktır.Meslek namusuna sahip son derece yetenekli profesyoneller, onların kıdemlisi olarak bana bu inancı veriyor.Nice 10 yıllara sağlık, barış, mutluluk ve özgürlükle erişelim.Yaşasın VATAN... Yaşasın VATAN ailesi...Asıl şimdi lazımLanet olsun... Ümitlerimizi ve emeklerimizi bebek katillerinin insafsızlığına kurban etme yanlışını ne zaman terk edeceğiz?PKK saldırıları gündemi tayin ediyor.Bölücü teröre yönelik çare arayışları da bundan etkileniyor.Moraller bozuluyor, intikam duyguları kabarıyor. En gerçekçi olmak zorunda olduğumuz aşamalarda sık sık pür tepkisel durumlara düşüyoruz.Belli aralıklarla aynı kanlı başlangıca geri dönüyoruz. Katil sürüsü ihanetle kararmış çirkin yüzünü son olarak Beytüşşebap’ta gösterdi. 10 Mehmetçik şehit oldu.Akil adamlar girişimi için “şimdi zamanı mı” diyeceksiniz ama asıl şimdi tam zamanıdır! Aksi halde terör örgütü bize gündem dikte etmiş olur.Kürt sorununa “âkil adamlar” kılavuzluğunda çözüm aramak, desteklenmeye değer bir fikirdir.Çünkü bu meseleyi kavgasız bitirme şansını bizim siyaset zeminimiz belli ki yaratamayacaktır.AKP elde ettiği seçim başarısında Kürt sorununa yönelik hamlelerinin büyük etkisini ihmal etmemeliydi. Kürt açılımı ve Oslo sürecine kadar dayanan müzakereler, bugün aynı soruna salt milliyetçi ve güvenlikçi bakışla yaklaşan AKP iktidarı tarafından mı yürütülmüştür; insan şüpheye düşüyor.İstismar siyaseti inatlaşmayı besliyor, bu da diyalog köprülerinin tahribini getiriyor.Kavganın tarafları kontrolden çıkmış hâldedir. Başbakan ve iktidar sözcüleri, siyasi muhatap olarak korumak zorunda oldukları BDP’yi neredeyse gözden çıkarma noktasına gelmişlerdir.Başbakan’ın BDP hakkında son söyledikleri, hükmettiği iktidar uzuvlarına bu partiyi ve milletvekillerini tasfiye etmelerine dair direktif keskinliği taşıyor.Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu da emri ne kadar doğru anladığını “BDP’nin terör örgütünden farkı yok. BDP bir suç makinesidir” sözleriyle ortaya koymuştur.Bu meseleyi siyasetçiler çözemeyecek, belli. Çünkü ne ilerleme sağlansa terör örgütünün giriştiği bir kanlı eylem, tüm ilerlemenin, tüm kazanımların yerle bir olmasına yetmektedir.Bu gerçeği Başbakan da gördüğü için Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği öncülüğündeki “Âkil Adamlar Girişimi”ne destek vereceğini söylemiştir.İnisiyatifin önderliğini yapan GÜNSİAD Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu VATAN’a verdiği demeçte BDP’nin de girişime sıcak baktığını belirterek bir yol haritası oluşturmak üzere cuma günü tekrar buluşacaklarını açıkladı.Dileğimiz uyanan ümidin gerçekleşmesidir. Bunun için büyük görev iktidara düşüyor.Âkil adamlar girişimine şans tanımak, diyaloğun iki kanadını birlikte koruma bilinci ile hareket etmekten geçiyor. BDP’ye ve milletvekillerine yönelik parti kapatma ve dokunulmazlıkları kaldırma tehditleri son bulmalıdır.Kürt sorunu ve bölücü terör, iki tarafa da uzun yıllar akılsızca işler yaptırdı.Akıllı adamların hakemliği mutlaka işe yarayacaktır!

Devamını Oku

Boşuna zahmet!

2 Eylül 2012

Başbakan’ın TV söylevlerini “bizim çocuklar” diyebileceği medyacılarla soru-cevap formuna dönüştürmesi akıllı bir tercihtir.Hem demokratik bir zeminde her soruya cevap veren bir Başbakan görüntüsü veriyor hem de kontrolü elinde tutarak risk almadan işi götürüyor.TV söyleşilerinin en vazgeçilmez bölümü artık medyaya yönelik eleştiriler oluyor.Akşam Başbakan, terör saldırılarına ilişkin haberlerin görülmemesi isteğini yaptırım geleceği imaları eşliğinde verdi. Sansürden doğacak boşluğun terör örgütüne ve fitne-fesat peşinde koşan çevrelere daha kullanışlı bozgunculuk fırsatları sunacağı tehlikesini açmaya ne yazık ki kimse cesaret edemedi.Başbakan Erdoğan, eğitimde 66 ay tartışmasının devam etmesinden hoşnut olmadığını “açık-net” ortaya koyma fırsatını da kaçırmadı. Veliler üstünden herkesi etkilemeye çalıştı.Çocuğunu okula göndermek istemeyen ebeveynleri eleştirirken yine sertti:“66 aylık çocuğa rapor alanları ben evlâtlarına ihanetle vasıflandırıyorum. Niye?.. ‘Evlâdım geri zekâlı’ diyorlar.”4+4+4 aceleye getirilmiş işlerin zaaflarıyla doğmuştur.Uzmanlara ve bilimsel tartışmalara yeterli zaman bırakılmadan kabul edilen bu sistem eğitimde reform değil darbe yapmıştır.Kimse evlâdına durduk yerde “geri zekâlı” dedirtmek istemez ama anne ve babaların da iki yaş daha büyük çocukların bulunduğu sınıfa konulacak olan yavrularında kalıcı hasarlar oluşacağından korkmaları neden kabahat olsun?Başbakan keşke özgür bir tartışma ortamında eğitimcileri ikna etmeyi deneseydi...Erdoğan’ın açıklamaları, her biri ayrı yazı olacak ondan fazla konuyu kapsayacak genişlikte oldu.Terörle mücadeleden teröristle kucaklaşmaya, dokunulmazlıklar meselesinden yeni anayasaya, Esad’dan mülteci sorununa...Eleştiriye tahammül eksiği ve üsluptaki sertlik Başbakan’ın konuşmalarının değişmeyen niteliklerini oluşturmaya başladı.Sebep yorgunluksa telâşı boşunadır.Çünkü cuma günkü açıklamaları dün bütün bir gün muhalefet partilerinden hiçbir karşılık bulmamıştır.Dün DP eski Genel Başkanı Süleyman Soylu ile buluşup görüştü. Onu da HAS Parti Genel Başkanı Kurtulmuş gibi AKP’ye katılmaya önünde sonunda ikna edecektir.Küsurat oylar peşinde boşuna yoruluyor.Çünkü bu zahmeti haklı gösterecek bir siyasi muhalefet bulunmuyor ülkede. Seminerde ezan!Balyoz davasında emekli Oramiral Özden Örnek mahkemeye kamu vicdanını etkileyecek bir uyarıda bulundu.Seminerin kaset kayıtları en önemli delildir.Emekli komutan mahkemede bu kasetler dinlenirken her sesin sahibi kimdir diye sorulduğunu ama kaset kaydına geçmiş olan ezan sesi hakkında bir soru sorulmadığını hatırlatarak şunu dedi:“Eğer bu sesler (ezan) orijinal kayıtsa size haberim var: Kaydın yapıldığı yer ses geçirmez. Şimdi bu ezan nasıl izah edilecek?”Cevabı kolay: Demek ki montaj yapılmış.Ezan sesi, adaletsizliğe ilâhi bir müdahale mi oluyor acaba?!

Devamını Oku

Yalnız kalıyoruz!

31 Ağustos 2012

Türkiye’yi mülteci cenneti yapmanın faturası altında ezilmek kaderimiz değil kendi seçimimizdir.Plan Esad’ın Mübarek’ten ve Kaddafi’den daha uzun süre dayanamayacağı tahminine dayanıyordu.Süreç daha da hızlansın diye muhaliflerin çoluk çocuk akını adeta teşvik edildi.Ülkeden kaçanlar çoğaldıkça uluslararası kamuoyunun Esad’ın işini bitirmeye o kadar ikna olacağı zannedildi.Hesap tutmadı. Hatay başta, sınır boyunca sıralı illerimizde güvenlik ve ekonomi ile ilgili sorunlar büyüdükçe büyüyor.Bu hataların hatırlatılmasına iktidarın sert tepki göstermesi sebepsiz değildir.Çünkü araştırmalar, halkın tercih yanlışlarını ve bu yanlışları yapanları teşhis etmeye başladığını ortaya koyuyor.Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun duası mı tahmini mi bilmiyoruz ama inşallah dediği gibi olur ve Esad’ın sonunun geldiğini aylar değil haftalar içinde görürüz.Ama bu bile kurtuluş değildir.Çünkü herkes biliyor ki, düzensiz bir geçiş Esad günlerini bile aratacak vahşette bir yok oluşa ülkeyi mahkûm edebilir.Bak sen şu generale!Her şeye rağmen mülteci faturasını paylaşmaya çalışmak doğru bir adımdır.Ama Davutoğlu Güvenlik Konseyi’nde neler işiteceğini tahmin ederek gitmiş olmalıdır.Çünkü Suriye temsilcisi Türkiye için “Suriye’nin cellâdı” ifadesini kullanmıştır.Kendi halkına cellât gibi davranan bir rejimin küfrünü ciddiye almamak mümkün ama Güvenlik Konseyi de Türkiye’nin mültecilerden kaynaklanan zorluklarını ciddiye almamıştır.Çünkü Suriye içinde acilen mülteci kampları kurulmasına BM’nin öncülük etmesi isteğini Davutoğlu Amerika, Rusya ve Çin dışişleri bakanlarına bile duyuramamıştır.Bu ülkelerin dışişleri bakanları Güvenlik Konseyi toplantısına katılma zahmetine dahi katlanmamışlardır.Bu arada ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in Suriye krizine yönelik değerlendirmeleri, sık sık hayallere kapılan siyasetçilere ibret değerindedir.ABD çark eder mi?General Dempsey Suriye’ye askeri müdahale istemlerini gerçekçi bulmadığını söylemekle kalmamış, Başkan Obama’yı eleştirerek hatalı davrandığını savunmuştur.Türkiye, tampon bölge uygulamasını NATO üstlensin mi istiyor; Amerikalı komutan onu da “İttifak böyle bir angajmanın altından kalkamaz” diyerek karşı çıkmıştır.Bir komutan koskoca Başkan’ı eleştiriyorsa Amerika’da demokrasiye bir şeyler mi oluyor?! Yoksa oraya da özel yetkili savcılar getirmenin zamanı mı geldi?!Şaka bir yana Amerikalı komutanın itirazı Obama’nın işin başında Türkiye’yi Suriye’ye bulaşmak konusunda cesaretlendirme yanlışına bir telâfi girişimi ise şaşmamak gerekir.Çünkü ilk aşamada Türkiye’yi Suriye’ye karşı şahinleştiren Obama yönetimi, sonra gerilemiştir.Biz bunu yaklaşan seçimlere verdik ama emin olmamak gerekir.Hele BM Güvenlik Konseyi toplantısına Rusya ve Çin’le beraber ABD Dışişleri Bakanı’nın katılmamasından sonra...Artık hata kaldırmayacak bir noktadayız!

Devamını Oku

Dolmuşa buyurun!

30 Ağustos 2012

Cumhuriyet tarihinin en ağır dış güvenlik risklerinden birini yaşadığımız doğrudur.İngiliz Guardian gazetesi dün Suriye’deki iç savaşı tahlil eden bir yazıda Türkiye’ye uyarıda bulunuyordu:“Suriye’nin Kürtleri, idari otoritenin zayıflamasıyla kendilerine (terk edilen bölgede) devlet kurma şansı tanındığına karar verirse Türkiye’yi mülteci krizinden daha büyük bir kriz bekliyor olacak!”Bu tehlikeyi doğuran sebep Ankara hükümetinin, Suriye’deki despot rejimin halkına uyguladığı katliama karşı çıkması değildir.Şam’daki diktatör Türkiye’yi “dökülen kanın doğrudan sorumlusu” olarak suçluyor. Dünya kamuoyu, Suriye’de direnen muhaliflerin en büyük desteği Türkiye’den aldığını sürekli tekrarlıyor. Ankara da bunu inkâr etmiyor.Şartlar ağırlaştı...Esad PKK terörünü zalimlere has bir hınç içinde kullanıyor artık.Biz Birleşmiş Milletler yeşil ışık yakmadığı sürece daha ileri gitmemek kararındayız. Yani Esad’ı durduracak imkâna sahip değiliz.Ama öte yanda mülteciler yakında yüz bini bulacak. Bu özverinin maddi ve manevi yükünü ne zamana kadar taşıyacağız?Devletin dikkatini bu meseleye yoğunlaştırmasından doğan boşluğu bölücü terör örgütü de hunharca kullanıyor. Buna bir çare aranmayacak mı?Meclis bunun için lâzımdır. Ama AKP iktidarı “Ben varsam başka bir arayışa gerek yok” diyor.CHP’nin Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırma girişimi kibirli, aşağılayıcı tepkiler eşliğinde püskürtüldü.Halbuki Meclis toplanabilse bu, denildiği gibi PKK’nın başarısı olmayacak demokrasinin gücü, ulusal iradenin tepki verme kabiliyeti kanıtlanacaktı.Olmadı. Ama Meclis’i çalışmaya mecbur eden şartlar hafiflememiş, ağırlaşmıştır.Yetkisini kullanmalıBunun sorumluluğu Meclis Başkanı’nın omuzlarında büyüyor. Çiçek devlet adamı nitelikleri olan bir siyasetçidir.“Teröre Karşı Ulusal Mutabakat Metni” yazıp destek çağrısı yapması, Meclis toplantısı yapılamamasından dolayı yaratılan eksikliğe bir alternatif arayışı olabilir.Ama asla Cumhurbaşkanlığı seçimine yatırım olamaz. Çünkü Çiçek gerçekçidir. Öyle olmasa otuz yıldan beri devletin en önemli koltuklarını işgal ediyor olmazdı.Düşündüğü formül işlememiştir. Mutabakat metni, muhatabı “adresinde bulunamadığı için” geri dönmüştür.Çünkü gerçek muhatap Meclis’ti.Cemil Çiçek niye böyle dolambaçlı bir yol denedi? “Her iş benden sorulur” diyen iktidar anlayışının gazabından mı korktu?Anayasa (madde 93) Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırma yetkisini Meclis Başkanı’na da veriyor.Bu yetkiyi niçin kullanmadığını açıklamak Çiçek’in borcudur!“Dolmuşa binmem” dediğine göre kendini korumaya önem veriyor demektir. Bu hassasiyeti abartmaması gerekir.Aksi halde ülkeyi kim koruyacak?

Devamını Oku

Yaşasın Zafer!

29 Ağustos 2012

Orta Doğu’nun nefret coğrafyasını Türkiye’nin dengeli, istikrarlı siyaseti koruyordu.Bu gerçeği şimdi Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşta açık taraf hâle gelmesiyle ortaya çıkan tehlikelere bakarak daha iyi görebiliyoruz.Bölgenin haritasını değiştirme zorlamaları önündeki en güçlü engel, Türkiye’nin laik demokrasisi ve milli bütünlüğün sigortası olan ulus devlet yapısı ve barışçı dış politikasıdır.Okur mektuplarında sık sık şu soru sorulur:“Neden Atatürk inkârı moda oldu?Atatürk niçin hedef hâline getirildi?”Bölgede kendisinden istenen rolü oynaması için Türkiye’nin sıradanlaşması lâzım.Ilımlı İslâm önermelerinin ve terör şantajının baskısı altında yapılmak istenen budur.Atatürk fikri ve manasıyla yaşarken bu ülkeyi yoldan çıkarmanın, ulusal devleti yıkarak Orta Doğu bataklığına sürüklemenin imkânı yoktur çünkü.Cumhuriyetle taçlanan milli kurtuluş savaşımızın büyük zafere ulaştığı günün yıl dönümüdür bugün.Ama son zamanların kötü alışkanlığı hükmünü yürütüyor ve Zafer Bayramı sıradanlaştırılıyor.Bahane de Gül’ün rahatsızlığı.Bayram milletindir.Cumhurbaşkanı’nın hazır bulunmasına bağlı bir şarttan söz edilemez.Çankaya dükkân mı ki kapansın!Daraltılmış program, bugünün zorluklarından çıkış yolu bulma arayışlarına zarar verecektir.Halbuki bayram nedeniyle Atatürk’ün adı ve düşünceleri ne kadar çok tekrarlanırsa çare olacak ilhamı yakalama şansı o kadar büyük olurdu.Halkın çok büyük bir kesimine tercüman olacağını tahmin ederek iktidar sözcülerine bir çağrıda bulunmak istiyorum:Hakkı olan övgüyü Atatürk’ten bugün esirgemeyiniz.Onun dehası sayesinde elde ettiğimiz şansın kıymetini takdir etmekten, bize onu kurtarıcı olarak gönderen Allah da razı olacaktır.Ayrıca... Adını anmak gerektiği zaman dolu dolu ATATÜRK demekten sakınmayın.Aksine davranmak, “gazi” diyerek geçiştirmek, büyük bir kitleyi rencide ediyor.Suriye sınırı bir yüksek gerilim hattına döndü. İstem dışı bir kaza bile felâkete sebep olabilir.İçeride terör örgütünün siyasi paraleli parti Güneydoğu’da 400 kilometre yolu PKK’nın kontrol ettiğini adeta övünerek iddia ediyor.İktidar Zafer Bayramı kutlamalarını daraltarak iyi yapmadı.Atatürk’ü ve 30 Ağustos’u unutmanın, unutturmanın zamanı değildir.Hatırlamaya ve hatırlatmaya bugün her zamandan çok ihtiyacımız var!Seçmen her zaman haklı!Araştırma kuruluşu Andy-Ar’ın yaptığı son anket AKP oylarında bir yılda 8 puanlık erime tespit etti.İktidar partisini geçen yıl yüzde 54,2 ölçen kuruluş son rakamı 46,7 buldu.En görünür neden Suriye olayı.Ankete katılanların üçte ikisi Suriye’ye karşı izlenen politikayı beğenmiyor, onaylamıyor.İktidarın önümüzdeki günlerde daha ileri müdahalelerin doğuracağı tepkiyi hesap ederek daha kontrollü bir siyasete yöneldiğini görmek sürpriz olmaz.

Devamını Oku