Süreklilik kazanan kötülüklerle yaşamaya razı olmak toplum için büyük tehlikedir.
Bu tehlikeyi yaşıyoruz.
Teröre alıştık.
Can yakıcı saldırıların şoku ile söylenen sözler tepki yansıtıyor ama çözüme yönelik arayışlara katkı sağlamıyor.
Karar vericiler üstünde baskı oluşturmaya özendirmiyor.
Çok uluslu bir kuruluş olan Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığı’nın ağustos ayı değerlendirmeleri Türkiye’nin geçen ay Avrupa’da terörden en fazla etkilenen ülke olduğunu ortaya koydu.
Açıklama Avrupa’daki terör olaylarının yüzde 60’ının ülkemizde cereyan ettiğini 30 olayda 37 kişinin hayatını kaybettiğini bu istatistiğin Türkiye’yi “dünyada teröre en fazla kayıp veren 5’inci ülke” durumuna getirdiğini gösteriyor..
İktidarın medyaya telkin ettiği davranış biçimi “Terör olaylarını görmeyin, büyütmeyin şiddet örgütünün silâhlı propaganda faaliyetini ödüllendirmeyin” yaklaşımıdır.
Radikal eğilimlerin cirit attığı, demokrasiyle ilgisiz toplumların müzmin hastalığı olan terör niçin Türkiye’nin yakasını bırakmıyor?
Sebepleri biraz da iktidar gücünü susturmak tercihinde kullanan anlayışta aramak lâzım.
İktidar terörle mücadelenin tüm partilerin sorumluluğu olduğunu söylüyor ama düşüncesindeki işbölümünde muhalefet partilerine yalnızca susmak, sabretmek ve hükümet icraatını desteklemek görevi düşüyor.
Nitekim CHP’nin uzattığı eli değerlendirme fırsatını harcayan iktidar, kendi üyesi olan TBMM Başkanı Çiçek’in “teröre karşı ortak mutabakat önerisi” ile doğmuş olan şansı bile kullanmadı.
Cemil Çiçek dün bir TV mülâkatında şehit cenazelerinde buluşan siyasetçilerin çözüm konuşmak için bir araya gelemediklerinden yakınıyordu.
Mutabakat önerisi ile bu zemini yaratmaya çalıştığını anlatıyordu. Ama ah!..
“Terör meselesinde kimin ne düşüncesi varsa ortaya koysun ki istifade edelim deniliyor. Bir şey ortaya koyanın da fikrini değil de kendisini tartışırsanız bir yere varamayız ve sonuçta acılar sürmeye devam ediyor..”
Kibirden üreyen bu kısır döngüyü kıracak aklı selim Meclis’in yeni döneminde ipleri eline alır mı dersiniz?
En realist tepki
12 Eylül nedeniyle dün askeri darbelerin kötülüklerini hatırlayan ve kınayan açıklamalar yapıldı.
Ama sadece Meclis’te temsil edilmeyen Liberat Demokrat Parti’nin “öteki 12 Eylül”ü de hatırladığına tanık olduk.
Türkiye’deki adalet hasretinin sebep olduğu vicdan sızısı, LDP’nin açıklamasını bence en realist tepki kalitesine yükseltti.
Parti Başkanı Cem Toker “Zaten bozuk olan yargı sistemimizi tamamen yürütmenin kontrolüne sokan 12 Eylül 2010 referandumu demokrasimize 12 Eylül 1980 askeri darbesi kadar zarar vermiştir” dedi.
Yerden göğe hakkı var;
Geçen gün “Yargıya gerekeni söyledik” diyen Başbakan’ın da kanıtladığı gibi...
“Her iki 12 Eylül, Türk demokrasisinin birbirinden kara günleridir!”
Kırılası döngü
Haberin Devamı

