TÜSİAD yine önemli şeyler söyledi. Umarız bu başlangıç “Herkes işine baksın” ayarı ve uyarısı ile sonuçlanmaz yine!
Başkan Ümit Boyner’in yaptığı konuşmanın özü partilerarası bir mutabakat metnine temel oluşturacak kadar isabetliydi.
İş adamları, terörle oluşan karamsar iklimin getirdiği kutuplaşmadan ve partilerin iletişim kopukluğundan kaygı duyuyor.
Çünkü bu hava, yani “sertlik ve nefret, toplumsal siyasal ve ekonomik kazanımlarımızdan bizi uzaklaştırıyor.”
Boyner, şeffaflık konusundaki sıkıntılara da yer ayırdı konuşmasında.
Uludere’de ne olduğunu anlamanın, Afyon’daki patlamanın sebebi nedir, sorumluları kimdir; bunları bilmeyi istemenin vatandaşın hakkı olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Vatandaş susmak istemez. Ne atanmışların ne de kendi oyuyla seçilenlerin onu susturmasını hiç istemez.”
Boyner, TBMM Başkanı Çiçek’in bölücü teröre karşı yaptığı ortak tavır davetine TÜSİAD’ın desteğini verdi.
Ama eleştirilerini iktidarın hoşuna gidecek tespitlerle dengelemeyi de ihmal etmedi.
Mesela BDP’li vekillerin temsil ettiklerini söyledikleri kitlenin hak ve hukukunu zedeleyecek tutumlara girmelerini anlamakta zorluk çektiklerini belirterek şöyle dedi:
İşleri öldürmek...
“Bazı siyasetçilerin, işleri öldürmek olan PKK’lılarla kucaklaşmasını kınıyoruz!”
Bölgedeki altüst oluşun içteki sorunları süratle çözmek mecburiyeti yüklediğini belirtirken AB’ye üyelik hedefinin kaybedilmemesi gerektiğini özellikle vurguladı.
İçeride ve dışarıda İslâmi dalganın yükselişte olduğu bir dönem yaşıyoruz.
Bu yönüyle önem taşıdığını düşündüğüm şu tespiti yaptı:
“Türkiye’nin cazibesi laiklik, demokrasi, piyasa ekonomisi değerlerini ve pratiğini benimsemiş, büyük çoğunluğu Müslüman olan ve Batı ittifakı üyesi bir ülke olmasından kaynaklanır. Bu unsurların hepsinin aynı derecede vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz!”
Boyner bunları TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nda söyledi.
TÜSİAD kıdemli, itibarlı ve etkin bir kitle örgütüdür.
Başkan Boyner’in konuşmasında yer alan değerlendirme ve eleştiriler neden olaylar sıcakken gündeme getirilip tartışmaya açılmamış da Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nı beklemek zorunda kaldı?
Bu sorunun cevabı en az konuşmada söz konusu edilen sorunlar kadar önemlidir.
Dosyalar çıkmalı, savcıya verilmeli...
Başbakan Kiev’de “evdeki” alışkanlığını sürdürdü...
Medya mensuplarına yönelik ağır suçlamalarda bulundu yine.
“Şimdiye kadar askere eleştiri yapamayanlar şimdi niye başladı?” diye sorduktan sonra kesin hükümden beter imalar sıraladı:
“Elimizde çok şey var. Dosyalar var. Falan kişiden talimat alıp başlık atanları biliyoruz ama açmak istemiyoruz. Allah izin verirse bunları ilerde kaleme alacağız.”
Bu sözler bir eleştiri filan değil basın mesleğine yönelik kitlesel bir kıyım değil mi?
Geniş bir gazeteci kesimi töhmet altına sokulmuştur.
Yapılan insan haklarına saldırıdır.
Başbakan’a yakışan, o dosyaları gelecek için saklamak değil hemen savcılara teslim etmektir!

