Bırakın mektubu konuşun!

Haberin Devamı


Rahmetli Özal tartıştığı rakipleri için “kıç üstü oturttum” diyebildiği durumlara bayılırdı.

En keyifli tatmini rahmetli Erdal İnönü ile girdikleri polemiklerde bulurdu.

Başbakan Erdoğan ile CHP lideri Kılıçdaroğlu ilişkilerinin bazen Özal-İnönü polemiklerini hatırlattığı oluyor. Fark şu, şimdiki daha hardallı...

Bildiğiniz gibi Kılıçdaroğlu Suriye konusunda uluslararası bir konferansa Türkiye’nin öncülük etmesini teklif eden bir mektubu Başbakan Erdoğan’a göndermişti.

Başbakan beklenmedik bir hızla cevap verdi. Ama bunu yaparken çok sert ifadeler kullandı.

CHP’nin zalim ile mazlum arasında ayrım gözetmeyen insani ve ahlâki zaaf ile malül bir tutum izlediğini öne sürdü.

Ana muhalefeti “tarihin yanlış tarafında yer almakla” suçladı.

Geri adım yok...

Yetmedi, Kılıçdaroğlu’nu “Cenevre toplantısı sonrası yayınlanan bildiride yer alan planı yeni bir öneri gibi sunmaktasınız” diye alaya aldı.

Başbakan’ın genel tonunda CHP’ye sistematik olarak yönelttiği Baas yandaşlığı imasının yankılanmaları seziliyordu.

Bunlar önemli ayrıntılar olabilir ama esasa gelirsek şu açık ki iktidar görünür gelecekte Suriye politikasında bir değişiklik yapmayacaktır.

Başbakan’ın mektubunda bu niyet, yaralayıcı olmayan ifadelerle ortaya konulabilirdi.

Dış güvenlik riskinin arttığı böyle bunalımlı bir dönemde toplumsal psikolojiyi olumsuz yönde etkileyeceği belli olan bir üslup niye kullanılmıştır?

Tabii ki üste çıkmak, hınç almak, toplum önünde rakibi aşağılamak için...

Kılıçdaroğlu’nun üslubu kaba suçlamalarla dolu bir cevabı hak etmiyordu belki ama CHP lideri bir gün önce CNN Türk’e çıkarak iktidarı zor durumda bırakacak ifadeler kullandı.

Bunlar Başbakan’ın canını sıkmış olmalı...

Can alıcı soru

Mesela iktidarın Türkiye’yi Suriye meselesine ulusal çıkarlarımızı ve güvenliğimizi tehlikeye atacak biçimde karıştırdığını söyledi. “Suriye’de dökülen Müslüman kanından bu hükümet sorumludur; bunu tarih yazacaktır” dedi.

“Hükümetin gücü bitmiştir ülkeyi yönetemiyor” dedi.

“Bize Baas’çı diyecek adamın alnını karışlarım” dedi.

Ve şu soru:

“Cami avlusunda bir araya geliyoruz da niye Meclis’te bir araya gelemiyoruz?”

Öbür suçlamalar bekleyebilir ama bu son soru acilen cevaplanmalıdır.

Liderler polemiklerdeki söz ustalıklarını kullanarak birbirlerini zor duruma sokabilirler, hele içinde ölçülü saygılı nükte ve cinas da varsa.. Böylesi sert sorunları yumuşatır; insanileştirir bile.

Ama meclis toplanamayacak ülkenin Başbakanı ile ana muhalefet lideri savaş bulutlarının üstümüze yığıldığı terörün fırsattan istifade aç kurtlar gibi saldırıya geçtiği bir dönemde bir araya gelemeyecek, ancak mektupla haberleşecek..

Liderler farkında değil; birbirlerine verdiklerinden daha büyük zararı millete veriyorlar!

DİĞER YENİ YAZILAR