Eski hükümlü çalıştırana prim teşviki

1 Haziran 2013

Okurumuz Bekir Koçak’ın mailini aynen sizinle paylaşıyorum. “Eski hükümlüyüm. İnternette eski hükümlülerin çalışma hayatında haklarının ne olduğunu araştırırken, gazetenizin www.gazetevatan.com sitesinden 02.10.2011 tarihinde yazmış olduğunuz ‘Eski hükümlü çalıştırana sigorta prim teşviki uygulanmalı’ başlıklı yazınızı okudum. Benim de sorunum onunkiyle aynı. Hapisten çıktıktan sonra topluma karışıp normal biri gibi hayatımı devam ettirmek istiyorum. Bunun için de iş aramaya başladım. Ancak iş başvurusu yaptığım bütün işyerleri sabıkalı olduğum için beni çalıştırmak istemiyor. İşverenler açısından bakarsanız haklı gibiler ama biz de yaptığımızın hatanın bedelini ödedik ve yeniden hayata başlamak istiyoruz. Bunun için de en önemli yol iş...Şimdi size sormak istediğim şu: “İşyerlerinin eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu kaldırıldığına göre sabıka engeli ile nasıl bir işe girebilirim. Ya da sizin o yazıdaki okuyucu sorusuna karşı önerdiğiniz eski hükümlünün sabıka engeli varken kolay işe girmesini sağlayacak sigorta prim teşviki uygulaması gerçekleşti mi?”Okurumuzun belirttiği yazıda önerdiğim eski hükümlü çalıştırana sigorta prim teşviki önerisi gerçekleşmedi. Ama bence gerçekleşmeli. Çünkü 2008 yılında yapılan değişiklikle okurumuzun da belirttiği üzere özel sektör işyerlerinin eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu kaldırıldı. Bu yükümlülük sadece kamu işyerlerinde kaldı. Bu haktan yararlanabilmek için ikametteki Çalışma ve İş-Kur il Müdürlüğünde veya www.csgb.gov.tr adresindeki bilgileri doldurarak kayıt yaptırmak gerekiyor.Teşvik verilebilir mi?Eski hükümlü çalıştırma zorunluluğuna itiraz eden işyerleri teşvikle eski hükümlü çalıştırma konusunda yine karar kendilerinde olacağı için daha rahat istihdamda bulunacaklardır diye düşünüyorum. Eski hükümlülerin de işe girmeleri de toplumsal rehabilite açısından üzerinde durulması gereken önemli bir konu. Zira okurumuz Bekir Bey yaşadığı sorunu açıkça izah etmiş. Bunun için Bekir Bey gibi hapisten çıkmış ve yeniden hayata beyaz sayfa açmak isteyenlere öncelikle devlet olmak üzere burada el uzatılması gerekir. Bu bağlamda eski hükümlü çalıştıran özel sektör işyerlerine teşvik olarak ta; 4857 sayılı Kanunun 30 maddesindeki; çalıştırma zorunluluğu olmamasına rağmen veya kontenjan fazlası olarak özürlü çalıştıran işyerlerine uygulanan sigorta prim hisselerinin yüzde ellisini Hazinece karşılanması şeklinde teşvik verilebilir. İşten ayrılan ne zaman GSS için test yaptırmalı?SORU: Yaklaşık 2 yıldır sigortalı olarak çalışıyordum. İşten ayrıldım. Sağlıktan yararlanmam için gelir tespiti yaptırmam gerekiyormuş. Ne zaman GSS için gelir testi yaptırmam gerekiyor? (Mahmut Akbaş)CEVAP: İşten ayrılanlar işten ayrıldıkları tarihten itibaren 10 gün süreyle genel sağlık sigortasından yararlanırlar. İşten ayrılmadan geriye doğru 1 yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılığınız olduğu için sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten itibaren 90 gün bakmakla yükümlü olduğunuz kişiler dahil sağlık hizmetlerinden yararlanırsınız. Yani sigortalılık niteliğinin yitirildiği tarihten itibaren 100 gün süreyle gelir testine tabi olmaksızın sağlık hizmetini alabilirsiniz. 100 günün sonunda işe girmez iseniz 100’üncü gGünü takip eden 1 ayda mutlaka gelir testine girmeniz gerekir.

Devamını Oku

Torba Kanun’da çocuklara yeni haklar

25 Mayıs 2013

Yine bir torba yasa. Yine değişiklikler. Sosyal güvenlik mevzuatında neden bu kadar çok değişiklik olduğunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Başka bir mevzuattan konuşulsa eleştirinizin haklı olduğunu belirtebilirim ama konu sosyal güvenlik mevzuatı olunca bu kadar değişiklik olması normal. Zira sosyal güvenlik sistemindeki büyük bir reform olalı 5 yıl oldu ve hâlâ çok iyi bir sistem kurgulamak için yasal değişikliklerle müdahale etmek gerekiyor. Ayrıca sosyal güvenlik hukuku dinamik bir hukuk ve her gün yeni ihtiyaçlar yeni olgularla ortaya çıkabiliyor. Bu sebeple sosyal güvenlik mevzuatında zaman zaman değişiklikler olabiliyor. Son torba yasa değişikliği Kamuoyunda ‘Varlık Barışı’ olarak anıldı ama 5510 sayılı Kanun dahil bir çok kanunda bazı değişiklikler oldu. 5510 sayılı Kanun’dakiler genel olarak genel sağlık sigortası ile ilgiliydi. Bugünkü yazımda torba kanunda 18 yaşın altındaki çocukların sağlık hakları ile yapılan düzenlemeleri aktaracağım.18 yaşın altında durum5510 sayılı Kanunda 18 yaşın altındaki bütün çocuklar anne veya babalarının üzerinden Genel Sağlık Sigortalısı (GSS) olabilirler. Ancak bazı 18 yaşın altındaki çocuklar bazı durumlardan dolayı bakmakla yükümlü olamıyor. Bu durumda yasa gereği sağlıktan yararlanmaları gerekirken sistem gereği bu haktan yararlanamıyordu. Torba kanunla değişik sebeplerle ana ya da babası üzerinden sağlık yardımı alamayan, kendileri de GSS’li olamayan 18 yaş altı çocukların kanuni statülerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Getirilen bu hüküm ile birlikte genel sağlık sigortalısı ya da 5510 sayılı Kanun’un 3 üncü Maddesi’nin 10 numaralı alt bendi kapsamında bakmakla yükümlü sayılan kişi kapsamına giremeyen 18 yaş altı çocuklar 60 c-1 bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılmaktadır.Sistemdeki sorunlarMadem kanun gereği bütün 18 yaşın altındakiler GSS’li sayılıyor peki neden yaralanamıyorlar. Bu çocukların yararlanamamaları, sistemin uygulanması ile anlaşılan sorunlar. Bu durumdaki çocuklara örnek; - Anne vefat etmiş ve baba ceza evinde tutuklu/hükümlü, 18 yaş altı çocukları var (Baba ceza evinde olduğu için GSS kapsamı dışında)- Anne ve baba 18 yaşından büyük çocuğundan dolayı bakmakla yükümlü olunan kişiler olmakla beraber, bu GSS’li kardeşi üzerinden bakmakla yükümlü olunmayan 18 yaş altı çocukları var, (Kardeşi üzerinden GSS’li olamayacağı için GSS dışında)- Baba yurt dışında ikamet ediyor, anne ise kendi babasından hak sahibi ve 18 yaş altı çocukları var. (Dedesi üzerinden GSS’li olamayacağı için GSS kapsamı dışında)- Ana ve babası olmayan (vefat etmiş veya gaipliğine karar verilmiş) 18 yaş altı çocuklar var. (GSS’li olamayacağı için GSS kapsamı dışında)Bu durumdaki çocuklar torba kanun sonrasında GSS kapsamında olacak ve sağlıktan yararlanacak. Böylece 5510 sayılı Kanun’un belirttiği gibi bütün 18 yaşın altındakiler Genel Sağlık Sigortalısı sayılmış olacaklar.

Devamını Oku

Günde en fazla kaç saat çalışılır?

18 Mayıs 2013

Okurumuz Bilal G. özel bir güvenlik firmasında güvenlikçi olarak günde 12 saat civarında çalıştığını belirtiyor ve günlük çalışmanın bir üst sınırı olup olmadığını soruyor. İş Kanunu’nda işçi ile işveren arasında yapılan iş sözleşmesindeki asgari ve azami sınırlarının belirlenmesi için hükümler belirlenmiştir.Günde en fazla 11 saatGenel olarak günlük en fazla çalışma süresi 11 saattir. Bu süreye ara dinlenmeleri dahil değildir. Bu süre, yapılan işin ağırlık ve tehlike derecesine, çok fazla enerji harcanmasına göre bazı işler ve kişiler yönünden daha az olabilir. Bununla birlikte; haftalık çalışma saati toplam 45 saattir ve bu sürenin üstünde çalışma fazla mesai olarak işçiye ödenir. Ancak fazla mesainin de yıllık bir üst sınırı vardır. Ve bu da 270 saattir. Diğer bir ifade ile işçi günde en fazla 11 saat çalıştırılabilir. Ancak çalışması haftada 6 günse günlük 7.5 saat, 5 günse 9 saat üzerinden çalışacak ve bunun üzerindeki çalışmalar için fazla mesai ücreti alacaktır.Emeklilikte son 3.5 yıl neden önemli?SORU: 15 yıl Bağ-Kur ödedim. Bağ-Kur’dan emekli olabilmem için daha beklemem gerekmesi sebebiyle 3.5 yıl SSK’lı olmam halinde SSK’dan emekli olabileceğim söylendi. Bu kural nedir? (Murat Taş)CEVAP: Bu, 1.10.2008’den önce sigortalı olmuş bütün sigortalıların emeklilik hesaplamasında kullanılan kuraldır. Buna göre, 1 Ekim 2008’den önce sigortalı olanların emeklilik işlemleri 2829 sayılı ‘Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Kanunu’na göre yapılır. Kanun gereği sigortalının emekli olmadan önceki fiili hizmetinde son 7 yıla bakılarak duruma göre iki farklı şekil tespit edilir. 1- Son 7 yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olana yasaya göre aylık bağlanır.Örneğin, son 7 yıllık fiili hizmet süresi içinde sadece iki kurumda çalışmışsa 1.261 gün (3.5 yılı aşan) hizmetin bulunduğu yasaya göre, 3 yasada çalışmışsa en fazla hizmetin bulunduğu yasaya göre hesaplanır.2- Son 7 yıllık fiili hizmet süresi içinde hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu yasaya göre aylık bağlanır ve ödenir.Örneğin, son 7 yıllık fiili hizmet süresi içinde önce Bağ-Kur’lu olarak 1.260 gün sonra SSK’lı olarak 1.260 gün çalışan sigortalıya SSK şartlarına göre aylık bağlanır.Eksik bildirim fesih hakkı doğururSORU: Özel bir kurumda çalışıyorum. Maaşım itirazıma rağmen SGK’ya eksik bildiriliyor. İş akdimi feshedebilir miyim? (Hakan K.)CEVAP: İşvereninizin sigorta primlerinizi size ödediği ücretten SGK’ya bildirmesi zorunludur. Aksi halde Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü’ne şikayette bulunabilirsiniz ya da İş Mahkemesi’nde dava açabilirsiniz. Bu şikayetiniz ile birlikte SGK müfettişleri iş yerinizde inceleme başlatacaktır. Bu inceleme sonucuna göre SGK sizin sigorta primlerinizi re’sen tekrar düzenleyecektir ve işvereninize cezası ve faiziyle birlikte fatura edecektir. Böylelikle işe giriş tarihinizden beri sigorta primleriniz aldığınız ücret üzerinden gözükecektir. Ayrıca sigorta primlerinizin SGK’ya düşük ücretten bildirilmesi tarafınıza haklı sebeple istifa yani kıdem tazminatınızı alarak işten ayrılma hakkı doğurmaktadır.

Devamını Oku

İşveren ücret zammında keyfi davranabilir mi?

12 Mayıs 2013

Pazartesi günü bazı haber internet sitelerinde ABD’de bir işverenin işçilerine şirket logosunu vücutlarına dövme yapmaları karşılığında zam yapacağını duyurduğunu ve ücret zammını almak için 40 işçinin de logoyu dövme olarak yaptırdığı yazılıydı. ABD yasaları yönünden böyle bir zam politikasının uygulama meşruluğu hakkında bir bilgim yok ama aülkemiz çalışma mevzuatı açısından uygulanabilir değil.Çünkü zamla ilgili politika işverenin bu kadar inisiyatifine bağlı olan bir karar değil. Eğer işveren çalışan işçilerin ücretleri hakkında bir zam artışı düşünüyorsa buna keyfi olarak karar veremez. Zammı belirli performans kriterlerine göre ayarlamalıdır. İşverenin zam vermedeki keyfi tutumunun yanlışlığını izah etmeden önce “işveren işçisinin ücretine zam vermek zorunda mıdır?” hususuna değinmekte yarar var.Taahhüt yoksa yapmazİşveren eğer işçi ile yaptığı bireysel sözleşme veya toplu iş sözleşmesi ile zam yapma taahhüdünde bulunmadı ise, işçisinin ücretine zam yapmak zorunda değildir. Hatta zam yapmama kararı aldı ise bu durum çalışana iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkı kazandırmamaktadır. Ancak zam kararı alınmışsa bu durumda işveren zam miktarını belirli kriterlere göre belirlemek zorundadır.ABD’deki işveren Türkiye’de olsa ve şirket logosunu vücuduna yaptırma şartına bağlı zam yapacağını duyursa bu şart geçerli olur mu?Dövmeliye zam yok (mu)Olmaz... Çünkü işçi ile işveren arasında yapılan sözleşme insan haklarına, kanunlara ve ahlaka aykırı olamaz. Ücrete zam yapılması işverenin yönetim hakkı kapsamında kalan bir husustur. Yönetim hakkı; işverenin keyfi ve tutarsız işlemler yapması anlamına gelmemelidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. Maddesi’nde; “eşit davranma ilkesi” gereği işçinin çalışma performansı, iş disiplini vs. gibi objektif nedenlere bağlı olmadan yapılacak ayrım emsal konumda çalışanlar arasında haksız uygulamalara sebep olur. Emsal işçiler arasında haksız uygulamalara girmek eşit davranma ilkesine aykırılıktır. Keyfi zamma itiraz hakkıİşverenin zam sözü olmadığı halde zam yapılmıyor diye işten ayrılmak haklı ve geçerli neden olmazken zammın keyfi olarak, herhangi bir kriter belirlenmeden yapılmasına itiraz ve işten ayrılma ise haklı ve geçerli nedendir. Eşit davranma ilkesine aykırılığı işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur. Bunun için; öncelikle keyfi olarak diğer emsal işçilere nazaran eksik zam yapılan işçi işverenine; zam uygulamasının keyfi ve hukuka aykırı olduğunu, bu uygulamayı bir an önce değiştirmesi ve eksik olarak ödenen ücretin kendisine ödenmesi gerektiği aksi takdirde sözleşmeyi haklı nedenlerle feshedeceği yönünde PTT veya noter kanalıyla ihtar göndermesi gerekir. Eğer ihtara rağmen zam haksızlığı giderilmezse sözleşmesini feshedebilir, kıdem tazminatına hak kazanır.

Devamını Oku

Prim borcundan mirasçı sorumlu tutulur mu?

4 Mayıs 2013

Okurumuz Levent Gençoğlu babasının 2 ay önce vefat ettiğini, babasına ait işyerinin sigorta prim borçları olduğunu, bundan mirasçıların sorumlu olup olmayacağını soruyor. Bu sorunun cevabında iki borç cinsini göz önünde tutmak gerekiyor. Çünkü borcun mirasçılara geçtiği ve geçmediği durumlar var.Mirasçı sorumluluğuBu açıklama sadece SGK prim borçları için geçerli değil, bütün kamu alacaklarını kapsar. Çünkü; borçlunun ölümünden sonra kamu alacağının tahsil edilme biçimi 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 7’nci Maddesi’nde düzenlenmiştir. Buna göre, borçlunun ölümü halinde, mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında da 6183 sayılı Kanuna göre takibat yapılabilir. Zira, miras içinde şahsın ölümü halinde mirasçılara intikal edebilecek bütün malları, borçları ve hukuki vazifeleri ifade eder. Buna ‘TEREKE’ denir.Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu gereği esas olarak mirasçılar miras bırakanın ölümüyle mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar ancak 3 ay içinde red edebilir. Mirasçılar ölümden itibaren 3 ay içinde mirası red etmezse, borçtan müteselsilen yani hep birlikte sorumlu olur. Kamu alacaklarıMirasın kabullenilmesi halinde mirasçılar, sigorta prim borçları dahil bütün kamu borçlarından sorumlu tutulur. Diğer taraftan, borçlunun ölümünden evvel takibata başlanılmışsa, takibata kaldığı yerden devam edilir.Ölümden önce borçluya ödeme emri tebliğ edilmiş ve takibe başlanılmışsa, terekenin takip edileceği ve mirasçıların durumu dikkate alınmaksızın alacağın terekeden tahsil edilmesi gerekmektedir. Haczedilmiş mal varsa bu haciz devam edecektir. Haciz ve teminat olmayan durumda da ilk aşamada alacağın terekeden tahsil edilmesi gerekir. Tereke borcunu karşıladığı takdirde sorun yoktur. Aksi halde mirası reddetmemiş mirasçılara başvurulur.Ancak yukarıda da belirttiğim üzere burada borcun cinsi önemlidir. Yani borç prim borcu olmayıp, idari para cezası gibi ceza borçlarıysa, Anayasa’daki “...ceza sorumluluğu şahsidir...” ilkesi gereği mirasçılar idari para cezalarından sorumlu olmaz.İş-Kur’un gösterdiği işe gitmeyenin ödeneği kesilirSORU: 10 aydır işsizlik ödeneği almaya hak kazandım ve 3 aydır işsizlik ödeneği alıyorum. 2 gün önce İş-Kur’dan uzmanlığıma uygun bir iş teklifi aldım. Ancak işsizlik ödeneğimin son bulacağı ana kadar özel bir sebepten dolayı çalışmak istemiyorum. İş-Kur’ca ayarlanan bu iş görüşmesine gitmesem işsizlik ödeneğim kesilir mi? (İrem K.)CEVAP: İşsizlik ödeneği alanların, ister kendileri doğrudan, isterse İş-Kur tarafından buldukları işe başlamaları halinde işe başladıkları tarih itibarıyla işsizlik ödenekleri kesilir. Bununla birlikte; durumuna uygun bir işi haklı bir neden olmaksızın reddedenlerin önerilen işi reddettikleri tarih itibarıyla, işverene gönderilenlerden; işe gitmeyenlerle işe kabul edilmesine rağmen başlamayanların, işyerine gönderilme tarihi itibarıyla, işsizlik ödenekleri kesilir ve tekrar başlatılmaz. Ancak, durumuna uygun olmayan bir işi ret edenlerin işsizlik ödeneği kesilmez.

Devamını Oku

8 soruda geriye dönük yıpranma

27 Nisan 2013

Kamuyu bilgilendirmek için görev yapan gazetecilerin yıpranma hakkı 2008’de kaldırıldı, sonra bu hak geri verildi. Aradaki prim farkını ödeyenler bu hakkı kullanabilecek.Kamuoyunu bilgilendirmek, haberdar etmek için bir haber peşinde gece-gündüz koşup, çoğu zaman haber uğruna canlarını hiçe sayar gazeteciler. Yaptıkları iş çoğu kez kelle koltuk gerektirir. Bunun için gazetecilerin bilhassa emeklilik şartlarının kolaylaştırılması için ‘yıpranma payı’ denilen önemli bir hakları vardı. Bu hak 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle kaldırılmıştı. Gazeteciler her fırsatta bu hakkın geri verilmesi için talepte bulundu. Ben de daha önce “Gazetecilere yeniden yıpranma hakkı verilmeli” diye yazmış ve bunun yerinde bir talep olduğunu belirtmiştim. Bu hak bilhassa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in özel çabası ile 6385 sayılı Kanunla yeniden sağlandı. İleriye dönük yıpranma hakkı aynı önceden olduğu gibi 1.2.2013 tarihinden itibaren işverence sigortalı adına Kuruma 32 no’lu belge türü ile bildirilecek. Bununla birlikte; 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 48. Madde gereği; yıpranma hakkına, hakkın kaldırıldığı tarihe kadar geriye dönük yararlanma olanağı da sağlandı. Bugün gazetecilere sağlanan geriye dönük yıpranma hakkı konusunu soru-cevap şeklinde izah edelim.Geriye dönük yıpranma hakkı 52 ayı kapsıyor- SORU 1: Geriye dönük yıpranma hakkından hangi gazeteciler yararlanacak?CEVAP 1: Geçici yıpranma hakkından; Basın Kartı Yönetmeliği’ne göre basın kartı sahibi olmak suretiyle basın ve gazetecilik mesleğinde çalışanlar.Basın Kartı Yönetmeliği’ne göre basın kartı sahibi olmak suretiyle TRT’de haber hizmetinde fiilen çalışanlar yararlanacak.- SORU 2: Geriye dönük yıpranma hakkı hangi dönemi kapsayacak?CEVAP 2: Geriye dönük yıpranma hakkı, hakkın kaldırıldığı 1.10.2008’den hakkın yeniden sağlandığı 1.2.1013 tarihine kadar olan süreyi kapsar. Bu da toplam 52 ay. Bu hak fiilen çalışılan süre için geçerli olacak- SORU 3: Geriye dönük yıpranma hakkı belirtilen sürenin tamamı için mi uygulanır?CEVAP 3: Gazeteciler 1.10.2008 ile 31.01.2013 tarih aralığında fiili hizmet süresi zammı kapsamında fiilen çalıştıkları süreler için bu haktan yararlanacak. Bu sebeple; başka statülerde yapılan çalışmalar, tatiller, izin süreleri vs. kısacası işin riskine maruz olmayacak şekilde fiilen çalışmanın yapılmadığı süreler için yıpranma hakkından faydalanılamaz.- SORU 4: Gazeteci geriye dönük yıpranma hakkından yararlanmak için ne yapmalı?CEVAP 4: Yararlanacak olan gazeteci öncelikle ilgili sosyal güvenlik merkezine sarı basın kartı ekli dilekçesi ile başvurmalı. 1.10.2008 ile 31.01.2013 tarihleri arasındaki çalıştığı ve yararlanmak istediği dönemi, işveren bilgilerini belirtmeli. Bununla birlikte; yıpranma hakkı istediği dönemle ilgili sürelere ait hesaplanacak prim/kesenek farklarını 1.8.2013 tarihine kadar ödemesi gerekir.Hesaplanan farkı sigortalı ödeyecek- SORU 5: Gazeteci 1.8.2013 tarihine kadar başvurmazsa hak düşecek mi?CEVAP 5: Gazeteci hesaplanan prim/kesenek farklarını 1.8.2013’e kadar ödemezse veya bu tarihten sonra başvurursa hesaplanan prim/kesenek farklarını gecikme zammı ve cezası ile ödemek zorunda kalacak. Yani hakkı düşmeyecek.- SORU 6: Geriye dönük yıpranma hakkı isteyen gazeteci prim/kesenek farklarını ödemezse bundan işveren mi sorumlu olacak?CEVAP 6: Geriye dönük sağlanan yıpranma hakkı için kanunda hesaplanan farkın sigortalı tarafından ödenmesi açıkça belirtilmiştir. bu farklar sigortalı tarafından ödenmezse sigortalı bu haktan yararlanamamış olacaktır. İşverenin ödeme yükümlülüğü yoktur.Yatırılacak prim farkı nasıl hesaplanacak?- SORU 7: Gazetecilerce ödenecek prim farkı nasıl hesaplanır?CEVAP 7: Sigortalıların ödeyecekleri prim farkları, işverenleri tarafından 1.10.2008 ile 31.01.2013 tarih aralığında çalışmalarının bildirildiği aylık prim ve hizmet belgesinde kayıtlı prime esas kazanç tutarlarına yüzde 1.5 oran uygulanarak hesaplanacaktır. Örneğin; gazeteci bu yıpranma hakkı almayı düşündüğü dönemde aylık 3 bin lira almışsa ve aylık 45 TL prim ödeyecektir. Bu da tamamı üzerinden düşünülürse 52 X 45= 2.340 TL’dir. - SORU 8: Geriye dönük yıpranmadan yararlanma emeklilik şartlarını nasıl etkiler? CEVAP 8: Geriye dönük sağlanan yıpranma hakkı fiili hizmet zammı şeklinde sağlandığı için 1.10.2008’den önceki itibari hizmet süresinden farklıdır. Önceden itibari hizmet ile yıpranma süresi yaş ve sigortalılık süresini etkilerken, fiili hizmet zammı prim gününe eklenmekte ve yaştan da yarısı kadar düşürmektedir. Bir nevi askerlik, doğum vs. hizmet borçlanması gibi uygulanacaktır.Örneğin; 1.10.2008 ile 31.01.2013 tarih aralığında sürenin toplamı fili hizmet zammı süresi kabul edilse yani 1.560 gün olduğunda; 1.560/4=390 gün yıpranma hakkı olur. Bu süre gazetecinin 390 gün prim gününe eklenir, 390/2=195 günlük süre yaş haddinden düşülür.

Devamını Oku

Ağır işlerde çocuk çalıştırana 1.293 lira ceza kesilecek

24 Nisan 2013

Dün 23 Nisan’dı... Dünya tarihinde ilk defa bir ülke lideri, liderimiz tarafından bizzat çocuklara hediye edilen Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 93’üncü yılı kutlandı. Yine çocuklar şendi, neşe doluydu. Ellerinde bayraklarla, balonlarla bayramlarını yaşadı. Ama dün de bayramı kutlayamayıp çalışmak zorunda kalan çocuklar vardı. Çocuklar, aileleri için ‘geçim kaynağı’, kaçak işçi çalıştırmayı alışkanlık edinmiş işverenler için ‘en ucuz işgücü’ konumuna geldiği için ne yazık ki çalışmak zorunda kalıyor. Çocukların belli bir yaşa kadar çalışma hayatının dışında kalması için başta Anayasamız olmak üzere diğer bütün yasal düzenlemeler de açık hükümler bulunuyor.Yasa çok açıkAnayasa’daki kimsenin yaşına ve cinsiyetine uygun olmayan işlerde çalıştırılamayacağı hükmüne uygun İş Kanunu’nda da, çocukların hangi yaşta ve hangi işlerde çalışacağı açıktır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 182 sayılı Acil Önlemler Sözleşmesi ve Avrupa Birliği’nin 2 Haziran 1994 tarih ve 94/33 sayılı Direktifi’ne uygun olarak çocukların çalışma yaşı İş Kanunu’nun 71’inci Maddesi’nde düzenlenmiştir. Buna göre, 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır.Ancak, 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine, eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilir. Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te çocuk ve genç işçilerin hangi işlerde çalıştırılacakları açıklanmıştır.Mesai saatleri farklıTemel eğitimi tamamlamış ve okula gitmeyen çocukların çalışma saatleri günde 7 ve haftada 35 saatten fazla olamaz. Ancak, 15 yaşını tamamlamış çocuklar için bu süre günde 8 ve haftada 40 saate kadar artırılabilir.Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde 2 saat ve haftada 10 saat olabilir. Okulun kapalı olduğu dönemlerde çalışma süreleri yukarıda birinci fıkrada öngörülen süreleri aşamaz.Ayrıca, 18 yaşından küçük işçilerde, yıllık ücretli izin süresi en az 20 gün olmalı.Örneğin, 16 yaşında bir işçi, hizmet süresi 5 yıldan az dahi olsa, 18 yaşına gelinceye kadar, her yıl için yıllık iznini 14 gün değil 20 gün üzerinden kullanır. Bununla birlikte; çocuk işçiler; yer ve su altındaki işlerde, gece dönemi sayılan 20.00 ile 06.00 saatleri arasında, aşırı soğuk ve sıcak işyerlerinde, ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamaz. Söz konusu yasaklara rağmen bu şartlarda çocuk işçi çalıştıran işverenler hakkında 2013 yılında 1.293 TL para cezası uygulanacak.

Devamını Oku

Fazla mesainin fazlası yasak!

20 Nisan 2013

Çalışma hayatında en çok şikayet edilen konulardan biri de işçilerin fazla çalıştırılmasıdır. Bu konuyla ilgili yasal mevzuat her ne kadar kesin olsa da, işverenler fazla çalışmanın üst sınırını kendileri belirlemek ister. İş Kanunu’na göre, Türkiye’de haftalık normal çalışma süresi 45 saattir. Bu sürenin, günde 11 saati aşmamak koşuluyla, işyerinde haftanın çalışılan günlerine farklı bir şekilde dağıtılabileceği kabul edilir. Bunu aşan süreler fazla çalışma ya da fazla mesai olarak adlandırılır.Fazla çalışma süresi, bu belirtilen miktarlar üzerinden hesaplanır. İş Kanunu’nun 41’inci Maddesi ve bu maddeye göre çıkarılan yönetmelikte, fazla çalışma, ‘Yasada yazılı koşullar çerçevesinde haftalık 45 saati aşan çalışmadır’ diye tanımlanıyor. Böylece, artık fazla çalışmanın belirlenmesinde günlük değil, haftalık çalışma süresinin esas alınması benimsenmiştir.270’ten fazla olamazAncak haftanın 5 iş gününde 9 saat çalışılan işyerlerinde günde 2 saat, haftanın 6 iş gününde 7.5 saat çalışan işyerlerinde günde 3. 5 saat olarak fazla çalışma yapılabilir. Yine fazla çalışma sürelerinin toplamı 1 yılda 270 saatten fazla olamaz. Fazla çalışma durumunda ise yarım saatten az çalışmada yarım saat, yarım saati aşan çalışmada bir saat kabul edilir. ‘Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarın yüzde 50 yükseltilmesi suretiyle ödenecektir’ denilir. (İş Kanunu 41/2 Yönetmelik Madde 4)Örneğin, saati 10 TL ye çalışan işçi, fazla mesai olarak bir saatini 15 TL olarak almalıdır.Fazla çalışmaya yazılı izinFazla saatlerde çalıştırmak için işçinin yazılı onayının alınması gerekir. Fazla çalışma ihtiyacı olan işveren, bu onayı her yılbaşında işçilerden yazılı olarak alır ve işçi özlük dosyasında saklar.(İş Kanunu 41/7 Yönetmelik 9) Ayrıca işveren, fazla çalışma yaptırdığı işçilerin çalışma saatleri gösteren bir belge düzenlemek, imzalı bir suretini işçinin özlük dosyasında saklamak zorundadır. Fazla çalışma ücretinin, normal çalışma ücretiyle birlikte ödenmesi gerekir. İşveren, normal ücrette olduğu gibi fazla mesai ücretlerini de 20 gün içinde ödemekle yükümlüdür.Mesai hakkınızı koruyunİşçinin ücret bordrolarında fazla çalışma sütunu bulunduğu halde bu sütunun boş bırakılması, işçinin fazla mesai yapmadığının kanıtı değildir. İşçi böyle bir bordroyu imzalamış olsa dahi fazla mesai hakkından vazgeçmesi söz konusu değildir. Buna karşılık, işçinin bordrosunda açıkça fazla çalışma yapılmadığı belli olan veya bir kısım işçilerin fazla çalışma ücretine hak kazandıkları yazılı bulunan, kendisi fazla mesai yaptığı halde bordrolarında ücret tahakkuk ettirilmediğini gören işçi bordroyu ‘ihtirazi kayıt’ ileri sürerek imzalamak zorundadır.Bunun gibi, fazla çalışma yapılıp ücretinin alındığı bazı aylarda ise fazla çalışmanın yapılmadığı görülüyorsa, ihtirazi kayıt koymayarak bordroyu imzalayan işçinin artık fazla mesai ücreti talep etmesi söz konusu olamaz. İşçi bu durumda fazla çalışma ücreti talep ettiği takdirde iddiasını yazılı delil ile kanıtlamak zorundadır. Aksi halde mahkeme işçinin fazla mesai taleplerini kabul etmeyecektir. Kısacası işçinin bordrosunda fazla çalışma ücreti yoksa ve işçinin fazla çalışması da söz konusu ise işçi bu çalışmasını tanıkla ispatlayabilir. Bu şekilde işçinin tanıkla fazla mesai ücretini ispatlaması söz konusu olduğunda, işveren işçinin fazla mesai yapmadığını değil, fazla mesai ücretlerini işçiye ödediğini yazılı belgeyle ispatlamak zorundadır.

Devamını Oku