30 Mart 2014 ‘te yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimleri yaklaşıyor. Aday adayları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bu süreçte kamu görevlileri de aday olmak için kurumlarından istifa ediyor. 29 Kasım’a kadar istifalar devam edecek. 298 sayılı Kanun’un ek 7. Maddesi’ne göre; yüksek mahkeme üyeleri, hakimler, savcılar ve bu meslekten sayılanlar ile subay ve astsubaylar hariç olmak üzere; aday ve aday adayı olan devlet memurları ve diğer kamu görevlileri, adaylığı veya seçimi kaybetmeleri halinde, Yüksek Seçim Kurulu’nca seçim sonuçlarının ilanını takip eden 1 ay içinde müracaat etmeleri kaydıyla eski görevlerine veya kazanılmış hak aylık derecelerindeki başka bir göreve dönebilecek. Söz konusu döneme baktığımızda yaklaşık 6-7 ay memuriyetten ayrı kalmış olacaklar.Sağlıkta 100 gün, haklarıKanunun 9. Maddesi gereği 4/c’li sigortalıların ayrıldıkları tarihten itibaren sigortalılıkları sona erer. Ancak kanunun 67. Maddesi gereği; Genel Sağlık Sigortalısı (GSS) sayılanlar, zorunlu sigortalıklarının sona erdiği tarihten itibaren 10 gün süreyle GSS’den yararlanır.Bu kişilerin sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten geriye doğru 1 yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılıkları varsa, sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten itibaren 90 gün süreyle bakmakla yükümlü olduğu kişiler dahil sağlık hizmetlerinden yararlandırılır. Buna göre memurun seçim sebebi ile istifa ettiği tarih itibari ile geriye doğru bir yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılıkları varsa 10+90=100 gün daha sağlıktan yararlanırlar. 100. günden sonra yararlanmazlar. Bu da seçim sonucu olan 30 Nisan 2013’e kadar yaklaşık 3-4 aylık süre zarfında sağlıktan yararlanamayacakları anlamı çıkmaktadır. Bu süreçte eğer seçim sebebi ile istifa eden memur eş, çocuk, anne veya babası üzerinden bakılmakla yükümlü statüde olursa onların üzerinden sağlıktan yararlanabilecektir.Göz ardı edilmemeliBakılmakla yükümlü statüde değilse bu durumda genel sağlık sigortası açısından tescilinin yapılması için istifa ettiği 100. günü takip eden 1 ay içinde gelir tespiti yaptırması ve gelir tespitinin sonucuna göre GSS’li olması gerekir. Ya da doğrudan SGK’nın ilgili müdürlüğüne başvurarak ‘Kişi başına düşen gelir durumum aylık asgari ücretin 2 katının üstünde’ diye belirtilmesi halinde gelir tespitine gerek olmadan GSS olunur. GSS ile ilgili başvuru olmaması halinde SGK tarafından kişi re’sen tescil edilir ve adına genel sağlık sigortası borcu tahakkuk eder. Ateşli seçim atmosferine girilirken memur adayların bu sorunu göz önünde tutmaları gerekir. Umarım bütün adaylar sorunsuz bir seçim süreci yaşarlar ve seçim sonuçları ülkemiz için hayırlı olur.
Son günlerde evde çalıştırılan yabancı bakıcılar için nasıl çalışma izni alınacağı, ücretl ve sigorta bildirimlerinin ne olacağı tartışılır oldu. Bugün yabancı bakıcılar başta olmak üzere Türkiye’de çalıştırılacak yabancılar için çalışma izninden sigortaya birkaç soruya yanıt vermeye çalışacağız.Yabancıların Türkiye’de sigortalı olması zorunluSORU: İşverene bağımlı olarak çalışacak yabancıların sosyal güvenliği nasıl sağlanır?CEVAP: Sosyal güvenlik mevzuatına göre Türkiye’de sigortalı olmak için TC vatandaşı olmak gerekli değildir. Çalışan yabancılar da sigortalı yapılması zorunludur.. Gerekli çalışma izinleri alınan yabancı, bir işverene bağlı olarak çalışacaksa diğer işçiler gibi 4/a’lı (SSK’lı) olarak sosyal güvencesi sağlanacaktır. Yabancıların sigorta bildirimleri kendilerine verilen geçici kimlik numaraları ile yapılır. Yabancı ev hizmetlerinde çalıştırılacaksa ev adresinde işyeri dosyası tescil edilmeli ve sigortalı bu işyeri dosyasından bildirilmelidir. Çalışma izninin alınmasını müteakip 7 gün içerisinde yabancı şahsın sigortalı giriş kaydının yaptırılması zorunludur. Bu işlem için işveren konumundaki şahsın ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu il müdürlüğüne başvuru yaparak işyeri kaydı yaptırması ve yabancı şahsın sigortalılığını başlatması gerekmektedir.SORU: Bağımsız çalışan yabancıların 4/b’li olmaları gerekir mi?CEVAP: Yabancı kendisi ülkemizde gerekli çalışma izninden sonra kendisi adına bir işyeri açarsa, şirket ortağı olursa yani bağımsız çalışacaksa bu durumda da 4/b’li (BAĞ-KUR’lu) olarak sosyal güvencesi sağlanacaktır. Kendi ülkesinde sosyal güvenliği olan yabancının bunu belgelemesi halinde sigortalılığı ile ilgili muafiyet tanınır.Çalışma izni olmadan yabancı çalıştırmanın cezası 7.325 TLSORU: Yabancıların çalışma izni ile ilgili hükümlere uymayan yabancı ve işverenlere nasıl bir yaptırım uygulanır?CEVAP: Çalışma izni olmayan yabancıyı çalıştıran işverenlere her bir yabancı için 7 bin 325 TL, çalışma izni olmaksızın çalışan yabancıya ise 731 TL idari para cezası uygulanır. Yukarıda sayılan fiillerin tekrarı halinde idarî para cezaları bir kat artırılarak uygulanır. Bununla birlikte; yabancı çalışan sınır dışı edilir ve kaçak yabancı çalıştıran işveren, yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderleri ile ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorundadır. Ayrıca sigortasız çalıştırma ile ilgili idari para cezası da uygulanır.Yabancı çalışan nasıl sigortalı olur?SORU: Yabancı bakıcı gibi ev hizmetlerinde çalıştırılan yabancıların sigortalılığı için farklı bir düzenleme var mıdır?CEVAP: Yabancı bakıcılar gibi ev hizmetlerinde çalıştırılacak olan yabancıların gerek çalışma izinlerinin alınmasında gerekse sigortalı olmalarında diğer yabancıların tabi olduğu kurallara tabidirler. Ancak yabancı bakıcı gibi ev hizmetlerinde çalıştırılan yabancılarla ilgili sigorta primi en az 3 asgari ücret olarak bildirilmelidir. Ayrıca ev hizmetlerinde çalıştırılacak yabancı bekarsa kadınsa çalıştıracak işverende bekar erkekse bu durumda yabancı kadın için Bakanlık tarafından çalışma izni verilmemektedir.SORU: Sigortasız çalıştırılan yabancılarla ilgili işverenlere uygulanacak olan yaptırım nedir?CEVAP: Çalışma izni alınmadan ya da çalışma izni alınmış olmasına rağmen sigortasız yabancı işçi çalıştırıldığı tespit olunması halinde SGK işverene her sigortasız yabancı için 2 asgari ücret idari para cezası uygular. Geriye dönük bir saptamada da bulunulmuşsa, sigortalı işe giriş bildirgesi haricinde prim belgelerinden dolayı da her ay için 2 asgari ücret tutarından idari para cezası uygulanır.
Www.isvesosyalgüvenlik.com internet adresini daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama çalışma mevzuatı ile ilgileniyorsanız muhakkak ziyaret etmelisiniz. Sitede, sıkılmadan okuyacağınız, mevzuat dilinden arındırılmış güzel yazılara yer veriliyor. Bu yazılardan birisini sağlık yardımı alınabilmesi için GSS prim borcu olmaması gerekenlerle ilgili yazıyı sizinle paylaşıyorum.5510 Sayılı Kanun uyarınca bazı kişilerin Genel Sağlık Sigortası’ndan (GSS) yararlanabilmesi için, sigortalı olarak kayıtlı olmaları ve geriye dönük bir yıl içinde en az 30 günlük sigortalarının bulunması yanında ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu’na borcunun bulunmaması gerekir. Bunlar, primlerini kendileri ödemekle yükümlü olan kişilerdir. Örneğin işçilerin yani 4/a kapsamındaki sigortalıların primlerini kendileri değil işverenleri ödemek zorunda olduğundan, işverenin Sosyal Güvenlik Kurumu’na borcu olsa dahi 4/a kapsamında sigortalı olan kişi bu borçtan etkilenmeden sağlık yardımı almaktadır, çünkü prim ödeme yükümlüsü kendisi değildir.Kimler yararlanabiliyor?Genel Sağlık Sigortası yardımlarından yararlanabilmeleri için borcu olmaması gerekenler şunlardır;- 4/b yani Bağ-kur kapsamında sigortalı olanların- Sadece genel sağlık sigortasına tabi olup gelir testi sonucu aylık geliri asgari ücretin üçte birinden fazla çıktığı için primlerini kendileri ödemesi gerekenlerin- Tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalışmaları nedeniyle 5510 Sayılı Kanunun Ek 5’inci maddesi kapsamında sigortalı olanlarınn 5510 Sayılı Kanun’un Ek 6’ncı maddesi kapsamında sigortalı olan ticari taksi, dolmuş ve benzeri nitelikteki şehir içi toplu taşıma aracı şoförleri ile düşünür, yazar ve sanatçıların diğer şartlar yanında hastaneye gittiği tarihte tecil ve taksitlendirmeleri devam edenler hariç 60 günden fazla prim ve prime ilişkin her türlü borcunun bulunmaması gerekir.Bununla birlikte; - İsteğe bağlı sigortalı olanların,- Yabancı ülke vatandaşlarınındiğer şartlar yanında sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihte prim ve prime ilişkin her türlü borcunun bulunmaması, yabancı uyruklu öğrencilerin ayrıca bir öğretim dönemine ilişkin genel sağlık sigortası primlerinin tamamını öğrenim gördükleri üniversitenin öğrenim dönemi başından itibaren bir ay içinde ödemeleri, gerekmektedir. Yukarıda yer alan şartlar, genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişiler yani sigortalı üzerinden sağlık yardımı alan eş, çocuk ve ana baba için de geçerlidir.
Muvazaalı boşanma sonucu yetim aylığını alan kadının aylığı kesilirken resmi nikah olmadan evli hayatı yaşayan kadına bağlanmış yetim aylığı kesilmez. Yetim aylığı kızın evlenmesi veya sigortalı olması halinde kesilir.. Okurumuz Gül hanım nikahsız bir kişi ile yaşayan ve babasından kalma yetim aylığı alan üvey kardeşi ile ilgili bilgi almak istiyor. Gönderdiği mailinde “annem ve kız kardeşim var, onlara vefat eden babamın aylığı bağlandı. Bir de babamın önceki eşinden doğma bir kızı daha var ve ona da annemin aylığı kesinti yapılarak aylık bağlandı. Ancak babamın diğer eşinden doğma kızı bir kişi ile dini nikahla (resmi nikahsız) evli olarak yaşıyor ve bir de çocuğu var. Buna rağmen aylık alabiliyor. Annemin aylığı onun yüzünden kesildiği için bunu daha önce SGK’ya şikayet ettik ama aylığını kesmediler. Normalde kesilmesi gerekmez mi? Babasının aylığını almak için kocasından boşanıp beraber yaşayan kızların yetim aylığı kesilirken babamın önceki eşinden doğma nikahsız biri ile yaşayan kızının aldığı yetim aylığı neden kesilmez? Bu şekilde nikahsız yaşayanlar ödüllendirilmiş olmuyor mu?” diye soruyor. Muvazaalı boşanma Daha önceki yazılarımda belirttiğim üzere geçim derdi gibi sebeplerle sırf babasının aylığını alabilmek için kocasından hukuken boşanan ama beraber yaşamaya devam eden kadınların boşanmaları SGK tarafından muvazaalı boşanma sayılıyor. Ve kadınların bu yolla aldıkları yetim aylıkları SGK tarafından tespit edildiğinde kesilir. Sadece kesilmekle kalmaz tespitin yapıldığı tarihten dava tarihi itibarine kadar ki bütün alınan aylıklar faiziyle geri alınır. Hatta bu sürede bu aylıktan dolayı sağlıktan yararlanılmışsa bu masraflar da kadından geri alınır. Şimdi gelelim okurumuz Gül hanımın üvey kardeşinin durumuna; Evet muvazaalı boşanma sonucu yetim aylığını alan kadının aldığı aylık kesilirken resmi nikah olmadan evli hayatı yaşayan kadına bağlanmış yetim aylığı nikahsız yaşadığı gerekçesiyle kesilmez. Zira kız çocuklarına bağlanan yetim aylığı kızın resmi olarak evlenmesi veya sigortalı olarak çalışması halinde kesilir. Bunun için okurumuz Gül hanımın üvey kardeşinin hiç resmi nikah yapmadan başından beri dini nikahla yapmış olduğu evlilikten dolayı yetim aylığı kesilmez. Belki bu durumda olanların da aylığının kesilmesi için yasal bir düzenleme yapılabilir. Aylıklar nasıl bağlanır? Bunun haricinde Gül hanımın üvey kız kardeşe bağlanan aylık için annesine bağlanan aylıktan kesinti yapıldığı iddiası ile ilgili düzeltme yapmak gerekir. Kanuna göre dul eşe çalışmaması, SGK’dan aylık almaması ve başka hak sahibi olmaması halinde yüzde 75 oranında aylık bağlanır, ama dul eşin haricinde aylık alacak hak sahibi olması halinde dul eşe yüzde 50, hak sahibi olan çocuklara yüzde 25 oranında aylık bağlanır. Bunun için Gül hanımın öz kız kardeşi ve üvey kız kardeşinin yetim aylığı almasından dolayı annesinin aylığı yüzde 50 oranında ödenir. Daha sonra iki kız kardeşin de aylık almaları sona ererse annesine yüzde 75 oranında ödenecektir. Hem annemden hem babamdan yetim aylığı alabilir miyim? SORU: 2005 Yılında eşimden boşandım. Herhangi bir işte çalışmıyorum. Anne ve babam her ikisi de emekli sandığından emekli oldu. Anne ve babam vefat ettiklerinde her ikisinin de aylıkları bana yetim aylığı olarak bağlanır mı? Benden başka hak sahibi kardeşim bulunmamaktadır. (Selcen B.) CEVAP: Annenizin ve babanızın vefat etmeleri halinde her ikisinin de emekli aylığı size yetim aylığı olarak bağlanır. Başka kardeşiniz olmadığı için de size; anne ve babanızın her ikisinin aylığının %50’si oranında SGK tarafından aylık bağlanacaktır. Hizmet İşveren Sendikası’ndan açıklama 22.09.2013 tarihli “Taşeron işçiye tazminat için kanun değişmeli” başlıklı yazımda Kamu İhale Kanuna (KİK) göre yaptırılan işlerde çalıştırılan taşeron işçilerin kıdem tazminatı hakkından yararlanmaları için KİK’da değişiklik yapılması ve kıdem tazminatının da maliyet olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştik. Bu yazımıza istinaden Hizmet İşveren Sendikası’ndan gelen mailde yazımda belirttiğim hususa paralel bir açıklama geldi. Sendika; “Kıdem Tazimatı Fonu devreye sokulmalı, alt işverenlere yıllardır ödenmeyen kıdem tazminatı alacakları fona devredilmeli, İhale mevzuatı değiştirilerek kıdem tazminatını da içeren tam işçilik maliyeti esas alınmalı ve devlet alt işverenden alacağı hizmet bedeline kıdem tazminatını da eklemeli” diye kıdem tazminatına ilişkin 4 öneri getiriyor.
Bugünlerin sosyal güvenlik gündemi; ev hizmetinde çalışanların sigortalı olup olmaması konusu. Ev hizmetlerinde çamaşır ve bulaşık yıkama, ütü, cam silme, yemek yapma gibi evin gündelik işleyişine yönelik belirli aralıklarla gelip hizmet eden ve gündelikçi olarak tabir edilen kadınların nasıl sigortalı olması gerektiği tartışılıyor. Bazı uzmanlar bu kişilerin kanunen sigortalı olmaması gerektiğini söylerken, bazı uzmanlar da bu şekilde çalışanların temizliğe geldiği gün kadar sigortalı olması yönünde görüş belirtti. Hatta bu kişilerin sigortalı olması gerektiğini iddia edenler, bu kişileri sigortasız çalıştıran ev sahiplerini bir anda ‘sigorta prim kaçakçısı’ olarak ilan etti. Son olarak da dün iktisatçı Ege Cansen üstadımız köşesinde ev hizmetlerinde gündelikçi olarak çalışanların ev hizmeti yaptıkları evin sahibi ile aralarında işçi-işveren ilişkisi olmadığını, bu kişilerin 4/b sigortalısı olmaları gerektiğini belirtti. Ev hizmetlerinde çalışanların sigortalılığı ile ilgili işin aslı yani mevzuattaki düzenlemesi şu şekilde... İşin aslı... 5510 sayılı Kanun’un 6. Maddesi’nde ev hizmetlerinde süreksiz ve ücretsiz çalışanların sigortalı sayılmamaları belirtilmiştir. Bu tanım çok istisna ve bir o kadar da ev hizmetine gelip de ücretsiz çalışma hali biraz garip bir tanımlamadır. Bu madde de daha çok büyük evlerde dadı, aşçı, bahçıvan, şoför vs. olarak çalışanların dışındakiler kastedilmiştir. Ki bu kişiler bu evlerde sürekli çalıştıkları için zaten sigortalı olmaları gerekir. Ve bu kişilerin işyerleri; çalıştıkları evdir. Ayrıca temizlik için gelinse dahi temizlik yapılan yer dükkan, fabrika, iş hanı, dernek binası vs. gibi ev haricinde bir yerse bu kişilerin de sigortalı olmaları gerekir. Zira kanunda muafiyet için sadece ev hizmetleri belirtilmiştir. İşçi-işveren ilişkisi Buna göre; eve çalışmaya gelen gündelikçi eğer aynı kişi ise ve belirli periyotlarla geliyorsa geldiği gün kadar sigortalı olmak zorundadır. Bu şekilde gelen gündelikçi ile ev sahibi arasında bir hizmet sözleşmesi oluşmuş ve işçi ve işveren ilişkisi doğmuştur. Yani evini temizletmek isteyen kişi hem tanıdığı ve güvendiği için hem yaptığı işi beğendiği için her zaman aynı kadını evine çağırıp temizletir. Uygulama bu şekilde iken bu çalışan gündelikçilere ödenen ücretin gider belgesi (bordro, makbuz, fatura) vs. yoktur ve bu kişiler de sigortasız çalışmaktadır. Bu durumda hem gündelikçi olarak çalışan için hem de bu kişiyi çalıştıran için de sorun oluşturacaktır. Örneğin gündelikçinin ev hizmetini yaptığı evde cam silerken düşmesi halinde geçirdiği kazanın iş kazası olarak sayılacak ve iş kazası ilgili yaptırımlara ev sahibi muhatap olacaktır. Bu durum apartman, site vs. gibi yerlere de temizliğe gelen gündelikçiler için de geçerlidir. Sigortalı olur mu? Yazının başında belirttiğim tartışmaya ek olarak ben de gündelikçi olarak çalışanlara aynı taksi şoförleri, dizi oyuncuları, vergiden muaf çalışanlara tanınan sigortalılık hakkı gibi bir hak sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu sayede gündelikçi olarak çalışanlara kolay sigortalı olma yolları açılır. Ve bu kişilerin kendi istekleriyle sosyal güvence içinde olma yolları sağlanır. Diğer türlü hiçbir ev sahibi ayda birkaç gün evine temizliğe gelen gündelikçisi için SGK yönünden bildirge vermek, prim ödemek vs. gibi yükümlülükleri yerine getirmeye yanaşmak istemeyeceğinden şimdiki gibi kayıtdışı çalıştırmak isteyecektir.
Okurumuz Şafak Bey mailinde; “3 yıl 4 aydır özel bir şirkette çalışıyordum. Şirketin merkezi İstanbul. Ben İzmir’de ikamet edip, Ege ve Akdeniz bölgeleri satış sorumlusuydum. 4.10.2013 tarihinde, ‘Sorumlusu olduğunuz bölgelere ait satış faaliyetleri artık merkez ofisimizden yürütülecektir’ ibaresiyle, kıdemi ihbar vs. yasal alacaklarımın ödeneceği bilgisiyle işime son verdiler. 6 gün sonra yerime başkasını başlattılar. İşe iade davası açamıyorum. Bu fesih sizce kötü niyetli fesih değil midir? Kötü niyet davası nasıl açabilirim?” diye soruyor.Şafak Bey, hakkınızda uygulanan fesih, çok açık bir şekilde kötü niyetli fesihtir. Ancak kötü niyetli fesih ve davası kısmına geçmeden evvel yazınızda işe iade davası açamıyorum diye belirttiğinizden bu konuda küçük bir açıklama yapmak gerekir. Yazınızdan işe iade davası için yeterli kıdeme (en az 6 ay) sahip olduğunuz ve işveren vekili statüde olmadığınız anlaşılıyor. İşyerinde de en az 30 işçi varsa (Bu sayıya işyerinin aynı iş kolundaki bütün işçileri dâhildir, şehir önemli değildir.) işe iade davası açabilirsiniz. İşe iade davası açmak için 4.11.2013 tarihine kadar vaktiniz var. 1 aylık süreden sonra dava açamazsınız, hakkınız düşer. Ve yazınıza göre de işe iade davasını kazanırsınız. Size 4 aya kadar ücret ödenir ve eğer işe başlatılmazsınız ek olarak da 8 aya kadar da tazminat ödenir.Yazınızda belirttiğiniz üzere iş güvencesi kapsamında değilseniz ve işe iade davası açamıyorsanız İş Kanunu 17/6. Maddesi gereği işverenden 3 aya kadar ‘Kötü niyet tazminatı’ talep edebilirsiniz. Bunun için şirket merkezi veya şubesinin olduğu ilde iş mahkemesinde kötü niyet tazminat davası açabilirsiniz. Kötü niyet tazminatı 2 koşula bağlıdır.İlki; iş güvencesi kapsamı dışındaki işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından kötü niyetle feshi. Diğeri ise işçinin, kötü niyeti somut olayla ispat etmesidir. Sizin bu iki koşulu da sağladığınız aşikar.İş Kanunu hükümlerinde kötü niyet tazminatının tabi olacağı zamanaşımı ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Borçlar Kanundaki genel zaman aşımının uygulanması gerekir ve bu durumda 10 yıllık zaman aşımına tabidir.İşten ayrılınca ne kadar süre sağlıktan yararlanabilirim?SORU: Yaklaşık 2 yıldır sigortalı olarak çalışıyordum. İşten ayrıldım. Ne kadar süre daha sağlıktan yararlanabilirim? (Alper Öz)CEVAP: Bütün sigortalılar işten ayrıldıktan itibaren 10 gün süreyle Genel Sağlık Sigortası’ndan yararlanır. İşten ayrılmadan geriye doğru bir yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılığınız varsa, 10 günden sonra 90 gün daha bakmakla yükümlü olduğunuz kişiler dâhil sağlık hizmetlerinden yararlanırsınız. Dolayısıyla işten ayrıldıktan itibaren 100 gün daha sağlık hizmetini alabilirsiniz. Ancak 100 günün sonunda işe girmezseniz 100’üncü günü takip eden 1 ay içinde mutlaka gelir testine girmeniz gerekir.İş Güvenliği Uzmanlığı sınavı ertelendi23 Kasım 2013 tarihinde yapılacak olan İşyeri Hekimliği ve İş Güvenliği Uzmanlığı Sınavı 14 Aralık 2013’e ertelendi. Daha önce sadece Ankara’da yapılan sınav, 14 Aralık 2013 tarihinden itibaren sınava girecek adayların çokluğu nedeniyle Ankara haricinde İstanbul, İzmir, Adana ve Bursa olmak üzere 5 merkezde yapılacak.
Okurumuz Hülya Bengü gönderdiği mailinde, “1965 doğumluyum. 13.07.1985’de memur olarak çalışmaya başladım. 1988’de oğlum doğunca memuriyetten istifa etmek zorunda kaldım. 21.4.1994’de bu sefer SSK’lı olarak çalışmaya başladım. 1997’de ikinci oğlum doğdu. Doğumdan sonra yine işi bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra yeniden SSK’lı olarak çalışmaya başladım. Şu an memuriyet süremle birlikte yaklaşık 4 bin günüm var. 42 yaş ve 5.075 günü doldurarak emekli olabileceğimi öğrendim. Yaşı doldurdum. Prim günümü de doğum borçlanması yaparak doldurabilir miyim?” diye soruyor.Evet, öncelikle öğrendiğiniz gibi 42 yaş ve 5.075 günü doldurarak emekli olacaksınız. Prim günü doldurmak için sadece SSK’lı olarak çalışmaya başladıktan sonra yaptığınız doğumu borçlanabilir, memuriyetiniz döneminde yaptığınız doğumu borçlanamazsınız. Mevcut Kanuna göre sadece SSK’lı olduktan sonra kadın sigortalının yaptığı 2 doğum için toplamda 4 yıl borçlanma hakkı var. Bunun için 1997’de doğan oğlunuz için 2 yıl (720 gün) borçlanabilirsiniz.Bununla birlikte; kadın istihdam teşvikleri için yapılması düşünülen yeniliklerden birisi de doğum borçlanmasının kapsamının genişletilmesidir. Kapsam genişletildiği takdirde memurken veya Bağ-Kur’luyken olan doğumların da borçlanılması sağlanacak. Bu değişiklik olursa her 2 doğum için de eksik gününüz kadar borçlanma yapabilirsiniz.Evlenme ödeneğinden nasıl yararlanabilirim?SORU: Annem ve ben, babamın vefatından dolayı maaş alıyorduk. Çalışmaya başladığım için benim maaşım annemin maaşına kesintili olarak eklendi. Yakında düğünüm var. Nasıl evlenme ödeneği alabilirim? (Aylin K.)CEVAP: Annenizin maaşına eklenen maaş, sizin çalışmaya başladığınız için alamadığınız maaştır, bu hisse annenizin hissesine eklenir. Yani oran yüzde 75’e çıkarılmış. Sizin evlenme ödeneği alabilmeniz için aylık alıyor olmanız gerekirdi. Bunun için evlenme ödeneği alamazsınız. Ama düğün öncesi işinizden ayrılırsanız ve aylık yeniden size bağlanırsa bu durumda evlilikten dolayı evlenme ödeneği alabilirsiniz. Bu durumda 2 yıl süreyle bu maaş annenize yansıtılmaz. Yani siz 2 yıllık maaşınızı peşin almış olursunuz.‘Başka şehirde çalıştırma’ teklifi yazılı bildirilmeliSORU: Büyük bir şirkette çalışıyorum. İşyeri departmanımız farklı bir ile nakledilecek. Bu konuda şifahen bilgi verildi. Başka bir ile gitmek istemiyorum. Bu sebeple ayrılsam kıdem tazminatı alabilir miyim? (S.Ç.)CEVAP: Sözleşmenizde özel bir hüküm yoksa başka şehirde çalışma değişikliği, çalışma koşullarında esaslı değişikliğe girer. Bu değişikliğin size yazı ile bildirilmesi gerekir. Kabul etmemeniz halinde işveren sizi başka bir birimde görevlendiremeyecekse ihbar ve kıdem tazminatını ödeyerek sizi işten çıkarabilir. Ancak belirttiğim üzere bu durumun size yazılı bildirimi şart. Bundan önce işten ayrılmayın, zira bu sefer siz istifa etmiş olursunuz.
Başlıkta bahsettiğim konu özel sigortalara ait bir kampanya değil. Bu uygulama SGK’nın belli sigortalılar için uyguladığı bir ödeme imkanı. Burada maksat, primlerini vadesi gelmeden bir defada ödemek isteyenlere getirilen kolaylık ve kurum kasasına daha fazla aktarmak. Buna uygulamada ‘erken ödeme’ indirimi deniliyor.Kimler yararlanabilir?Erken ödeme indiriminde bireysel sigortalı ve ödeme yükümlüler yararlanabilir. Buna göre;- 4/b (Bağ-kur) sigortalılar ( şirket ortakları, vergi mükellefleri, tarım Bağ-Kur’lular, muhtarlar vd.)- 4/b (Bağ-Kur) sosyal güvenlik destekleme primi ödeyenler,- İsteğe bağlı sigortalı olanlar,- Genel Sağlık Sigortası’na prim ödeyen yabancılar,- Gelir tespitine göre genel sağlık sigortalısı olanlar,Erken ödeme indiriminden yararlanabilir.İndirim nasıl uygulanır?Erken ödeme indiriminde süre sınırı bulunuyor. Bu sebeple; erken ödeme indirimi sadece ‘360 günlük’ ödeme süresi için geçerli. Yani erken ödeme indiriminden yararlanacak sigortalı sadece bu süre için erken ödeme indiriminden yararlanacak daha uzun süreli erken ödeme indirimi uygulaması olmayacak. Bu durumda örneğin; isteğe bağlı sigortalı olan biri 360 günlük süreyi peşin ödeyebilecek. Bu şekilde peşin olarak erken ödemesi halinde erken ödenen prime her ay için yüzde 4 indirim uygulanacak.Bu oranın belirlenmesi arttırılmasından Bakanlar Kurulu yetkili. İndirim hesaplanırken, aylık yüzde 4 oranına göre, günlük indirim hesaplaması da yapılabilecek. Günlük indirim hesaplamasında 5510 sayılı Kanun gereği bir ay 30 gün olarak kabul edildiğinden yüzde 4’ün 1 günlük indirim bedeli 30 gün üzerinden hesaplanacak. Bu durumda aylık bazda erken ödeyenin primi yüzde 4 daha az hesaplanacak. Ancak hemen belirtmek gerekirse; erken ödeme yapıldı diye erken ödenen günler sigortalının hesabına (4/b sigortalısı veya isteğe bağlı sigortalı) hizmet günü olarak yazılmayacak. Örneğin; 1 Ekim 2013 itibarıyla takip eden 6 ayın parasının erken ödenmesi sadece indiriminde yararlanılmasını sağlayacak erken ödenen 6 ayın hizmeti süresi geldikçe hizmet dökümüne işlenecek.Tahminlerin üzerindeSGK’nın son birkaç yıldır uygulamaya koyduğu düzenlemeler ile topladığı prim gelirleri beklenenin üzerinde oluşmuştu. 2013 yılının ilk 6 ayında bütçe tahminlerine göre yüzde 5.03 üzerinde gerçekleşen SGK prim gelirleri, 55 milyar 684 milyon lira oldu.Erken ödeme indiriminde de amaç prim tahsilatının daha da fazlalaştırılması olduğundan erken ödeme indiriminin oran olarak daha cazip hale getirilmesi sağlanabilir. Bunun haricinde erken ödeme indirimi işçileri adına sigorta primi ödeyen işverenler içinde uygulanabilir.