Gelecek yasama döneminde düzenleme bekleyen konulardan en önemlisi taşeron işlerde çalışan işçilerin Kıdem Tazminatı alabilme haklarının sağlanmasıdır. Çünkü; taşeron işçileri için Kıdem Tazminatı, her yıl işveren değiştirilmesi adet haline getirilmiş taşeron uygulamasında hayaldir. Geçen hafta yapılan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda taşeron işçilere sağlanacak Kıdem Tazminatı hakkı da dahil çalışma hayatı ile ilgili düzenlenecek konular masaya yatırıldı. Taşeron işçilerin Kıdem Tazminatı hakları garanti sağlayacak düzenlemelerin nasıl yapılacağı merak konusu ancak şu kesin ki en azından kamu kurumlarında temizlik, güvenlik, yemek vs. gibi taşeronlaştırılan işlerde çalışan işçilerin Kıdem Tazminatı haklarının garanti altına alınması için 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nda (KİK) düzenleme yapılması gerekir. Zira KİK gereği mal, hizmet veya yapım konusu işin maliyeti hesap cetveline göre tespit edilen yaklaşık maliyette bileşenleri içinde kıdem tazminatı maliyeti yer almamaktadır. Bununla birlikte; yaklaşık maliyete göre istekliler tarafından verilen teklifler ihale makamı tarafından değerlendirilir ve teklif bedelinin işin yapılmasını engelleyecek şekilde aşırı düşük olarak kabul edilmesi halinde isteklilerden yazılı olarak tekliflerini açıklamalarını isteyebilir.Maliyet hesabında yokBu şekilde yapılacak aşırı düşük sorgulamada; işçinin ücret, yol-giyim vs. bedeli ve sigorta prim tutarı ile ilgili maliyetlerin hesabı istenir. Bu hesap sorgusunun içinde işçinin işin sonunda veya gerekli şartları sağlaması halinde alması gereken Kıdem Tazminatı dahil edilmemiştir. KİK gereği kıdem tazminatı aşırı düşük sorgulamasında önemli bir teklif bileşeni olarak kabul edilmediğinden bir kamu kurumunun 2 yıl için geçerli olarak düzenlediği temiz ihalesinde yüklenici olan ancak 2 yılsonunda yeniden düzenlenen ihaleyi kazanamayan yüklenicinin 2 yılsonunda yeniden çalışamayacak olan işçiye ödenecek Kıdem Tazminatı tamamen işverenin lütfuna bırakılmaktadır. Oysa ki Kıdem Tazminatı da hesap sorgusu içinde yer alsa ihale makamı; işçilerin Kıdem Tazminatı ile ilgili alçağını koruyucu önlemler alabilir.10 yıllık tazminatı ancak evliliğiniz kurtarırSORU: 14.10.2012 yılında evlendim ve eşim hamile, yakında doğum yapacak. Eşim doğumdan sonra çalışmak istemiyor. Eşim hangi sebeple işten ayrılması gerekir ki 10 yıllık tazminatı boşa gitmesin? (Gökmen Ayar)CEVAP: Eşiniz doğum sebebi ile işten ayrılırsa Kıdem Tazminatı alamaz, çünkü kadın işçinin doğum yapması ve bu sebeple çalışmaması Kıdem Tazminatı alması için geçerli bir sebep değildir. Ancak eşiniz 14.10.2013 tarihine kadar, yani evlendiğinizden itibaren 1 yıl içinde evlilik dolayısıyla iş akdini sonlandırırsa işverence eşinize 10 yıllık Kıdem Tazminatı 1475 sayılı Kanunun 14. Maddesi gereği ödenmek zorundadır.Maaşına haciz gelen işçi işten çıkarılabilir mi?SORU: İşyerinde personel sorumlusuyum. İşçilerden birinin maaşına banka kredi borcu yüzünden banka tarafından haciz konuldu. İşyeri sahibi işçinin sorun oluşturabileceğini düşünerek işçiyi işten çıkarmak istiyor. Maşına haciz konuldu diye işçi çıkarılabilir mi? (Meral Tuncer)CEVAP: Herhangi bir borcundan dolayı maaşına haciz konulan işçinin iş akdi sırf hacizden dolayı feshedilemez. İşçinin maaşının hacizli olması iş akdi feshinde ne geçerli neden ne de haklı neden olarak kabul edilemez. Ancak; işçinin maaşına haciz konulması halinde işçinin isteksiz, moralsiz ve verimsiz çalışması sonucunu doğurursa bu durumda işçinin iş akdi geçerli nedenle feshedilebilir. Yani maaşa haciz geçerli neden olmazken maaşa haciz konulmasından oluşacak olumsuz durumu fesihte geçerli neden sayılır.
Harçlık için ayda 7-8 gün sigortalı çalışan üniversite öğrencisi, Genel Sağlık Sigortası yüzünden SGK’ya ayda 100 lira borçlu duruma düştü. Kısa süreli çalıştığı için de ailesinin sigorta kapsamından da çıkarıldı.Okurumuz Hülya Yıldız gönderdiği mailinde şunları aktarıyor: “Üniversitede okuyorum. Aileme yük olmamak için ayda 7-8 gün marka tanıtım organizasyonlarında çalışıyorum. Yapığım iş AVM’lerde stantlarda marka tanıtımı yapılan işlerden. Günlük 50 TL . kazanıyorum. Bunu da kendime harçlık yapıyorum. Bu şekilde yaklaşık 6-7 aydır çalışıyorum. İşveren tarafından kısmi süreli çalıştığım için çalıştığım kadar (7-8 gün) sigortalı bildiriliyorum. Harçlık kazanırken sigortam da işliyor diye sevinirken, geçen hafta SGK’dan gelen tebligatla SGK’dan yaklaşık 600 TL civarında Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcu çıkarıldığını öğrendim.İlgili SGK merkezine sorduğumda çalıştığım için babamın üzerinden yararlandığım sağlık sigortasının da kesildiğini, artık kendi sigortam üzerinden yararlanmam gerektiğini öğrendim. Bu borç da kısmi süreli çalıştığım için çıkmış. Sağlıktan yararlanmam için sağlık sigortamı gelir tespitine göre 30 gün üzerinden ödemem gerekiyormuş, yani 7-8 gün çalıştığım süreden sonra arta kalan 22-23 günlük boş süre ile ilgili bu borç çıkmış. Böyle bir zorunluluğum olduğunu bilmediğim için de çalışmaya başladığım aydan beri bu borç birikmiş. Borç miktarı aylık neredeyse 100 TL. Birikmiş borcu ödeyebilecek durumda değilim. Çalışmak zorundayım ama çalışmaya devam edersem aylık çıkacak 100 TL’yi de ödeyemem. Sigortasız da çalışmak istemiyorum. Çalışmadığım dönemde babamın sağlık güvencesinden niye yararlanamadığımı da anlamıyorum. Açıkçası ne yapacağımı bilmiyorum.”Kanun ne diyor?Okurumuzun ne yapması gerektiğine gelmeden önce bu durumun ne olduğunu anlatmak gerekiyor. 5510 sayılı Kanun’un 88’inci Madde dördüncü fıkrası uyarınca; 4/a kapsamında sigortalı olmakla birlikte, 4857 sayılı Kanun’un 13 ve 14’üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ay içinde 30 günden az çalışan sigortalılar için eksik günlerine ait GSS primlerinin 30 güne tamamlanması zorunludur. Bu kişiler anne-baba üzerinden sağlık yardımından yararlanabilecek durumda olsa bile kendi sigortalılıkları devreye girer ve 30 günden eksik sürelerin GSS için tamamlatılması gerekir. Yani sigortalının harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak, aile içi gelir tespiti yapılır.Aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarı asgari ücretin üçte birinden az ise GSS priminin kalan kısmı devlet tarafından ödenmekte, geliri asgari ücretin üçte birinden fazla ise GSS priminin kalan kısmı sigortalının kendisi tarafından ödenir ve prim ödeme gün sayısı 30 güne tamamlanır. Sigortalı gelir tespitini 1 ay içinde yapmazsa, kurum sigortalının gelirini otomatik olarak 2 asgari ücret üzerinden değerlendirip, GSS primi tahakkuk ettiriyor.Okurumuz gibi çalışanların; eksik günlerinin GSS primlerini ödeyerek her ay için 30 güne tamamlamaması durumunda, hem SGK’ya GSS prim borçları olacak ve hem de 60 günden fazla GSS borcu olması halinde sağlık hizmetleri SGK tarafından karşılanmayacaktır.Bir öneri...Her ne kadar puantajlı bildirmek çözüm gibi görünse de kısmi süreli çalışmanın by-pass edilmemesi için; ‘Okurumuz gibi kısmi süreli çalışıp aynı zamanda bakılmakla yükümlü olunan (eş, belli şartlarda çocuk, belli şartlarda anne-baba) statüde olanlar için veya en azından öğrenciliği sürecindeki çocuklar için kısmi süreli çalışma sonrası kalan sürelerin GSS açısından 30 güne tamamlatılması şartı kaldırılabilir’ diye düşünüyorum. PUANTAJLI ÇALIŞANLAR UYGULAMA DIŞINDAKısmi süreli çalışanlar, çağrı üzerine çalışanlar ve ev hizmetlerinde ay içinde 30 günden az çalışan sigortalılar için 30 güne tamamlatma şartı varken, puantaj usulü ile çalışanlar da bu şart yok.Biraz teknik belirtirsek, aylık prim ve hizmet belgesinde 7 belge türü ile bildirimi yapılan sigortalılar bu şarta tabi değil. Okurumuz gibi 30 günden az çalışan sigortalılar ile ilgili sigorta bildirimlerinin 7 belge türü ile yapılması halinde, yani sigortalı çalıştığı gün kadar puantaj kaydına göre sigorta bildirimi yapılacak ve GSS prim borcu çıkmayacaktır. Bu yol varken GSS prim borcundan kaçınmak için sigortasız kayıt dışı çalışma yoluna gidilmesi kesinlikle tercih edilecek alternatif kaçış yolu olamaz.
Okurumuz Neriman Temiz 1958 yılında doğduğunu, 1976’da devlet memuru olarak işe başladığını ve 2. çocuğu olduktan sonra 1983’te 7 yıllık hizmet sonunda istifaen görevden ayrıldığını, çocuklarından dolayı doğum borçlanması yapıp yapamayacağını ve nasıl emekli olabileceğini soruyor.Kamuoyunun da merakla beklediği kanun değişikliği gerçekleşmediği için Neriman Hanım doğum borçlanması yapamaz. Çünkü 5510 sayılı Kanun ve dayanağı alt mevzuata göre doğum borçlanması yapacak kadınların 4/a (SSK’lı) olduktan sonra yaptıkları 2 doğum için 4 yıla kadar borçlanma yapabilme imkanları bulunmakta. Bu sebeple 4/b (Bağ-Kur) ve 4/c (Emekli Sandığı) kadın sigortalılar doğum borçlanması yapamaz. Ancak geçtiğimiz nisan ayında kadınların çalışma hayatına katılmalarının teşvik edilmesi için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından duyurulan projelerden biri olan bütün kadın sigortalıların doğum borçlanması yapabilme hakları yasalaştığı takdirde okurumuz gibi bütün sigortalılar doğum borçlanması yapabilecek.Bu kanun değişikliğinin yasama yılı açılışından sonra Meclis gündemine getirilecek ilk düzenlemelerden biri olduğu daha önce açıklanmıştı. Ve belki de Ekim’de yasama takvimine girecektir. Kanun değişikliği şimdiki 4/a sigortalılara sağlanan şartların bütün sigortalılara sağlanması şeklinde olursa okurumuz 2 çocuğu için doğum borçlanması yapabilecek. Ama şu an için doğum borçlanması ile ilgili kanun değişikliği olmadı.Emeklilik hesabıUmarım kanun değişikliği olur, 4/b ve 4/c’li kadın sigortalılarımız için de doğum borçlanması imkanı getirilir ve bu durumdaki bütün kadın sigortalılar bu haktan yararlanır. Okurumuzun mevcut şartlarda ise en kolay şu şekilde emekli olacaktır. Kendisinin çocukları için borçlanma yapmasına gerek yok. Zira kendisinin 1976 yılındaki sigorta başlangıcını ve 7 yıllık (2510 gün) hizmetini göz önünde tuttuğumuzda 1.260 gün kadar 4/a’lı olması halinde SSK’dan sigortalı olacaktır.
Bir işyerinde personel müdürü olan okurumuz Eyüp Atılan, bilhassa gece vardiyalarında sürekli rapor alan birkaç işçiden dolayı makinelerin boş kaldığını, işlerinin aksadığını, diğer işçilerin de bu işçilere bakarak rapor alma yoluna gittiklerini, işyerinde disiplinin bozulduğunu ve verimin düştüğünü belirtiyor. Ve bu şartlarda, sadece sürekli rapor alıyor diye rapor almayı alışkanlık haline getiren bu işçileri işten çıkarıp çıkamayacaklarını soruyor.Yargıtay izin veriyor4857 sayılı İş Kanunu’nda, sağlık sebeplerinden dolayı işçinin işten atılması, işçinin kıdemine bağlı ihbar süresine artı 6 hafta eklenmesine göre hesaplanmaktadır. Burada değerlendirilen sağlık sebepleri uzun süreli sağlık sorunlarıdır. Ancak okurumuzun belirttiği durum, kanunda belirtilenden tamamen farklıdır. Çünkü ortada ciddi bir sağlık sebebi olmayıp belki gerçek, belki sahte hastalıklarla sürekli olarak 1-2 günlük raporlarla işyerinden kısa süreli ayrılmayı alışkanlık haline getiren işçilerle ilgilidir. Burada işçinin kötü niyetinden bahsedebiliriz.Bu konuda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (E. 2012/22940, K. 2013/117) yerinde bir karar vermiştir. Kararda; sık sık rapor alan işçinin iş yerinde olumsuzluklara yol açtığından ve iş ilişkisinin işveren açısından çekilmez hale geldiğinden işverenin feshi davacının yeterliliğinden kaynaklanan geçerli nedene dayalı bir fesih olduğunu belirtti. Ve sık sık rapor aldığı için işvereni tarafından işten çıkarılan işçinin açmış olduğu işe iade davasını red etti. Bu karar çerçevesinde rapor almayı alışkanlık haline getirerek işyerinde katlanılmaz bir durum oluşturan işçi, Kıdem Tazminatı ödenerek işten çıkarılabilir. İŞ GÜVENLİĞİNDE MÜFETTİŞLERİN ÖNEMİ6331 Sayılı İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu ile yaşanan iş kazası ve meslek hastalıklarının en aza indirilmesi amaçlanmıştı. Bunun için işyerlerine önemli zorunluluklar getirilmişti. Ancak iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi sıkıntısından dolayı torba kanun ile, İSG profesyoneli (işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personeli) çalıştırma veya bu alanda profesyonel kurumlardan hizmet alma yükümlülüğü, kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 01.07.2016, 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için ise 1/1/2014’e kadar, 5.5 ay ertelendi.İş güvenliği uzmanlığındaki kapasiteyi arttırmak için bazı meslek grupları ile Bakanlık sosyal iş müfettişleri ve SGK müfettişlerine iş güvenliği uzmanı olma imkânı sağlandı. Bu hakkın verilmesi çerçevesinde müfettişlerin gerek eğitim gerekse uygulama açısından uygulamaya yön vermesi amaçlandı.Zira müfettişler görevleri gereği çok tehlikeliden az tehlikeliye kadar yüzlerce, binlerce iş kazası veya meslek hastalığı soruşturması yaparak söz konusu olayda işverenin, sigortalının veya üçüncü şahsın iş sağlığı ve güvenliği karşısındaki sorumluluğunu belirlemekte, düzenlediği raporunda olayın tehlike boyutunu saptamaktadır.Tehlike durumuna bakılmaksızın bütün işyerlerinde iş kazası ve meslek hastalığı soruşturması yapan müfettişler, kendilerine sağlanan iş güvenliği uzmanlığı ile gerek eğitim gerekse uygulamada, 800 civarında olan A grubu iş güvenliği uzmanlarına ciddi katkı ve destek sağlayacaktır.
Soru: geçen haftaki ‘Sara veya şeker hastalarına nasıl aylık bağlanır?’ başlıklı yazınızı okudum. Malulüyet ile ilgili değerlendirmenin değiştiğini öğrendim. Ben kendimle ilgili size şunu sormak istiyorum. Ben sara hastasıyım ve 1.8.1997 yılından beridir sigortalıyım olarak şu an toplam 4090 günüm var. Bakırköy Hastanesi’nden aldığım raporda ayda iki atak hali belirtilmekle birlikte özür durumum yüzde 73.4 oranı belirtilmekte. Daha önceki malullük başvurum, oranım yüzde 52 olarak kabul edildiği için red edilmişti. Yeniden başvursam malul olabilir miyim? (Eyüp Selimli)Cevap: Geçen haftaki yazımda da belirttiğim üzere SGK, sigortalıların maluliyet ile ilgili başvuruları sonrası sağlık kurulunca hasta dosyaları üzerinden yapılan tıbbi değerlendirme kriterlerini değiştirdi. Bu değişiklikle hastalıkların evrelerine göre sigortalının malul sayılıp sayılmayacağını daha açık şekilde belirledi. Sizin hastalığınızla da ilgili yeni bir kriter belirledi. Buna göre sara hastasının malul olması için 3 aylık tedaviye rağmen ayda 3 ve 3’ten fazla yaşanan atak ve beraberinde; gündüz ve gece yaşanan ataklar (bilinç kaybı ve konvülsif nöbetler) oluşması gerekmete. Yani kurul sara hastasının malul sayılması için gerekli en az %60 oranını bu kritere göre belirleyecek. Sizin raporunuzda bu durumda olmadığınız belirtilmiş, bunun için malullük başvurunuz yine kabul edilmeyecektir. Ama yine de durumunuzla ilgili doktorunuzdan gerekli tıbbi açıklamayı alabilirsiniz. Tabi burada en çok kafa karışıklığına sebep olan durum ise muayene olduğunuz hastanenin vermiş olduğu %73,4’lük oran. Bu oranın hesaplanması SGK’da farklı yapılıyor. Sizi muayene eden hastane sizinle ilgili oranı belirlerken bütün hastalıklarınızı ayrı ayrı belirleyip yüzdelik oranlarını tek tek toplarken, SGK; yönetmelik gereği mevcut hastalıklarınızı en ağır malulüyet durumunuza göre oranlayarak yüzdelik durumunuzu belirliyor. Bu sebeple sizi muayene eden hastane ile SGK sağlık kurulunun vermiş olduğu birbirinden farklıdır. Zaten yönetmelikte her ne kadar ilgili sağlık kurumunun oranı olsa da SGK kurulunun vereceği oranın geçerli olacağı yazılıdır.%40 üzerine kolay emeklilikSize tavsiye edeceğim diğer emeklilik hususu sakatlık vergi indirimi ile emekli olma hali. İlgili vergi dairesinden alacağınız 2. Derece sakatlık vergi indirim belgesi ile (Maliye Bakanlığı da sizi %52 olarak özürlülük durumunuzu belirlerse, 2. Dereceden sakatlık vergi indiriminde yararlanabilirsiniz.) 1.8.1997’den beri sigortalı olduğunuz için 16 yıl 4 ay sigortalılık süresi 3.760 günlük sigorta prim gün sayısını sağlayarak sakatlıktan dolayı yaşlılık aylığı alabilirsiniz. Vergi indirim belgesini almanız halinde prim gününü tamamladığınız için 1.12.2013’te emekli olabilirsiniz.KİMLER 15 YIL 3600 GÜNE GÖRE EMEKLİ OLURLAR?Soru: 53 yaşındayım. 15 yıl 3600 günü sağlanarak kolay emekli olunabileceğini yazınızda okumuştum. 2000’de sigortalı oldum ve 3.200 gün sigorta primim var. 15 yıl 3.600 gün kuralına göre bende emekli olabilir miyim? (Ayşe Polatlı)Cevap: 15 yıl 3.600 gün şartına göre emekli olma hakkı 8.9.1999’dan önce sigortalı olanlar için geçerli. Bu tarihten sonra sigortalı olanlar için bu şartlarla emekli olma imkanı yok. Bu sigortalılar için kolay emekli olma şartı kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4.500 gün şartını sağlaması halinde olur. Bu sebeple siz 2000’de sigortalı olduğunuz için ya 58 yaşını doldurup 7.000 günü doldurmak kaydıyla ya da 58 yaş, 25 yıl sigortalılık süresi ve 4.500 prim gününü doldurmak kaydıyla emekli olabilirsiniz.
Çalışmayı engelleyecek derecede ileri özürlülük hali olarak tanımlayacağımız malullük ile ilgili olarak SGK tarafından yapılan yönetmelik değişikliği ile bazı hastalıkların değerlendirilmesinde yeni kriterler getirildi. Hastalıkların kriterlerine geçmeden önce5510 sayılı Kanuna göre malul olma halini ve aylık bağlanma şartlarını izah edelim. Sigortalıya malullük dolayısıyla aylık bağlanması için; 1- En az yüzde 60 malul olması: Öncelikle sigortalının başvurusu veya işverenin talebi üzerine maluliyet oranının tespiti için Sağlık kurulu raporlarının temini için ilgili sağlık kurumlarına sevk işlemi, sigortalının bağlı bulunduğu sosyal güvenlik il müdürlüğü ve sosyal güvenlik merkezlerince yapılmaktadır.2- 10 yıllık sigortalılık süresi ve 1.800 gün prim günü olması: En az 10 yıldan beri sigortalı olup toplam 1.800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılar için ise sigortalılık süresi aranmaksızın 1.800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması gerekir.Yönetmelikte ne değişti?Bu iki şartın beraber sağlanması halinde sigortalıya SGK tarafından malullük aylığı bağlanır. 3.8.20113 tarihli resmi gazete yayınlan ve 1.9.2013 tarihinde yürürlüğe girecek olan yönetmelikte değişen husus ise bazı hastalıkların maluliyet değerlendirmesindeki usulün değişmesidir. Örneğin; halk arasında sara hastası olarak adlandırdığımız epilepsi hastalarında hasta muayene kriteri olarak yapılan yeni düzenlemede sara hastasının 3 aylık tedaviye rağmen ayda 3 ve 3’ten fazla yaşanan ve beraberinde; gündüz ve gece yaşanan ataklar (bilinç kaybı ve konvülsif nöbetler) oluşması hali malul sayılmayı sağlayacaktır. Diğer bir ifade ile sigortalıda hastalık sürecinde bu durumun oluşması sağlık kurulunca çalışma gücünün en az yüzde 60 oranında kaybı olarak değerlendirilecektir. Sara hastalığı ile birlikte yönetmeliğin Ek-1’deki hastalık listesindeki hastalıkları değerlendirdiğimizde;- Hayati olarak nitelendirilen organ nakilleri maluliyet sebebi sayılacak.- Şeker hastalığından dolayı 3 ve fazla komplikasyonu olanların durumlarına göre karar verilmesi sağlanacak.- Kontrol muayenelerine tabi tutulan kalp, akciğer, karaciğer ve bağırsak nakli yapılan kişiler kontrole tabi tutulmadan malul sayılacak.- Tüberküloz, romatizmal ve nörolojik hastalar da malul sayılacak.- Böbrek nakli sonrası malullük maaşının kesilmesi uygulamasına son verilecek.- Tek tarafı felçli olanlar, spastik ve otistik çocuklar da bu kapsamda değerlendirilebilecek.Kurulun oranı geçerliYönetmelik ekindeki Ek-1 listesi tamamen tıbbi literatürle ilgili olduğu için yapılan değişiklikle ilgili tıbbi değerlendirme yine SGK bünyesinde kurulu bölge sağlık kurulları tarafından yapılacaktır. Bunun için ilk muayene yapılan ve hasta dosyası oluşturulan sağlık kurumunca belirlenen malulüyet oranı SGK sağlık kurullarınca yönetmelik kriterleri çerçevesinde tekrar değerlendirilir. Burada maluliyet oranı açısından SGK sağlık kurullarının belirlediği oran geçerlidir. Örneğin; İlgili sağlık kurumunca malulüyet oranı yüzde 65 belirlenir ancak bu oran kurum sağlık kurullarınca yüzde 40 olarak değerlendirilebilir. Bunun sebebi maluliyet belirlemede kullanılan hesaplama yönteminin değişik olmasıdır. Sigortalı kurulun verdiği oranla ilgili SGM üzerinden itiraz yapabilir, itiraz sonrası dosya tekrar incelenir.
Aynı anda 2 işyerinden sigortalı olanların prim günü avantajı yok. Ancak 2 yerden bildirilen prim toplamının Sigorta Primine Esas Kazancı geçmesi durumunda, sigortalı, kalan primlerini emeklilikte SGK’dan isteyebilir.Okurumuz Serhat Aslan, gönderdiği e-mailde ‘İşimin formatı gereği aynı anda 2 işverenin yanında çalışabiliyorum ve her ikisi de beni 30 gün üzerinden sigortalı yaptı. Biri benim adıma 4 bin 320 TL bildirirken, diğer 3 bin 870 TL bildirimde bulunuyor. Bu şekilde iki işyerinden bildirilmemin bana nasıl bir faydası olur?” diye soruyor.Cevaba geçmeden önce ‘Aynı anda birden fazla sigortalı olur mu?’ konusuna değinmekte yarar var. Çalışma durumuna göre hem (4/a) SSK’lılığı, hem (4/b) Bağ-Kur’luluğu hem de (4/c) Emekli Sandık’lı olmayı gerektirecek şekilde ikisine veya üçüne tabi olacak şekilde çalışması olsa bile bir kişi aynı anda hem SSK’lı, hem Bağ-Kur’lu hem de Emekli Sandık’lı olamaz. Bu durumda kanunen hangisi olması gerekiyorsa onu olması gerekir. Yani üçü birden çakışacak şekilde çalışıyorsa kişi Emekli Sandıklı, SSK ile Bağ-Kur çakışıyorsa SSK’lı olmak zorundadır. Bu kural sigortalılığın tekliği ilkesi gereğidir.Okurumuz gibi bir çalışan SSK’lı olarak birbirleri alakasız olarak aynı anda birden fazla işverenin yanında çalışabilir. Bu durumda çalıştığı bütün işverenleri tarafından ayrı ayrı SSK’lı olarak SGK’ya bildirilmek zorundadır. Yani işverenlerden birinin ‘Zaten başka yerde sigortalı’ diye ayrıca sigorta bildirimini yapmadığı SGK tarafından öğrenildiğinde ‘Sigortalısının başka işyerinde sigortası olduğu için yapmadığına dair’ savunması geçerli olmaz.Ne kazandırıyor?Bir çalışanın aynı anda birden fazla sigortalılık statüsünü gerektirecek şekilde çalışmasındaki sigortalılık durumu ile aynı anda SSK’lı olarak birden fazla işverenin yanında çalışmasındaki sigortalılık durumu farklıdır. Birden fazla işyerinde çalışmak bilhassa emekliliğiniz için önemli bir avantaj sağlar. Çünkü, her iki işyerinden sigortalı olarak adınıza bildirilen gün ve bildirilen prim emekliliğinizde dikkate alınır.n Prim gününe etkisi: Her iki işyerinden sigortalı adına bildirilen toplam gün emeklilikteki gün hesabında 30 günü geçmemek üzere dikkate alınır. Çünkü SGK’ya göre bir ay 30 gündür. Bunun için okurumuzda da görüldüğü üzere adına her iki işyerinden de 30 gün üzerinden bildirilmesine rağmen toplam prim günü 60 gün olmaz, 30 günlük sigortalılık hesaplanır. Ama örneğin her ikisinden de 15 gün bildirilseydi bu sefer gün toplamı 30 gün olurdu. n Prim miktarına etkisi: Her iki işyerinden sigortalı adına bildirilen toplam prim miktarı emeklilikteki prim miktarı hesabında Sigorta Primine Esas Kazancı (SPEK) üst sınırı geçmemek üzere dikkate alınır. Çünkü SGK’ya göre bir ay içindeki kazanç aylık kazancın üst sınırı olarak belirlenmiş miktarı geçemez. Bu miktar asgari ücretin 6.5 katı olduğundan bu dönem (1.7.2013-21.12.2013) için geçerli olan üst sınır 6 bin 639,90TL’dir. Bunun için okurumuzda da görüldüğü üzere adına her iki işyerinden de bildirilen toplam 8 bin 190 TL’ye (4 bin 320 TL+ 3 bin 870 TL) rağmen emeklilik için hesaplanacak kazançta sadece SPEK üst sınırına (6 bin 639,90TL) kadar olan kısmı dikkate alınır. SPEK üst sınırı geçen miktar ise sigortalının talebi halinde sigortalı hissesi (yüzde 14) oranında herhangi bir faiz işletilemeden iade edilir. Buna göre okurumuz SPEK üst sınırından geri kalan (8 bin 190,00-6 bin 639,90) 1 bin 550,10TL sigortalı hissesini SGK’dan talep edebilir.Askerlik erken emekliliği etkiler mi?SORU: 1987-88 yıllarında askerlik yaptıktan sonra 1.12.1988 tarihinde sigortalı oldum. Askerliği borçlansam emeklilik yaşımda değişiklik olur mu? Erken emekli olur muyum? (Eyüp Özdoğan)CEVAP: Sigorta başlangıcınızdan önce askerlik yaptığınız için askerlik borçlanması yapmanız halinde daha erken emekli olabilirsiniz. Yaklaşık 7 ay kadar askerlik borçlanması yapmanız halinde sigorta başlangıcınız geriye gider ve 50 yaş 5 bin 375 günle emekli olursunuz. Askerlik borçlanması yapmazsanız 51 yaş ve 5 bin 450 gün şartı ile emekli olursunuz.
İşçinin geçirmiş olduğu kazanın veya hastalığın 5510 sayılı Kanun’un 13 ve 14. maddelerindeki tanımlara göre iş kazası ve meslek hastalığı olup olmadığı, olayda işverenin ve sigortalılığın sorumluluğunun olup olmadığı vs. gibi tespitlerin yapılması için söz konusu sigorta olayları soruşturulmaktadır.Bu soruşturma kapsamında, SGK’ya intikal etmiş ölümlü vakalardan işçinin eline kıymık batmasına kadar bütün olayların soruşturulması yapılmaktaydı. Bu durum haliyle iş yükünü son derece arttırıyordu. Bu iş yükünü hızlı bir şekilde azaltmak için iş kazaları ile meslek hastalıklarının soruşturulmasında, meydana gelen olayın uzuv kaybı ya da ölümle sonuçlanması durumunda müfettişler, diğer durumlarda ise sosyal güvenlik denetmenleri görevlendirilmişti.SGK tarafından düzenlenen 2013/31 sayılı genelge ile kuruma intikal etmiş iş kazası ve meslek hastalığı olaylarında, Sosyal Güvenlik İl Müdür Yrd./ Sosyal Güvenlik Merkez Müdürü, varsa Kurum Avukatı, Kısa Vadeli Sigortalar Servis Şefi ya da servis sorumlusundan oluşan bir komisyon ön inceleme yapılacak. Bu ön inceleme sonrası;- İş kazası olup olmadığına karar verilemeyen işler ile- Yüzde 10 ve üzerinde meslekte kazanma gücü kayıp oranı olan işler, soruşturulmak üzere Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı’nın ilgili Grup Başkanlığı’na aktarılacak ve SGK müfettişince soruşturulacak.Böylece tereddüt edilen olaylar haricinde iş göremezlik durumu yüzde 10’un altında kaldığı için istirahatli olduğu dönemde sadece geçici iş göremezlik ödeneği alan ve sonra iyileşerek işine dönen işçinin geçirdiği iş kazası veya meslek hastalığı soruşturulmayacak. Bu şekilde ciddi bir iş yükü ortadan kaldırılacak. Genelgenin yayınlandığı 23.07.2013 tarihinden önce müdürlüklerde denetmenlere intikal ettirilen iş kazası dosyalarından soruşturmasına başlanılmayanlar ön inceleme yapılması için kısa vadeli sigorta kollan servislerine iade edilecek.Türkiye’de sigortası olmayanın yurtdışı borçlanması olur mu?SORU: 57 yaşındayım ve 25 yıldır Amerika’da çalışıyorum. Türkiye’de hiç sigortalı olmadım. Yurtdışı borçlanması yapabilir miyim? Emekli olmak için ne kadar ve nasıl borçlanmam gerekir? (Bülent Keskin)CEVAP: Yurtdışı borçlanması yapılmasında borçlanılan sürelerin hangi sigortalılıktan sayılacağı sigortalının Türkiye’deki son sigortalılık durumuna göre belirlenir ve hiç sigortası yoksa borçlanılan süreler Bağ-Kur kapsamında sayılır. Bağ-Kur şartlarında emekli olmak zor. Türkiye’ye geldiğinizde 3-5 gün de olsa bir işyerinde SSK’lı olarak çalışırsanız yurtdışı borçlanmasını yapabilirsiniz. Bu şekilde Türkiye’de SSK’lı olmanız halinde geriye dönük 15 yıl borçlanırsanız (ki bu sigortalılık süresinin hesabı için olmak zorunda) 59 yaşında emekli olursunuz.