“Başlattırma kıskançlığından!” diyeceksin...

7 Mart 2008

Kıskanmak veya kıskanılmak... Hangisi daha iyi? Yani seçmek gerekirse...İkisi de kötü ama çoğunuz gibi ben de kıskanılmayı tercih ederim.Gururdan falan değil ha, daha kolay diye...Çünkü nasıl olsa elimde sıkı bir reçete var.Kıskançları püskürtme reçetesi... Kaç gündür hepimizin başından geçen kıskançlık hikâyelerini anlatıp durdum.Peki niye?Hiç düşündünüz mü bunu?Bu kız böyle boş boş yazmazdı demediniz mi?Yaa...Şimdi size bununla başetmenin tek ve en keskin yolunu anlatacağım.Kıskanç insanla başetmenin...Üzgünüm, kıskançlarla ilgili bir reçetem henüz yok.Çünkü onun mantığı yok. Neyi, niye, nasıl oldu da kıskandığınızı açıklayamazsınız.Bir yere oturtamaz, saçmalar durursunuz...Tabii bir de kafadan kaybetmiş durumdasınız, onun ezikliği yeter...Yani insan kıskanmaması gerektiğini kendine anlatamaz. Anlatsa da kafası anlamaz.Ama...Diğerlerine...Kıskançlık edenlere karşı korunmak derseniz...O var.Çünkü orada akıl ve mantıkla işi çözebiliriz.Akıl mantık deyince sakın yanlış anlaşılmasın, öyle oturun konuşun, ona güven verin gibi zırva sapan romantik - arabesk önerilerden bahsetmeyeceğim.Konuşmaya başladığınız, ona bir şey açıklamaya kalkıştığınız anda kaybedersiniz...“Aman da kıskandın mı sen” falan diye sevimlilik falan hiç yapmayın, sıçırtkanlaşır.Çiçek miçek almayı aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Alırsanız bu olay ilişki tarihinizin “Unutulmayan ve hayat boyu başa kakılacaklar” listesinde ilk üçe girer.Şimdi....Önce bildiklerimizi ortaya koyalım.Kıskanan, bunu ödetir. O çektiği huzursuzluğun intikamını almak isteyecektir.Kavga, dırdır, kapris, kısas, küsmece, seks yasağı vs....İşte ben buna engel olmanın yolunu biliyorum.Çok açık ve net anlatacağım, kusura bakmayın artık...Şimdi baktınız ki, bu delirmiş...Dalacak yer arıyor...Vıdıvıdıya başladı...Hiiç dinlemeyin.Ama öyle dinlememezlikten gelmece değil, harbi dinlemeyin. Yoksa tuzağa düşersiniz. Konuşmaya başlarsınız. O dırlandıkça siz, o anda aklınıza gelen bir şeyi, ne bileyim, “Benim dolmakalemimi gördün mü?” gibi bir laf edin.Sanki hiçbir şey olmamış gibi...Önce biraz duraksar sonra iyice delirir.İşte o zaman....O anda...Gözlerinin içine baka baka ve tabii bağırarak şunları söyleyeceksiniz...Konu akşam çıkması falansa:“Bana bak! Ses çıkarmıyorum, alttan alıyorum diye tantana yapma, s... bacağına...” Yok, eğer birini kıskandıysa:“Bana bak! Ses çıkarmıyorum, alttan alıyorum diye tantana yapma, senin de onun da s... bacağına.” O kadar.O bundan hem tatmin olur hem de korkar.“Demek ki abarttım” hissi uyanır.En önemlisi de...Bu sizi 6 ay götürür.

Devamını Oku

Böyle püskürtme olmaz!

5 Mart 2008

Sabırla sizden gelen önerileri okudum. Kıskançlıkla başetmenin yollarıyla ilgili önerileri...Ama...“Ama”sını sonra anlatırım. Önce itirazlarımdan başlayacağım... n “Böyle durumlarda erkek için iki yol vardır. Birincisi, ertesi gün dayanamayacağı bir sürpriz yapmak, ikincisi küsmek ve dırdırdan mümkün olduğunca uzak durmak. Yani kafayı dinlemek:)))” Birinci yol, senin haksız olduğunun kanıtıdır. Bir nevi intihar yani... İkincisi ise dırdırı ertelemekten başka bir şey değil. Barışmayacak mısın? O anda başlar söylenmeye...* “Siz kıskançlık görmemişsiniz benim bir aşkım var, Bodrum’a gitsem kıskanır, yemeğe bi arkadaşıma gitsem kıskanır hele birinde otelin asansöründe bir İranlı kız görmüştüm ve gözleri çok hoştu onu söyledim aman Allah’ım dünyam karardı direkten döndük ama herşeye rağmen onu seviyorum.” Aaa... Seninki de hiç çekilmezmiş. Allah bilir, biriyle yatsan kıskanacak!!! Ne bu yahu? Bodrum’lar falan... Bacaklarını kuma gömmeye mi gidiyorsun da kıskanmasın?* “Tespitler cuk oturmuş. Eşim hep bu duyguyu yaşatır. Oysa ben onu bi kadınla bassam, ‘Pardon rahatsız ettim sonra geliim ben’ diyecek kadar serbest bırakıyorum. Ve adam yanımdan hiç ayrılmıyor. Taktik bu hanımlarrr...” O da sana, “Dur azıcık bekle, az kaldı, bu zaten erken... Eve beraber gideriz. İki taksi parası vermeyelim” deeermiş! Espri bir yana, olay o seni daralttığında ne yapacağın? * “Kıskançlık öyle bir kıvılcımdır ki, sıçradığında güzel olan her şeyi yakar, ilahi aşktan geriye sadece rüzgârda savrulan gri renkli küller kalır.” Hı? Ne dedi? Kadını yakmaya mı kalkıyor ne? * “Neden evde kös kös onu bekleyeyim ki. Onun ardından ben de çıkarım, geceye akarım. Onun bulunduğu mekâna değil tabii. Eve de bir not bırakırım, ‘Hayatım geç kaldın, ben de sıkıldım dışarı çıktım’ derim. Artık eve hangimiz erken gelirsek gelelim benim açıdan sorun kalmıyor.” Sen de zaten sorun yokmuş ki! Baksana kadın nerede umurunda değil. Ertesi sabah “Fırsat mı kolluyordun? Kimlerle, nereye gittin, ispat et” diye başlayınca ne yapacan? Onu soruyorum... Sen ne diyorsun? Akarım, kokarım zart zurt... Dönünce ne olacak, ondan haber ver!* “Eğer arkadaşınla bir yemek yiyemeyecek ya da kahve içmeyeceksen başların böyle birlikteliğe. Yahu eskiden güven vardı. Her şey gibi o da zaman aşımından kaybedildi. Her şey zor ama ilişkiler artık daha bir zor.” Yaa... Sormayın. Biz de elhamdülillah iyiyiz.Ne diyonuz? Eskiden böyle yemeğe falan çıkmalar yoktu da ondan güven vardı. * “Dilek Hanım tam üstüne basmışsınız. Bir de, böyle bir olaydan sonraki sevişmeler nasıl olur diye bir yazı daha yazınız.” Oldu! Köşemin yanında bir de efekt CD’si verelim, tam olsun. Şaka şaka, biraz klasik ama tamam yazarım. Yok, yok...Bu böyle olmayacak!Yine iş bana düştü.Ne yapacağınızı da yazayım bari...

Devamını Oku

Gerçek kıskançlık hikâyeleri

4 Mart 2008

Yok, mini giydin bacağın gözüktü, yok kıçın çıktı, yok maça gittin, yok bilmem ne...Bunların hepsi tırıvırı...Hatta bunlara kıskançlık bile denmez.Kıskançlığın bir ağırlığı vardır. Şahsiyeti, çıkmazları, çıkarları vardır.Öyle ıvır zıvır her şeye o adı veremezsiniz.Dün birini anlatmıştım. Alın size bir iki vaka daha...Arkadaşına veya oradaki başka birine güzel sözler söyledin mesela...Karşı cinsten birine tabii ki...Hem de onun yanında!“Bugün ne kadar güzelsin/yakışıklısın” diye iltifat ettin mesela...Hadi bir kere ettin ama bir defa daha tekrarlarsan...Yandın!Bu iltifat, hiç şüphen olmasın en kısa zamanda sana intikam/kısas ve kavga olarak geri dönecektir.Hele bir de kıyas yaptıysan...Yani başkasını överken onu yerdiysen...“Ne güzel sakin ve huzurlu birisin. Bir de şuna bak” dedin diyelim...Hem de onun yanında...Senin bu masum cümlen onda başka efektler yaratır.Söylediği her cümlenin meali şudur:“İstersen bir de git seviş onunla, olsun bitsin. Hepimiz rahatlayalım!” Demek ki neymiş?İlle de iltifat etmek istiyorsan, yalnızken edeceksin.Veya:Mesela senin birine bakışını yakaladı.Öyle herhangi bir bakış değil ama...Bir bakış vardır ya, nasıl anlatsam?Hıh. Alıcı gözüyle...Anladın sen onu...Şöyle tepeden tırnağa süzerek falan...“Ne güzel bir şeymişsin sen, gel bakiim” tadında...Onu yakaladıysa...(Ki yakalar.)Bittin sen!Bu da sana kapris, küstahlık ve bir süre seks yasağı olarak geri döner.Cezası diğerinden biraz daha ağır yani.Veee... Şimdi başkası daha...Mesela karşı cinsten biriyle iş yemeğine gittin. Veya eski bir arkadaşınla kahve içmeye... (Karşı cins.)Hatta gerçekten de iş yemeği, gerçekten de arkadaşın...O da biliyor ve inanıyor...Geldin ona anlattın.Buraya kadar bir şey yok.Ama yiyorsa başkalarının yanında anlat. Başkalarının yanında, o adamla/kadınla yemeğe gittiğini anlat da gör gününü...Sen anlatırken onun yüzü düşmeye başlar.Sanki herkes ona bakıyor ve “... mısın lan sen?” diyordur.“Onlar gittiğinde sen n’apıyon? Evde bulaşık mı yıkıyon?” Hadi onu geçelim, aştık bunları diyelim...Ayrıca...Saçma ama burada yanlış olan yani kıskançlık nedeni, yemeğe gitmiş olman değil, bunu ulu orta anlatmandır... Çünkü sen anlatırken şöyle bir atmosfer oluşur.Oradaki herkes şunu sormamak için kendini zor tutuyor gibidir. “E adam/kadın sana asılmadı mı?” Sorulacak soru budur ve fakat kimse cesaret edemediği için sessizce ona bakmaktadır.O da bunu hisseder.Ve o anda, başka birinin senden etkilenebileceğini anlar.Birden bu dank eder.Başka birinin seni beğenmesi...Sorun bu yani...İçinde tutar tutar ama sonunda patlar...“Niye herkesin içinde anlatıyorsun?” “Neyi?” “Yemeğe gittiğini...” “E, ne var ki? Sana da anlattım...” “Olsun öyle herkesin içinde...” “Hayatım, kafayı mı yedin?” “Asıldı di mi herif/kadın sana?” “Haydaa...” Böyle olur.Ve bunun bir açıklaması yoktur.Sadece öyledir...Peki bunlarla nasıl başa çıkılır?Nasıl?

Devamını Oku

Küçük bir kıskançlık hikâyesi

3 Mart 2008

Akşam iş yemeğin vardır.Belki de iştekilerle, eşsiz bir yemektir. Kuruluş yıldönümü veya yılbaşı kutlaması gibi... Oraya gitmene ses çıkarmaz. Çıkaramaz. Yani o kadar da dana değildir. Yemeğe gidersin, rahat rahat.Tatlı bir kaçamak tadı vardır. Onsuz gittiğin için kaçamak, haberi olduğu için de tatlıdır.Ama biraz fazla süslendiysen hafiften huzursuzluk başlar.Yine de evden çıkıp gidene kadar her şey yolundadır.Çiftlerden biri böyle bir yere gittiyse, öteki mutlaka evde oturur.Vicdan yapacak ya...Bu anlattıklarım için cinsiyet ayırımı yapmıyorum. Ona göre okuyun.Evde kalan, ona izin vermiş olmanın ağırlığıyla “Kaç gibi eve dönersin?” diye sorar.Bu biraz da... Hatta aslında, “b.kunu çıkarma, vakitlice gel” demektir.Ses tonu ise, “bu bir tehdit değil sadece bir uyarı” der gibidir...İzin verdi ya, kendisini aşmış gibi hisseder. Artık ne kadar medeni biri olduğu aşikârdır yani...Giden, “ya fazla geç kalmam, yemek biter bitmez gelirim. Zaten zorla gidiyorum” der. Bu bazen doğru, çoğunlukla da yalandır.Neyse...O gider, öteki evde kalır.Aralarında hiç konuşulmamış gizli bir anlaşma vardır; eve geliş saati en geç gece 12’dir. (İstanbul için 01.00.)O saate kadar ikisi de rahattır.Amma...Saat gece yarısını 10 dakika geçse...Ve o gelmezse...Hâlâ gelmemişse...Ki 23.00 itibariyle evdeki sürekli saatine bakmaya başlamıştır bile, olay başlar.Önce arar veya mesaj atar. Sakin ama kızgın bir ses tonuyla, “Neredesin?” diye sorar.Öteki belli ki eğleniyor.Gelmeye de niyeti yok. Sonra diyalog şöyle gelişir: “Uzadı hayatım” der yalaka yalaka...“Ne uzadı? Seslere bakılırsa belli ki eğleniyorsun!” “Birazdan çıkacağım, seni ararım.” “Ne arayacan? Bu saate kadar n’apıyorsun anlamıyorum ki? Aynısını ben yapsam...” “Ya, konuşamıyorum şimdi, birazdan arayım seni.” Küüttt...Telefon kapanır.Bu diyaloğun aslı şudur: “Nerede kaldın lan? İyi ki izin verdim! Bildim ben b.kunu çıkaracağını... Şimdi hemen kalk oradan.” “Ne kalkacam? En eğlenceli yerindeyiz. Kafayı da bulduk, herkes yeni yeni cıvıtıyor.” “Allah bilir kim asılıyor orada sana. Öpüşürsünüz de siz şimdi!” “Salak salak konuşma 12’den önce öpüşülmüyor mu sanki? Yasak mı var? Ayrıca merak etme öpüşmem de, belki biraz flört edebilirim.” “Tamam o zaman! Cuma günü ben de çıkayım da gör gününü... Ama ben telefonu bile açmam, ona göre...” “Aman, şimdi beni rahat bırak da, cumaya ne yapacağını yarın konuşuruz.” Telefondan sonra huzuru kaçar.Aslında o telefonun geleceğini, bu konuşmaları yapacağını saat 23.00’ten itibaren biliyordur. Bile bile yani...Bile bile orada kalır.O telefondan sonra da kalır. Eğlenceyi bırakmaz. Ama biraz hızı kesilmiştir.En fazla 1-1,5 saat daha kalır. Onun, “işin b.kunu çıkarma” marjı, telefondan sonraki bir saattir çünkü.İkiye doğru eve gider.Başını yastığa zor koyar.Duvarlar fırıl fırıl dönerken, aklından en son şu cümleler geçer:“Üff... İnsanı böyle huzursuz etmenin ne alemi var? Sanki yapacak olsam gündüz yapamam! Gıcık! İşin yoksa yarın dinle, artık dırdır dırdır...”

Devamını Oku

Örümcek adamlar...

2 Mart 2008

Gerçekten çok ilginç! Ne zamandır bunu yazmak istiyordum, bir türlü sıra gelmemişti...Hatta konu başlıklarını yazdığım deftere not almışım; “Örümcek taktiği” diye...Erkeklerin, bazı erkeklerin uyguladıkları bir taktikten bahsedecektim.Tabii ki kız tavlama taktiği, başka ne olacak? Enteresan olan şu:Geçen gün okuduğum haber.Gerçek örümceklerle ilgili olan:“Dişiyle çiftleşebilmek için ölü taklidi yapan erkek örümcek saptandı.” Onlarda olay şöyle gelişiyormuş: “Erkek örümcek, doğrudan yaklaştığı takdirde yem olacağını bildiği için dişisini gördüğünde arka üstü dönüp ölü taklidi yapıyor. Dişi, erkeği alıp yuvasına götürüyor.” Sonrasını ben anlatayım mı?Dişi örümcekcik evine yemek götürmenin masum sevinciyle tam rahat bir nefes alacakken...Çotaaa!!!Yalnız haberin devamını anlamadım:“Ancak erkek, bu sayede aynı yola başvurmayan diğer erkek örümceklere kıyasla daha uzun süreyle çiftleşme fırsatı buluyor.” Niye ki?“Nasılolsa ölecem bari b.kunu çıkarana kadar yapayım” diyor herhalde...Artık ağzından kanlar gelmeye başlamış bizimki harala gürüle çalışıyor...Mesela yani!!!Veya “Uzun tutayım belki hoşuna gider de beni öldürmez, bir daha ister falan” hesabı da yapıyor olabilir. Yalaka örümcek! Gelelim bize...İnsanlara yani...Daha doğrusu erkeklere.Örümcek adamlara...ALIP EVE GÖTÜRSEN...Şimdi örümcek taktiğinin bizdeki karşılığı şu:Mesela bara gidersiniz, orada hafif kambur, biraz da omuzlarını yukarı çekmiş şekilde bir adam oturuyordur.Aynı şekilde ayakta da durur bunlar.Yüzü aşağıya, gözleri yukarı bakar. Yani bir yere bakmak için kafasını kaldırmaz sadece gözlerini hareket ettirir. Bu yüzden onlar hep yukarı doğru bakar...Hafiften de kaşları çatıktır.Konuşmazlar.Çok gerekiyorsa, “Hıı...” falan der.Konuşmaz, gülmez, dans etmez. Çok meşgul bir havası vardır.Barda mı?Adamın kafası meşgul, kafası...Zannedersin o sırada Brecht’in yabancılaştırma efektini düşünüyor.Sanki sütyenini çıkarsan bakmayacak!Yalan!Bu resmen bir örümcek adam.İşte resmen ölü taklidi yapıyor!Alıp eve götürsen, aynen: Çotaaa!!!Daha da siniri ne biliyor musunuz? Bu, barın kapısına gelinceye kadar gayet cıvık cıvık “Lan oğlum, bakalım bugün kısmetimizde kim var?” havasında, sallana sallana ve dimdik yürür. Her normal erkek gibi ellerini ovuşturur. Ama kapıdan girer girmez, omuzlar yukarı pozisyonunu alıverir. O pozisyon, dişi örümcek arkasını dönene kadar sürer...Şimdi işin en ilginç tarafını söyleyeyim:Erkekler aralarında buna, “Örümcek taktiği” diyorlar...Nereden biliyorlar?Yani bu örümcekleri bilim adamları daha yeni saptamış. Eee?Örümcekler mi bizimkilerden taktik arakladı acaba?Bar örümcekleri vasıtasıyla da yayıldı!!Hadi bakalım, National Geographic’çiler, gösterin kendinizi... Nasıl oluyor da, oluyor?

Devamını Oku

Yanlış sorulara doğru cevaplar

28 Şubat 2008

Aldatıldığınızı öğrendiniz!Mesela yani...“Aklınıza ilk gelen şeyler sevgilisi ile ilgili detaylardır” demiş.Ve o detaylar hakkındaki soruları çıkarmışlar.“O durumda, ne sormak istersin?” diye...Sorularda bir şey yok. Yani soru sormak kolay. Kolay da, asıl önemlisi onların vereceği cevaplar...Daha da önemlisi bu soruların gerçek cevapları...Şimdi ben size ne yazacağım biliyor musunuz?Bu sorulara onların verdiği cevapları...Ama gerçek olanları...Siz sorduğunuzda zırvalalayacak ya, işte zırvalarken aslında aklından geçenleri...Gerçi bunları soran da pek akıllı sayılmaz ya... “Başka bir kadınla ilişkiye girmeye karar verdiğinde bunu kendine nasıl açıkladın?” (Bu soruyu anladıysa neyim? Gerçi ben de pek anlamadım ama!)- Hadeee.... Ne diyecez lan a..k...? “Keriz miyim” dedim, “Denizde bu kadar balık varken niye sadece uskumru yiyeyim?” dedim. “Kadın da hazır, kaçırma lan” dedim. Dedim işte böyle şeyler... “Yanlış olduğunu bile bile neden bu kadar uzun sürdü?” - Bir kere kadın çok güzel sevişiyordu. Bütün fantezilerimi gerçekleştiriyordum. Sen n’apıyon? ...bile yapmıyon! “Yasak ilişki nasıl başladı?” - Bacaklarına bakınca içim kalkığında... Valla zaten can atıyordum da, cesaret edemiyordum. Kadın pas verince de... “Onunla ilk kez seviştikten sonra kendini suçlu hissettin mi?” - İlk yarım saat biraz hissettim. Hatta bir daha yapmam da zannettim. Ama 5 saat sonra falan tekrar istemeye başladım.“Böyle bir şey yaşarken beni hiç düşündün mü?” - Düşünmez miyim? “Şimdi nerededir? Gerçi konuştuk ama beni arama ihtimali var mı?” diye hep düşündüm... Bir de, anlar mısın acaba diye biraz panik yaşadım. Vücudumda bir iz veya gömleğimde falan. Saçım başım düzgün mü? Suratımda sevişmiş insan ifadesi var mı paniği... “Ona evliliğimiz hakkında neler anlattın?” - İyi bir kız olduğunu ama artık kardeş gibi olduğumuzu, seks meks yapmadığımızı ayrıca evliliğin beni daralttığını ama bırakmak için de çok geç olduğunu...Oldu mu?Aldın mı cevabını?İçin rahatladı mı?Yoo...Bu cevapları değil, feriştahını verse tatmin olmayacak hatta daha beter çıldıracaksın.E, o zaman sorma sen de!Zaten bunların karşılığı yok onlarda...Ne o öyle vicdani, damardan sorular falan...Kadın erkek fark etmez, aldatan insanın hiçbir zaman hiçbir aklı başında bir nedeni yoktur. Düşün.Empati yap!Sana bunları sana sorsalar ne diyeceksin?O da senin söyleyeceklerini söylüyor işte! Zırvalıyor...

Devamını Oku

Kanka mevzuu üzerine...

27 Şubat 2008

İnsan arkadaşını... Arkadaşıyla yatar mı? dedim ya...Sonra da kankalığa devam...Ne yani?Yok mu?Var ki bu yorumlar da var.Benim de onlara bir iki lafım olacak...* “Selam. Bu işler iki taraf için de işi iyi bilen kişiyle yapılır. İyi teşhis ve tespit gerekir. Yoksa salya sümükle uğraşıp durursunuz... (zırlama) Boşluktan doğmaması gerekir.” İyi bilen derken?Şeyi mi?Doğru söylüyorsun. Bilmeyen yapmasın kardeşim! Önüne gelen yapıyor en azından yapmaya çalışıyor. Sonra iyiyle kötü birbirine karışıyor. Hayır, bir şey değil, iyi bilenlerin hakkı yeniyor! Bir de, hangisi iyi hangisi kötü o ana kadar anlamıyorsun. Ehliyetle olsun bu iş. * “İnsanlar sevişir hayvanlar ise çiftleşir. Birisinde cinsellik diğerinde ise içgüdüsel bir eylem söz konusu. Bu ayrıma dikkat etmek gerekir; kaldı ki erkekler bu işi tek başına yapmıyor, partnersiz olmaz. Şişme kadın partner yerine geçemez düşünebiliyor musunuz PVC şişme bebek ile sevişiyorsunuz ardından sigara yakıyorsunuz, duşa giriyorsunuz, evden çık...” Ne diyon yaa?Sen git bi elini yüzünü yıka... Sıkıcı da olsa iyi başlamışsın da, konuyu nereden şişme bebeğe getirdin? Hadi getirdin kadınla ne diye duşa muşa giriyorsun? İyi ki gerisini okuyamadık zira korkarım şişme kadınla dışarı çıkıyordun!!! Bak sinirimi bozdun şimdi: Kadının elinden tutmuş sinemaya gidiyorsunuz mesela!!!Yok canım olur mu öyle şey? Sinemaya ondan önce gidilir. Ondan sonra ne gerek var?!! * “Bu yazdıkların Amerika’nın Vegas’ında bile yok! Toplumu nereye götürmek istiyorsunuz, merak ediyorum...” Yapanlara soralım. Buna cevap verecek bir babayiğit var mı?* “Bu memlekette karı-koca boşanıyor, çocukları var, dost kalamıyorlar da iki sevgili mi dost kalacak? Ayrıca insan arkadaşıyla birlikte olmaz. Olsa olsa dejenere olur! Bu tür lafları edenler dikkat etmeliler. Topluma kötü örnek olmasınlar çünkü sözüm ona sanatçı geçiniyorlar.” Karıştırdın sen! Sevgili değil bunlar, arkadaş... “O”ndan önce de, sonra da... Bir tek “o” esnada arkadaşlığı bir tarafa bırakıyorlar. Ayrıca sanatçıları kastetmemiştim ama kabul edin bu kadar numara yapmak da ayrı bir sanat!* “En eğitilmişinin bile bir kırılma noktası vardır” burada yazım hatası oldu sanırım. Dilek Hanım sizin erkeklere karşı ciddi sorunlarınızın olduğunu düşünüyorum... Bu kadar da çekememezlik fazla değil mi:))) Galiba haklısın. Her zaman rüzgâra karşı 12 m işemek istemişimdir. Ayrıca itiraf edeyim, bende de biraz danalık var, kan çekiyor herhalde:))* “Yok yok... Onlar kanka... Bir bakarsınız arkadaştırlar, döner kanka olurlar, döner sevgili olurlar, yatarlar kalkarlar onlar kanka kanka..kötü bişey yok yaniiii.” Eveeet... Kötü bir anımız canlandı galiba... * “Benim hiç arkadaşım olmadı.” E, olmaz tabii... Seni ayrıca bir seansa alalım. Nedir bu kadar kısa ve öz anlatmaya çalıştığın? Arkadaşınla mı olmadı, gerçekten arkadaşın mı yok, nedir? Bizi niye kendi dertlerinle sıkıyorsun? Zaten içimiz daralmış...

Devamını Oku

İnsan arkadaşını?..

26 Şubat 2008

“Seviştiğin biriyle arkadaş olmak isteyebilirsin, hep arkadaşın olan biriyle de günün birinde durup dururken sevişmek isteyebilirsin ve sevişirsin.” Bunlar benim değil, Okan Bayülgen’in sözleri... Geçen pazar günü Ayşe Arman’la söyleşisinde okumuştum.Herkesin yaşadığı iki durumdan bahsediyor.“Seviştiğin biriyle arkadaş olabilirsin.” Bunu biliyoruz. Hani seviştiğinle (bendeki lafa da bak: “Seviştiğin!” Bari bir de tekmele! Bu kadar mı önemi yok yani? Sanki o biri değil de şişme insan. Ayıp ayıp!)Baştan alıyorum; hani seviştiğinle arkadaş kalınır mı kalınmaz mı polemiklerine girip de bir türlü karar kılınamayan ikilem...Ama öteki söylediği..“Hep arkadaşın olan biriyle günün birinde durup dururken sevişmek isteyebilirsin ve sevişirsin.” Evet böyle bir durum da var.Bunu da biliyoruz.Biliyoruz ama nedense bu konuyla henüz çok fazla yüzgöz olmadık.Herkes bunu yaşıyor da nedense pek irdelenmiyor.Bir almaza yatma durumu var yani...“Alan memnun - satan memnun, fazla kurcalama” hesabı...Ama ben biraz kaşınıyorum.Hepinizi biliyorum, hepinizi...Ne yaptığınızı, niye yaptığınızı...Hepsini...SUİİSTİMALİ ANDIRIREvet, ne yaptığınızı biliyoruz, konumuz da bu zaten.Arkadaşınızla yatıyorsunuz...Arada sırada...Peki niye?Bunun iki ayrı cevabı var. Kadınlar için ayrı, erkekler için ayrı cevap.Önce erkeklerden başlayalım.Onların birinci ve asıl nedeni şudur:Hiçbir erkek bir kıza sadece ama sadece arkadaş gözüyle bakmaz. En eğitilmişinin bile bir kırılma noktası vardır.Bazen kadeh sayısı, bazen zekice bir laf bazen de bir dekolte, o arkadaşlık sınırını kırıverir. Arkadaş markadaş bakmaz, sevişir.Ha, pişman olmaz mı?Olur.“Allah kahretsin!” demez mi?Der.Sonra bir daha yapar.Bir daha...Biraz suiistimali andırır yani...O DA NE BİÇİM SALDIRDI AMA...Ertesi gün de bunun hesabını kendine şöyle verir:“Ne olacak ki? Seks dediğin bir ihtiyaç. Bildik tanıdık biriyle ihtiyacımızı giderdik.” Sorarsan böyle cevap verir. Ama biraz zorlarsan, dökülür: “O da ne biçim saldırdı, demek ki ihtiyacı vardı. İyilik yaptım işte! Ne var? Bu yaştan sonra gidip fahişeye para mı verelim?” Kadınlar içinse neden biraz daha farklıdır ama aynı cümleyle başlar:“Ne olacak ki?” “Hiç olmazsa beni kırma ihtimali yok. Ondan bir şey beklemediğim için hayal kırıklığı falan da yaşamam. Ağzı da sıkı... N’apayım oluyor işte!” Amma...Bir de bunun ertesi günü, daha sonraki günü var...O olaydan sonra arkadaşlığı devam ettirmek erkekler için belli bir profesyonellik gerektirir. İki gün sonra falan telefon açıp hiçbir şey olmamış gibi, “N’aber kız?” denir.Denmesi gerekir.Çünkü belli bir süre aramazsan bir daha hiç arayamazsın.Bu şey gibidir; hani trafik kazası yapanlara hemen araba kullandırırlar ya korkusu geçsin diye, onun gibi..Ha, bu doğru bir şey mi?Yoksa ayıp mı?Ne bileyim ben?

Devamını Oku