Gerçek kıskançlık hikâyeleri

Haberin Devamı

Yok, mini giydin bacağın gözüktü, yok kıçın çıktı, yok maça gittin, yok bilmem ne...

Bunların hepsi tırıvırı...

Hatta bunlara kıskançlık bile denmez.

Kıskançlığın bir ağırlığı vardır. Şahsiyeti, çıkmazları, çıkarları vardır.

Öyle ıvır zıvır her şeye o adı veremezsiniz.

Dün birini anlatmıştım. Alın size bir iki vaka daha...

Arkadaşına veya oradaki başka birine güzel sözler söyledin mesela...

Karşı cinsten birine tabii ki...

Hem de onun yanında!

“Bugün ne kadar güzelsin/yakışıklısın” diye iltifat ettin mesela...

Hadi bir kere ettin ama bir defa daha tekrarlarsan...

Yandın!

Bu iltifat, hiç şüphen olmasın en kısa zamanda sana intikam/kısas ve kavga olarak geri dönecektir.

Hele bir de kıyas yaptıysan...

Yani başkasını överken onu yerdiysen...

“Ne güzel sakin ve huzurlu birisin. Bir de şuna bak” dedin diyelim...

Hem de onun yanında...

Senin bu masum cümlen onda başka efektler yaratır.

Söylediği her cümlenin meali şudur:

“İstersen bir de git seviş onunla, olsun bitsin. Hepimiz rahatlayalım!”

Demek ki neymiş?

İlle de iltifat etmek istiyorsan, yalnızken edeceksin.

Veya:

Mesela senin birine bakışını yakaladı.

Öyle herhangi bir bakış değil ama...

Bir bakış vardır ya, nasıl anlatsam?

Hıh. Alıcı gözüyle...

Anladın sen onu...

Şöyle tepeden tırnağa süzerek falan...

“Ne güzel bir şeymişsin sen, gel bakiim” tadında...

Onu yakaladıysa...

(Ki yakalar.)

Bittin sen!

Bu da sana kapris, küstahlık ve bir süre seks yasağı olarak geri döner.

Cezası diğerinden biraz daha ağır yani.

Veee... Şimdi başkası daha...

Mesela karşı cinsten biriyle iş yemeğine gittin. Veya eski bir arkadaşınla kahve içmeye... (Karşı cins.)

Hatta gerçekten de iş yemeği, gerçekten de arkadaşın...

O da biliyor ve inanıyor...

Geldin ona anlattın.

Buraya kadar bir şey yok.

Ama yiyorsa başkalarının yanında anlat. Başkalarının yanında, o adamla/kadınla yemeğe gittiğini anlat da gör gününü...

Sen anlatırken onun yüzü düşmeye başlar.

Sanki herkes ona bakıyor ve

“... mısın lan sen?” diyordur.

“Onlar gittiğinde sen n’apıyon? Evde bulaşık mı yıkıyon?”

Hadi onu geçelim, aştık bunları diyelim...

Ayrıca...

Saçma ama burada yanlış olan yani kıskançlık nedeni, yemeğe gitmiş olman değil, bunu ulu orta anlatmandır...

Çünkü sen anlatırken şöyle bir atmosfer oluşur.

Oradaki herkes şunu sormamak için kendini zor tutuyor gibidir.

“E adam/kadın sana asılmadı mı?”

Sorulacak soru budur ve fakat kimse cesaret edemediği için sessizce ona bakmaktadır.

O da bunu hisseder.

Ve o anda, başka birinin senden etkilenebileceğini anlar.

Birden bu dank eder.

Başka birinin seni beğenmesi...

Sorun bu yani...

İçinde tutar tutar ama sonunda patlar...

“Niye herkesin içinde anlatıyorsun?”

“Neyi?”

“Yemeğe gittiğini...”

“E, ne var ki? Sana da anlattım...”

“Olsun öyle herkesin içinde...”

“Hayatım, kafayı mı yedin?”

“Asıldı di mi herif/kadın sana?”

“Haydaa...” Böyle olur.

Ve bunun bir açıklaması yoktur.

Sadece öyledir...

Peki bunlarla nasıl başa çıkılır?

Nasıl?

DİĞER YENİ YAZILAR