dilek önderEvet. Bu sefer kendimden bahsediyorum.Geçtiğimiz hafta sonu havadan mı nedir, değişik bir ruh haline büründüm. Nasıl desem?Açıkçası “değiştim” demeye elim varmıyor. “Geliştim” desem geçmişime hakaret olacak...Belki “metamorfoz” desem hem biraz gizemli hem daha manalı olur.Yeni insanlarla tanıştım, onlarla biraz yazılarım üzerine de konuştuk. İnsan dediğim erkek...Onların da etkisi oldu mu, bilemem...“Uzatma! Yani ne oldun?” diyorsunuz...Peki söyleyeyim...Ya biraz daha ılımlı oldum galiba...Erkekler konusunda yani...“Çok mu yükleniyorum acaba?” diye düşünmeye başladım.“İnsanları, özellikle erkekleri bu derece kategorize etmek doğru mu?” diye sorgulamaya başladım.Sonuç olarak bir bütünün iki parçası değil miyiz?Kavgasıyla, neşesiyle, eğrisi, doğrusuyla...“Niye geriyorsun?” dedim. “Hem kendini hem başkalarını...” Dedim ya en kötüsü, ne diye kategorize ediyorsun. Hepsi farklı olabilir...Mesela geçenlerde izlediğim bir film aklıma geldi; “Kolera Günlerinde Aşk.” İzleyenler ya da Marquez’in aynı adlı kitabını okuyanlar bilir, orada bir sahne vardı; tam sevişirlerken kadının kedisi, adamın kıçına atlıyordu.İzlerken, “Kedi senin kıçını ne yapsın?” başlıklı yazım aklıma geldi. Aynı o sahneyi anlatmış, kediden korkan erkeklere geçirmiş, pardon, onları eleştirmiştim. Bir hafta önce olsaydı şöyle yazardım: “Erkek var, errkek var! O sırada kıçını kolluyorsa, sen de onu kollayacak, yani kovalayacaksın” veya “korkmayıp kalanlara helal olsun!” O tür bir yazı olurdu bu...Şimdi öyle düşünmüyorum. Kediden korkuyorsa, ne yapsın yani? Canım benim...Mesela bir keresinde de, “Cipleri büyüdükçe, şeyleri küçülür” diye bir yazı yazmıştım. Özgüvenleri küçülür diye...Hatta aynı felsefeyi bir başka yazıda galiba saatlerine de uyarlamıştım. Belki de aynı yazıdaydı...Ne alakası var halbuki... Ayrıca olsa ne olur? Önemli olan “duygu” değil mi? Bunu nasıl da unutuveriyoruz...Geçenlerde bir arkadaşım büyük cipli biriyle tanışmış, hem de aynı zamanda saati de büyükmüş ama hiç de benim söylediğim gibi şeyi küçük değilmiş. Özgüveni... (Eski alışkanlık, kusura bakmayın.) Ayrıca, aklıma geldiği kadarıyla,“Entellerinki nasıldır?”, “Ne işe yararsınız siz?”, “Çapkın erkeklerin de duyguları var mı?”, “Erkekleri anlama klavuzu” gibi kışkırtıcı başlıklı yazılarımı düşündükçe, biraz ileri gittiğimi de itiraf etmem gerektiğini düşünüyorum.İşte bu yüzden, “Galiba özür dilemem gerekiyor” diyorduummmm ki...Ay içim daraldı, daha fazla dayanamayacağım...1 Nisaaannn...(Yazının bu kısmını almaza yatanı yakarım. Üzerine oynarım ona göre...)Ne özrü be, ben sizi bilmiyor muyum?Bir bütünün parçaları falan...Hadi len!Bütün yazılarımın altına bir kez daha imza atıyorum.Siz var ya siizzz...
Bana sorarsanız bir tek nedeni vardır. Seks yapmanın yani...Canın ister yaparsın. İstemezse de... Bazen istemezse de yaparsın. Başlarken istemezsin sonra açılırsın. Veya tam tersi, iyi başlar kötü bitirirsin.Veya canın ister, yapamazsın....Normal insanlar için konu bunlardan ibarettir. Ama bilim adamları seks yapmak için 10 neden bulmuş, “Canın istemiyorsa da sağlığın için yap bari” diyorlar.Hadi kendini düşünmüyorsun, eşini düşün. Onun için yap. Senin yüzünden pasif seksçi olmasın.Ayrıca yapabilen var yapamayan var, onları da düşün! Çünkü bak nasıl faydalıymış.* “İnsanı stresten arındırır: Stresli günlerde seks yapmak kan basıncını düşürerek stresi azaltıyor.” Stressiz olan tarafa ne olacak? Düşünsene, gayet huzurlu ve sakin bir günündesin, hiiç sevişesin falan yok. Gerek yok yani... Gözünde büyüyor. ‘Kim uğraşacak şimdi’ havasındasın. Karşıdan geliyor seninki! Kan basıncı tavan yapmış! “Aşkım, çok kötü bir gün geçirdim. İşte dallamanın biri gerdi beni. Hadi sevişelim” diyor. “Bana ne be, git onu... Onunla seviş o zaman!”mı diyeceksin? * “Bağışıklığı artırır: Haftada bir ya da iki kez seks yapmak, soğuk algınlığı ve benzer enfeksiyonlara karşı vücudun direncini artırıyor.” Eveet.. Tam da hastalık zamanı. Göreceğiz kim seks yapıyor kim yapmıyor? Var mı etrafınızda üşüten, hapşıran falan... Gördüğünüz gibi bu gökkubbe altında hiçbir şey gizli kalmıyor. * “Kalori yakmanıza yardımcı olur: 30 dakika süren bir seks seansı boyunca kişi en az 85 kalori yakıyor.” Kalori hesabına göre sevişeceksin. Ya da sevişmeyeceksin. Bak, 100 gr lor peyniri tam 85 kalori. Yani düşün taşın kararını ver: Seks mi, hem de 30 dakikalığından, yoksa 100 gr. lor peyniri mi? Velev ki seksi seçtin; öyle hiçbir kalori hesabı olmayan hareketler yapmayacaksın. Boşa debelenme yani. Mesela “dala konan kelebek pozisyonu” (bunun ne olduğunu başka zaman anlatacağım) inanmazsınız tam 250, evet yazıyla iki yüz elli kalori verdirtir adama... * “Kan dolaşımı sistemini düzenler: Ayda bir kez seks yapan erkeklere göre haftada bir ya da iki kez seks yapan erkeklerin kalp krizi geçirme riski yarı yarıya düşüyor.” Yaparken mi? Hep merak ederdim, yeri geldi sorayım. Beyler, öyle bir ölümü tercih eder miydiniz? O sırada yani... Kadınların tercih etmeyeceği kesin de! Adam tam o anda gidivermiş mesela... O an kötü de, sonradan...* “Kişinin özsaygısını artırır: Seks yaptıkça insanların kendilerine olan güvenleri artıyor.” Nasıl ve kiminle yapsan bile mi? * “Acıyı azaltır: Seks yaptıkça oxytocin seviyesi gibi endorfin hormonu da artıyor. Bu da insan vücudunda ağrıyan dokularda ağrının azalmasını sağlıyor.” O sırada tabii... Neren ağrıyor unutuyorsun. Ama sonradan et kesiği olunuyor, ayrı... * “Prostat kanseri riskini azaltır: Ayda 21 kez ve üzerinde seks yapan erkeklerde prostat kanseri riski daha düşük.” Ne diyor bu be! Ayda 21... Sayı saymayı bilmiyor bu herhalde... Hastalansın daha iyi. Zaten ayda 21 kere yapmaya kalksa bu sefer de kesin frengiden gider...Sırada 3 neden daha vardı da yer kalmadı. Ama siz siz olun, ne yapın edin, sekse yer açın.Sırf sağlığınız için!
Ne yapayım, dayanamıyorum... Cevap vermeden duramıyorum bazen.Şu güzellik mi çirkinlik mi meselesinde aklınıza takılanlara açıklık getireyim.* “Güzel çirkin ne fark eder... Âşıkken dünyanın en yakışıklı erkeği, aşkım bitince sıradan biri... Güzelliğin beş para etmez bu bendeki aşk olmasa!” İyi de, bunu fark ettiğinde bazen çok geç oluyor ya, evleniyorsun falan... Sorun o...* “Dilek Önder siz ne şeytansınız:)) ‘Kafası küçük’ ha!!! Çok hoş bir ironiydi...” Sensin ironi! Kötü bir niyetle yazdıysam ne olayım!* “Güzel kadınlarla birlikte olmak için çirkin mi olmak gerekiyor?” Saçma ama öyle görünüyor. Bir eve iki güzel fazla gelir. Yani sana çirkinsin demek istemiyoruz, yanlış anlama!* “Tanrı dünyayı yaratır, ‘Güzel oldu bee’, sonra erkeği yaratır ‘Hımm güzel oldu’, en sonunda da kadını yaratır ‘Neyse bu da boyanınca güzelleşiversin’ der...” Sizin elinize de onun yerine boya malzemeleri verseydi hayat daha güzel olacaktı!* “Aynaya bakmasını bilen her bayan, güzeldir. Karanlıkta bütün kadınlar aynıdır (18’lik de 80’lik de).” Anlaşılan sen kanalizasyoncusun. Veya sayı saymasını bilmiyorsun. Bu kaç? * “Feministlerden nefret ederim. Ben friendly’yim yani bütün canlıları canlı olarak severim. Cansızları da severim. Hümanistim. Feminist aklı nolucak işte.” Hümanist akla bak, feminist sevmiyor... Ama cansızları sevmen isabet olmuş. Naylon bebekleri falan da seviyor musun? Lazım olacak da...* “Ya bırakın martaval sıkmayı. Kadınlarda nerde mantıklı düşünme yeteneği. Onların kararlarına önyargılar ve duygusallık hakimdir. Anneleri bile, ‘Gençsin güzelsin (zengin birini bul sen de kurtul biz de, kendine yazık etme:)’ demiyor mu!” Seninle daha uzun sohbet isterdik, annelerinizin size ne önerdiklerini falan ama çıkmamız lazım, biliyon nu? * “Haber saçma. Sanki bütün kadınlar öyle düşünüyor gibi yazmışlar. Nerde bir saçmalık varsa ABD ve İngilizlerden çıkıyor. Güzel kadınların (bir kısmı) çirkinleri seçiyorsa ya parası vardır ya ünlüdür ya iyi bir konuma sahiptir ya çok kültürlüdür vs. vs.” E, heralde! Ne olacaktı? Bir şeyi de olsun artık! Yani sırf çirkin diye biriyle mi olunacak? Sen de çok şey istiyorsun yahu!* “Çirkin bi kadının aksine çirkin bi erkeğin makul görülmesi zorunuza mı gitti Dilek Hanım:) Ben size ölçütü söyleyim mi? Şan, şöhret, para para para. (İstisnalar kaideyi bozmaz).” Ne diyor? Bana çirkin mi diyor ne? * “Çirkinle yıllarımı geçirmektense güzelle bir geceyi tercih ederdim:)))))))).” Büyük konuşma! O geceden sonra güzellik kıstaslarının yavaş yavaş nasıl düşeceğini anlattırma bana...
Peki yakışıklı erkek-çirkin kadın seçimi?” diye sormuş.“Onu da yaz” diyor yani...Peki, emrin olur!Dün, “güzel kadın-çirkin erkek” ikilemesini yazmıştım ya, bugün de tam tersini diyor, yazsana... Yer değiştiriyoruz yani.Güzel kadınlar mutlu olmak için çirkin erkekleri tercih ediyorsa yakışıklı erkekler de çirkin kadınları mı seçsin?Bana ne?Kimi isterlerse onu seçsinler...“İyi bir şey midir, kötü bir şey midir” bilemem.Ama... Mutlu olmak için çirkin kadınları tercih eden yakışıklı erkekleri mercek altına alabilirim.Hatta taammüden böyle bir işe kalkışanları biraz hırpalayabilirim.Bu kolay.Klasik tanımlar yani: Bencil olurlar, rakip istemezler, kaprisli ve kasıntı olurlar, espri yetenekleri gelişmemiştir...Egolarını kırmamak ve hatta daha da yükseltmek için de çirkin kadınları tercih ederler falan filan...Ha bir de, yatakta...Evet yatakta pek iyi değillerdir. Kendilerini yansıtan her türlü yüzeye bakmaktan; olmadı, kendi kendilerine bakmaktan konsantre olamazlar.Zevkine göre değil de pozisyonun estetikliğine göre seviştiği için neyi niye yaptığınızı anlamadan onunla birlikte olursunuz. Aklınızdan o sırada geçmemesi gereken şeyler geçer:Şimdi bu zevk alıyor mu, almıyor mu? Bana bakması gerekmiyor muydu?Karnını mı içeri çekiyor bu? Yok artık!..Ambale olursunuz yani...Tıpkı çok güzel kadınlar gibi... Neyse zaten o kadar azlar ki...Bir de kendisini yakışıklı zannedenler vardır ki onlar, onlar ayrı bir âlemdir...Hem de çoğunluk...Şimdi bunlar, yakışıklı erkekleri iyi gözlemlerler ve detayları kopyalarlar.Sürekli yakışıklı erkek hareketleri yaparlar.Ne bileyim, mesela yakışıklı erkek gibi bakarlar...Böyle gözlerini kısarak falan...Ama biraz da abartırlar. Hafiften sallanaraktan...Hani aynaya bakarak kendi yanağından makas alma hareketi vardır ya, “Koçum benim” mealinde, onun bir ayar düşüğü gibi...Mesela, yakışıklı erkek gibi yürürler...Yani öyle bir yürür ki, “Bunda bir tuhaflık var ama ne” diye bir daha bakarsın.Yürüyor ama...Sanki o yürüyüş başkasının...Ya gövde yanlış ya da yürüyüş...Senkron tutmaz yani...Onun öyle yürümemesi gerekir. Bu yürüyüş, uzun boylu, esmer ve yakışıklı adam yürüyüşü...Oysa o?Yani öyle bir havası vardır ve bundan öyle emindir ki, ister istemez şöyle düşünürsün:“Bu yakışıklı da benim mi haberim yok!” Ama her kötü şey gibi onların da iyi bir tarafı vardır; yatakta iyidirler.En azından olmaya çalışırlar.Çünkü orada yakışıklı olduklarını unuturlar.Yatağa götürebilirse tabii...
Çirkin erkek, kadını daha fazla mutlu ediyormuş.Aman yanlış anlaşılmasın, çirkin erkekler daha maharetli olduklarından değil ha!Daha iyi performans gösterdiklerinden de değil...Daha romantik, daha anlayışlı veya daha akıllı olduklarından falan da değil.Sadece ama sadece çirkin oldukları için.A-aa...Ne ayıp! Ne ayıp biliyor musunuz? Gerçi anladınız ama yine de haberin tamamını yazayım: “ABD’deki Tennessee Üniversitesi uzmanlarının 82 çiftin evliliğini beş yıl boyunca izleyerek yaptığı araştırmaya göre, eşi kendisinden çirkin olan kadınlar kendilerini daha mutlu ve daha güvende hissediyor. Çünkü eşinden daha çekici olan bir erkeğin ufak kaçamaklar yapma şansı daha fazla oluyor. Böyle bir şeyin ihtimali bile evlilikte kadının huzurunu ve mutluluğunu bozuyor. Ancak erkek kadından çirkinse, kadınına daha fazla sahip çıkıyor. Hal böyle olunca, kadınlar da eş olarak kendinden daha çirkin erkekleri seçiyor.” Haber bu.Kadınlar, mutlu olmak için çirkin erkeği tercih ediyor. O halde şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz:“Çirkin erkekler de, güzel bir kadınla olmak için mutsuz olmayı tercih ediyor.” Ne acayip değil mi?Biri güzelliği, diğeri rahatlığı seçiyor.Yani bu durumda ortaya şu soru çıkıyor:Çirkin biriyle mutlu olmak mı yoksa güzel birisiyle mutsuzluk mu?Hangisi?Hangisini seçmek lazım.Yani mutluluk güzellikte mi yoksa iç huzurunda mı?Güzellikteyse kadınlar niye onu seçmiyor?İç huzurundaysa neden erkekler bunu seçmiyor?İşler karıştı...Teker teker bakalım o zaman...İddia ediyorum, 10 kadından 9’u çirkin erkeği tercih eder. O kalan 1’i de çok güzel bir erkekle yatmıştır da ondan... Bir erkeğin güzel bir kadından aldığı hazzı tatmıştır. Bu yüzden artık onun geri dönüşü zordur. Sonuçta çirkin bir erkeği seçse de, aklı hep güzellerde kalır.Artık aldatır mı bilemem...Bu, adamın ne kadar çirkin olduğuyla ilgili herhalde...Ama size güzel bir erkekle ve çirkin bir erkekle uyanan kadınların durumuyla aklından geçenleri yazabilirim.* Önce güzeller:Sabah gözünü açar, beyaz çarşafın üzerinde nefis bir yaratık hâlâ uyuyordur.İki üç dakika onu seyreder. “Ne kadar şanslıyım, bu benim” diye düşünür. Gülümser, “En azından şimdilik!” “O da beni tercih ettiğine göre... Hoşlanmasa... Herkes beğeniyor, bir şey yapar mı ki? Amaaan, yaparsa o zaman düşünürüm... Yapar mı acaba?” Hemen duşa girer, yüzüne çekidüzen verir. * Gelelim çirkinle uyanana:Onların çarşafı çiçekli olsun. (Arada kaynar.)Çiçekli çarşafın üzerinde hâlâ uyuyordur. Kadın üç saniye ona bakar, “Bunun kafası mı küçük ne?” diye düşünür. “Aman küçük oluversin. Millet nelere katlanıyor? İyi adam sonuçta.” Duşa falan girmez. Direkt mutfağa çay koymaya gider.Şimdi siz söyleyin...Hangisi mutluluk?
Bir liste yapmışlar, tek tek yazmışlar. “Erkekler kadınlardan ne ister?” listesi...Ne isteyecekler?Ben biliyorum aslında da, hadi yine de dinleyelim* “Beni seviyor musun?” diye sormayın. Emin olun ki, sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız...Bu kadar dırdır edeceğine, evet desen ne olur? Diline mi yapışır? Yok 1 saniye durmazmış da yok bilmem ne? Yalan. * Bir probleminiz olduğunda bizden sorunu çözmek için yardım isteyin.Emin misin? Perde asmaca, bulaşık makinesi boşaltmaca, ampul değiştirmece... Yeter mi yoksa daha sayayım mı?* 8 hafta süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.Sen biraz danalıktan vazgeçsen... Hı? Belki baş ağrısı geçer o zaman...* Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işidir.Zaten kız arkadaşlar o işe de yarasa size gerek kalmayacak.* Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.Oldu. Ama sonra yok kısa oldu, yok açık oldu, yok parlak oldu falan demeyeceksin.* Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan “ekmek masada değil” diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın...Basitlik konusunda hemfikiriz. Bu yüzden yatakta hayaller kurarız. Bundan, “Başka erkekler de var” diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın.* Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötüyse ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın.Ne diyorsun be! Vıdıvıdıcı mısın nesin?* Eğer bir şey soruyorsanız ya da istiyorsanız doğrudan söylemeniz yeterli.Senin de söyleneni bir kerede anlaman yeterli. Öyle almaza yatman değil. * Şişmanladığınızı düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Sormayın, cevap vermek istemiyoruz.Cevap vermek istemiyorum, şansımı deneyeceğim, kutumu açın! Bu ne yahu? Vermezsen verme, biz de verecek birine sorarız. * Erkekler en fazla 16 renk görürler. Ayrıca, şampanya bir renk değil, bir içkidir.Aranızdan biri 16 renk saysın, şampanyası benden! (Hilesiz ama...)* Evi temizleyip yorulduktan sonra,yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için anlamı yoktur.Çok üzüldük! Biz de senin için anlamı olsun diye temizlik yapıyorduk zaten! * Size “neyiniz var” diye sorduğumuzda, “hiçbir şeyim yok” derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin.Ne soruyorsun o zaman? Senin kafadan dinlemeye niyetin yok. İçimi daralttı bunlar.Onu yapmam, bunu söylemem, ötekinden anlamam...Eee?Ne işe yararsın sen?
Yatak hikâyeleri”nin sonu yoktur... Dünyada ne kadar insan varsa o kadar ayrı hikâye var...Ama evlilerinki sadece iki çeşittir. Yani eşleriyle olanlar...Yoksa herkes, her ayrı insanla farklı yatar, farklı kalkar.Yani mesela bir adam hayatı boyunca atıyorum, 15 kadınla yattıysa her seferinde başka türlü yatıp başka türlü kalkmıştır.Bazen yattığı gibi kalkmaz bazen de kalktığı gibi yatmaz. Şaşırırsın. Aaa! Hiç de göründüğü gibi değildir. O ayrı bir konu.Biz bugün evlilerin yatışlarını inceleyeceğiz.Çünkü dün bir haber okudum, siz de görmüşsünüzdür: “Evlilikte mutluluk ayrı yataklarda” diye...Şimdi bunu okuyan evli çiftlerden mutlaka biri sevinir öteki, öteki de almaza yatar. Eminim dün sabah, pazar gazeteleri okunurken birçok evde şöyle bir diyalog yaşanmıştır. Çoğunlukla da erkekler başlatır konuşmayı...“Bak ne yazıyor gazetede!” “Ne yazıyor?” “Evlilikte mutluluk ayrı yataklardaymış.” “Aaa... Ne saçma! Öyle evlilik mi olurmuş” Bu kadar.Kadın “Ne saçma!” der ve konuyu kapatır. Haberin devamını okumaya gerek bile bırakmaz. Öteki de kös kös diğer haberlere geçer. Aklından, “Beraber yatıyoruz da sanki her akşam...” diye geçirerek. Gerçi kadın bunu unutmaz. Acısını çıkarır mutlaka. En geç akşama, “Çok istiyorsan sana ayrı yatak hazırlayayım. Pek meraklısın ayrı yatmaya falan! Ama öyle isteyince, ‘Yanına geleyim’ falan yok. Ona göre” diye lafını çakar.Adam söylediğine söyleyeceğine pişman olur. “Ayrı yatmak iyidir kötüdür”ü tartışmayacağım sizinle. En azından bugün.Bana ne?Nasıl yatarsanız yatın.Ben şimdi başta da söylediğim gibi evlilerin yatış hikâyesini anlatacağım.Dedim ya iki çeşittir diye...Yatağa birlikte gidenler ve ayrı gidenler...Bazı evlilerde şöyle bir âdet vardır. Mutlaka ama mutlaka yatağa birlikte gidilir.Birinin uykusu gelince, “hadi artık yatalım” der. Bu durumda öteki de ona kayıtsız şartsız uyar. Uykusu var veya yok, fark etmez. O da gider, yatar.O evde, “sen yat, benim uykum yok” sözleri geçmez.Biri film seyrediyor, ötekinin uykusu geldi mesela değil mi? Hayır. Gidip yatmaz. Kanepede uyuklar ama onu bekler.Veya birinin uykusu geldi öteki bir şey seyretmek istiyor değil mi? “Hadi boşver, yatalım artık” dediyse, yatılır. Niyeyse?Diğer grup ise yani yatağa ayrı ayrı gidenler...“Sen yat. Ben şunu seyredeceğim.” “Sen yat. Benim uykum yok.” “Sen yat. Benim bilgisayarda biraz daha işim var” !!!Bunlar da, bir türlü biraraya gelemez. Muhtemelen iki ayrı televizyonda herkes kendi programını seyrediyordur. Artık ayrı takılmaya öyle alışmışlardır ki, bazen iki ayrı odada ama aynı programı izlerler. Ha, sakın yanlış anlaşılmasın; bu onların anlaşamayan çift olduklarını göstermez.Tam tersine, anlaşamadıkları konusunda anlaşmışlardır.Bu ikisinin, yani aynı anda yatanlarla ayrı yatanların bir tek ortak noktaları vardır:Sevişmezler...
Sıfır Noktası”yla ilgili akıllara takılan birkaç soruyu cevaplayayım da bu konuyu artık kapatalım.* “Ya en yakın arkadaşınız yani donmak üzere olan, bir kadınsa, siz kocanızın onunla beraber olmasına ne dersiniz? O zaman bakış açınızı terse çevirin bakalım hislerinizi duymak istiyoruz:):)” Tamam, senaryoyu senin dediğin gibi değiştirelim.Yani donmak üzere olan bir kadın ve aynı zamanda çok yakın bir arkadaşın. Ve hayata dönmesi için onunla sevişilmesi gerekiyor. Yoksa ölecek değil mi?Tamam devam edelim.Bence var ya, nasıl olurdu biliyor musun?Sahne şu:Donmak üzere olan kadın, kendinden geçmek üzere, yerde yatıyor...Ne yapacağını şaşırmış karı-koca, ne yapmaları gerektiğini doktora soruyorlar.Doktor, “kan deveranını artırmak için onunla sevişin” diyor.Adam telefonu kapatıyor ve durumu karısına anlatıyor.Bir an göz göze geliyorlar.Ve adamın ağzından şu cümleler çıkıyor:“Hadi karıcığım, bu işi sen yapacaksın!” Yani amaç fanteziyse ki öyle ve senaryoyu da bir erkek yazıyorsa durum bu olurdu, inan.Yok eğer fantezi gücü zayıfsa, jartiyer seviyesindeyse, adam kadını hayata döndürür ve karısına dönüp şunu söylerdi:“Hayatım inan o sırada seni düşündüm.” Veya bu bir kült film olsaydı, karı-koca bu fikirden tahrik olup ikisi sevişmeye başlardı. Arkadaşları da tatlı bir rüya görüyorum sanarak oracıkta donarak ölürdü.Gördüğün gibi alternatifleri çoğaltmak mümkün.* “Kendi içsel çelişkilerinizi erkeklere yamamak çabasındasınız. Şunu çok iyi anlıyoruz ki fantezi dünyanız çok büyük.” Lütfen zekâma hakaret etmeyiniz. Ben sadece başkalarının gayet klasik fantezileriyle naçizane dalga geçmeye çalışıyorum. * “Erkekler hakkında kompleksleriniz var yazık.. Allah size bu komplekslerinizi yenebilmeniz için bir sevgili nasip eder umarım.” Kompleksleri, sorunları yenmek için işimiz sevgiliye kaldıysa... Başa çıkamayız, söyleyeyim. Üç de yetmez beş de... Beş de yetmez 7 tane, ver ver ver ver. Ver Allahım ver.* “Dilek Hanım ben de şunu merak ettim, pekâlâ o kadını siz oynuyor olsaydınız tepkiniz ne olurdu?” Donan kadını mı? Pardon ya, senaryoyu şaşırdım. Yahu senaryodaki en şanslı karakter o kadın. Ne donma tehlikesi var ne de kocasını seyretmek zorunda kalıyor. Bütün derdi zevksiz bir iş yapacak olması. Ayrıca sanki kocasıyla her yattığında Nirvana’ya mı ulaşıyor?* “Saçmalığa bak ya, yok böle bişey. Bu sevişme sonunda kimin orgazm olma olasılığını da yazsaydınız.” E bunu da mı ben yazayım? Tabii ki seyredenler...