Böyle bir fantezi var mıdır?

19 Mart 2008

Taktım ben bu senaryoya...Şu, dün bahsettiğim “Sıfır Noktası” adlı filmin konusuna yani...Hani en yakın arkadaşını donmaktan kurtarmak için karısını onunla seviştirmek zorunda kalıyormuş ya...Bak yaa...Yine sinirim oynadı yerinden. Tutamıyorum kendimi... “Zorunda kalıyor,” yani öyle ki başka çare yok! Hatta öyle bir durum olmuş ki değişik pozisyonlar da denemeleri gerekiyormuş! Bunu da doktor demiiiş! Yoksa erkek çocuk ya, maazallah bir tarafı düşermiş!Şimdi bu yazıya en fazla tepki şu iki konuda geldi.“Böyle saçma sapan senaryoyla niye uğraşıyorsun?” diyenler ki onu daha sonra anlatacağım ve “Niye karısını seviştiriyor, kendi yapsın” diye fikri gelenler...Olur, gözlerini açınca da durumu anlatırsınız artık:“Sana bir iyi, bir kötü haberimiz var. İyi haber: Kurtuldun, geçmiş olsun. Kötü haber mi? Gey oldun.” Benim amacım hem biraz gırgır yapmak hem de erkeklerin bir taraflarını daha deşifre etmekti.Karısının başkasıyla sevişmesi fantezisi... Yani asıl sorulması gereken soru şu:Erkeklerin, karılarını başkasıyla sevişirken düşünme fantezisi var mıdır, yok mudur?Aslında filmi çekenler de herhalde bunun üzerine gitmek istemişler de, senaryo biraz saçma olmuş.Sorunun cevabına gelince...Ben iddia ediyorum:Vardır.Ama bunu düşünmekten hem çok korkarlar hem de akıllarına geldiğinde tahrik olurlar. Tahrik oldukları için rahatsız olurlar. Böyle bir kısır döngü oluşur.AHLAKİ DEĞERLER ESNER Mİ?İşte bu yüzden o mecbur kalmalar falan... “Yani görüyorsunuz işte, mecbur kaldık da ondan! Yoksa olacak iş mi?” Tabii, biz de salaktık çünkü!Kadınlarda da vardır böyle fanteziler... Onları sonra anlatırım. Veya anlatmam, niye anlatayım ki?Dedim ya, böyle bir fanteziyi değil dile getirmek, akıllarından geçtiğinin bile anlaşılmaması için asıl soruyu film icabı olarak dahi soramazlar.Tali yollara başvururlar. Tıpkı haberdeki gibi...“Sıfır Noktası... Ahlaki değerler her koşulda aynı mı olmalı?” “Hangi koşullarda ahlaki değerlerde esneklik olabilir?” “Yaşam için ahlaki değerlerden ödün verilebilir mi?” sorularına yanıt arayacak.E, iyi... Siz o sorulara yanıt ararken, öbür tarafta “Donuyorum” ayağıyla kadını...Neyse, sizin dediğiniz gibi olsun!Peki biz de elimizden geldiğince bu soruları yanıtlamaya çalışalım o zaman...Teker teker...“Ahlaki değerler her koşulda aynı mı olmalı?” Kesinlikle, “Hayır.” Yurt içinde ve dışında farlklıdır mesela. Hatta evden uzaklaştıkça genleşmeye başlar. Uzakdoğu’da millet niye sapıtıyor sanıyorsunuz...“Hangi koşullarda ahlaki değerlerde esneklik olabilir?” Bu, bünye meselesidir. Her bünyenin istihap haddi farklıdır. Kiminin 1 ay, kiminin 1 sene... Süre uzadıkça seçiciliğinden ödün vermeye başlarsın. Kıstasların düşer. “Yaşam için ahlaki değerlerden ödün verilebilir mi?” Bana yapılmıyorsa, verilebilir...

Devamını Oku

Arkadaşınızla eşinizi?..

18 Mart 2008

Sıfır Noktası’ adlı bir televizyon filmi çekiliyormuş. Filmde Ali Sunal, donmak üzere olan arkadaşını ‘hayata döndürmek için’ karısını onunla seviştirmek zorunda kalıyormuş! Ben burada biraz, “Maksat ... olsun da, beni ...ler” kokusu alıyorum ya, neyse...Şimdi aslında filmin konusu tam olarak şöyleymiş:“Sorunlarından uzaklaşmak için Uludağ’a tatile giden bir arkadaş grubunun hikâyesi... Grubun bekâr üyesi Taner bir gece ortadan kayboluyor. İki evli çift, onu donmak üzereyken buluyor. Doktor, Taner’in ‘Hipotermi’den çıkabilmesi için ‘birinin onunla sevişip, kan dolaşımını hareketlendirmesini’ öneriyor. Bu durumda Ozan (Ali Sunal) ikilem içine giriyor.” Hangi ikilem acaba?“Ben mi yapsam, karım mı?” ikilemi...Yok canım, insan hiç arkadaşını...“Birinin onunla sevişmesi” gerekiyormuş!Nasıl yani? Sahne şu mu:Taner yerde yatıyor, doktor birinin onunla sevişmesi lazım diyor ve bütün gözler birdenbire Ozan’ın karısına çevriliyor... Niyeyse?Bu mu yani?Ama doktor söylediii!Ha tamam o zaman!Şimdi belli ki, bunlar oturup düşünmüşler; ne yapsak etsek de karısını yakın arkadaşıyla seviştirsek diye...Dedim ya, maksat seviş olsun.Adam orada donarken bunların kendi akıllarına gelse, olmaz. Yani adam karısa dönüp, “Sen bi sevişiver Taner’le, bak nasıl ayağa kalkıyor. Sen var ya, ölüyü bile diriltirsin. Ama bak, bana yaptıklarını yapma. Söz ver. Hıh...” diyecek hali yok.Bu durumda en yüksek ve yüce mevki ve söz sahibi kim diyecek? Doktor.Başkan gibi bir şey yani o durumda... Doktor dedi ya... Yapılacak artık o.Sevişilecek.MAKSAT SEVİŞMEK OLSUNBağra taş basılacak ve sevişilecek.Bu arada Taner de mahcup tabii,“Kusura bakma! Ben pek yardımcı olamıyorum; tık yok. Sinir, stres işte beni bu hale getirdi... Sen beni eskiden görecektin! Aslında yine iyiyim de bakma şimdi soğuktan böyle gözüküyor.” Bu arada aralarındaki diyaloğu ister istemez duyan koca müdahale etme gereği duyuyor:İster istemez yani,“Hoop! Hemen işin b.kunu çıkarmayalım arkadaşlar. Bak Taner, ısınmak için değil de, ...mek için yapıyorsan, ...im seni” “Onu baştan düşünecektin oğlum!” “Hayatım sinirlenme, konuşarak daha çabuk havaya girer diye şettiriyorduk!” Bir de şunu tam anlamadım. Hani iki evli çift var diyor ya, ikinci çift nerede?Onlar: “Valla biz karışmayız, zaten daha dün gece seviştik, karımın hiç hali kalmadı. Ama isterseniz ben halledeyim hemen meseleyi... Dakikada ayağa kaldırırım” deyince senaryodan atıldılar herhalde.Hem de sapık diye...Hepsi bir tarafa, film bize önemli bir etik soruyu yöneltiyormuş:“En yakın arkadaşını yaşatmak için karısının onunla sevişmesine göz yummalı mı? Yoksa ölüme mi terk etmeli?” Kendileri yapmış, bir de bize soruyorlar. “Siz olsanız ne yaparsınız?” diye..Hemen cevabını vereyim.Isınmak içinse kolay; her mantıklı insan gibi ikimiz birden sürtünme hareketleriyle ısıtmaya çalışırız...Yok maksat seviş olsun diyorsanız hayal gücümüzü daha da genişletebiliriz.“İkimiz onu ısıtmaya çalışırken bir bakmışız ki, üçümüz...” diye...Hatta doktoru da alırız icabında...

Devamını Oku

Komik bir taciz hikâyesi

17 Mart 2008

Tacizin komiği mi olur? Olur. Yani sonradan anlatıldığında...***“O zamanlar böyle de değildi, 7-8 sene öncesinden bahsediyorum; uçakla yolculuk edenler farklıydı. Daha şık, özenli ve medeniydi. Yanınıza kıro birinin oturma şansı yok gibi bir şeydi...Ben de o gün her zamankinden daha hoştum. Önemli bir toplantı için Ankara’ya gidiyordum. Mini etek giymiştim. Ama öyle çok kısa değil, dizin dört parmak üzerinde falan...Her zamanki gibi pencere kenarı koltuğuma kuruldum. Başımı arkaya yaslayıp, bu 45 dakikada neyi hayal etsem diye düşünürken...Yanıma 35 yaşlarında bir adam, onun yanına da daha yaşlıca başka bir adam yerleşti.İyi, bana ne?Uçak havalandıktan biraz sonra bir rahatsızlık hissetmeye başladım. Yanımdaki adam bana biraz fazla yaklaşmıştı sanki.Kendimi biraz çektim. Çaktırmadan. Ne sandığımı anlamasın diye... Biraz sonra adam yine yakınlaştı...Yahu bana mı öyle geliyor yoksa?Yine kendimi çektim.Sonra biraz daha...Biraz daha...Kadınlar bilir, şöyle bir durum vardır; çekile çekile gidecek yer kalmaz. Ama durumun taciz olduğunu kanıtlayacak kadar ileri bir durum yoktur, bir şey de söyleyemezsin. Öyle bir haldeyken...Aslında ikimiz de epey gerilmişken...Adam hayatının hatasını yaptı.Elini bacağımın üzerine koydu, hafifçe...Evet. Resmen elini koydu.Oha!Bu ne cesaret, bu nasıl bir özgüven veya bu ne tür bir, bir... Neyse işte....Ne umuyorsun be adam? Yok bu hafif oldu: Öküz, dana, manyak, sapık vs...İstediğimi mi, ses çıkarmayacağımı mı sanıyor? Artık kaçarı kalmadı işin.Hışımla dönüp, artık sesimi ve yüzümü ve gözlerimdeki ifadeyi siz tahayyül edin,‘Derhal elini oradan çeker misin?’ deyiverdim.Adam ne yaptı?Ne yaptı biliyor musunuz?Bana baktı ve şunu dedi: ‘Tıh!’Başını da hayır anlamında sallıyordu.Tıh dedi ya...Hayır çekmem elimi diyor yaa...Gözümün içine baka baka hem de...Ana!Bu ne be?Ne yapmam lazım?” ***Hikâye bu.Gerçek bir hikâye...Siz şimdi sonunu da merak edersiniz, biliyorum. Ne olacaksa?Hemen orada sevişmeye başlayacak halleri yok ya...Hani tanışma hikâyeleri vardır ya, “Çocuğum, baban beni uçakta taciz etmişti, orada tanıştık!” falan...Tipik bir son:“Hostes. Evet hostesi çağırayım, şikâyet edeyim. Ne diyeceğim? Şimdi herkes de duyacak.‘Hostes hanım, beyefendi beni rahatsız ediyor, lütfen onu yanımdan alın.’Bak hâlâ beyefendi diyorum yaa...Hostes de ne yapacağını şaşırdı tabii. Adam mı? Hiçbir şey olmamış gibi karşıya bakıyor. Sanki bizi dinlemiyor. ‘Dımtıs, dımtıs’ yukarı bakıyor...Bugün uçakta taciz haberini görünce bu yaşadığım aklıma geldi de, anlatayım dedim.” ***Hani ABD’de uçakta bir kadının yanında oturan adam mastürbasyon yapıyormuş da engelleyememişler ya...Onu okuyunca...O adam şimdi n’apıyor ki acaba?Bizim hikâyedeki yani...Saçma mı oldu bu soru, ne...Peki, kadın kahraman kim mi?Velev ki benim...Ne olacak ki? Ne fark der yani? Kızlar, yok mu sizde böyle hikâyeler?

Devamını Oku

Aşkın süresi uzatılabilir mi?

16 Mart 2008

Bana sorarsanız... Ki sormamanızı tavsiye ederim, ne diyeceğimi anladınız herhalde, aşkın süresini müresini uzatamazsınız.Bitti mi biter.Hatta uzatmaya kalkıştıkça, kısaltırsınız.Önce şunu tespit edelim: Kim aşkın süresini uzatmak ister?Aşkı bitmeye başlayan adam ya da kadın. Büyük ihtimalle de kadın.Aslında yazarken ne dank etti biliyor musunuz? Aşk yavaş yavaş da bitmiyor. Pat diye bitiveriyor da, bunu anlamak biraz süre alıyor.Anlayana kadar da, saf saf kurtarmaya çalışmalar falan...İşte bunları madde madde çıkarmışlar. Bunları yapın aşkınızın süresi uzasın diye...Siz bunları yaparsanız başınıza neler gelir, onu da ben anlatayım.. *“Aşk sorumlulukla beslenir!Tümünü ona ayırdığınız bir günde en sevdiği yemeği hazırlayın ve sonra da onun çatal bıçağa dokunmasına izin vermeden her şeyi siz yedirin... Unutmayın, sadece tek bir lokmayı değil, tamamını siz yedireceksiniz...” Bir kere, tüm gününü ona ayırmak, bir adama yapılacak kötülüklerin başında gelir. Bütün gün! Düşüncesi bile içini daraltır. Yemek meselesine gelince, bir adam bu eziyete, sadece eğer sonunda sevişecekse katlanır. *“Aşk sevgiyle beslenir!Ona, onu ne kadar çok sevdiğinizi her fırsatta söyleyin ve gösterin. Ona içinde sadece aşk şarkılarının olduğu bir CD hazırlayın, üzerine de sevgi dolu bir not ekleyerek paket yapın ve yastığının üzerine bırakın.” Ama sonra, “dinledin mi?” diye sormayın. Bence yani... Hatta “CD nerede?” diye bile sormayın. Torpido gözüne hiç bakmayın. * “Aşk özlemle beslenir!Birbirinizden uzaktayken alın elinize kağıt ve kalemi; ona mektup yazın! e-posta dönemindeyiz, mektup da nereden çıktı demeyin; ona duygularınızı anlatan ve onu ne kadar çok özlediğinizi dile getiren nostaljik bir mektup yazın!” Tabii, mektup gelene kadar araya üç kavga, iki aldatma, bir aldanma girer, üstüne de iki takım elbise dikilir ama olsun, siz yazın!* “Aşk çılgınlıkla beslenir!Belirli aralıklarla bir haftanızı sadece çılgınlıklara ayırın, uçuk kaçık önerileri hayata geçirin... Mesela rafting yapın, paintball oynayın...” Sinir midir nedir! “Hayatım bu hafta çılgınlık haftamız, ne yapalım?” diyen biri... Bunun cevabı belli canım: “Evet tatlım, haftanın çılgınlığını buldum. Telekız fantezisi yapalım. Ben seni çağrayım, işimizi halledelim, sonra sen git.” Ne çılgınca değil mi? * “Aşk romantizmle beslenir!Haftada bir gün romantik mum ışığında baş başa bir yemek yiyin ve romantik yemeğinizi tatlı aşk fısıltılarıyla beslemeyi unutmayın.” Unutsak n’olacak! Adam zaten eve gelip mumlu sofrayı görünce yeterince korkmuş ve daralmış olacak. Unut daha iyi...Hatta benden sana tavsiye, sen bu ilişkiyi unut!

Devamını Oku

İlişkilerdeki 7 günah

12 Mart 2008

Vatikan 7 günahı güncellemiş ya... Hadi biz de yapalım. Uyarlayalım...Hatta önce eskilerden başlayalım.Eski 7 günahın bugünkü anlamlarına bakalım, hem de aynı başlıklar altında...Zira bana sorarsanız ilişkilerdeki günahlar değişmedi. Değişen içleri, işleyişleri...Kişileri...O zamanlar kimbilir neleri ifade ediyorlardı oysa şimdi...Oysa şimdi bak! AçgözlülükÜçünü beşini bir arada idare edenler...Hiiç öyle arkanıza falan bakmayın; size diyor. Öyle “arz-talep meselesi” diye ukalalık etmeyin, “çokluk hiçliktir” bunu da unutmayın. Ayrıca nereye kadar?Ayıp! Ayıp bir tarafa günah, günah! Tembellik Bu kategoride birinciliği üşendiklerinden sevişmeyenlere veriyorum. Ve “bu işi yemekten sonraya bırakmayın, olmaz” diyorum. Sizin yüzünüzden ne trafik düzenimiz kaldı ne de sosyal güvenliğimiz...Bi sevişseniz, rahatlasanız hayat daha güzel görünecek gözünüze... Zihniniz açılacak. Hayır, içinizdeki kötülükler azalacak. Kıskançlık “O” işin sabah veya mesai saatleri içinde yapılmayacağını sananlar... Bu da sizin için! Siz sağa baktın sola baktın diye kendinizi yıpratırken o, tam ortadan vurur haberiniz olmaz. Hem de sizin yatağınızda... Hırs Bunlar da yeni yetme çakma CEO’lar... İşlerinde başarılı olmak için aşkı, seksi hatta ilişkilerini üçüncü plana atanlar... Daha doğrusu planlı programlı gidenler. Sevişmelerini bile planlayanlar. Sabah toplantısı varsa, “Gel, sabaga kadar...” desen, saatine bakar, “Yok, şimdi kalkamam” falan der. İşten başlarını alamaz bunlar. Çok çalışırlar çoook. Sanki hepsi Koç’un CEO’su. Ha, sorsan bi ... de yoktur ortada. Şehvet Seyrettikleri abuk sabuk porno filmleri gerçek hayata uyarlamak isteyenler... Alacan seyrettiği filmi, gösterecen, “Madem öyle, o zaman ben de bundan istiyorum” diyecen, o olacak! Öfke Bütün kadınları “kafakoparan” zannedenler... Bütün kadınların onlarla paraları için birlikte olmak istediğini sananlar... Başka neden yok herhalde! “Lan bu kadın niye benimle olsun ki?” diye düşünüyor düşünüyor, bir neden bulamıyor garibim. Sen de haklısın! GururKendilerini çok kıymetli sananlar. “O daha beni tanımamış” diyenler...Bunlar nedense kendilerininkinin daha iyi olduğuna inanırlar. En iyi kendi yapıyor! “Nereden biliyorsun?” demek lazım. Sanki başka adamla sen birlikte oluyorsun! (“Evet” dermiş!)

Devamını Oku

Bütün kadınlar kolaydır...

11 Mart 2008

Bazı cümleler vardır, damardan...Herkesi etkiler.Öyle ya da böyle, iyi ya da kötü ama etkiler...Karşı koyamayız. Doğru değildir ama “hayır öyle değil” de diyemeyiz.Tamam, biraz arabesk olabilir ama bizi sarsan, sarsabilen nede o tat yok ki?Başka bir şeylere benzettiğimiz ne arabesk değil ki?Hele biraz da, azıcık da olsa abarttıysak!Şimdi söyleyeceğim cümleler, kime söylesen ve ne için olursa olsun onun moralini yükseltmeye yöneliktir. Hatta moralini yükseltmekle kalmaz adamın (insan anlamında) bir anda kıçını kaldırıverir.Ama...Ama aslında hiçbiri, o kadar da değildir.Hatta hiç de öyle değildir...Mesela:“Zor birisin.” Bu sözü kime söylersen söyle yani ister bir kadına ister bir erkeğe, gururu okşanır.Kendisini hemen herkesten farklı ve daha değerli zannetmeye başlar.İyi bir şeymiş gibi algılar.Ama...Sen bu sözleri söylerken aslında ne demek istemişsindir?Bunun gerçek anlamı kadın ve erkek için farklıdır.Eğer bir kadına veya bir kadın için söylüyorsan...Kesin vermiyordur (kalbini) de ondan...“Zor kadın”ın anlamı budur yani...Bir erkek, bir kadın için bu sözleri sarfetmeye başladıysa umut yok demektir. O iş olmaz. Çünkü isteyen kadın, işi yokuşa sürmez. En azından o lafı ettirene kadar uzatmaz.Aslında bütün kadınlar kolaydır. Yani isteyen her kadın kolaydır. Yok, eğer istemiyorsa, “zor kadın” oluverir.Bu cümle, aslında istenmeyen erkeğin cankurtaranı yani.“Beni beğenmedi” diyemiyor da, bizi yiyor: “Ben iyiyim de, kadın zor abi...” Tabii tabii... Senden öncekiler nasıl olmuş o zaman?Yok, eğer kadının kendisine söylüyorsa, bu aslında şu demektir:“Bak, biraz daha uğraşır, peşini bırakırım. Vereceksen ver kalbini...” Ha, eğer bu sözler, bir erkek için söyleniyorsa...Adam ya titizdir ya pimpiriklidir ya cimridir ya dırdırcıdır ya da böyle bir şey...Yani aslında, “Zor erkek yoktur, gıcık erkek vardır.” Şimdi başka bir cümleye geçelim...“Sen bunları hak etmiyorsun ki!” Kesin ediyordur!Ediyordur da, buna inanmak istemiyordur.Bu sözleri neyle ilgili söylüyorsa mutlaka ama mutlaka o konuda en az 5 hatası vardır. O gün kötülük yapma günündeysen ve bunları ona sıralarsan sana “Ama...” yla başlayan bir sürü tırıvırı laf sıralar.Ama itiraf edelim, sıkı laftır; “Sen bunları hak etmedin ki!” Kimi etkilemez!Kimi göklere çıkarmaz!Şimdi sıra damardan cümlelerin başkanında...Bunun üstüne yok.“Sen her şeyin en iyisine layıksın!” Yok artık daha neler...Niye?Niye yani her şeyin en iyisine layık? Ne özelliği var? Biz onun bunun iyisiyle mi idare edelim?Abartı olur da, bu kadarı da olur mu?Oluyor işte!Tamam belki hepsi yalan dolan...Hepsi abartı...Ama güzel.Yeter ki bunları söyleyecek birisi olsun!Tercihan karşı cins!

Devamını Oku

İdeal seksin süresi

10 Mart 2008

Her şey tamam, bir tek ideal süresine kaldık sanki! Neyse, siz bilin de yaparsınız yapmazsınız, o ayrı. Yani sonra mahcup olmayın diye yazıyorum...* “En ideal seks süresinin 7 ile 13 dakika arasında olduğunu kaydeden ABD’li bilim adamları, 3 dakikadan az süren seksin çok kısa olduğunu söylediler. Erkeklerin ‘Seks uzun sürer’ inancının gerçek olmadığını da vurgulayan uzmanlar, seks için ideal sürenin 7 dakika olduğunu, cinsel ilişkinin en fazla 13 dakika sürmesi gerektiğini belirttiler.Araştırmada, özellikle kadınların kısa süren ilişkilerden daha memnun kaldığı ifade edildi.” Haber aynen bu.Öncelikle ABD’li bilim adamlarını 3 dakikayı az buldukları için tebrik ediyorum. Hem buldukları hem de böylesine kozmik bir bilgiyi açıkladıkları için...Bunu bulmak için çok çalıştılar herhalde! Yerin yedi kat altında, aylarca kadın pardon gün yüzü görmeden falan... 3 dakika diyor yaa...Nereden anladınız len?Bu araştırmaları nasıl yapıyorlar merak ediyorum. Herhalde anketle değil. Belli ki adamların oralarına buralarına elektrotlar falan bağlıyorlar. Her şeyi hazırlayıp komut veriyorlar,“Başla!” “Evet evet, devam... 3 dakikayı geçtik arkadaşlar. Sen! Arkadaki uzun şeyli, uzun saçlı... Arkadasın diye seni görmüyorum sanma! Hâlâ önsevişiyon! Kalk len yataktan, çık dışarı...” Ayrıca,Erkeklerin “Seks uzun sürer” inancının gerçek olmadığını açıkladıkları için ABD’li bilim adamlarına bir şey takmak istiyorum, madalya falan... Erkekleri rahatlattıkları için...Uzunluğun yani süre olarak, önemi yok diyorlar. Daha ne desinler? İdeal seksin 7 dakika, en fazla 13 dakika sürmesi gerektiğine gelince...Netinden bahsediyorlar herhalde...Yemekti, sohbetti, önsevişmeydi falan, brütü 4 saati bulur çünkü... O da daha önceden tanışanlar için!Evliler için de bu süre hemen hemen aynıdır. Ne o?Şaşırdınız mı?Hiç şaşırmayın.Bekârlar evlileri, evliler de bekârları her gün sevişiyor zannederlermiş ya, onun gibi... Yani aslında pek farkları yoktur.Evlilerde bu süre, adamın akşam kapıdan eve girmesiyle başlar. Taa yatana kadar çeşitli, manasız ve yersiz yalakalıklar yapması 3-4 saat sürer. Şimdi gelelim haberin kadınlarla ilgili tarafına...“Kadınlar kısa süren ilişkilerden daha memnunlar” diyor ya, ona... Şimdi buna itiraz edeceğimi zannedenler fena halde yanılıyorlar. Kadınların yüzde 95’i ilişkinin net kısmından hiç hazzetmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz herhalde. Söyleriz, söyleriz...Bırakın saatlerce önsevişsinler ama sıra diğerine gelince... Unutmayın ki, seksi, kadınlar romantik filmlerden, erkekler de pornolardan öğreniyorlar.

Devamını Oku

Aşkınızın IQ’su kaç?

9 Mart 2008

Bir tarafta aşkın bir nevi delilik durumu olduğu ortaya atılmışken diğer tarafta IQ hesaplamaları yapılıyor...Yapılsın...Ama hepsi boş!Ne olacağı yazılmış! Sen ne yaparsan yap, yazılan neyse o olur. “Onunla yatacak mısın?” “Ne zaman, nerede yatacaksın?” “İyi mi kötü mü olacak?” Hepsi ama hepsi yazılmış...Onun için, “Kafana takma” diyeceğim ama biliyorum beni dinlemeyeceksin. Niye?Çünkü bu da yazılmış!!!Tamam, zırvalamayı kesip konuya giriyorum...Bir test hazırlamışlar...“Aşkınızın IQ’su kaç?” diye...Kaçsa kaç? Bana ne?Ben başka bir şey yapacağım şimdi. Onların sorularına gerçek cevapları vereceğim. Başlıyorum...* “Sevgilinize bir sağlık veya aile sorununuzu anlattığınızda, o...” İçi daralır. Tadı kaçar. Şimdi durup dururken yapmak istemediği lüzumsuz bir sürü sorumluluk almıştır. Yapsa bir türlü, yapmasa başka türlü... Bu yüzden de, üzerine düşen her neyse, yarım yamalak yapar. Hem yarım yamalak hem de suratı asık bir şekilde... Ha, konu aile sorunuysa, dinlemez. Onu da şuradan anlarsınız; iki gün sonra konuyla ilgili bir şey söylediğinizde, “O kim?” falan der.* “Yatakta arzularınızı öğrenmeye ne kadar meraklı?” Yatağa gidene kadar arzuları öğrenmeye çok meraklı da, yatakta...Yatakta ikiye ayrılırlar. Kendi arzularını sizin arzularınız zannedenler ve zannetmeyenler diye...Birinci grubun kafası şöyle işler: “Ben onu istiyorum, o da beni istiyor; o halde benim yapmak istediğimi o da istiyordur” Bunlar, sizin konu hakkında pek de bilgili olmadığınız varsayımından yola çıkarlar. Beyan esastır onlar için!!İkinci grup, zannetmeyenler ise yani, sizin de bir arzunuz olabileceğini varsayar. Arzudan kasıtları ise sizin de tatmin olmanızdır. Yani orgazm olmanızdır. Yani senin istediğin sanki bir tek o. Ve bunu düşündükleri için de kendilerini seks ilahı falan sanırlar. Ortalık niye taklitçi dolu sanıyorsunuz. Bir de üçüncü grup var aslında... Ama onları anlatmam, şımarırlar. (Şimdi hepiniz kendinizi o gruptan sanıyorsunuz değil mi? Âlemsiniz ha!) * “Sevgiliniz utandığı yanlarını sizinle paylaşır mı?” Evet, hem de şirin olduğunu sanarak! * “Birliktelikten sonra ilk söylediği cümle hangisi?” Saat kaç oldu yauv? Aklından ilk geçen budur da kimi söyler, kimi söylemez. Ama bu önemli bir meseledir. Göz ardı edilmeyecek bir göstergedir.Söyleyip söylememesi yani... Adam öncesinde veya sonrasında saatine bakıyorsa ondan bir b.k olmaz. Saatine bakan adamdan kaçacaksın.* “Yakın arkadaşınızla paylaşamadığınız sırları birbirinizle paylaşıyor musunuz?” Şöyle oluyor genellikle; yakın arkadaşımızla ilgili bir sırrı onunla paylaşıyoruz. Sonra da pişman oluyoruz. Çünkü fırsatını bulunca onu öyle bir kullanıyor ki!

Devamını Oku