Bir elinde Paris’te Son Tango, ötekinde...

25 Şubat 2008

Gelin bugün birlikte bir oyun oynayalım. Portre oyunu...Karşımda duran yazıda “Bay sinematograf” diye biri anlatılıyor. Şimdi bu anlatılanlardan yola çıkarak adamın adını koyalım. Kim olduğunu ortaya çıkaralım... Ayrıntılara girelim... Tamam mı?Başlıyorum o zaman. “Kesinlikle çok film seyretmiştir. Çıkış noktasıysa ‘Karşı Pencere’dir.” Bence bunun çok parası yok. Belli ki fakir. Fakir entellerden... “Mumlara ve tütsülere tutkun, evinin bir odasını ayinlere ayırmış sinematograf; size takmanız için uzattığı maskenin abartısının farkında bile olmayan biridir.” Mumlar, tütsüler falan... Adamın “esasta” bir sorunu var. Bir türlü hedefe gidemiyor yani. Bir de bunun kız arkadaşı çoktur hatta bir çoğuyla “arkadaş sevgili” ilişkisi yaşar. Arkadaşlarıyla yatıyordur yani. Bu konuyu daha sonra ayrıca ve ayrıntılı anlatacağım.“Tıpkı Raoal Bova gibi ‘Gözlerini öpebilir miyim?’ demekte uzmanlaşmışlardır...” Bak hâlâ dolanıyor, teferruatta adam. Kendine güveni sıfır bir kere... Yani güvenilmez olduğunu biliyor ki, ekstra bir etki yapma peşinde. Kadına kıyın kıyın yaklaşıyor bu. Sinir mi ne? Kıllandım ben bundan. Gözlerinden öpebilir miymişmiş!Ne lan bu? Halanın kızı mıyım ben? Bir de alnımdan öp bari, iyice helalim ol. Kadını önce gözlerinden öpen bu adamın aşağılara inme macerasını merak ettim doğrusu. “Sizin için dünyanın parasını harcayarak güllerle kaplı çilek ve şampanya eşliğinde müthiş bir atmosfer hazırlayacaktır.” Fakir ya, bunlara para vermek koymuş ona! Ama baştan söyleyeyim kesin büyük bir adilik, şerefsizlik yapacak bu. Bunun niyeti kötü. Sapık mıdır nedir? Şimdi sapıklık nedir, nerede başlar falan demeyin. Onu da sonra konuşuruz.Bu adam var ya, kesin çok sakindir.Ama böyle deli sakinliği vardır bunun. Kızmaz kızmaz sonra alakasız bir şeye gereksiz tepkiler verirler ya, onlardan.Ay bu küser de...Duygusal ya!“Dahası aynı 9 Buçuk Hafta filmindeki gibi buzlarla oynamaya özenecek sonuçta ikinci buluşmada zatürre olmanıza sebep olacaktır.” İkinci kez olursa tabii!Zatürre matürre, espriniz bütün tadımızı kaçırdıysa da çok espritüelsiniz yani!!!Gördüğünüz gibi komik değillerdir. Bunlarla ne eğlenilir ne evlenilir. Sevgilinizden ayrılınca falan, o da belki, arayabilirsiniz. Bunu onlar da bilir. O yüzden bu numaralar... Bu temiz de değildir, söyleyeyim. Oraya buraya sokuşturulmuş afiş mafiş... Tozlu tozlu...“Gerilmeyin, aksine gevşeyin.” Nasıl gerilmeyeceksin? Daralttı adam. “Bir elinde Paris’te Son Tango filminin afişi, diğerinde...” A-ha! İşte!Dedim ben size... Kaçın kızlar!..

Devamını Oku

Adam “o sırada” tavana bakıyorsa...

24 Şubat 2008

Yandınız demektir... Niye mi? Anlatacağım.Makbul erkekler listesinde sıra, “Bay Hızlı”ya gelince...Dememe kalmadı, geldi bile...Sıra ona geldi. “Sürat adamıdır! Performansı, üç dakika ardından gelen otuz saniyeden ibarettir. Bunun size yeterli gelmemesi, ona şaşırtıcı gelecektir.” “Makbul erkek” tarifistleri, “Bay Hızlı”yı böyle anlatmış.Ellerine sağlık.Güzel anlatmışlar da tarif etmemişler...Ben edeyim mi?Baştan söyleyeyim, tipinden anlaşılmaz.Her yaştan ve her meslekten olabilirler.Onları sadece “o sırada” tanırısınız. Şimdi bunlar mümkün olduğunca seks yapmak istemez...Çünkü “hızlı” olduklarını bilirler ve bunu yaşamak istemezler. Her sevişme onlar için aslında yüz karası bir durumdur.Çünkü her sevişme, onun ne kadar “hızlı” olduğunun yüzüne vurulmasıdır.“Ne kadar iyiydi değil mi?” veya “Ne? Yetmedi mi? Sen de bugün amma enerjiksin!” lafları da savunma mekanizmasından başka bir şey değildir. Bu yüzden sonuna kadar dayanırlar...Bıçak kemiğe dayanıncaya kadar. Ya eşinin, sevgilisinin ya da kendisinin bıçağı...Sonra da el mahkûm yaparlar.Her seferinde biraz daha uzun tutmayı hedefleyerek...Bunu umut ederek!Yapmasına yaparlar da...Nasıl söylesem? En iyisi ben bunu açık açık anlatayım:HIZINI KESEBİLMEK İÇİNOlay şöyle gelişir:İlk iki dakika her şey, herkesin bildiği gibi normal seyrindedir. Ama ondan sonra...İkinci dakikadan sonra...Adam birden tavana bakmaya başlar.Direkt yukarı değil, sağ üst köşeye doğru...Yüzünde acındırık bir ifade belirir. Kaşları falan birbirine yaklaşmıştır. Hani insanların sanki bir yeri acıyor ya da birine çok üzülmüş yüz ifadesi vardır ya, öyle...İşte adamın suratı iki dakikadan sonra bu şekli alıyorsa...O, “Bay Hızlı”dır.Ve bilin ki, o anda yani tavana bakarken ya borsada kaybettiği paraları düşünüyordur ya da bir yakınının ölümünü falan.Kötü bir şey yani...Evet.Aynen öyle.“Hızını” kesebilmek için...Bunlar kesmediyse ki kesmez, hayatından başka kötü sahneler hatırlamaya çalışır.Onun için sağ üst köşeye bakıyordur. Sanki orada yazacak!Alelacele anılarından anı beğenmeye çabalar.Anı taraması yapar yani.Biri yetmediyse, daha kötüsünü arar.SONUÇ DEĞİŞMEZO anda aklından geçenler altyazı olsa muhtemelen şunları okurduk: “Paralar gitti, nasıl toparlayacağım?” “Yok, yok... Bu olmadı! Başka bir şey düşüneyim...” “Ne var? Ne var?” “Yarınki toplantıya hiçbir hazırlık yapmadım.” “Tıh! Bu da olmaz. Geç, geç, geç... Başka ne var?” “Rezil olacam, yok yaa...” “Birinin ölümünü düşünsem! Kimin, kimin?..” Böyle bir panik yaşamaktadır aslında...Üstelik de bütün bunlar saniyeler içinde olup biter.Saniyeler...Yaklaşık 30 saniye falan!Ama ne yazık ki, sonuç değişmez.Bunca kötü hatıra, o 30 saniyeyi en fazla 20 saniye daha uzatır.Aslında bu tür sahneleri zaman zaman her erkek yaşar.“Bay hızlı”nın farkı şudur:O hep böyle yaşar...

Devamını Oku

Elbiseler çıkarılmaz parçalanır!

21 Şubat 2008

Hani en makbul erkeği araştırıyorduk ya...Yatakta...Bugün dersimizde enteresan bir tip var.Neandertal...Ne dental, ne dental?Bir de bu çıktı. Neymiş bakalım bu?Latince adı Homo sapiens neanderthalensis. 200 bin ile 35 bin yıl önce yaşamış insan türü. Bizim türümüz olan Homo sapiens’e göre biraz daha irice bir insanmış...Modern arkeolojide, günümüz insanıyla bu neandertallerin çiftleşip çiftleşmediği tartışılıyormuş. Zira insan ve neandertallerin çene ve kafa yapılarında çiftleşme belirtileri varmış.Hı?Nasıl çiftleşiyorlarmış ki?Çene ve kafayla...Tamam buldum.Bunların çenesine vurmuş demek ki.Devamlı düşünüyor, ha bire onu konuşuyor ama “tık” yok.Ohooo...Yahu niye tartışıyorlar ki?Her şey apaçık ortada...Ortalık neandertal kaynıyor...Üstelik çiftleşiyorlar da...Şimdi bunlarda “tık” yok ama...Anladığım kadarıyla yapmaya kalkıştıklarında tık efekti metamorfoza uğruyor:Takada tukada...Takkada tukkada...Bİ DALACAM!Çünkü erkek tarifistleri neandertalleri iki türlü ifade ediyor:“Kaba bir hayvandır.” “Size elbisenin çıkarılmadığını, parçalandığını öğreten kişidir.” A-ha!Bir daha yazayım mı?“Size elbisenin çıkarılmadığını, parçalandığını öğreten kişidir.” Parçalandığını...Elbisenin...Artık bir daha yazmam, dönüp dönüp okuyun.Hatta bir tek onu okuyun bence...Sonra da şöyle sonsuza doğru boş boş bakarak hayal kurun. Yalnız dikkat edin de, surat ifadeniz değişmesin. Gözler yarıya inmiş ama hafiften de çakmak çakmak, kulaklar geriye kaykılmış, dudağın bir tarafı gülümsüyor mu ne, manasız bir ifade yani...Biri, “Hoop! Daldın, nerelerdesin” falan derse sakın, “Bi dalacam o olacak!” falan demeyin.Cevap vermeyin.Siz bir neandertalsiniz. Hem de en katışıksızından. O an damarlarınızda hiçbir homo sapiens’in kanı dolaşmıyor.Hatta kan dolaşmıyor...HEM DE AYNI ANDA!Susun.O anlar...Peki nereden anlaşılır?Adamın bir hayvan mı yoksa hani, “Elbiseyi çıkarmayan da, parçalayan” mı olduğu... Yani acaba bu bir tarz veya tutku mu yoksa adam dananın teki mi?Hangisiyle karşı karşıyasınız?Çok kolay!Onu da mı ben söyleyeceğim?Yalnız bunun için adamla üç kere birlikte olmanız lazım. Çünkü bir adam üç kere üst üste böyle tutkulu mutkulu olmaz. Üçünde de neandertal tepkiler veriyorsa, kaçın. Artık nasıl kaçacaksanız?“Aşkım çok güzeldi. Ben mutfaktan bir su alacağım.” “Duuur! Nereye? Daha karpuz keseceğdik!” Bakın size bir şey önereceğim...Malum, hayat kısa; teorilerle vakit kaybetmeyelim. Ne diyorum biliyor musunuz?Hazır laf, “Elbiselerin çıkarılmadığını, parçalandığını öğreten kişi” den açılmışkenHepimiz oturup onu düşünelim...Elbiseler...Çıkarılmıyor...Parçalanırcasına...Hem de aynı anda!Sinerji yaratalım.Bakalım ne olacak?

Devamını Oku

Hangi erkek makbul...

21 Şubat 2008

Yatakta ama... Yoksa bir genelleme yapmaya kalkışırsak işin içinden çıkamayız...Bu yüzden yatakta, sokakta, evde, barda, vs. diye ayırmakta yarar görüyorum. “Hangi erkek, nerede?” makbul diye...Bugün dersimiz yataktaki erkekler...Özelliklerine göre ayırmışlar.Çeşit çeşit...Derviş, “Çeşit çeşit kullarını...” demiş ya, bunu kastetmiş herhalde...Bakın şimdi kimler var: Aralarından en az birini mutlaka çok iyi tanırsınız...Siz de kendinizi bulursunuz...Kime diyorum?Hiişşt...Bay narsist!Ben bunu bir yerden tanıyorum ama... Tamam hatırladım, daha önce anlatmıştım, biraz daha detay vereyim bari... Hani kendini yansıtan her şeye bakanlar...Hem de o anda...Düşünsenize, tam en hararetli yerindesiniz ama birden bir monotonluk hissediyorsunuz... Veya olmaması gereken bir durgunluk...Yani sanki birdenbire kendi kendine sevişiyormuşsun gibi olur. Veya o kendi kendine...Bir kopukluk olur. Niye?Adam aynada kendisini seyrediyordur.Hayır, ikinizi veya sizi değil, kendisini...Nereden bildik?İkinize veya size baksaydı o durgunluk olmazdı; hatta tam tersine, olay bambaşka bir boyuta geçerdi...Dirty talking falan... En azından teşebbüs ederdi. En fenası da ne:Orada, yani aynada onunla göz göze gelmek.O üç saniye içinde ikinizin de yüz ifadeleri şunları söyler gibidir:Sizinki, “Hayırdır? Napıyon?” Onunki, “Aha! Basıldım!” Amaaan... Keşke göz göze gelmeseydiniz.Artık o sevişmenin eski tadı kalmaz. BAY TEMBELBunları ikiye ayırmak lazım. Gerçek tembeller ve arada tembelliği tutanlar diye...Tembelliği tutanlara haksızlık etmemek adına...Zaten tembelkolikleri anlatmaya değer bulmuyorum. Ama ötekiler...Şimdi olay şöyle gelişir.Kötü bir gün geçirmiştir. Eve gelir ve üzerindeki stresi bir sevişmeyle atacağına inanır. Ama nasıl desem, kolunu kaldıracak hali bile yoktur.Yani hem seks yapmak ister hem de üşenir... İşte böyle zamanlarda eşine veya sevgilisine şöyle der:“Bugün seninim. Ne istiyorsan onu yap!” Ya onun gibi bir şey...Uyanık!Olmaz ki! Bir kadının üzerine böyle bir sorumluluk yüklenmez ki canım.N’apacan yani?Ağzınla kuş mu tutucan?Kadının yüzü gözümün önüne geldi şimdi: uğraşıyor uğraşıyor, sonra “Beğendi mi acaba?” ifadesiyle arada bir adama bakıyor...Ayyy.. Yazık ya...Yok canım. Böyle durumlarda, “Hadi len” deyip geçmek lazım. Veya...Adam yine aynı şekilde eve gelmiş...Yorgun ve sevişgen adam...Üstünü başını çıkarmadan hatta kadınınkini de çıkarmadan, yatağa bile gitmeden...Mutfak, kanepe, masa...Artık neresi rastgelirse...Sanırsın ki tutkusundan...Yok bee...Peki bunu nereden anladık?Tutkudan olanı uzun sürer, tembellikten olanı takriben 3 dakika.Her şey dahil! Daha var, devam edeceğiz.Dedim ya, çeşit çeşit...

Devamını Oku

Hayatımızı da mı buzlayacaksınız?

19 Şubat 2008

Kendimizi bildik bileli böyleyiz... Sinemada... Televizyonda...Kitaplarda...Resimlerde...Fotoğraflarda...Şarkılarda...Daha ne var? Neresi var? Her yerde içkiyi gördük.Kaçımız alkolik olduk?İçtik de...Hatta daha 15’indeyken ucunu kaçırıp sokaklara kustuk. Korkudan eve gidemedik. Birileri şekersiz kahve içirdi. 20’lerimizde Jack Nicholson’ı Shining’de izleyip ona özendik... Tek başına bir bara gidip içtik ve orada, onun gibi kendi kendimize konuştuk.Evet bazen istemediğimiz bir yerde, istemediğimiz insanların yanında uyandık.Hâlâ bazen yatakta gözlerimizi kapattığımızda dünyayı fırıl fırıl döndürecek kadar kaçırdığımız da oluyor. Ama kaçımız alkolik olduk?Ya da bunların hiçbirini yaşamadık.Bir filmde seyrettik...Güldük, acıdık, üzüldük...Biz yaşadık veya yaşamadık.Ama hayatta bunlar yaşanıyor.Ve yansıyor...Filmlere, romanlara, resimlere, fotoğraflara...Her yere...Yansımasın mı?RTÜK’ün ekranlarda içki görüntülerinin yasaklanması kararından bahsettiğimi anladınız herhalde...Hem şaşkın hem sinirli hem de üzgünüm.Hayatı ama gerçek hayatı buralardan çıkarmak, buzlamakla yani gözden saklamakla bir şeyleri engelleyebileceklerini sandıkları için şaşkınım.Gençlere ve hatta herkese, etrafındaki buzlama buğusundan ne olduğunu seçemedikleri bir dünya dayatmaya çalıştıkları için üzgünüm.Ve bütün bunları doğruluk ve ahlak adına yaptıklarını söyledikleri için de çok ama çok sinirliyim. Bugün içki ve sigara, yarın kimbilir daha neler...Bugün buzlu görüntüler yarın kimbilir hangi sahneler...Hayatımızdan daha neler çıkacak ve onların yerine neler girecek?Aslında bizi rahatsız eden de bu soru değil mi?Yoksa, o içki görüntüleri buzlanınca alkolik oranının düşmeyeceğini en salağımız bile biliyor.Asıl amaç ne?Hayatımızdan içki çıksın mı yoksa çıkmasa da aman görünmesin mi?Hangisi?Gerçi ikisi de kötü ama...Birincisi daha kötü.Hem kötü hem de ürkütücü...Daha da fenası ne biliyor musunuz?Yine onlara inanmıyorum. Çünkü bu mantıkla gidecek olursak aklıma başka sorular takılıyor:“Nereye kadar?” diyorum.Hayatta zararlı saydığınız her şeyi buzlamaya kalkarsanız ne olacak?Yiyeceklerden tutun da kıyafetlere kadar gider bunun ucu...O da görünmesin, bu da görünmesin...Sonu yok.Onları da buzlayacak mısınız?Cevabınız ne?Yoksa hayatımızı mı?Yavaş yavaş hayatımıza da türban takmak mı isteyeceksiniz? İşte bundan şüpheleniyorum...Başkalarına da birkaç sorum var:Siyasi muhaliflere...Bütün sanatçılara...Ve onların derneklerine...Edebiyatçılara...Entelektüellere...Neredesiniz?Niye bir iki laf etmiyorsunuz?Türbana karşı çıktık, dinsiz olduk...Varsın şimdi de alkolik olalım...

Devamını Oku

Kötü kızlar sonradan iyi kız olur mu?

18 Şubat 2008

Kötü kız dediysem yani “flörty” veya “flörty ötesi” olanlardan söz ediyorum...Zamanında veya hâlâ hızlı yaşayanlardan...Arkasında epey leşi olanlardan...Yani tıpkı çapkın erkekler gibi...Hani klasik bir soru vardır ya, “Çapkın erkek evlenince uslanır mı?” diye, onun kızlara uyarlanmışı...“Kötü kızlar sonradan iyi kız olur mu?” Olur mu olur.Yok yok, olmaz.Yani hem olur hem olmaz.Çünkü bir kadının çapkın olma nedeni erkeğinkinden farklıdır. Sırf bir erkek asıldı diye gidip onunla yatmaz.Durup dururken canı çekmez.Hadi diyelim ki çekti, üç kız bara gidip bir adamı alıp sırayla... Öyle şeyler yapmaz.Acil durumlarda en fazla eski sevgilisini falan arar, o da “konuşalım” diye...Tamam, bu yöntemi erkeklerden öğrenmiş olabilirler ama en azından “konuşma” fikrinde samimidirler. İkinci kadehten sonra yatacaklarının hesabını yapmazlar.Kadının skor derdi de yoktur.Yaş geçiyor, bir süre sonra yapamayacağım kaygısı da...Bu yüzden herhalde, kadınlar her yaptıklarında yani yattıklarında sona bir adım daha yaklaştıklarını falan hissetmezler.Kadınlar sadece yatmış olmak için bir erkekle yatmazlar. İyi veya kötü mutlaka bir amaçları vardır. O sırada yoksa da, sonradan mutlaka olur. Kadınlar niye çapkın olur biliyor musunuz?Sırf öncekiler çok kötü diye...Aramaktan...Yani kadın yetersiz erkekler yüzünden çapkın olur.AÇIKÇA YAZAYIM MI?Hemen “Biz de öyleyiz. Kadın yeterli olsa biz de yapmayız” diye atlamayın.Yine de yaparsınız siz.Kadın yeterinden fazla olursa da yaparsınız. Hatta o zaman daha çok yaparsınız. Yani sizin “yeterlilik” gibi bir kıstasınız yok.Kadınların var. İşte aradaki fark bu. Bunu iyice anladık mı?O halde şimdi, asıl sorumuzun cevabına gelelim.Yani, “evlenince veya aradığını bulunca durulur mu?”nun...Bu soruya bütün kadınlar adına hiç tereddüt etmeden cevap verebilirim:Evet!Hem de sonuna kadar...Yalnız, yanlış anlaşılmasın, hayatının sonu değil bahis konusu olan; aşkın sonu...İlginin, iltifatın sonu...Daha açık yazayım mı?Bu kadınları aşka aç bırakmayacaksın.Bırakmazsan, yırtarsın. Neşelidir onlar. Cilveli ve tatlı da...Hem sen rahat edersin hem de o. Ha, içinde ufacık da olsa bir potansiyel yok mudur?Ne yalan söyleyeyim; vardır. Vardır ama onu sana harcar. Doyumlu olduğu için kendini idare etmesini bilir. Kendini tutmasını da...Ama bırakırsan...Yani onu aç bırakırsan...Şimdi ben bu aç kadınlar adına bir söz veremem.Yani biliyorum onlar size söz verirler.Verirler de...Verirler yani...

Devamını Oku

Entellerinki nasıldır?

17 Şubat 2008

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır misali, her erkeğin de bir seks dili olduğu söylenir” diye başlamışlar söze...Pardon!Nerede söyleniyor bu?Yani bir yerlerde, ha bire erkeklerin bir seks dili olduğu anlatılıyor da, biz mi kaçırıyoruz....Bizim bildiğimiz, bunlar kızlar arasında eğlence olsun diye anlatılır...Hem de santimi santimine... Ayrılınca tabii...Her şeyin bir adabı var yani. Birlikteyken anlatılmaz. Etik olmaz!Ha, ayrılma şeklinizin sizinle ilgili “bir takım” ayrıntılarda etkisi olur mu?Doğruyu söyleyeyim:Olmaz.Çünkü en büyük aşkın bile bir zaman aşımı vardır.Aşılır yani...İşte o zaman...O zaman var ya...Şu olur:Hani bazen bir kafede veya bir barda kıkır kıkır gülen hatta kendini tutamayıp kahkahalar atan 35 üstü kadınlara rastlarsınız ya, işte onlar kesin birinin ex’ini masaya yatırmış, doğruyorlardır.“Santim santim” lafı oradan...O yaştaki kadınlar başka neye o kadar neşeyle gülecekler ki?Yüzde 99 ona...Kalan yüzde 1 ihtimal de konuyla yani adamın statüsüyle ilgili ama kadını da destekleyen bir fıkradır.Mesela diyelim ki kadın bir entelektüelden ayrılmış, fıkra hazır:Kadın, arkadaşına entelektüel bir adamla çıktığını, ne yapması gerektiğini sormuş. Arkadaşı: “Merak etme, kolay” demiş.“Önce yemeğe gidersiniz. Bildiklerini anlatmaya bayılır. Onu hem dikkatle hem de hayranlıkla dinliyor gibi yap.” “Eee?” “Sonra evine gidersiniz. Mutlaka klasik müzik koyar ve içkileri tazeleyip anlatmaya devam eder.” “E, ama eee?“Sabırlı ol, ikinci kadehin ortalarında aklına penisi gelir. “” Nasıl yani? “Merak etme şekerim, bizim bildiğimizin biraz küçüğü...” Mesela yani...Sonra bu geyik uzar: “Hani Murathan Mungan’ın, ‘Varoş çocukları daha iyi sevişir’ tezini desteklemesi açısından...” “Yani persfektifimizi genişletecek olursak!!! Yoksa sevişmeyle ötekinin ne alakası var canım?” “Kızlar iyice cıvıttınız ha! Biraz ciddi olun. Adam entel ya, biz de olalım. Mesela entelektüellerin bu yaklaşımlarını bir tür kaygı olarak yorumlayabilir miyiz? onu konuşalım.” “Enteli danteli hepsi aynı...” “Bence değil!” “Hangisi mesela?” “Gerçek entel, utanır. İlkel içgüdülerini eğitmiştir ya, o bakımdan! ‘İnsan sevdiğini... Yani sevdiğine öyle şeyler yapar mı?’ felsefesiyle yaklaşır!” “Onu bırak, insan insana bunu yapar mı?” “Bak, cıvıtma. Gerçek entel mi yoksa entel olmak isteyen mi utanır? Yani bıraksa kendini, içinden geleni yapsa, entel olmadığı anlaşılacak...” Bunların hiçbiri utanmaz, söyleyeyim. “Öyle demeyin ama benimki de entel ama hiç de...” “Hadi len! Göreceğiz seni de...” Sakın yanlış anlamayın. Entellere lafımız yok. Kız bir entelden ayrılmış ya, o yüzden...

Devamını Oku

Çakma türbanlılar

14 Şubat 2008

Yani dini inancından değil de, başka nedenlerden dolayı kapananlar...“Sonra”dan kapananlar...Onları birbirinden ayırmak çok ama çok kolay...Hani dün tarif etmiştim ya..Bir bakışta şıp diye anlaşılıyor diye..Süslü püslü, kokoş olmalarından...“Çakma türbanlılar” dediğim, onlar...Yine de ve her şeye rağmen “Çakma bunlar!” deyip geçmemek gerekiyor.Çakma makma ama az buz değiller ki!Hem sayısı az değil hem de hepsi gerçek...Aklımıza hep aynı soruyla birlikte geliyorlar:“Madem dini inançlarından dolayı değil o halde neden kapanıyorlar?” Daha doğrusu, “Neden kapanmayı tercih ediyorlar?” Ve hatta, “neden bir de bunu savunuyorlar?” Çakma türbanlılardan söz ediyorum...Şimdi söyleyeceklerimi biliyorum ki siz de kendi aranızda arkadaş sohbetlerinde konuşuyorsunuz.Benim gibi...Hepimizin bu soruya verdiği yanıt üç aşağı beş yukarı hemen hemen aynı: “Türbanla kendilerine bir kimlik kazandırdıkları için.” Kimlik kazandırıyorlar...BÖYLE İNTİKAM OLMAZ Kİ!Nasıl yani?Bir şey olmak için, “türbanlı” oluyorlar.İster aile baskısıyla olsun, ister kendi tembelliklerinden ama sonunda “bir şey” oluyorlar...Okumamış - okuyamamış, gezmemiş -gezememiş, görmemiş - görememiş... Bir şey olmamış - olamamış...Bundan sonra olma ihtimali de yok.Ama türbanı takınca... Çakma makma ama en azından bir yere ait.Hem “bir şey” olan kadınlara karşı hem de kendilerini “bir şeymiş” gibi göstermek istedikleri erkeklere karşı...İşte türban onun için elle tutulur, gözle görülür bir kimlik.“Sen öğretmensen ben de türbanlıyım.” “Sen gazeteciysen ben de türbanlıyım.” “Sen düşük bel kot giyiyorsan ben de türbanlıyım.” “Sen gece bara gidiyorsan ben de türbanlıyım.” “Sen tek başına yolculuğa çıkabiliyorsan ben de türbanlıyım.” Ve bunun gibi binlercesi, milyonlarcası...Buraya kadar niye türban taktıklarını çözmüş olsak bile hâlâ şu sorunun cevabını veremedik:“Hadi kendisi takıyor, peki neden takılmasını savunuyor?” İki cevabı olabilir.“Kendisini haklı çıkarmak için.” Veya:“Başka kadınları da kendi bulunduğu yere çekmek için.” Bir tür intikam yani...“Ben olamadım, sen de olma!” Sakın yanlış anlamayın, öyle “Kadın kadının düşmanıdır” fikrinde olanlardan değilim. Hatta tam tersine, bu düşünceyi hiç ama hiç sevmem ve ilkel bulurum.İlkeldir çünkü...Eğitilmemiş, ilerleyememiş ve ehlileşmemiş kafalara ait bulurum...Cahilce...O ilkel intikam duygusunu çakma türbanlılara yakıştırmam da o yüzden...Ha, bu protest tepkilerinde haksızlar mı?Tartışılır.Ama olmaz ki...Böyle intikam alınmaz ki!

Devamını Oku