Kadın üzerine 3 senaryo...

31 Ocak 2008

Hastanedeydik... Bekleme koltuklarında sıramızı bekliyorduk.İki ya da üç koltuk yanımda, benim yaşlarımda türbanlı bir kadın oturuyordu.Bir süre sonra 7-8 yaşlarında ‘türbanlı’ bir kız çocuğu babasıyla birlikte geldi, karşımıza oturdu.İster istemez anneme dönüp,“Baksana nasıl da küçücük kız...” dedim. Ama irite edici bir ses tonuyla falan değil hatta tam tersi gayet üzgün ve yumuşak bir tonla...İki ya da üç koltuk yanımızda oturan türbanlı kadın yerinden kalkmadan eğilerek ve alenen bana baktı.Ben de ona baktım.Bana çok uzun gelen ama aslında 5, en fazla 7 saniye süren bir bakışmaydı.Sanki bütün sesler kesilmişti.Sanki oradaki herkes de bize bakıyordu... Belki de kimse farkında bile değildi, bilmiyorum.O anı nasıl tarif etsem? O hissi...Korku...Gerginlik... Meydan okuyucu...Hayır hiçbiri değildi...Sakindim.Bakışlarını benden çekti, koltuğuna tekrar yerleşti.Ben de sırtımı koltuğa yasladım. O an aklımdan şunlar geçti:“Ya bir şey söyleseydi...” “Ya bir şey söyleseydi, ne yapardım?” “Ya bir şey söyleseydi, ne yapmam gerekirdi?” Hiçbirinin cevabını vermedim. Bir plan yapmadım. Oluruna bıraktım.Ama... Üniversitelerde, kafelerde veya başka yerlerde, genç kız öğrenciler arasında böyle bıçak sırtı anlar sadece bakışmalarla sonlanır mı?Herkes, hele ki gençler bizim kadar sakin olabilirler mi?Yoksa artık üniversitelerde öğrenci olayları kızlar arasında mı geçecek?Saç saça baş başa...İşte bunu istemiyorum...KURULDA KADIN OLSAYDI...Hani, “Türban yasağını kaldırmak için TBMM’de kurulan komisyonda hiç kadın yoktu” diye eleştiriliyor ya...Ben tam tersini düşünüyorum. İyi ki yoktu!Sanki oraya “Hayır” diyecek bir kadını mı koyacaklardı?Yoo...Düşünsenize...Bu sefer de. “Kurulda kadın da vardı ve o da ‘Evet’ dedi” diyeceklerdi...Ne yazık ki!Hatta daha da kötüsü var;Üstelik kadının başı da açık olacaktı...Evet ne yazık ki, türbanı destekleyen başı açık kadınlar da var. Laik olduklarını, söyleyen. Demokrasi adına...Türbanı destekleyen başı açık veya kapalı kadınlar...İşte ben bunu anlamıyorum...SENİ UÇURDULAR SANDIKHani 15 gün yazmadım ya, hastaydım...Nasıl mail’ler geldi biliyor musunuz?“Yazı konularınızdan dolayı sizi de uçurdular sandık.” “Bir süredir yazılarınızı göremeyince bakıma mı alındınız diye düşünmeye başlamıştım” Atıldığımı sanmışlar...İnsanlar artık böyle bir durumu doğal kabul etmeye başlamışlar...İşte ben buna üzülüyorum.

Devamını Oku

Sanki bütün derdimiz nasıl bağlanacağıydı!

30 Ocak 2008

“Hanımların eşlerinden para saklamaları caiz değildir. Mesela hanımlara kocaları günlük harçlık verir. Hanımların bunu kendilerine saklamaları doğru olmaz. Bunun yerine şöyle demelidir:‘Ahmet Bey ya da Ahmetciğim... Bana verdiğin harçlıklardan artırdım. Hadi bu paralarla birlikte hacca gidelim...’ Öyle demeli...” Bundan sonra böyle...Bu fiyonk meselesinden sonra yani...Uydurmadım ha! Bir radyo istasyonu buldum, artık sabahları işe gelirken onu dinliyorum. Alıntı oradan...Bir de Sait Abi var; bizim Güzin Abla’nın muadili...Ona dinleyiciler soru yöneltiyor. Pardon “sual” soruyorlar. Mail atıyorlar veya telefonla...“Sayın Hocam, ben yıllardır Allah yolunda şehit olmak istiyordum ve bunun için hep dua ettim. Bu sabah kalktığımda Kıble’den üzerime doğru bir ışık hüzmesi inmeye başladı. Orada bir insan figürü gördüm.” Sait Abi cevap veriyor:“O kadar çok istemişsin ki, Allah bu sevabı kabul ettiğini göstermiş.” Komik mi?Komik...Trajik mi?Trajik...Peki alışacak mıyız?Ben alışmam.NE HALE GELDİK?Ben alışmam çünkü meselenin aslını unutmadım.Gerçek sorunumuzun ne olduğunu, beni neyin rahatsız ettiğini ve neyi istemediğimi unutmadım...Ama sanki herkes unutmuş gibi...Unutmuş gibi, “Fiyonk olur mu, olmaz mı?”yı konuşuyor.Sanki şimdiye kadar bizim bütün derdimiz türbanın bağlanma şekliydi!Her türlü örtüyü kabul ediyorduk da nasıl bağlanacağı konusunda kararsızdık!Bütün itirazımız buydu!Öyle mi?Yani fiyongu kondurunca o örtü türbanlıktan çıktı mı?Çarşafı, pardösüyü giyecek, ona itiraz etmeyeceğiz, sadece fiyonguna bakacağız!!!Koskoca akademisyenlerin, profesörlerin, bilim adamlarının, laiklerin tek derdi bu muydu?Ne yani?Fiyongu bağladı, kız laik oldu, öyle mi?Öyle olmadığını hepimiz biliyoruz.Fiyonklu ya fiyonksuz, o tarif alenen türban.Asıl trajedi (herkes traji-komik dese de artık ben komik bir şey göremiyorum) ne biliyor musunuz?Bizi yani laikleri getirdikleri yer.Tartışmayı indirdikleri yere bakın.Tartışmaya da değil, bizi getirdikleri noktaya bakın.“Laikliklik gidiyor mu?”, diye tartışmamıza fırsat bırakmadılar. Bizi bir fiyonga fit olur hale getirmek istiyorlar...Öğrencilerle de değil, sadece kız öğrencilerle ilgili bir yasa! Hangi akıl, hangi mantık, hangi sezgi size bunun demokrasi olduğunu söylüyor?Fiyonk demokrasiyse, laiklik ne o zaman?Pardösü mü?Yoksa hâlâ, en basit anlamıyla, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması mı?Eee?Din yasaya giriyor...Din, resmen bir yasa konmaya çalışılıyor, farkında mısınız?Hani?Hani nerede bu laiklik?Ne fiyongu yaa...Hangi fiyonk

Devamını Oku

Saksafon çalan erkek

28 Ocak 2008

“Erkekleri çekici kılan meslekler” diye bir yazı okudum geçenlerde... Açık konuşayım, hayal kırıklığına uğradım.Abuk sabuk meslekler yazmışlar...Anladığım kadarıyla seçimi erkekler yapmış.Düşünmüşler, düşünmüşler, “Hangi meslekten olsak kadınlara yakın olabiliriz” diye sıralamışlar...“Lan dans öğretmeni olacan, karıya karı demezsin” mantığı..Şöyle bir şey yani; kendi dans öğretmeni olsa, kadınlara sarılacak falan ya...Kendisi sarılınca, kadınlar da onu çekici bulduğundan sarılıyor sanıyor herhalde! Ya da kadınların sırf ona sarılmak için ders alacağını falan hayal ediyor. Saf!Ne alakası var?Tabii canım, kesin erkek seçimi bunlar.Hani Amerika’da itfaiyecileri seksi bulurlar ya... Öyle bir kültür vardır onlarda...Bizimle ilgisi yoktur. Ayrıca bunun konumuzla da alakası yok. Şimdi bu mesleklere geçmeden önce...Bilen bilir, benim şöyle bir iddiam vardır; “Her erkek iş üstündeyken çekicidir” diye...Yani adamın mesleği ne olursa olsun, o işi iyi yapıyorsa, seksidir.Tam o sırada ama...Ne bileyim mesela akademisyen ders anlatırken, pilot uçarken veya iş adamı telefonla konuşurken...Zira bunlar eve gelince hepsi birbirine benzer ve çekicilikleri artık kişisel zevk ve becerilerine göre değişir. TUHAF BİR HİSTİR OBir de meslekle ilgili olmayan durumlar vardır. Adamlar, kim olurlarsa olsunlar, işleri ne olursa olsun, fark etmez; onu yaparken çekici olurlar. Ama bir koşulla: İyi yapacak...Mesela iyi araba kullanan erkek.Öyle zart zurt artistik hareketler yapanlardan bahsetmiyorum. Adamakıllı kullananlar vardır. Yanında oturunca bunu hissedersin. Tuhaf bir güven verir insana ama bu güvenin şefkatle alakası yoktur. Tam tersine, seksidir. Çekicidir...Dedim ya, bir his bu.O adamın çekiciliği sadece araba kullanırkendir. Arabadan inice biter.O kadardır...Mesela iyi yüzen adam...Stilli falan...Mesleği o’su bu’su ne olursa olsun, o anda seksidir...Ha, sudan çıkınca...Bilemem...ŞİMDİ SIKI DURUNEvet, şimdi sıkı durun: sırada hangi erkek var biliyor musunuz? Saksafon çalan erkek.Evet.Aynen öyle...Emin olun burada herhangi bir kinaye falan yok. İntikam mintikam falan da...Biliyordum ama yine de mini bir anket yaptım: Her 10 kadından 10’u “Araba kullanan” erkekten sonra “Saksafon çalan” erkeği seçti. Hayır, ne piyano ne de keman çalanı... Saksafon çalan erkek!Hele şöyle bir durum olmuş mesela:Bir bardasın veya bir partide. Adam kenarda köşede duruyor, hiç dikkat çekici biri değil, öyle çok yakışıklı veya zengin de değil. Hatta ne olduğunu, kim olduğunu bilmiyorsun.Herhangi bir nedenle saksafon çalmaya başlıyor...Hem de Pink Floyd’dan bir solo veya alakasız, “One Day I’ll Fly Away”i mesela...Hele beyaz tişört de giymişse...Başka var mı kızlar?Benim aklımda da daha var ama yer kalmadı. Zaten şu meslekleri de yazamadım.Artık başka zaman...

Devamını Oku

Altın oran: Siz 20 kere, biz 1

27 Ocak 2008

Eveeet... Nerede kalmıştık? “Adam ellerini kadının belinden aşağıya doğru...” diye başlarmışım!Avcı hikâyesi gibi... E, hazır başlamışken devam edeyim bari... Geçenlerde okumuştum; ABD’li bilim adamlarının beyin hücreleri üzerinde yaptığı araştırma, erkeklik hormonu testosteronun azının iyi olduğunu, fazlasının beyin hücrelerini öldürdüğünü ortaya çıkarmış. (Merak etmeyin hakaret etmeyeceğim.)Hücrelerin büyümesinde, gelişiminde, farklılaşmasında kilit öneme sahip testosteron, erkeklerde kadınlardakinin 20 katı miktardaymış.Şimdi bu ne demek?Ne demek olduğunu size anlatayım...Çok basit bir hesapla ya da düz mantıkla:Bu, “Biz bir kere istiyorsak onlar 20 kere istiyorlar” demek... Ha, tabii istemek her şey demek değil, bir de bunu becerebilmek var işin ucunda...Bu, “20 gün içinde biz bir kere istiyorsak onlar her gün istiyorlar” demek... Ha, tabii bunu istemek de herşey demek değil!Bu, “Biz 20 saat içinde bir kere düşünüyorsak onlar saat başı düşünüyorlar” demek.Ha, tabii düşünmek her şey demek değil!Biraz daha minimalize edersek bu, “20 dakikada bizim aklımıza bir kere geliyorsa onların her dakika aklında o var” demek... Bu, “Biz 1 erkekle, evet yazıyla sadece bir erkekle, yetinirken onları 20 kadın anca kesiyor” demek.Ha, tabii yetinmek her şey demek değil!Bu, “Onların 20 çeşit pozisyona meraklı olduğu, bize 1 şeklin yettiği” demek. Bu oran tek bir yer yerde değişiyor. O da yatakta... Orada bize 20 dakika, onlara 1 dakika yetiyor.Dikkat ederseniz. santim meselesine hiç girmiyorum. Geçiştiriyorum...“KUTSAL KÂSE” DEYİNCE...20 cm, 20 dakika, 20 kere, 20 çeşit, 20 pozisyon, 20 kişi vb...Görüyorsunuz değil mi? Ortada alenen bir rakam var. Hem de ilmî bir rakam.Galiba bulduk!Erkek kadın arasındaki farkı bulduk.Kutsal kâse gibi bir şey bu.Kutsal kâse lafı size de bana çağrıştırdığı şeyi çağrıştırıyor mu?İlle de yazdırmayın şunu bana, anladınız işte!Hastalıktan yeni kalktım ya, terbiyeliyim bu ara... (Merak etmeyin geçer.)Şimdi şu 20 meselesine dönelim.Nasıl ama?20.Evet, 20.İşte şifremiz bu: “20” Hatta elimizde bir oran bile var; 1/20.“Altın oran.” Madem ki sorunun temeline indik, sıra geldi çözümüne...Bunu daha önce de önermiştim ama o zaman böyle elle tutulur bir done ve ilmî rakamlar yoktu. Şimdi puzzle’ın eksik parçasını bulmuş olduk. Yani aslında diyorum ki, aramızdaki şu 20’lik farkı kapatabilirsek sorun çözülecek gibi gözüküyor.Bu yüzden önerimi yineliyorum. “Sabahları evden çıkmadan erkekler 19 kere kendilerini suiistimal etsin!” Hadi çok insafsız olmayalım, bir ortak payda yaratalım; 18 olsun.Daha mı?Yok artık. Sanki o hakkı versek yapacaksınız! Konuşturmayın beni...İşte bu!Ondan sonra siz rahat, biz rahat!

Devamını Oku

Bunlar artık bizden korkuyor

10 Ocak 2008

* “Sırtlarından geçineceğiniz, hayat boyu kullanmayı planladığınız salaklar arıyorsunuz...” * “Seks düşkünü, erkeği kullanmaya programlanmış, yalancı, entrikacı varlıklar...” Kadınlardan bahsediyorlar.Kadınları böyle görüyorlar yani...Böyle bir erkek cinsi türedi...Kadınlardan korkan, hepsini Suzan Avcı gibi gören bir erkek güruhu var. Tıpkı bir zamanlar kadınların erkeklerden korktuğu gibi...Hani tanımadığın bütün erkeklerin hesabı, sadece ama sadece seninle yatmak, bunun için elinden geleni yapmak üzerineydi ya... Gerçi belki hâlâ öyle ama biz bunlarla baş etmeyi öğrendik. Tamam belki biraz yıprandık ama...Değdi yani!!!Demek ki şimdi sıra onlarda...Korkma sırası...Doğrusu hakkını veriyorlar, it gibi korkuyorlar...Bunların en büyük korkuları paralarının gitmesi.Kadınlar bunlarla paraları için birlikte oluyorlar ya!Ya sanırsınız ki bunların hepsi birer Bill Gates. Veya o kadar uçmayalım, sanki bunlar ne bileyim, Koç, Sabancı...Yahu sıradan bir inşaat şirketi bile yok çoğunun..Bunların çoğunun var ya, kendi işi bile yok, bir yerde çalışıyor da, maaşı iyi...Biraz iyi maaşı var diye havaya giriyor...“Benimle param için...” diye...Çalışansın sen bir kere, çalışan...En fazlasından küçük bir şirketin vardır. Konuşma fazla...Bunların ikinci en büyük korkuları ise, kullanılmak....Bu, “kullanılmak”tan ne kastettiklerini tam olarak anlamadım. Ama bu laf çok geçiyor. Sanırım bu da parayla ilgili...Ne korkup tantana çıkarıyorsunuz ki.Ne var yani? Gerçekten de sizin üç kuruş paranıza tav olacak kadınlar da vardır elbet. Vardır da... Ne olmuş yani onlardan varsa...Baktınız ki kadın o tür, bırakırsınız...Bu kadar!“Benimle evlen” diye başına tabanca mı dayayacak?Hı, cevabınız şu olabilir;“Entrikacı bunlar, entrikacıı...” E adam olun da entrikaya gelmeyin.Biz nasıl öğrendik, siz de öğrenin.Biz hâlâ neler yaşıyoruz biliyor musunuz?İster inanın ister inanmayın ama yanımızdan geçerken derin bir iç geçirerek pis pis dişlerinin arasından, ağzını da kıpırdatmadan duyabileceğin en ağır küfrü savuranlar var hâlâ...Hem de bunlar o kadar profesyoneldir ki, karşıdan yürümeye başladığında mesafeyi falan ayarlar; tam yanına geldiği an ve kulağının dibinde ve tüm bunları iki saniye içinde tamamlar.Yaa...Öyle türünün iyisini kötüsünü ayırmak kolay değildir.Öğreneceksiniz, öğreneceksiniz de...Çok ödlek çıktınız...

Devamını Oku

“Ailemle oturuyorum” derken?

9 Ocak 2008

İtiraf edeyim, şaşırdım... Ben, ailesiyle yaşayan erkeklerin bu kadar fazla olduğunu tahmin etmemiştim. Daha dar bir grup olduklarını sanıyordum.Meğer...Ohooo...Çoklarmış.Bir de öyle mutlu görünüyorlar ki!Açık açık yazmışlar, hiç utanmıyorlar yani...Ben utandım yaa... Utandım mı, üzüldüm mü ne? Bir şey oldum yani...Biri şöyle demiş:“Yazıda belirtilen erkek tipine tamamen uyuyorum. Bizler, yarar-zarar dengesi yapacağız tabii ki. Hangisi işimize geliyorsa onu uygulayacağız.” Yarar, zarar derken?Arkadaş bankacı herhalde...Kod adı da, George Harrison!Ama böyle corc olunmuyor yani... Kod adı bile olmaz ya, hadi sen yaptın oldu...Bir başkası da bakın ne diyor,“Bilmeden bizim gibi biriyle çıksan da, baba evinde yaşasak da, bizi çok çeken bayanı otele götürebiliriz. Çıktığımız bayana değer verirsek onu mutlu etmek için alternatifler buluruz:)” Alternatif derken?Ne yani? Değer vermiyorsan otele, veriyorsan nereye? Bi anlat Allahaşkına, nereye?Kötü kızlar otele, iyi kızlar nereye?Ha, boşanınca baba evine dönenler gibi bir felaket de var başımızda ki onları ayrıca anlatayım...Şimdilik, “Oha!” diyerek kınayalım.“OYMAK” DERKEN?Şimdiii...Bu mail’i cümle cümle incelemek istiyorum.“Valla ben 32 yaşındayım ve ailemle yaşıyorum. Daha önce 5 sene yalnız oturdum. inanın cinsel yaşamım şimdi çok daha hareketli.” Hareketli derken?Niye? Komşunun kızına mı takılıyon? Tabii pohpohlanıp pohpohlanıp, yiyip içip atıyorsun kendini dışarı; adrenalin tavanda, libido beslenmiş... “Mesele ütü, yemek veya seks değil. İnsan gerçek ailesiyle daha fazla zaman geçirmek istiyor.” Gerçek aile derken?Margarin reklamlarındaki gibi mi? Sanki bizimki kötü aile... Biz de üvey babadan kaçıyoruz! “Siz değil misiniz ki aşkın aslında olmayan bir şey olduğunu söyleyen, duygusallığın altını oyan!” Oymak derken?Asla! Hayatımda, “Aşk yok, duygusallığa da sana da..” türünde bir şey söylediysem ne olayım? Ne olayım?Âşık olayım mesela...Duygusal âşık!Romantik yazılara başlayayım da, görürsünüz siz o zaman! “Sevgi bir ırmak gibidir, akaar, akaaar, akar” diye, manalı...“O halde o değersiz, seks düşkünü, erkeği kullanmaya programlanmış, yalancı, entrikacı ’dişi’dediğimiz varlıklar için ailemi niye terk edeyim? Yani onların konforu için.” Dişi derken?Dişi bir panterin karşında savunmasız narin bir ceylan gibi gördüm seni...Yemezler merak etme!En fazla bir iki pençe darbesi alırsın. E, o da olmasa ormanın tadı mı kalır? Bir de, annenin evinde nereye kadar kaçacaksın?Kaçma, gel valla bir şey yapmayacağız! “İsteyenler için ailemle oturduğum evde, arabamda ve ofisimde hizmet vermeye devam ediyorum...” Hizmet derken?

Devamını Oku

Baba evini terk etmeyen erkekler

8 Ocak 2008

Şimdi bir de bunlar çıktı başımıza... Kazık kadar olmuşlar, işleri güçleri de var ama hâlâ anne-babalarının yanında yaşıyorlar.Hayır, dışarıdan görsen gayet karizmatikler de...Bilmeden çıksan, akşam yemeğine gitmişsiniz mesela... Ve her şey mükemmel...Hatta hiç yaptığın şey değil(!) ama o gece ona... Pardon onunla yatasın gelmiş!Tam havaya girmişsin, “Ben annemlerle oturuyorum, şimdi onlar Yaprak Dökümü’nü seyrediyorlardır, sana gidelim” diyor.Al işte!Ne yaparsın?Sabaha mı bırakırsın, o anda mı bırakırsın?Hadi onu da geçtim, mesela her şeye rağmen çıkıyorsunuz, adam her akşam evi arayıp, “Anne, ben yemekten sonra gelecem merak etme. Sen ne yemek yaptın?” diyor. Yani her an seni satabilir. Yakında bunlar evlerine de bıraktıracaklar kendilerini...Biz de aşağıda, o ışığını yakıp el sallayana kadar bekleyeceğiz.Bakın kızlar, bunu da yaparsanız var ya, bütün kirli çamaşırlarınızı ortaya dökerim, ona göre...Erkek dediğin, işe girdikten sonra evden ayrılacak. İyi-kötü bir ev tutacak kendine. Biraz sürünecek...Biraz yemek yapacak...Evini b.k götürecek...O dönemindeki bir erkekle birlikte olmayacaksın. O sıralarda erkekler kadınları hizmetçi gibi görmeye başlar. Kime ne yaptırsa kârdır. Sonra yavaş yavaş toparlanmaya başlayacak. Temiz olmayı, kendini çevirmeyi ve adam gibi yalnız yaşamayı öğrenecek. Yani artık her önüne gelene evini açmayacak.Sonra senin eline gelecek!..ÇEŞİT ÇEŞİT KULLARINI...Ama şimdi...Bırakın bunları öğrenmeyi, baba evlerini bırakmamalar başladı.Hani dün, “Etkisi çok büyük, küçük trendler”i yazmaya başlamıştım ya, bu da onlardan biri.Düşünün artık, demek ki olay beni sizi aşmış artık, trendler arasına bile girmiş.O derece yani...Hatta adı bile var:“Post endüstriyel sendrom.” Tabii ekonomi dergisinde bunu finansal veya endüstriyel boyutuyla incelemişler. Pek çok sektörde üretimin Çin’e kayması, bunun işsizliğe neden olması, erkeklerin aileleriyle birlikte yaşama trendini artırıyormuş. Ben buna ne derim?“Hadi len!” En kötüsü de ne biliyor musunuz?Sendrom en fazla İtalya’da görülüyormuş.O güzelim İtalyan erkekleri yani...Yani bizimkiler olsa neyse!Nerede otururlarsa otursunlar... Hatta bir kısmı ülkeyi terk etsin mesela... Bedava yemek, bedava ev, ütülenmiş kıyafetler vb...Onların aklına göre bu, “Ohh... Gel keyfim gel.” Geçenlerde bunlardan biriyle konuştum. İşsiz falan da değil ha...“Öyle rahatım ki” dedi.“E, kız arkadaşın, kendi zevklerin, özgürlüğün, tek başına yaşaman gerekenler ne olacak?” dedim.Bu sorunu kolayca çözüvermiş:“Kızın evine giderim, saydıklarını orada yaşarım...” Bektaşi demiş ya, “Çeşit çeşit kullarını...” Durum kötü anlayacağınız...Bu adamlar geliyor. Alıştırın kendinizi...Ha, onlardan koca olur mu?Olmaz.Peki onlardan sevgili olur mu?Olmaz.Peki ne işe yararlar?Beddua etmeye...“Allah sana ailesiyle oturan adam versin İnşallaahhh!” diye...

Devamını Oku

Büyüklüğü değil etkisi önemli

7 Ocak 2008

Siz çok terbiyesizsiniz... Aklınıza ne geldi biliyorum. Ama baştan söyleyeyim, onunla ilgili yazmayacağım.Zaten onunla ilgili ne düşündüğümü de bilmiyorum. Yani kesin bir fikrim yok. Düşüncelerim bir öyle, bir böyle değişip duruyor. Bir gün diyorum ki, (kendi kendime tabii) “Ne önemi var? Mühim olan insanlık”, başka bir gün, “İnsanlık herkeste var, ne kadar insan? Ona bakmak lazım.” Yaa bak tutamadım kendimi, ne yazıyorum. Hayır. Onu yazmayacağım. Konuma dönüyorum.Bugün başka bir boyuttan bahsedeceğim. Hatta bana sorarsınız şu aralar bu boyut, ötekinden daha çekici...Ne var?Öteki, her yerde var. İyi-kötü ama var...Konumuzun dergideki başlığı şuydu:“Etkisi çok büyük, küçük trendler...” Sanırım geçen ayın Capital Dergisi’nde okumuştum; “Öyle önemli gelişmeler vardır ki, pek öne çıkmaz ancak gelecekte güçlü eğilimler haline dönüşürler” diyordu.Aslında iş adamları için hazırlanmış, stratejilerini bu eğilimlere göre ayarlamaları bakımından... Ama bana etkisi farklı oldu. Başka türlü okudum. Kendime şu başlığı çıkardım:“Bak, ne hale geldik?” * “Birbirine uzak çiftler” ABD’de son 15 yıl içinde ayrı evlerde yaşayan çiftlerin sayısı tam iki katına çıkmış. Bir kısmı ihtiyaçtan yani işleri dolayısıyla, bir kısmı da kendi seçimlerinden dolayı ayrı yaşıyor. Bunlar sadece ABD’de değil, mesela Kuveyt nüfusunun yüzde 63’ünü yabancılar oluşturuyormuş. Suudi Arabistan’da ekonomide çalışanların üçte ikisi yabancı uyruklu.* “Yolda geçen süre artıyor” Konut fiyatlarının pahalılaşması sonucunda birçok kişi iş yerinin yakınlarında oturamıyor. İstediği hayat tarzını gerçekleştirebilmek için şehir dışında, daha büyük evlere yerleşiyor. Ve tabii her gün işe gidip gelirken daha fazla yol katediyor.Bakın şimdi; işle ev arasındaki zaman kaybı, ABD’lilerde günde 38, İngilizlerde 45, İtalyanlarda 23, Almanlarda ise 44 dakika civarındaymış. Birçok Fransız hızlı tren sayesinde İngiltere’de çalışıp Fransa’da yaşıyormuş.Yakında ucuzlayacak uçak fiyatları sayesinde bu örneklerin çoğalması da bekleniyor.* “Evden çalışanlar ordusu” Teknoloji sayesinde evden çalışanların sayısı son 25 yılda iki misli artmış. Bunların yüzde 53’ü kadın. Ve yüzde 68’i üniversite mezunu.* “Artık daha az uyuyoruz” 90’lardan bu yana uyku süremizde yüzde 25’ten fazla düşüş yaşanmış. Ama bu uykusuzluğun ekonomiye maliyeti 50 milyar dolarmış. Ayrıca obezite ve cinsel sorunları da artırıyormuş. Dünyanın en uykusuz insanları Asyalılarmış. En fazla uyuyanlar ise Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar... Sıkıldınız mı?Çok sıkıldıysanız bu trendlerin seks hayatınıza etkilerinden bahsedeyim...Ama yarın...

Devamını Oku