Ben değilim herhalde... Siz! Siz tabii...Amma da porno meraklısıymışsınız...Hepinizi kınıyorum. Hadi ben burada bir kamu görevi yapıyorum. Öğrendiğim bir konuyu size iletiyorum. Kadın oturmuş, pornonun kitabını yazmış, “Bu aldatma mıdır, değil midir”i anlatmış, ben de yazmışım.Size ne oluyor.Şu yazdıklarınıza bakın. Ayıp ayıp...* “Birini bulup karımı bi aldatabilsem kararımı verecem aldatma konusunda. Porno meselesini sonra düşünürüz artık.” Sen takmışsın bu aldatma işine ama bence sen nesin biliyor musun? Sen, bence “Onu aldatma ihtimalini daha çok seviyorsun.” * “Porno izleyen kadın fikri erkekleri tahrik ediyor evet. Ama 20 cm”yi geçmemesi ve içinde en az iki kadın olması kaydıyla... Sen hiç 12’lik porno seyrettin mi? Yani küçük göğüslü kadın bile var ama o yok. Üzgünüm!!! * “Böyle kültür olmasın bence...” Olmasın. Belgesel olsun, aslanların çiftleşmesini izleyelim... Hem ailecek, çoluk çocuk hep beraber mandalina yerken izleriz.* “Eşler oturup beraber izlesin.” Ben karışmam. Karı-koca arasına girilmez. Seyrederlerken bir şey olur neme lazım... Sebep olmayalım. Bence sen de karışma. * “Eyleme geçmemiş hiçbir düşüncenin suçu yoktur bana göre demek, insanın kimsenin bilmediği düşünceleri için kendisini aklamasıdır.” Çok derin gördüm seni... Bu mevzu o kadar derin değil, rahat ol. Derin bir nefes al, ver. Al, ver... Hıh! Şimdi git bi elini yüzünü yıka. Koy bir film. Porno değil, merak etme. Romantik komedi falan. Hani sevişirlerken sadece çarşafı gösterenlerden... * “Bence hayatı renklendiren bir çeşni. Ne sakıncası var. Hem kültürümüz artıyor..:)))” O iki saatte bir kitap oku desem okumazsın ama... “Fırıncı’nın Kızı”nı değil tabii...* “İçinde yalan olan her şey ne çeşnidir ne de tatlıdır. Bu kadar mı kayboldunuz artık..” Gözyaşı efekti gibisin yaaa... Şey olsa, hani filmlerin başında bir uyarı yazısı akar ya onun gibi... Porno filmlerine de bir standart getirilsin; senin bu cümlen filmlerin başına konsun. Hatta müziğini de Kıraç yapsın. Şuraya yazıyorum, porno seyircisi yarıya düşmesse neyim...* “Yahu Dilek Hanım eli öpülecek kadınsınız da korkuyorum nikah düşer diye:)” Bak böyle söyleyip kısmetimi kapatma! * “Fırsat bulanlar seyrediyor bence. Kadın yer ve zaman olarak uygunsa izlemek ister tabii ki. Eğitici yanı da yok denemez. Erkekler her zaman her yerde seyreder.” Ağzından bal damlıyor yani... Şu kısa yorumun hiç bitmesin istedim! Bizi aydınlattın sen de aydınlan İnşallah. Bir de nasıl eğitildin bize anlatsana... * “Bir de şu internet sevgililerine el at, çok harika şeyler yazacaksın mutlaka.” Peki, sipariş alınır. Ama biraz done yollayın.* “Evet! Porno izlemek aldatma değildir. Ama yazdığın gibi, ‘Eyleme geçmemiş hiçbir düşüncenin suçu yoktur’ bana göre... Tek gecelik...” “Tek gecelik” demiş, kalmış. Ne diyecekti acaba? Haydi, “boşluğu doldurun.” İlk boşluk benden: Tek gecelik ilişki yaşayacağıma, porno seyrederim daha iyi... Var mı artıran?
Benim kafamda bunun bir cevabı var.Hem de çok net.Ama bunu sona saklayacağım.Önce bu işin kitabını yazan Pamela Paul’ün görüşünü yazayım.Sormuşlar:“Porno izlemek eşini aldatmak mıdır?” diye...O da şu cevabı vermiş:“Görüşme yaptığım pek çok kadın, evet, pornoyu bir çeşit aldatma olarak görüyor. Onlara göre partnerleri cinsel olarak başka bir kadın hatta yalnızca bir kadın imajı tarafından uyarılmakta.” Bir çeşit aldatma!Lafa bak!Daha doğrusu fikre bak!Kaç çeşit aldatma varsa...Fiziksel, zihinsel, zihinselimsi fiziksel, yarı zihinsel, çoğunluk fiziksel...Nedir yani?Bir aldatmanın gerçek bir aldatma olabilmesi için hepsinin bir arada olması mı gerekiyor?KADIN SEYREDERSE...Dört başı mamur bir aldatmada, hem beynin hem bedenin isteyecek, sarhoş falan da olmayacaksın, çatır çatır hem de halının üzerinde...Hatta sonra da, “Pişman değilim, bir daha olsa bir daha yaparım” diyeceksin.Bir daha...Bir daha...Diyeceksin ki, o aldatma olsun. Yahu zaten o artık aldatma olarak kalamaz ki...Erkeklere sorsanız, bu bir aldatma mı diye, yani porno... Cevapları çok nettir:“Ne alakası var. Tabii ki hayır.” Buna da inanırlar.Onlar bırakın bir imajla, bazen gerçek kadınlarla bile yaptıklarını aldatmadan saymadıkları için...Ama ben, şunu da merak etmiyor değilim:Yani kadınlar aynı duyguyla porno seyretse erkekler ne düşünür?Şimdi ben size ne düşüneceklerini söyleyeyim.Fikir olarak ama yalnızca fikir olarak bir kadının porno seyretmesi onların hoşuna gider. Hatta uyarır bile...Ama...JAMAICA’LININKİ...İki günde bir seyretmeye başlayıp hatta kızlar arasında değiş-tokuş yapmaya başlasanız...Telefonda, “Bende yeni bir tane var, Jamaica’lılarınki...” diye konuşmaya başlasanız.Kıkır kıkır gülerek...“İyi sendeki Harlem’le değişiriz” diye...O yattıktan sonra salona geçip ya da bilgisayarın başına...O zaman ne olur?Neler olur tahmin edersiniz herhalde...Cinayet çıksa, dayak yese, adam için hafiflletici nedene bile girer.Yani gerçek nedir aslında?Gerçek şudur:Erkekler, kadınların porno seyretme ihtimalini severler... Peki benim bu konudaki görüşümü merak eden kaldı mı?Hani porno aldatma mıdır konusundaki...Bana sorarsanız, her şeye rağmen değildir.Hayali olan herhangi bir şey gibi...Öyle olsaydı, o hoo... Eyleme geçmemiş hiçbir düşüncenin suçu yoktur bana göre...Ama geçtikten sonra...Yok tek gecelikti, yok hiç bir şey hissetmedimdi, yok sarhoştum... Anlat dur...Ne anlatırsan anlat...Sen onunla seviştin mi? Hisli ya da hissiz...İşte o, çatır çatır aldatmadır.
Onu gerçekten seviyor musunuz?” Soru bu.İnsan onu sevip sevmediğini bilmez mi?Sevgilisini, eşini yani... Bilen var bilmeyen var demek ki...Bilmeyenlere yönelik bir test hazırlamışlar.Sevip sevmediğini anlama testi. Şimdi ne yapacağım biliyor musunuz?Bu sorulara normal, aklı başında ve samimi bir insanın vereceği cevapları yazacağım.Bu insanın, bu sorulara yalnızken verdiği cevapları...Gerçekleri...Sadece gerçekleri...* “Birlikte olduğunuz insanı bir ‘kişi’ gibi mi yoksa bir ‘nesne’ gibi mi görüyorsunuz?” Doğrusu, bazen bir kalas gibi görüyorum. Aslında onun bir ’kişi’olmasını ve onu bir “kişi” gibi görmeyi ben de istiyorum tabii ki... Kölem olsun mesela...Köle kişisi...K. K.Bazen de kalas kişisi...Bak, o da K. K.* “Onunla öpüşmeden ya da sevişmeden bir ay geçirmek ister miydiniz?” Sen soruyu ters sordun. “Onunla bir ay durmadan öpüşmek, sevişmek ister miydin?” diye soracaksın. Yürek mi dayanır buna? Ne yürek ne de başka bir şey dayanır.Hadi dayandı diyelim, ilişki o ayı çıkaramaz. Ayrıca böyle sorular sorup “âlemde herkes iki günde bir sevişiyor ama siz mal gibi oturuyonuz” hissi yaratmayın. İnsanları bunalıma sokmayın. * “Birlikte iyi vakit geçiriyor musunuz?” Nadiren. Birlikte geçirdiğimiz süre kısaysa evet ama...Bütün gün birlikteysek zor geçer. Neden pazar günleri kâbusa dönüşür?Neden böyle uzun günlerin sonu kavgayla biter?Yaa...* “İyi anlaşıyor musunuz?” Çok iyi anlaşsak arkadaş olurduk, sevgili değil. O bize çaya gelirdi biz ona film seyretmeye falan giderdik. Niye en iyi arkadaşlarımızla yatmıyoruz da bunlarla yatıyoruz? Hı? Bi düşünün. “Gözünüz hâlâ dışarıda mı?” Evet.Bu hiçbir zaman değişmedi ki? O değil, feriştahı olsa durum değişmez. Çünkü bunun onunla, sevgilim veya eşimle yani, bir ilgisi yok. Bu tamamen benimle ilgili bir durum. * “Ona karşı dürüst ve içten olabiliyor musunuz?” Hayır.Şöyle anlatayım:İçten olabilirim ama dürüst? Yok, hayır; dürüst değilim.Yani:Mesela ona, “Tabii ki başkalarını gözüm görmüyor” sözünü çok içten söyleyebilirim. Hatta o anda gerçekten de samimi olabilirim. Ama bu doğru mu? Hayır.Ayrıca şunu da belirtmekte yarar görüyorum; dürüstlük her zaman bir meziyet değildir. Tam sevişirken sana dönüp, “Hadi kısa kes, uzatmayalım” dese...Veya; “Şunu iç, iyice yumuşa da gösteririm ben sana” dese...Dürüst olur ama iyi mi olur yani?Olmaz.Eeee?* “Sevgilinizi hayatınızın bir parçası olarak mı görüyorsunuz?” Görsem ne oluuuur, görmesem ne?Arkadaşlar bütün sorular yanlış.Sınav iptal.Ben yalan söylemeye gidiyorum.Siz de başınızın çaresine bakın.
İnsan bazen en kötü ihtimali düşünüyor. Bazen de en iyisini...Nedense en az, içinde bulunduğun durumu düşünürsün.Tıpkı ya geçmişi ya geleceği düşündüğün gibi...Seni ya gelecek korkusu ya da geçirdiğin acılar yönlendiriyor.Bugünü hep kaçırıyorsun.Ama şimdi...Şimdilerde yaşadığımız gelecek korkusunu Fazıl Say bir cümlede “legal”leştirdi.“Bu ülkeden gidebilirim” dedi;Geleceği bugüne getiriverdi. Gerçeği söylemem gerekirse Fazıl Say’ın çıkışı konusunda biraz şüphelerim var.Cumhurbaşkanı’nın davetine katılsaydı ve oratoryosu sansüre uğramasaydı yine bunları söyleyecek miydi?Yani bu mesele şahsi mi yoksa siyasi mi?Doğrusu bunu anlayamadım.Bir de, önce “Gidebilirim” diyor biraz sonra da, “Onlara teslim olacak değiliz” diyor. Onu da anlamadım.Neyse ne?Belki ikisi de...Ne olursa olsun, ne söylemiş olursa olsun, o hepimizin içindeki bir duyguyu ortaya çıkardı.YA EN KÖTÜSÜ OLURSA...Sizi bilmem, biz bu konuyu çok konuştuk.İlki 23 Temmuz sabahıydı...Seçimin ertesi günü...Suratlarımız asık. Sabah kahvemizi içiyoruz.Dedim ya, bazen en kötüsünü düşünürüz diye...Aklıma en kötüsü geldi:“Ya en kötüsü olursa...” dedim, “Ne yaparız?” “Nasıl yani?” “Yani mesela öyle bir hale gelmişiz ki, türban mecburi olmuş. Ya da oldu olacak... Biz büyük bir baskı altına girmişiz mesela. İşte o zaman ne yaparız?” “Haydaa...” “Haydaası falan yok. Olmuş mesela... Yani ülke dışına mı kaçarız, burada mı kalırız?” Buranın yaşanacak hali kalmadı deyip gider miyiz? Şöyle medeni bir ülkede, insana saygı gösterilen yerlerden birine...Türbanı takıp “Bunlar da geçer bir gün” deyip bekler miyiz?Yoksa daha keskin bir tavır alıp gizli örgütler halinde hücre evlerinde falan savaşır mıyız?Oturup bekleyen pek çıkmaz bu konuşmalarda...Ya gidilir ya da savaşılır.Ya da ruh haline göre, nasıl olsa henüz hayali bir durum ya; bir gün kaçarsın diğer gün kalıp savaşırsın.BOTLARINI ÇEKERSİN AYAĞINABir gün, kendi hayatın ön plandadır; yaşamının geri kalanını yobazlarla uğraşmakla geçireceğine, sanatın, denizin ve güneşin olduğu bir yere gidersin... Başka bir gün, inadın tutar, “Meydanı bunlara mı bırakacağız?” dersin. Botlarını ayağına çeker, makyajını silip “Hodri meydan!” diye yüreklenirsin. Ama bugünlerde...Epeyce zamandır hem de...Nedense en iyisini düşünmedik hiç.En iyi ihtimali...Hani demiştim ya, bazen de en iyisini düşünürsün diye... Onu.Öyle bir gün gelmiş ki...Biz onların gerçekten ve sadece dini inançları nedeniyle türban taktıklarına inanmış, durumu benimsemişiz. Tabii hiçbiri de başka bir amaçla türban takmamış.Onlar, “Şimdi bizim zamanımız. Daha görecek günleriniz var” diyerek dik dik bakmıyor, bize kinlenmiyorlar. Neden bunu hayal bile edemiyoruz?Neden bize en iyisini düşündürtecek ufacık bir ipucu dahi yok?Neden hayatında bir derneğe bile üye olmamış insanlar, bir tarafta olmaya mecbur ediliyor? Neden durup dururken cuntacı, din düşmanı veya şeriat yanlısı oluyoruz?Neden?
Bunların “en yatmazı” da mı var? Erkeklerin yani... Varmış! Dün erkekler için iki tüyo vermiştim ya...Erkeğin yakasından toz moz toplayan ve “Seninle yatmayacağım” diyen kadın mutlaka adama... Yani adamla yatar diye...Şimdi bizim internet sitesine gelen mail’lerle biraz didişmek istiyorum. O, “en yatmazı” da buradan biri...* “Bir erkeğin aklına ‘yatmak’ fiilini düşürmekten kolayı yoktur. En yatmazı bile, dik bir bakışa karşı koyamaz.” İyi de, öyle dik dik bakmasını da becermek lazım. Biliyor musun, bazı kadınlar hatta sayıları hiç de az değil, dik dik bakmak bir tarafa, birinden hoşlandıkları zaman tam tersine, kendilerini çeker. Neredeyse adama küser. Beğendi ya... Ne demekse? (Bir gün de onları yazayım.) Var mı aranızda bunlardan?* “Erkekleri fazla uyandırıyorsunuz. Çok da açık vermeyelim, bunlar bizde saklı kalsın, Bırakalım uğraşsınlar...” Merak etme, çok derinlere girmem. Bizde malzeme çok biliyorsun. Bir iki yem atalım önlerine, oyalansınlar...* “Sevgili Dilek, eğer misaldeki hatun, anlatılana değil de anlatana odaklanmışsa gideceği istikamet zaten bellidir... Bu durumda, ipucu aramak abesle iştigaldir...” İyi. Sen daha “Beni dinliyor mu, dinlemiyor mu?”yu anlamayla uğraş. Sana iki tüyo verende kabahat zaten. Ayrıca, “Sana odaklandığını nasıl anlarsın”ın ipucunu verdim. Başka türlü nasıl anlayacaksın? Anlat bakalım.* “Haftada bir, ayda dört büyük aşk yaşayan bir sürü insan görüp duyar olduk! Nerede o eski aşklar? Aşkın yerini, ‘yatmak’ aldı malesef! Yazık!” Yaa... Bari güzel bir şey olsa... Ayrıca yat yat nereye kadar! Bitmiyor ki! Hani o sırada, yani orgazmdan hemen sonra, “Bir daha hiç istemeyeceğim” zannedersin ya, öyle olsa...* “Aynı durumda evli iseler, kadın yine aynı hareketi yaparsa koca aynı rahatlıkla konuşmasına devam edemez, telaşlanır.” Nasıl yani? Olay karı-koca arasında geçerse mi? Sanmıyorum. O zaman durum şudur bence: Bir kere kadın adamı, adamın kadını sevdiğinden daha çok seviyor demektir. Ve adam kadının bu hareketlerinden ya çok sıkılmıştır ya da sıkılacaktır.Hatta sinir olmaya bile başlamıştır...* “Eğer bir erkek bir kadınla konuşurken boyun bölgesine bakıyorsa kesinlikle yatmayı düşünüyor demektir.” Sanki bacaklarına bakınca seviyeli ilişki istiyor. Göğüs dekoltesine bakarken de nişanlanmayı... Ama poposuna bakıyorsa... İşte o zaman sadece arkadaş olmayı istiyordur. Ne diyon yaa...* “Bir kadın birini gözüne kestirmeye görsün hele de adamın kadına zaafı varsa adam bittiiiiiii... Dediklerin doğru ama biz kadınlar oyun oynamayı seviyoruz.” Oyun iyi de... Bir de sobelenmesek...* “Aşkı sizden dinlemek beni deli ediyor while listining never come closer by Diana.” İyi anlamda mı, kötü anlamda mı? Ayrıca Diana kim? Bana deli oluyorsan Diana’yı niye dinliyorsun? Yoksa beni okuyup okuyup Diana’ya mı deli oluyorsun? Nedir yani?* “Siz kadın erkek ilişkilerinden anlıyorsanız ben de Einstein’ım o zaman.” Haklısın. Kadından anlarım, erkekten de anlarım ama kadın-erkek ilişkilerini hiç aklım almaz.Zaten akıl işi mi bu?
Meğer çok bilinen bir ipucuymuş. Çok da basit. Hem de o kadar basit ki, “Ben niye daha önce buna hiç dikkat etmedim” diye hayıflandım.Dikkat etmek de değil, rastladığım zaman hep takılıp kaldığım o kareyi deşifre etmemişim. Demek ki, puzzle parçasını yerine koymamışım.Ama kaçmadı...Yakaladım.Duyduğumda hiç şaşırmadım. Sadece, “tabii yaa... Çok doğru” dedim.Tamam, anlatacağım. Şimdi siz de benim gibi olacaksınız.Sakın, “Ne var ki bunda? Biz de biliyorduk” demeyin. (Gıcıklığına da olsa, demeyin lütfen.)Başlıyorum.Mesela adam bir şey anlatıyor; önemli veya önemsiz, fark etmez; kadın onu dinlerken birden gözü adamın yakasına takılıyor. Adamın ceketinin yakasında veya kazağının kolunda beyaz bir şey var. Ufacık. Mendil parçası mı, kağıt mı neyse küçücük beyaz bir şey.Hemen elini uzatıp onu alıyor. Çok doğalmış gibi...Hep yaparmış gibi...Çok yakınmış gibi...İşte tam o sırada iki saniye de olsa göz göze gelirler. Kadın hiçbir şey olmamış gibi onu dinlemeye devam eder.Adam da anlatmaya...Amma...O toplam 5 saniyelik hareket ve bakış var ya...Bu neyin işareti?Uzatmadan söyleyeceğim:“Kadın kesin...” Evet, “Bu kadın o adamla yatacak” demektir. Manzarayı gözünüzün önüne getirdiniz mi?Kesin değil mi? Yatacak...Kaçarı yok.Kimin aklına gelirdi ki? Ufacık, nokta kadar beyaz bir kağıt mendil parçası, iki gün sonra nelere sebep olacak?Neredeeen, nereyee?Küçük beyaz şeyden, beyaz çarşaflara...“SENİNLE YATMAYACAĞIM” Bir ipucu daha var.Bunu da bana yıllar önce çok sevdiğim bir arkadaşım anlatmıştı.Kendine güvenen, oyun oynamayı seven ve biraz da meydan okumaya alışkın kadın tavrı...Kadın biraz da terbiyesiz olacak tabii... (Buradaki ’terbiyesiz’ iyi anlamda kullanılmıştır.)“Seninle yatmayacağım.” Evet, bir kadın bunu söylüyorsa...Hele, gözünün içine baka baka “Kesinlikle yatmayacağım” diyorsa...Kadın kesin...Evet bu kadın da, o adamla yatacak demektir.Eli kulağında... Ha bugün, ha yarın.Sadece biraz oyun oynuyor.Tıpkı kedinin fareyle oynadığı gibi.Farenin de biraz akıllı olması kaydıyla tabii...Bunlar kesin güzel de sevişirler. (Çöp olsa da toplasak diyorsunuz değil mi? Şanş!) Ötekiler konusunda yani çöp toplayan kadın konusunda tereddütlerim var doğrusu. Ama belli olmaz tabii...Yahu, bize ne? Nasıl yatarlarsa yatsınlar.Konuyu getirdiğiniz yere bakın. Size de bir şey anlatmaya gelmiyor.Ayrıca benim başka tereddütlerim de var.Acaba burada şöyle bir durum mu söz konusu?Nasıl anlatsam? Yani bir kadın, bu hareketleri yapınca, adamın aklı kayıyor ve o yönde çalışmaya başlıyor.Böyle bir şey olabilir mi?Yoksa gerçekten de bir kadın kafasına koyduğu adama böyle mi davranır?
Şimdi bu erkekler ha bire, “Yok yaa... Söyle bakalım o zaman, gerçek kadın, ideal kadın nasıldır” diye çemkirip duruyorlar ya...Şimdi bunu biraz tersten anlatacağım. Bakalım anlayacaklar mı?Ya da ne anlayacaklar?Soracağım, ona göre okuyun ha!Geçenlerde yabancı bir dergide 50’li yaşlarında bir Amerikalı sanatçıyla yapılmış röportaj okudum.Orada iki sorunun cevabı dikkatim çekti.Birinci soru şuydu:“Bu yaşınıza kadar kadın-erkek ilişkisinden ne anladınız?” Cevabı çok netti:“Kadınlar problemleri konuşmayı, erkekler de çözmeyi seviyorlar.” “Eee? Ne var bunda?” diyebilirsiniz. Fikri gelmiş gibi! Çok önemli bir şey bulmuş gibi...Ama hemen arkasından başka bir soru geliyor:“Oğlunuza kadınlar hakkında nasıl bir öğüt verirdiniz?” Bunun da cevabı net:“Kadınlara karşı saygılı olmasını ve onları dinlemesini...” Bu kadar işte!Yine, “Ne var ki bunda?” diyorsunuz değil mi?Çünkü hepiniz kendinizi kadınlara karşı saygılı zannediyorsunuz.Değilsiniz işte.Hem de iddia ediyorum, yüzde 99’unuz değil.Ama çok garip ve inanılması çok güç bir şekilde öyle olduğunuzu iddia edersiniz. Çünkü fikir olarak saygılısınızdır da, pratikte...Şimdi gelelim ikinci erkeğe...İşinizi biraz zorlaştırayım.O da Şener Şen.Onu da Elele Dergisi’nde okudum. Röportajı Şebnem Akson yapmış.Kadın-erkek ilişkilerinden bahsederken, Şener Bey diyor ki:“Bu yaşa gelince anladım ki, o özeni beklediğini de belli etmek lazım.” Yani...“Bir şey bekliyorsunuz karşınızdakinden, o beklenti sizin karakterinize uygun bir beklenti. Yani sizin yapınıza uygun. Bunu karşınızdakiyle empati kurmadan bekliyorsunuz. Karşınızdakinin bundan haberi yok.” “Çünkü o başka biri, başka bir karakter. O farkında bile olmadan devam ediyor. O kendi kendine bir beklenti. Karşınızdaki farkında olmadığı için, yaptığı şey onun karakterinin bir parçası olduğu için devam ediyor. Siz söylemedikçe, karşı tarafa dur demedikçe sınır koymadıkça o yapmaya devam edecektir.” “Eskiden biriktiriyordum ben. O değişiklik psikolojisinde de vardır hani; biriktirirsin sonra cezasını kesersin. Kendini haklı çıkarmak için o da. Dur bu da geçsin, bu da geçsin; sonra, Aaa... oluyorsun.” Şimdi...Bunların, “ideal kadınla” ne alakası var?Biliyorum, “Kim susmasın. Ben mi biriktirmeyeyim?” diyorsunuz, hatta içiniz daraldı.Ben size anlamayacağınızı söylemiştim.Yine de anlatmaya çalışayım:Böyle davranabildiğiniz kadınlar, idealleridir...Yani, empati kurabildiğiniz ve saygı duyduğunuz.Bu kriterlerin dışına atmadığınız.Peki bunu anladınız mı?
Onlara göre tabii... Erkeklere göre yani.Geçenlerde bir yerde okudum, erkeklerin gözünden, “gerçek kadın”ı tarif etmişler.Gerçek kadın nasıl olmalıymış, nasıl olmamalıymış...l “Gerçek bir kadın minibüsçüler gibi küfretmez”(miş).Neci gibi küfreder? CEO gibi mi? Onlar da nasıl küfrediyorsa? Daha da önemlisi küfrediyorlar mı acaba? Bence ediyorlar. Tamam anladık, yani kadınlar kibar kibar küfretsin istiyorlar.“Affedersiniz, ...tiriniz lütfen.” “Ebenizi tanıyor musunuz?” Yok bu olmadı; bunlar ebe lafını duyunca gerisini dinlemezler bile.El hareketi de istemez şimdi bu annelerinin kuzuları... (Kibar oldu işte!)l “Gerçek bir kadın, kalabalık gruplara takılmaz”(mış).Bir de diyor ki, “Erkek onu bir partide gördüğü zaman kimseyi tanımadığını hemen anlar.” Yahu, kimseyi tanımıyorsa o partide işi ne bu kadının? Önce bunu düşünsene...Yook! O şimdi avına konsantre olmuş bir panter gibi, kulaklarını geriye yatırmış, yerden yerden avına doğru sessizce yaklaşmaktadır.Dişi geyik bir de bunalımlıysa...Ooohh... Tabii... Yalnız kadınları tercih edersiniz değil mi? Sizi gidi uyanıklar... Bunalımlı olacak, şıp diye tavlayacaksınız.“Uzaktan sizi izliyordum, biraz da yakından izleyebilir miyim?” falan diyeceksiniz.Yok yahu! Ben de kendimi şaşırdım. Sanki film çevriliyor. Normal hayata dön Dilek.Gelir kızın yanına, sinsi sinsi durur öyle; dana! İcap etse de konuşsam diye bekler.Yalnız kadınmış! Sıkıysa mutlu kadın tavla!* “Gerçek bir kadın çivi çakmayı bilmez”(miş).Tabii senin beceriksizliğin ortaya çıkmasın diye...Veya bir çivi çaktığın için sana hayran olsun diye...Bunlar böyle ya, sandalye bacağını düzeltir mesela, sanki ikiz kule inşa etti... Uluslararası ödüllü mimar havasına girer.Yani şimdi kadın çivi çakarsa, o nasıl gösterecek kendini? Hı? Nasıl? Oysa kadın iki çivi çaktırmak için onun peşinden koşmalı!Öyle değil mi?* “Gerçek bir kadın ev işinden anlar”(mış).Tabii... Gerçek bir erkek de, kadın ev işi yaparken danalar gibi yayılır! Yani biz kadınlar böyle yayılan adamlara bayılırız! Böyle boğazlarını öpesimiz gelir! Şah damarına doğru!* “Gerçek bir kadın sadıktır”(mış).Bakın şimdi, lafa bakın:“Gerçek bir kadın, gerçek bir erkek gibi değildir. Gerçek erkek ara sıra kendini dışarı atar, geri geldiği zaman yaptıklarının önemi yoktur.” İşte bir kadın nasıl çileden çıkar şimdi göreceksiniz.Şimdi söyleyeceklerimden kesin tahrik indirimi alırım nasıl osa...Sizin “Gerçek kadın” tarifinize de...Bunları yazana, yazanlarla hemfikir olana da...