Yahu dikkat edin, bizim Türk dizilerinde bile âşıkları ya evlendirmiyorlar veya araya kavuşamayacakları dandik bir olay koyuyorlar. Yoksa dizi yürümüyor, konu tükeniyor...Siz hiç mutlu evlilik filmi seyrettiniz mi? Hayır. Seks, romantizm, tutku, saygı, sürpriz hatta acı... Bunların hiçbirini o filme koyamazlar çünkü gerçekçi olmaz. Filmler ya evlenince biter veya ayrılınca başlar...Ya da cinayet veya aldatma vardır. En iyi ihtimalle komedidir; o da erkeklerin hıyarlıkları üzerine kurulmuştur. Alın işte size bir psikolojik-gerilim filmi itirafı:“Boşanmış bir kadın olarak bugünkü yazınızı okuyunca, evlilik hayatım ‘bir film şeridi’ gibi gözlerimin önünden geçti, resmen içim daraldı.” Psikolojik-gerilim, 20 yaş üzeri film hem de... Çocuklar ve yaşlılar seyretmesin... Var mı başka mail? Var...“Bugüne kadar şüpheleniyordum ama bugün eminim ki, siz eşimi çok yakından tanıyorsunuz.” Tabii... Mesela bana bunu yazdığını bilse sana söyleyeceğini de biliyorum: “Bunları okuyup okuyup kendini doldur sen daha!” Sen şahsiyetsizsin ya! “O ‘dırdır’ var ya... Kadınlar için saydığınızın tümü ve daha sonra aklınıza gelebilecek her türlü bahaneden daha geçerli bir bahane.. Dır dır dır dır.. İmdaat!” İyi o zaman. Güle güle... Sen git, bir kahvede erkek erkeğe geçir günlerini “gecelerini!” Oralarda sigara da içemeyeceksin artık. Ama pardon yaa, nasıl olsa orgazm gibi bir durumun da olmayacağı için çok aramazsın!“Yani evlilik hayatı zorlaştırıyor değil mi? Ve biliniz ki hiçbir şeyin kolay olanı hatırlanmaz, iz bırakmaz. Onun için evlilik güzeldir.” Tabii, yaşlılık ve sinir izleri mesela... “Dilek Hanım, evli olup olmadığınızı bilmiyorum ama bu başlığı ilk gördüğümde tamam, Dilek Hanım evlenmeye karar vermiş dedim.” Dilime vurdu diye mi? Yahu kimse benimle evlenir mi? Ben olsam evlenmem. Zaten o ihtimali son iki gündür yazdıklarımla tamamen yok ettim. “Bizim de evlenmemek için bir dünya nedenimiz var bir ara yazarım :)” Sen acele etme, biz hepimiz seni bekliyoruz nasıl olsa... Rahat ol yani! “Erkek olsaydınız, eminim aşkınızı çok mutlu ederdiniz...” Deli misin, hem de nasıl? Asıl ben size, “Ben erkek olsam hangi kadınlarla olmazdım?”ı yazayım mı? “Üçüncüyü ben buldum. Bekâr erkek her zaman peynir ekmek yemez. Bazen pasta bazen şekerpare bazen karışık... Her gün başka bi tat yani.” Ondan sonra kusup dururlar. Benden duymuş olma ama o kadar çok kusana, kısaca “motor erkek” deniyor. “Siz hiç ölümü düşündünüz mü? Ölümden sonra sizi ne bekliyor bu cicili dünya size nasıl bir kazık atacak?” Haydaa... Ölüm nereden çıktı şimdi? Hani toprak dolacak falan o bakımdan mı? “En önemlisi ise yazdıklarınızın doğru olduğunu kabul etmeyen erkeklerdir.” En önemlisi o değil. Daha da kötüsü var; kabul ediyorlar. Bir de üstüne kendilerini şirin sanıyorlar. “Evlilik gerçekte güzel ama sıradan insanlar için felakettir! En zor mesleklerden biridir; örneğin Madam ve Mösyö CURIE’ler gibi bilinçli romantikseniz evlenirsiniz.”Sen çok ağır konuştun, Curie’nle ezdin bizi. Bilinçli romantik üzerine çalışalım biraz.Nedir bu arkadaşlar?
Bitmedi... Kadınların bekâr kalma nedenleri bitmedi, bitemedi...Lafı uzatmadan konuya girelim.* “Çevrenizde her zaman bir hayran grubu oluşur. Kısmetiniz hep açık olur.” Evlendiğinizi nasıl anlarsınız biliyor musunuz? Evlendikten sonraki ilk doğum gününüzde sizi hiçbir erkek aramaz ve eve bir tek buket çiçek gelir.O da şanslıysanız ve tabii ilk yıllarsa... İşte o zaman dank eder; “Aaaa... Ben evliyim” dersiniz. Yani evlilikten önce iyi-kötü mutlaka asılanlarınız vardır. Siz yüz vermeseniz de onlar hep egonuzu okşar. Sonra tek bir adama mahkûm olursunuz. O da bunu bildiği için gitgide ilgisini azaltır. Sonra bir bakmışsınız, “Amaan, doğum günü oluyor da n’oluyor?” demeye başlamışsınız... Yılbaşları ve bayramlar da, “Öff... Bitse de kurtulsak!” havasında geçmeye başlar.* “Çok daha fazla davet alırsınız.” Teklif almak bir tarafa, önemli olan oralara gitmeniz... Evliyken gitmezsiniz. Ya o istemez ya siz istemezsiniz. İkinizin ortak paydasını bulana kadar bir bakmışsınız her gece evdesiniz. Ve öyle bir hale gelirsiniz ki fark etmeden, bir yere gitmek artık sizin için eziyet haline gelmiş. * “Her yerde dilediğiniz gibi davranabilirsiniz. Üstelik sizi garip davranışlarınızdan dolayı ikaz edecek kimse olmaz.” İşte en önemli nedenlerden biri... İlk üçe girer...Neredee... Bir zamanlar sizinle birlikte hınzırlıklar yapan adam neredee? Birlikte eğlendiğiniz adam... Bırakın birlikte eğlenmeyi sizin tek başınıza neşelenmenizi bile istemez. Hemen müdahale eder, “Ne yapıyorsun? Kendine gel” cinsinden bir laf eder, tadınızı kaçırır. Neşenizi elinizden alır.Onun yanında eskisi gibi gülememeye başlarsınız. Gülmenize bile karışır. İçinizi çürütür. Düşünün şimdi, eskiden nasıl ipe sapa gelmeyen şeylere ne güzel güldüğünüzü... Şimdi niye öyle değil? En azından onun yanında değil... Hı? Niye?* “Her akşam iş dönüşü kan ter içinde mutfağa girmek zorunda kalmazsınız. Canınız istiyorsa yemek yapar istemiyorsa da yapmazsınız.” “Ne yiyeceğiz? Bu akşam ne pişirsem?” derdi yok, düşünsenize... Hele bir de mızmızları var ya bunların; onu yemem, bunu yememciler... Ayy, düşman başına... Bunları bir ara yazmam lazım benim, şu yememcileri...* “Her hafta alışveriş listesini alıp markete koşturmak zorunda kalmazsınız.” Onu da bırakın, hafta sonunun en iyi programı alışveriş merkezi gezmekle sınırlanmaz. Bir de, neredeyse oje almak için onun gözünün içine bakmayacaksınız. İstediğiniz bir şeyi alsın diye ki bu onun da işine yarayacak bir şey de olabilir, türlü şaklabanlıklar yapmak zorunda kalmazsınız. Sonra da aldı diye sevinecek hale düşmezsiniz. Hani finolara şeker verince sevinirler ya, kuyrukları yerinde durmaz. Onun gibi... Kusura bakmayın ama öyle...Daha binlerce neden sayarız da içim daraldı. Sonra devam ederiz...Ama şunu da söylemem lazım; erkeklere sorsak, “Evlenmemek için nedenleriniz var mı?” diye üçten fazla sayamazlar..Dırdır, masraf ve...Üçüncüyü bile bulamadım.Ohhh...İyi vallahi...Erkek olsam ben de evlenirdim!
Devam, ediyoruz. Gerçekten bekâr kalmak isteyen kadınların nedenlerine...Onlar madde madde çıkarmış, ben de biraz karışayım diyorum...* “Tatil dönemlerinde evin eksikleriyle uğraşmak yerine arkadaşlarınızla geziye çıkabilirsiniz.” Daha da önemlisi, doğru düzgün bir tatil yaparsınız. Kaç kişinin masrafını düşüneceğinize bir tek kendinizinkini ayarlayıp nereye gidecekseniz gidersiniz. Yani tatil köyüne gidip çile dolduracağınıza şık bir yurt dışı gezisi mesela... Ayrıca yaz tatili yaklaşırken o, “Ne yapacağız?” derdi olmaz... Hani karı-koca ikiniz çıksanız, içiniz sıkılır. Daralır, daralır. Evet. Taraflardan en az birinin içi sıkılır. Ve bunda da çok haklıdır. Yanlarına başka çift alsalar ya kocası ya da karısı gıcıktır. Bu tatil meselesi aslında çok önemlidir. Tatile yakın bir zamanda onu da yazarım. * “Evinizde düzenli yaşamanız gerekmez.” Tam tersi yaa... Asıl bekârken düzenli yaşarsın. Bir evin en düzenli hali tek kişi yaşarkenki halidir. Bir kişi daha eklenince düzen bozulur. Yani o bir kişinin ne kadar çok şeyi fark ettirdiğine şaşarsın. Hiç dağılmayan, hiç pislenmeyen evin iki günde b.ku çıkar. “O mu dağıtır, sen mi?” belli olmaz ama ev düzenini kaybeder. Banyo çabuk kirlenir, yerlerdeki saçlar gözüne batmaya başlar. Mutfak tezgâhı dolar falan filan...* “Arkadaşlarınızla dilediğiniz gibi telefon sohbeti yapabilirsiniz. Saatlerce konuşmanızda bir sakınca yok.” Bu önemli işte! Erkekler kadınların telefonla uzun uzun konuşmalarına sinir olurlar. Niyeyse? “Sana ne!” değil mi? Yok, konuşmayacak! Ha, telefon mu bekliyorsun? Yoo... Telefon mu açacaksın O da, Yoo... Konuşmasa, oturup sohbet mi edecektin, “Hayır” E, o zaman niye sinir oluyon? Öyle... Dikkat edin, evli kadınların telefon konuşmaları yani kocaları evdeyken hep kısadır veya yoktur. Niye? Çünkü adamlar sinir oluyor...Bu, evde çay kaşıklarının kaybolması gibi bir şeydir. Yani hiçbir nedeni yok. Sebep-sonuç ilişkisi de yok. Biliyorsunuz değil mi? Bir-iki sene önce okumuştum; bilima damları bu konuyu derinlemesine araştırmış. Şaka değil, ciddi ciddi araştırmışlar. Bu koybolan çay kaşıkları nereye kayboluyor diye... Hatta şehir çöplüğüne kadar bakmışlar. Sonuç ne biliyor musunuz? Yok. Çay kaşıkları yok arkadaşlar... Bulamamışlar...Tamam konumuza dönüyorum. * “Hafta sonlarını isterseniz hiç yataktan çıkmadan geçirebilirsiniz.” Hem de isterseniz her hafta başka biriyle! Çok eski bir hikâye ama yine de yazacağım; hani şey gibi, evliler için Playboy dergisi çıkarmışlar, nasılmış? Her sayfasında aynı kadın varmış. Onun gibi... Ya, bunu iyi bir şey diye söylemiyorum ama duygusu bile yeter. Sonra insan kocasıyla bütün gün aynı yatakta yatabilir mi? (İlk iki yıl hariç. Bir mi desem?) Evet diyenlere seçenekli iki cevabım var:1- Hadi len!2- Sen istiyorsun da, ya o? “O da istiyor” diyenlere ise tek cevabım var:Sen öyle san! Bir kere daha denersen, acı bir gerçekle daha karşılaşabilirsin.Daha var....Bir kadının evlenmemesi için daha başka nedenler de var. Yazacağım.Sizde de var mı?
Tabii önce başka bir sorunun cevabını aramak lazım. “Kadınlar bekâr kalmak istiyorlar mı?” Bu konuda kadınlar üçe ayrılır. Özde değil, sözde evlenmemciler...Sadece evliyken bekârlığı övenler...Gerçekten evlenmek istemeyenler...Galiba erkekler de biraz böyle; bir gün onları da yazarım.Şimdi...Bu, özde değil sözdeciler ki çoğunluğu oluşturur, 30-45 yaş grubundan çıkar. Hiç evlenmemiş veya boşanmış olabilirler. Biriyle çıkmaya başlayana kadar evliliğin ne kadar da berbat bir şey olduğunu ballandıra ballandıra anlatırlar. Onların sloganları da aynıdır:“Ne evleneceğim? Baksana etrafta bir tek mutlu çift var mı?” Ama.... Hayatlarına biri girer girmez, değişirler. “Evlenilecek kız” havasına giriverirler. Bunların ‘ara sıcak’ları da çoktur. Ama onlar sayılmaz, fasulyeden...Sadece evliyken bekârlığı sevenler kendi aralarında ikiye ayrılır. ‘Özlenenler’ ve ‘özlenmek isteyenler’ olarak.Bu özlenenler, gece yattıklarında “Boşansam neler yaparım?” hayali kuranlardır. Biraz da fingirdek olurlar. Evet, olurlar.Ha, bir şey yaparlar mı, yapmazlar mı? Orası şimdilik bizi ilgilendirmez. Yatakta arkaları dönük ve gözleri kapalı olabilirler ama bu, onların uyuduğu anlamına gelmeyebilir. O sırada kendi evinin salonunu döşüyor veya bir adama âşık oluyordur... Çevrelerindeki boşanmış kadınlara çok özenirler.En ilginci nedir biliyor musunuz?Bu hayalleri kendi evlilikleri iyiyse bile kurarlar. ERKEK Mİ? BONUS!Diğer grubun diline vurmuştur. “Boşansam bir daha evlenir miyim? Ayy Allah korusun!” falan derler. “E, bu kadar kötüyse, boşan o zaman” desen ki denmez, tadları kaçar. Zaten öyle bir niyetleri yoktur da, öylesine konuşurlar işte...Onlar aslında boşanmak isteyen kadınlara özenirler.Biraz kilolu ve ne yalan söyleyeyim, biraz da bakımsız olurlar. Gerçekten evlenmek istemeyenler ise...Eveeet...Gelelim onlara...Asıl konumuz yani...Sayıları çok azdır. Çoğunlukla boşanmış olurlar. Kavgasız iyi bir evlilik ve boşanma yaşamışlardır. Yıpranmamışlardır yani...Zordur bu kadınlar...Aslında en kolayı olması gerekirken, erkeklere göre en zor olanlardır. Çünkü bu kadınlar kendi ayakları üzerinde durabilirler ve daha da kötüsü kendilerini oyalayabilirler. Yani bir erkek onların hayatında anca bir bonus olabilir. Bir erkekle birlikte olma nedenleri sadece ama sadece aşk, sevgi, saygı ve keyifli günlerden başka bir şey değildir. Maddi manevi bir ihtiyaçları yoktur.Yani bir erkek olmasa da olur ama olursa daha iyi olur. Onların ağzından evlilik karşıtı sözleri çok az duyarsınız. Evlilere de saygı duyarlar. Daha doğrusu pek ilgilenmezler.Ve işte bu kadınların gerçekten de evlenmemek için geçerli nedenleri vardır.Hem de ne nedenler...Çoook... (Yarına...)
Aşkta bu hatalara yer yok!” Yazının başlığı bu.Devam edelim...“Erkeğinizi elinizden kaçırmak istemezsiniz değil mi? Öyleyse uzmanların ortaya koyduğu 10 hatadan uzak durmalısınız...” Kafadan kaybetti, haberi yok.Erkeğimizmiş, elimizden kaçırmamalıymışız!!!Normal bir insan böyle bir lafı nasıl söyleyebilir?Bu nasıl bir ruh halidir?Bu ne cesarettir?Bir de güya uzman görüşüymüş.Neyin uzmanıysa...Çakma uzman!Şimdi de gelelim kadınlara “Yapma” dediklerine...Ben de size onların aslında ne demek istediklerini yazacağım. * “Erkeğinizi konuşmaya zorlamayın.” Tamam. Ne konuşmaya ne perde asmaya ne bulaşık makinesi boşaltmaya ne limon sıkmaya ne de ampul değiştirmeye... Hiçbir şeye zorlamayalım. * “Parasız dışarı çıkmayın.” Tamam. Aman onları kullandığımızı düşünmesinler. Çok duyarlılar ya... Biz kendimizi değersiz hissedelim daha iyi! Hal ve davranış biçimi olarak geleneksel kadın olalım ama aynı zamanda para ödeyerek modernleşelim. * “Durumu kurtarmak için ağlayıp sızlanmayın.” Tamam. Sizin gibi televizyonun karşına geçip durmadan zaplayalım. Pardon ya, sizin zaplamanızı seyredelim. Sessizce...* “Arkadaşlarınızla onu konuşmayın.” Tamam. Onlara özellikle yatak performansınızı veya pis çoraplarınızı kanepenin altına attığınızı falan anlatmayalım. Şeyi de, giyinmeyi hiç bilmediğinizi falan... Dolalım dolalım ama size de patlamayalım.* “Kalabalık yerlerde sevgilinize fazla asılmayın.” Tamam. Hele etrafta güzel bir kadın varsa, asla! Sevgili olduğumuzu anlarlar falan, neme lazım... * “Bir dahaki sefere sözünü sık kullanmayın.” Tamam. Hatta yatakta bile... * “Fazla üstüne düşmeyin.” Tamam. O akşam çıkınca, cepten aramayalım, cebi kapalıysa “Neden?” diye sormayalım. Hele hele, “Kiminleydin?” kelimesini ağzımıza almayalım. * “Arkadaşlarına bütün sırlarını vermeyin.” Tamam. Yalakalıklarını falan anlatmayalım. “O istemiyor da, o kadar iyi ki, ben dayanamıyorum” havası verelim. * “Geleceği planlamayın.” Tamam. Onunla hafta sonu veya tatil programı bile yapmayalım. Hatta hiçbir program yapmadan öyle bekleyelim. O isterse çıkarız, istemezse o çıkar biz evde otururuz.* “Biz kelimesini çok erken kullanmayın.” Tamam. Pardon az önce biz dedim galiba... 19. yatış uygun mudur? (Fena halde içim daraldı, söyleyeyim. Yangın var diye bağıracağım şimdi!)Diyelim ki, biz bunları yaptık.Eeee?Eee yani?Niye yapacağız bunları?Kime diyorum ben!O çakma uzmana sorun bakalım, ne işe yarıyormuşsunuz?O iş hariç...Sanki onu da harika yaparmışsınız gibi...Pardon yaa...Sizinki başka değil mi?Kimselere benzemez!!!Sizinki sihirli!!!
Kısaca, “Biz erkekler en kıymetli devrimizi yaşıyoruz. Kızlar bizim peşimizden koşuyor” diye yazmıştı. Ben de, “Utanıyorum” demiştim ya...Sonra “Gidin, elinizi yüzünüzü yıkayın, kendinize gelin” de demiştim.Siz de dün bir sürü fikir ortaya attınız...Kadınların ilgisinden sarhoş olanlar.... Kadınlardan öçlerini alanlar...Şaşıranlar... Hayıflananlar...“Çakal erkek” oranını az zannedenler...“Savaşçının hası şifreyi sever” diye cool takılanlar...“Düzgün, iyi eğitilmiş kaliteli kadınların; bunalımlı, arıza kadınlara dönüşümünün sırrı” diyerek kadınları iyice bunalıma sokanlar...“Özgür bırakılmış bir kadın, çok mükemmel bir erkek yaratabilir” diyen dolduruşçu uyanıklar...“Her dediğinizde otorite değilsiniz. Size yazan erkek okurun da haklılıkları var” diye kafa tutanlar...“Öyle efendi, saygılı, tarafsız bir yorumda bulunmuş ki katılmamak mümkün değil” diyen pasif tacizciler...“Kadınlar hâlâ şifrelerini kıramadıkları erkeklerin peşinde dolanmaya devam ediyor...” diyen örümcek adamlar...“Erkekler artık utangaç kadınlarla uğraşmak istemiyor. Onun yerine özverili, sevgisini ifade eden, istediğini alan kadınları tercih ediyor” diyen romantik isyankârlar...Hepiniz haksızsınız...Durum tespiti doğru da, eee?Ne olacak?Böyle mi devam edeceğiz?Etmeyelim.Ben kadınların kıymetli olduğu bir nesilden geldiğim için bu durumu daha net görüyor ve üzülüyorum.Şimdi size, “Kendinizi çekin, biraz naz yapın” gibi öğütler vereceğimi sanmış olabilirsiniz.Hayır.O kadar da değil!YAT, YAT... NEREYE KADAR?Ha, bunu düşünmedim mi?Evet, düşündüm.Ama başka bir şey daha düşündüm.Artık geri dönüş olamayacağını, hatta olmaması gerektiğini...Niye canım? Niye kadınlar bir kenara çekilip, seçilmeyi beklesin ki?Bakın, bu bir geçiş dönemi..Kadınların özgürlüğü öğrendiği, erkeklerin de bunu kullandığı...İki tarafın da yani erkeklerin de kadınların da yanlış anladıkları, yanlış yaşadıkları bir dönem...(Görüyorsunuz değil mi, ne kadar ılımlıyım bugün. Merak etmeyin yarına geçer!)Görüyorum ki, aslında kimse mutlu değil.Bakmayın erkeklerin, “En keyifli zamanımızı yaşıyoruz” dediklerine... Sıkılıyorlar artık.Yat, yat... Nereye kadar?O halde ne yapsak?Çok basit aslında...Erkekler...Önünüze gelenle yatmaya doymadınız mı?Kızlar...Biriyle yatarak onu bağlayamayacağınızı anlamadınız mı?Bırakın bu işleri artık.Kapatın o sayfayı...“İyi kötü ama bir erkek/kadın olsun da...” sayfasını...Şimdi tekrar gidin bi elinizi yüzünüzü yıkayın, kendinize gelin diyorum ve sözlerime nihavent makamından bir bedduayla son vermek istiyorum: “Allah herkese uğrunda uğraşmaya değecek sevgiler, aşklar versin...”
Gidin bi elinizi yüzünüzü yıkayın ve kendinize gelin.Niye mi?Niyesi şu: Şimdi size bir okuyucu mail’ini aktaracağım.Bu, bir erkek.Şimdi dikkatle okuyun, sonra tartışalım:“Sayın Dilek Hanım,Belki farkında değilsiniz ama biz erkekler hayatımızın en keyifli anlarını yaşıyoruz. Neden diyecekseniz söyleyeyim; artık bütün dünyada sadece Türkiye’de değil, erkekler oldukça kıymetli. Erkekler artık kızların peşinde koşmuyor. Gerçekten çok düzgün ve iyi eğitim almış kaliteli kızlar bile artık erkeklere naz yapmayı ve kapris yapmayı bırakmış durumdalar. Beğeniyorlarsa erkeğe ters davranmayı bırakın elinden kaçırmamak için her şeyi yapıyorlar.O yüzden erkekler bizim aramızda arıza kadın diyeceğimiz bu tiplerle yan yana bile olmak istemiyorlar, inanın.Bence onları kendi bunalımlarına bırakmakta fayda var. Uğraşmaya gerek olduğunu bile düşünmüyorum.Sizin bu söylediğiniz kadınlarla kimsenin uğraşacak vakti bile yok, inanın. Bu tür davranan kızlara da cesaret vermeyin bence... Hayatı kendilerine zehir etmesinler, kimse onların şifrelerini kırmak istemiyor. Onlar zincirlerini kırsınlar bence.” Hadi bakalım, buyurun buradan yakın.Sinir.Sinir bir mail.Bunu benim, “Böyle kadınlar da var” yazımın üzerine yollamış.O yazıda, hoşlandığını erkeklere göstermeyen kadınlardan bahsetmiştim.Gördünüz değil mi?Erkeklerin gözünde kadınlar ne halde!Erkekler ne halde?Hepinizden utanıyorum...Anlatacağım niye utandığımı...Dua edin bugün ilan geldi, yer yok. Yarına kadar sinirim geçer belki.
Öyle bir imaj oluştu ki, sanki bütün kadınlar yırtık, istediği erkeği ne yapar eder tavlar, kimse elinden kaçmaz falan...Hayır.Bütün kadınlar böyle değil.Başka türlü kadınlar da var.Geçenlerde biraz bahsetmiştim, “Bazı kadınlar birinden hoşlandıkları zaman kendilerini çekerler. Neredeyse adama küserler. Beğendi ya!” diye... “Hani yazacaktın, ne oldu?” diyenler var.Peki yazayım...Zaten o kadınları öyle iyi tanıyorum ki...Biz çok küçüktük; moda lafla, ilk gençlik yıllarımızda... Ya, ben aslında bu lafa sinir oluyorum, ne demekse? “İlk gençlik...” Hani orta yaş sınırı da değişti ya, 70’e kadar uzadı. Sanki herkes 100 yaşında ölmeye başladı. Sanki 95’inde ölene, “Gençliğine doyamamış” diyoruz. “Adam pat diye gidiverdi!” falan...Neyse, bayram bayram moralinizi bozmayayım.Biz küçüktük, hepimiz birilerine hayranız. Aramızdan biri de Ferhan Şensoy’a...O zamanlar “Şahları da Vururlar” ı mı ne oynuyor. Veya Ferhangi Şeyler’in ilk yılları...Miralay İsmet Paşa seferden yeni dönmüş, ekmek karneyle!!!!Ferhan Şensoy Ankara’ya gelmiş, Sevindik oyununa gideceğiz ya...Hemen gidip ona söyledik tabii...Aaaa... Seninki küstü.Bize mi küstü, Ferhan Şensoy’a mı, o da belli değil.Kırıta kırıta, “Ben gelmem” dedi. Kafasını çevirdi. “Ferhan Şensoy çok kırılır bak. Zaten seni görse bir daha bırakmaz. Hele bir de tanışsanız...” diye dalga geçsek de onun bu halini aşamadık.Demek ki gerçekten beğenirmiş onu... Yani erkek olarak.DOMUZ GİBİ OLURBöyledir onların durumları...Ha, büyüyünce değişti mi?Hayır.Yani bu durumun yaşı yoktur.Kazık kadar kadın olur, evlenir, boşanır; aynıdır.Sakın yanlış anlaşılmasın; öyle ezik utangaç da değillerdir.Hatta tam tersine; esprili, girişken neşeli ve kendine güvenli kadınlardır bunlar.Ama birisinden hoşlandıklarında...Bir haller gelir üzerlerine...Mesela hep beraber yemeğe, oradan da bir bara gidersiniz. Adam da orada... (Hoşlandığı adam.)Gider ondan en uzak sandalyeye oturur. O neşeli, esprili kadın, adama karşı olur bir domuz. Ters ters hareketler falan.Veya tanışmıyorlar ama hep karşılaşıyorlar mesela...O kadın, artık nerede görüyorsa adamı, hemen kafasını çevirir. Böyle, şey havalarında: “Ben senin hiiiç farkında değilim!” Eee?Ne olacak bunların hali?Peki bu kadınlar yalnızlığa mahkûm mudur?Hayır.İşte burada yanıldınız.Mutlaka bu şifrelerini kıracak bir adama rastlarlar.Ama baştan söyleyeyim bu kadınlar akıllı ve kaprisli olur.Ve kırılgan.Ama çok da komik ve rahattırlar.Bilemem. Seçim sizin.Ama tabii şimdi size her ters davranan kadına gidip sırnaşmayın yani...O halde sorunuz şu olmalı: “Kafasını çeviren kadının aslında beni beğenip beğenmediğini nereden anlarım?” Onu da mı ben söyleyeceğim dümbükler?Ne işe yararsınız siz?Bak bu son tüyom, o da bayram diye:Bu kadınlar var ya...Hep size bakar. Siz ona bakmadığınız zamanlarda ama...Mesela ortadan kaybolunuz, sizi ararlar.Sakın onlara karşı çekingen davranmayın. Yanına gidip, cesur ama akıllı bir laf edin.Artık onu da bana sormayın!!!