Sadece dertleşmek için...

6 Aralık 2007

Bugün torpilliyiz.Benden...Bugün onların görüşlerine yer vermeyeceğim. Ve açık konuşayım, bundan hiç rahatsızlık duymuyorum.Benim gibi düşünenlerle biraz dertleşmek istedim.Öyle, çok fazla derinlere girmeden... Konuşur gibi...Başka bir gün de sadece onlarınkini yazarım.l “Niye kadınlar erkeklerin daha özgür, daha haklı, kendilerine hükmedebilir olduğunu peşinen kabul edip farklılaştırıyorlar kendilerini?” Bilsem! Bunu bir anlasam... Hatta onlar anlasalar... Anlayabilselerdi zaten böyle olmazlardı değil mi? * “Bir kültür gezisi için gittiğim Yemen’de gördüklerimden sonra bu genç kızların nasıl kullanıldıklarını onlara nasıl anlatsak diye çırpınıyorum. Bu hükümet gittikten sonra ne haller yaşayacaklar acaba?” Ne yaşayacaklar ki? Bu sefer de açılırlar. Sözüm, çok kolay kapananlara ki artan çoğunluğun onlar olduğuna inanıyorum; kapadıkları kadar kolay açılırlar. Ne yaptığını bilmeyen kesim yani... * “Türbanlı kadınlar erkek hegemonyasını peşinen kabul etmiş ve ikinci sınıf insan olmayı kendilerine uygun görmüşler. Eşitlik falan hikâye, yok öyle bir şey.” Acaba çaresizlikten mi? Yani hayatta birey olmak, birinci sınıf veya eşit olmak için bütün imkânlar elinden alındığı için mi kabulleniyorlar? Biraz da intikam duygusuyla... * “Sözde seni eleştiren bir bayan okurun, ‘Yapmayın ben de baş örtüsü takıyorum’ diyor. Türban demeyerek baş örtüsü sömürüsü yapıyor.” Baş örtüsüyle türbancıların görüş farklarını bilmeyen mi var? Onun de demek istediğini anlamayan yok, merak etme. * “Bizim sokakta vardı. Liseyi bitirdi, evlendi şimdi kapalı. Aynı sokakta biri daha liseden ayrıldı şimdi nişanlı ve türbanlı. Dershaneye giden bir başkasını son gördüğümde kapanmıştı, artık görmüyorum.” Birini bulunca mı kapanıyorlar, ne? * “Bu okumamış kızların kapanmasının en büyük sebebi anne-baba, toplum baskısı gibi gözükse de esas dertleri kendi yaşıtları olan ve fakat onlar kadar kaybedilmiş genç erkekler değil mi?” Bu türbancı erkekleri de ayrıca incelemek lazım. Bir kadını ezerek, hırpalayarak “sahip” olmaktan ne gibi mutluluk duyduklarını falan... Onların yürekleri, bir kadının ihtiyacı olmadığı halde kendisini sevmesine dayanır mı acaba?* “Atatürk’ün, Gençliğe Hitabesi’ni okurken hep düşünürdüm: Bizi uyarıyor ama bunları yaşamayız diye. Ancak o kadar iyi biliyormuş ki olabilecekleri...” Dur bakalım, moralini bozma. Bu da böyle bir dönem. Geçecek...

Devamını Oku

“Türban” demeye kalkınca...

5 Aralık 2007

En hassas ortak noktamız. Hem türbanlıların ve türban yanlılarının hem laiklerin.Ve öyle görünüyor ki, anlaşmamız, bir ara yol bulmamız neredeyse imkânsız.Bir araştırmaya dayanarak, türban takanların çoğunluğunun “Okutulmamış, yaşları küçük kızlar” olduğunu yazdım. Onlara üzüldüğümü... Acıdığımı...Kimi anladı, kimi anlamadı, kim katıldı, kimi de... Hem daha iyi anlaşılmak hem de sınırlı da olsa, farklı fikirleri yansıtmak için bazı örnekler vereceğim:* “Türban Allah’ın emridir ve burası Müslüman bir ülkedir. Eğer türban takanlardan rahatsız oluyorsan, terk edersin. Bundan sonra sizin değil, bizim istediğimiz olacak. Sen git kim kimi (....) onu anlat. Bu konular seni aşar. En kötüsü de, bir şey olur da cehenneme girersem sizin gibi köpeklerle aynı yerde olmak beni korkutuyor. Herhalde en büyük ceza bu olurdu. Hesap günü ne yapacaksın biraz da bunları düşün lütfen. Lütfen böyle yazılar yazmaya devam etme. Nişantaşı’nda sokakta yürürken aniden bir kelebeği kalçana saplayıveriri.. Yemin ediyorum görürsem yaparım. Kal sağlıcakla.” Sana rastlamazsam sağlıcakla kalırım herhalde! Anlamadım ki, kibar mı değil mi? Tabii yazıma karşı çıkanların hepsi böyle değil. Ama bunlardan da var. Hem de sayıları diğerleri kadar... * “Türban konusunda gerçekten sizin dediklerinize katılıyorum. Sonuç çok kötü.” Sonuca henüz gelmedik ki... Hatta yeni başladık.* “Keşke onlara değil de, kendinize acısaydınız.” Merak etmeyin, bazen kendimize de acıyorum, “Biz nasıl bu hale geldik?” diye...* “Okuyacağım diyenlerin okumasına izin verdiler mi ki? Yazıyı okuyan da sanki kendileri okumak istemediler sanır.” İşte ben de tam bunu söylüyorum. Aileleri neden okutmuyor bu çocukları? Sizin cevabınızı biliyorum, “Türbanlı almıyorlar da ondan” diyeceksiniz. Peki 8-9 yaşında bir kız çocuğunu sırf türbana sokmak için okutmamak doğru mu? Hadi onu da geçelim, türban serbest olsa bile, o yaştaki küçücük kıza henüz kendi seçimini yapamayacak bir kıza türban taktırmak doğru mu?* “Ben de baş örtülüyüm. Üniversite mezunuyum sizin söylediklerinize de kısmen katılıyorum ama insanlara acımayın.” Nasıl acımam? Onlar okuyup tartıp, ne yaptıklarını bilerek türban takmıyorlar ki... Türban taktırılıyorlar... * “Yazık da, neye yazık; niçin baş örtüsü taktıklarını bilmemelerine mi yoksa yarım yamalak takmalarına mı?” İkisine de...* “Geçenlerde dolmuşa bindim ve içim sızlayarak fark ettim ki, biz 2 kişiyiz, onlar 5. En acıklısı, erkekler onlara karşı pek bir kibar. Üstelik benim kıyafetim onlara göre çok daha sadeydi.” Evet. Bir de bu var. Bu konuda çok mail geldi. Mağdur sayıldıklarından mı yoksa türbancı erkeklerin sayısı mı arttı, bilemiyorum. Takipteyim...* “Başı açıklığa bu kadar tapmayın. Ben de gerçekten bu kadar aleni şekilde hâlâ başı açık gezenlere acıyorum.” Samimi ol; ne olduğunu bilmeden başına taktığı türbanla, okutulmayan küçücük bir kız çocuğuna acımıyor musun?* “Yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Siz bizim gibi düşünenlerin eli, dilisiniz. Kaleminize sağlık. Umarım kaleminiz hiç susmaz.” Kendimi övmek için koymadım bu mail’i...Neyse ki, hâlâ bu mail’ler daha fazla diye...

Devamını Oku

Fakir ve okumamış bir genç kız vardı ya... O artık türbanlı

4 Aralık 2007

“Türban” araştırmasının sonuçlarını iki gündür okuyoruz. Tarhan Erdem’in yaptığı, Milliyet’te yayınlanan.Araştırmadaki en önemli verileriden biri kuşkusuz türbanlı sayısındaki artış.4 yılda 4.7 kat artmış. Görüyoruz, yaşıyoruz zaten. Eskiden alışveriş merkezlerinde, sinemada veya sokakta tek tük rastladığımız türbanlılar artık her yerde...Hem çoğaldıkları hem de artık kendine güvenleri geldiği için herhalde.Bundan 5-6 yıl önce türbanlı olduğu için ezik duranlar şimdi gözümüzün içine dik dik bakmaktan kaçınmıyor...Ama biz hâlâ onlara çaktırmadan bakıyoruz...Üstelik de türbanları dışında, boyundan aşağıdaki giysileri bizim kıyafetlerimizden 10 misli dikkat çekici olmasına rağmen...Araştırmada türbanlılar hakkında çok veri var.Ama içlerinden ikisi beni özellikle çarptı.Aslında hepsi ilginç ve göz ardı edilmeyecek veriler ama o ikisi...O ikisi...Birincisi, türban takanların çoğunluğunun 18-28 yaş grubunda olması.Siz de farkındasınız, gencecik kızlar...Zaten çoğalan da onlar...Ve karşımızdaki manzara şu:18 yaşlarında bir genç kız, sabah sabah parlak bir kumaştan türban takmış. Dudaklarını kırmızıya boyamış, kot pantolonunun çekmiş, ayağında burnu açık topuklu bir ayakkabı, içinde naylon çorap. Üzerinde pardösümsü bir şey, belini sıkmış.Alışveriş merkezinin kafesinde erkek arkadaşıyla cilveleşiyor.Veya bir kız arkadaşıyla kıkır kıkır gülüyor.Saf saf, kendisini ayrıcalıklı sanarak...Ne yaptığını bilmeden...KIZAMAM, ACIRIM...Ama nedense ben, hem de her şeye rağmen, o gencecik kızlara hiç kızmadım.Kızamadım...Onları her gördüğümde, onlara her baktığımda içim cız eder.Hüzünlenirim. “Yazık” derim. “Çok yazık.” Türbanlı genç kızlara, kızmaktan çok acırım.Öyle küçükler, öyle bilinçsiz, dünyadan öyle habersizler ki...Nereden haberleri olsun?Olmaz.İşte araştırma verilerinden beni etkileyen ikincisi bunu doğruluyor:“Türbanlıların çoğunluğu ortaokul mezunu.” Nereden bilsinler? Dini, siyaseti, giyinmeyi...Nereden bilsinler?Gelir düzeyi düşük, okutulmamış genç kızlar...Ha, aralarında okuyanlar, yüksek lisans yapanlar yok mu? Var. Onlarla tartışır, konuşurum.Ama araştırma sonucuna göre türbanlıların çoğu veya çoğalan kısmı fakir, okutulmamış genç kızlar...Yazık!Çok yazık!Bu yüzden o başlığı yazdım:Bir zamanlar fakir ve okumamış bir kız vardı ya, o artık türbanlı...

Devamını Oku

Robot kadın istemiyorlarmış

3 Aralık 2007

Hayret!Gelecekte, çok da uzak değil, 35 yıl sonra falan erkekler, robot kadınları tercih edecekmiş diye yazmıştım ya, ona “Hayret” diyorum.Kendi yazıma değil tabii ki, gelen tepkilere...Anladığım kadarıyla erkekler bu fikri pek de sevmemiş.İtiraf edeyim, şaşırdım.Ama yine de bu onların dana olmadıklarını göstermez. Yani robot kadın istememelerinin altında mutlaka bir bit yeniği vardır.Ben bunları biraz tanıyorsam vardır.Onu da biliyorum ya... Hadi bugün kavga etmeyelim. Hatta kendimizi aşıp uzlaşalım. Bakın zaten herkes çok yapıcı! Mail’lerden bahsediyorum.“Yazınıza bakılırsa şimdiden kıskanmaya başladınız...” Tabii... Özellikle sizin robot kadının cam gözlerine bakarak, en argosuyla yatmak istediğinizi söylediğinizi düşündükçe, deliye dönüyoruz...“Nasıl olsa robot bu” diye düşünüp neler dersiniz siz...Bence kadınlarda değil de, erkeklerde bir kıskançlık başladı. Ya robot erkekler de çıkarsa diye... Nereden mi anladım?Sibel demiş ki,“Yakındır... Robot erkekler de çıkacak. Bakalım o zaman neler olacak:)” Bakın şimdi tepkilere...“Onların işi teknik olarak daha zor...” Ben senin ne demek istediğini anladım! Ama teknoloji çok gelişti artık biliyorsun. Krikoya falan gerek yok; o tarihte kaldı. Her şey elektronik şimdi!“Siz robot erkek istemezsiniz çünkü onlara kapris yapamazsınız... Para harcatamazsınız...” “Erkek robotla sizin işiniz olmaz çünkü paraları yok onların.:))” “Hanımlar kıskanmışlar belli, kadınlar için yapılmış ve yapılacak en iyi modellere ATM denmiyor mu?” Bu üçüne birden cevap vereceğim.Bir, bazı erkeklerin bir kadını tavlamak için paraya ihtiyaçları yoktur. Gerek kalmaz yani!İki, kapris yapma gereği duyulmayan erkek, en iyi erkektir. Nesilleri giderek tükenmektedir.Üç, hem parası hem de başka bir özelliği olmayan erkekler, kadınların paraya önem verdiklerini zanneder. “Kemal Sunal’ın filminde robot duygusallaşarak erkek için intihar etmişti. Bilmem anlatabildim mi?” Şunu anladım; Şimdi aynı filmi çevirseler robot sinirinden intihar eder. Yok yahu, ne diye intihar etsin, çipini değiştirir ya da frekans ayarını, zzzıtt başka bir Kemal bulur elbet. Duruma ayılanlar da var tabii...“Ben şahsım adına istemiyorum. İlk ret oyu benden olsun.” Senin de şansın bol olsun. Ama biraz benciliz galiba. Doktorlar gibi, “Nasılız bugün?” derler ya... “Ben ve bütün kişiliklerim iyiyiz. Yalnız, âşık olan ben’le, özgür ben biraz geçinemiyor” diyeceksin mesela...“Bence siz meleklerin yerini kimsecikler dolduramazbu kadar üzülmeyin.” Burada biraz kadınlara karşı bir yalakalık seziyorum. Şimdi, “Ne desek yaranamıyoruz” diyeceksiniz ama bu ifadenin altında ters bir şeyler var. Ve işte gerçek bir kadından zevk almayı bilen biri...“Kavga etmeye, nazını çekmeye hatta daha da önemlisi küstükten sonra barışmaya da biri lazım.”

Devamını Oku

Gerçekten bunu mu istiyorsunuz?

2 Aralık 2007

Robot yapmışlar... Kadın robot. 35 yıl içinde insanlar robotlarla evlenecekmiş.İnsanlar dediği, erkekler...Çünkü robot, kadın.Yapay zekâ konusunda dünyanın en ünlü bilim adamı David Levy bu robot kadına bazı özellikler yüklemiş ve diyor ki, “Neden gerçek kadını tercih edelim ki?” Fikri gelmiş!Koskoca bilim adamının gelen fikrine bakın şimdi:“Sensörleri sayesinde kalp atışınızı, solumunuzu ölçerek seks isteyip istemediğinizi anlayacak. Bir saat dil dökmek zorunda kalmazsınız.” Hadi yine yırttınız; önsevişmeye falan da gerek kalmaz. Kalbin hızılı atmaya başlayınca geçer karşına, pozisyonunu alır. Hatta hem çok zevk alıyor gibi yapar hem de aynı anda ilk defa sevişiyor hissi yaratır. Ne güzel değil mi? “Siz istemedikçe kapris yapmaz. Kıskançlık hormonu salgılayarak rahatsız etmez. Çok konuşmaz.” Ne kıskanacak ki zaten? Kimden kıskanacak? Gerçek bir kadından mı, komşunun robotundan mı? İstesen de kıskanmaz, merak etme.Ne güzel değil mi?“Entelektüel olarak size meydan okuyabilir. Ama açma kapama düğmeleri sizin kontrolünüzde.” Hıı... Okumuş olacak ama okumamış gibi davranacak! “Döner istiyorum ama dönmesini istemiyorum” gibi bir durum var ortada...İlk nakavtta o düğmeyi yani açma düğmesini koparmazsa neyim?Bakın benim de fikrim geldi; siz o programı değiştirip yerine, “Aşkım sen nasıl bir erkeksin yaa... Ben böyle şey görmedim! Muhteşem!” türünden bir şeyler koydurun. Hatta kapama düğmesi de olmasın. Ne güzel değil mi?“Cinsel yolla bulaşan hastalığı olmadığı için güvenli seks yaparsınız.” Tabii... Hem güvenli hem bedava!Ne güzel değil mi?“Seks hocanız olabilir, internetten indirdiği programlarla sizi fantezilerin doruğuna taşır.” Yahu, plastik balonla sevişen, sevişebilen bu tür, robotla neler yapar, düşünemiyorum bile. Neyse, hiç olmazsa patlama olasılığı yok.Ne güzel değil mi?“Sizi asla terk etmez.” Hıı...Şimdi burada biraz duralım...Burası önemli.Niye biliyor musunuz? Ben eminim iki ay, bilemedin üç ay sonra o robotu yüklüğe kaldırmazsanız...Evet eğer kaldırmazsanız...Kıskanmayan, kapris yapmayan, her an sekse hazır, sus deyince susan, konuş deyince konuşan bir kadın...Ne güzel değil mi?Neden gerçek bir kadını tercih edeceksiniz ki?Asıl biz sizi istemiyoruz len!Asıl biz, böyle bir kadını artık kadın mı robot mu neyse, onu tercih edebilen erkek istemiyoruz...Gidin robotlarla evlenin.Size şimdiden mutluluklar diliyorum. Ama yollarımız ayrılmadan önce son kez bir şey sormak istiyorum; son dırdır:“İtiraf edin, gerçekten bunu mu istiyorsunuz?”

Devamını Oku

Feministler yatakta daha iyiymiş

28 Kasım 2007

Öyleymiş... Feministler yatakta, diğer kadınlardan daha iyiymiş.Ben uydurmuyorum ha, koskoca bilim adamları söylüyor.Yine işi gücü bırakmışlar feministler mi diğerleri mi daha iyi sevişiyor diye araştırma yapmışlar.Allah biliyor ya, bu bilim adamlarından şüphelenmiyorsam neyim.Şimdi bunlar araştırma yapıyoruz ayağında kimbilir ne haltlar yiyorlardır.Hani çok eski bir fıkra vardır ya, o geldi aklıma:Temel köyünden çıkıp İstanbul’a gitmiş. Bir süre orada yaşadıktan sonra köye döndüğünde Dursun’a detay detay İstanbul’u anlatmış.“Bir de...” demiş, “Orada kadınlar çok rahat. Yatıp kalkmak falan orada normal sayılıyor.” Bunun üzerine Dursun soluğu İstanbul’da almış. Gidip bir kapının zilini çalmış. Kapıyı açan hizmetçiye, “Evin hanımını arıyordum” demiş.“Niçin aramıştınız?” deyince “Hiiiç... Seks yapacağıdım da...” Bilim adamları da,“Hanımefendi, ben Rutgers Üniversitesi’nden geliyorum. Bir araştırma yapıyorduk da...” diye...ABD’nin Rutgers Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, feministler daha iyi seks yapıyormuş. Araştırmacılar, “erkeklere eski sevgilileriyle ilgili çeşitli sorular sorduk. Feminist düşünceye daha yakın kadınların yatakta daha iyi ve ateşli oldukları ortaya çıktı. Lezbiyen etiketi yapıştırılan feministler, sanıldığının aksine erkeklerini memnun etmek için oldukça çaba sarfediyor” demişler. Ne acayip değil mi? Neredeyse yüzyıllardır kadınlıkları bile zan altında kalan feministler dişilik konusunda bütün kadınları sollamış bile... Ne yani?Yoksa gerçek kadınlar, feministler mi?Bu haberi bizim internet sitesinde okuduktan sonra gelen yorumlara da baktım.Aklımdan geçenlerin hepsini orada buldum. Ama bir iki laf etmem lazım...“Ben Feministim. Şimdi onu da diyemeyeceğim. Feministim deyince erkekler yaklaşmazlardı. Şimdi ne olacak?” Söyleyeyim ne olacağını... Daha fazla korkacaklar. “Bence haber doğru ama yorum yanlış. Karşı tarafı daha mutlu etmek için değil, feminist bi kadın kendini mutlu etmek için sevişir.” Bir feminist ile normal kadın arasındaki fark budur işte... Gerçek bir feminist bunu açıkça söyleyebilendir. Kıvırtıp, “Ben anlamam” numarası yapana ise... Bir lafı var da, neyse... “Demek ki, doğru yoldayım :)Yıllardır ‘Feminist bir kadınla evlenme’ düşüncemin yanlış olmadığını kanıtlayan br araştırma.. Teşekkürl” Haydaa... Gerçek mi bu? Arkadaşım, sen gey falan mısın yoksa uzaydan mı geldin?“Yatakta kuzu oluyorlar demek ki...” Atabilirseniz tabii...

Devamını Oku

Evet, aşk ayakkabıdır

27 Kasım 2007

Aşklar da ayakkabılar gibidir!..Bazıları çamur yağmur, toz toprak, kar buz gibi her türlü ‘kötü hava’ koşullarına dayanıklıdır. Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak ‘yamulur’, ilk yağmurlu havada ‘altı açılır’veya güzel havalarda bile ’iki günde bozulup’ gider.” Can Yücel’in ‘Aşk ve Ayakkabı’ başlıklı yazısını bir okuyucu göndermiş.Çok iddialı, “Evet aşk ayakkabıdır” diyor Can Yücel.Giydiğin ayakkabıya göre ne tür aşklar yaşadığını tarif ediyor.E, o zaman ben de ‘ortaya karışık’ ayakkabı konusuna devam edeyim.Kadınların, erkeklerin önce ayakkabılarına baktıklarını biliyoruz. Sonra ayaklarına! Belki de bu yüzden erkekler hep ayaklarını büyük gösteren ayakkabıları tercih eder.Çünkü bir iddiaya göre de, ayakları büyük olanın...İnanmasalar, saçma gelse de, ayakları büyük görününce kendilerine güveni artar bunların. Ya büyük göstereni veya biraz büyük numara ayakkabı alırlar. O da kısa bir süre sonra deforme olur, derisi kırışır falan...Bakın bunlar için Can Yücel ne diyor:“Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp ‘zamanla düzelir’ diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların ‘çarpıldığını’ görebilirsiniz.” Bir de fermuarlı çizme giyenler vardır.Sanatçılar veya mafioso tipler giyer bunları... Kurtlar Vadisi adamları...Dikkat edin, erkek şarkıcılara özellikle... Niye? Bilmiyorum.Önü uzun olur bu çizmelerin biraz da sivrice... Dolayısıyla bir tarafları sevişgen kategorisine de değer.Bir de erkekler çarşıya çıkıp ayakkabı aramaz. Ne alacaklarını önceden bilirler.Ayakkabıda mutlaka bir rol modelleri vardır; artık bu bir jön müdür, patronları mıdır, iş arkadaşları mı, bilemem.‘Onun gibi’ olmak istediği biri yani...Hedefe kilitlenir, gider onun ayakkabısından alır. Böylece ona yaklaşmış olur. Bir erkek birdenbire ayakkabılarına her zamankinden fazla özen göstermeye başladıysa hayatına yeni bir kadın girmiş demektir.Yok, yağmurda çamurda yürüyüp hâlâ ayakkabıları pırıl pırıl kalıyorsa, o titiz bir adam demektir.Bunlar sevişme öncesi bile ayakkabılarını çıkarıp yatağın ucuna ve yan yana koyarlar. (Kadın bulurlarsa tabii...) Fırlatıp atmazlar yani...Hıı... Kovboy çizmesi giyenleri unutmayalım.Boşanmış veya hiç evlenmemişler yani...Aynı zamanda küpe de takarlar. Genç takılırlar ama değillerdir. Deri ya da güderi ceket, mont falan giyerler.Klasik takılanlar...Onları Can Yücel güzel anlatmış:“Aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler ‘klasik ayakkabı’ gibi muhafazakâr çizgiler taşıyanlara tutulurlar.” “Bizi kategorize etme” diyenleriniz de var, biliyorum. “Ne istersem onu giyerimciler...” Tamam. Ben susuyorum.Sizin ağzınızın payını yine Can Yücel verecektir: “Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde ‘zaafı’ olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda ‘değişik’ türde aşklara da zaafı olduğu söylenir. Evet aşk ayakkabıdır.”

Devamını Oku

Erkeği ayakkabısından tanırım

26 Kasım 2007

“Bir erkeğin ayakkabısına bakarak hakkında çok bilgi edinmek mümkün” diyor.Dünkü mail’cilerden biri...Böyle deyip bırakmış. Bana pas atıyor...Beni tahrik ediyor.Ama hoşuma gitti, topu karşılamaya karar verdim. Erkekleri ve ayakkabılarını yazacağım.Geçenlerde bir arkadaşıma rastladım. Zamanında hızlı hayatı olanlardan birine...Bana ayakkabılarını gösterdi ve aynen şöyle dedi:“Bak ne hale geldim.” Baktım. Ucu yuvarlak loafer ayakkabılardan giymişti. Neyse ki siyahtı. Kahverengi de olabilirdi...Aklıma kozalakla oynayan kedi geldi. (Anlatmıştım ya, önüne gelene tecavüz eden kedi kısırlaşınca bahçede bulduğu kozalakla oynuyordu hani...)Hayatı boyunca aynı tip ayakkabı giyenler vardır...Mesela şu, ses çıkarmayan ayakkabılardan... Hush Puppie, Tımberland türü...Bunları şöyle özetleyebilirim: Romantik isyankârlar...BORSALINO ERKEKLERİ...Ama genelde erkeklerin ayakkabıları dönem dönem değişir.Yeni evlilerden başlayalım...Bunlar nerede tipsiz ayakkabı var, onu bulur alırlar. Üstü basık basık olanları falan... Hem kişilikleri ve zevkleri tam oturmadığından hem de karısıyla birlikte seçtikleri için... Ne kendisinin ne karısının zevkine göre olur, ikisinin arasını ararken en kötüsüne karar verirler. Bir de dünya para öderler ha!İşi iyi gitmeye başladıysa erkeğin ayakkabıları da terfi etmeye başlar.Her erkeğin hayatında bir Borsalino ayakkabı dönemi vardır. Hani şu delikli olanlar...Uzun süren bir dönemdir. Nedense o ayakkabılar, erkekler için erişilmez bir yerdedir. Yani öyle çok pahalı olmasalar da, durumu düzelmeden kendisini ona layık mı görmez ne?Borsalino ayakkabılar onlar için statüyü işaret eder. Durumları düzelir düzelmez hemen alıp onu giymeye başlarlar. Bordosu, siyahı, tabası, kahvesi...Kahvesini aldıkları dönemde artık ona doymaya başlamışlardır aslında.Yeni arayışlara yönelirler. Ama hayatlarının her döneminde bir Borsalino dolaplarında durur. Tamamen vazgeçmezler yani.SEVİŞGEN AYAKKABILARSonra sivri burunlara geçerler. Araya araya onu bulurlar yani...Sivri burun aynı zamanda onların azgınlık dönemlerine de rastlar. Çünkü sivri burun ayakkabı “itsel” bir çağrışım yapar. Etrafındaki bütün şeyler; ya nasıl söyleyeceğim, hıh buldum, sevişgenler sivri burun giyer. Ya da onlar öyle zanneder. Hiç altı lastik, yuvarlak burun ayakkabılı bir kazanova hayal edebiliyor musunuz?Nasıl ki, jartiyerli bir kadın babetli olamazsa, bir kazanova da yuvarlak burun giyemez.Olmaz. Bu yüzden sivri burun giyince kişilik değiştirirler.Yürüyüşleri falan farklılaşır.En fazla ayakkabıyı da, bu dönemde satın alırlar.Kadın gibi, doyamazlar...Bir erkeğin ayakkabılarına en iyi baktığı, onları en temiz kullandığı dönemdir.Gurur duyarlar ayakkabılarıyla...Ama bir süre sonra ayakkabılar sıkmaya başlar. Çarşıya çıktıklarında gözleri siyah bir loafer’a takılır...

Devamını Oku