Sapıtır mısın?

14 Kasım 2007

Gece uzarsa...Yalnız gittiğin bir partidesin ve gece uzadı diyelim..İşte o zaman sapıtır mısın?Bana biri böyle bir soru sorsa şu cevabı verirdim;“Sapıtmayacaksam niye kalayım ki?” Çünkü benim mantığım bana şunu söyler: “Yani aklı başında insanların olduğu aklı başında bir parti, uzar mı?” Hayır. Bu manzara insanın aklına mazbut bir durum getirdiğinden midir nedir, onların yani aklı başındaların da makul bir saatte evlerine dönmelerini gerektirir.Seviyeli olaraktan...Zaten orada insanın aklına sapıtmak falan gelmez.Sapıtmaktan neyi mi kastediyorum?Şunu:Öyle eğlenir ya da öyle içersin ki, hızını alamazsın. Kesmez yani...Hiiç eve gidip yatasın gelmez.O gecenin öyle bitmesini istemezsin. Kurtlarını dökememişsindir.Deşarj olamamış, tam tersine, enerji yüklenmişsindir.Yani kanın bitlenmiştir.Veee...Geceye başka bir yerde devam etmeye karar verilmiştir.Sana da, “hadi” derler.“Hadi başka yere gidiyoruz!” Bu başka yer, bir bar veya birinin evi falan olacaktır.İşte o anda karar vermek zorundasındır. Önünde iki seçenek vardır. Birincisi:Gece 12’de evine gidersin ve eşine partiyi veya yemeği her neyse, “fena değildi işte” diye özetleyip geçiştirirsin.“Millet toplanıp bir yerlere gitti. Ben gitmedim” diyerek bir de üzerine bonus kazanırsın. Evli değil sevgililiysen ona, “Ben eve geçiyorum, sen n’apıyorsun” mesajı atarsın.İçin rahat, evde bir kahve yapıp televizyonun karşısında uyuyup kalırsın.Ama bir ara aklından şu soru mutlaka geçer:“Gitse miydim?” İkincisi:Evine gidip geceyi tadında bırakmak varken kendini riskli durumlara atmak... B.kunu çıkarmak...Benim sorduğum da buydu işte:Geceye devam edersen sapıtır mısın?Ben cevabımı vermiştim; iddialıyım. “Evet, sapıtırsın.” Çünkü:İçkili olacaksın, neşeli olacaksın, dans edeceksin.Buraya kadar “bir şey” yok.“Bir şey”, işin içine karşı cins girdiği zaman olacak.Ki mutlaka girecek.Nasıl mı?Birileriyle flört edersin. Zaten öyle bir potansiyel olmasa sen o geceye devam etmezsin.Etmezsiiinnn...Kimse “ben öyle değilim” demesin, ben salak değilim; sizden bir çıkarım da yok, inanmam. Direkt bir hedefin olmasa da, gittiğin yerde olacağını düşünürsün. En azından, olsun istersin.Sapıtmaktan kastım bu.Yani flört etsen ne olur? Ertesi gün onunla evlenecek halin yok ya!“İlle gecenin sonunda gider biriyle yatarsın” da demiyorum.Ya, en kötü ihtimalle flört edersin işte...Bunu herkes bilir. Ve bu yüzden eşinin, sevgilisinin geceyi uzatmasını istemez. Bak, gideceksen bunları düşün. Hani sana, “hadi, başka yere gidiyoruz” dedikleri zaman...Ne yapacağını iyi düşün.Bunun hesabını nasıl verirsin? O sana aynısını yapsa, ne dersin?Bilemem.Değer mi?Değmez mi?

Devamını Oku

Kazanırsam ben seni kaybedersem sen beni...

13 Kasım 2007

Bırakmam peşini... Yakaladım, bırakmam. Aranızdan tek tük, “Birlikte eğleniriz biz, ne var bunda? Aşk budur” diyenler çıksa da görüyorum ve biliyorum ki, işin aslı öyle değil.Çoğunluk böyle yaşamaz.Zaten aslında ve genelde erkekler, eşleri ve sevgilileriyle (yeni değilse) birlikte eğlenmeyi pek sevmez...Nedense!“Birlikte” den kastım iki başlarına... Yani yanlarında kimse olmadan.Mesela tavla oynamazlar...Ama kızı tavlamadan önce oynarlar, hem de nasıl...“Kaybedersem sen beni, sen kaybedersen ben seni...” diye.Yani öpmesine...Ama sonradan biraz eskiyince, “Hadi oynayalım” dersin, kılını kıpırdatmaz.İddiası mı kalmamıştır, canı mı istemez, onu bilemem. Sonuç olarak oynamaz.Ve tam o sırada bir erkek arkadaşı gelir mesela, “Hadi len, alayım boyunun ölçüsünü” der ve tavla oynamaya başlarlar. Sen böyle kalakalırsın.Yalan mı?Değil.Tavlayı geçtim, “Hadi vakit geçirmek için bezik oynayalım” desen, (Sahi, bezik oynayan kaldı mı?) iki cevaptan birini verir: “Hayır” ya da “Bilmiyorum ki...” “Gel öğreteyim” desen... “Hadi öğret” diyen erkeklerin oranı, kaba bir hesapla sanırım yüzde 1 falandır...100 erkekten 1’i...O da kime denk gelir bilemem.Nerede yaşar, ne yer, ne içerler onu da bilmiyorum. Bezik bilip, “hadi” deyince oynayanlar, aynı zamanda sevişirler mi, onu hiç bilmiyorum.Onu da yapıyorlarsa, var ya... Kim bilir, belki kendileri bile korunuyorlardır... SIRF GICIKLIK OLSUN DİYE...Hadi onları da geçelim, “Birlikte maç seyredelim” desen, onu da istemezler...İstemek bir tarafa, kâbusu olursun. İnanmıyorsanız bir deneyin.Hatta inanıyorsanız da deneyin. Gelin hep birlikte deneyelim. Biraz huzurlarını kaçıralım. Niye mi?Sırf gıcıklık olsun diye...Eğlenelim biraz diye...“Hayatım, bu hafta seninle birlikte maç seyretmek istiyorum. Öyle güzel eğleniyorsunuz ki, ben de katılmak istiyorum. Hem birlikte oluruz.” Aynen bunları söyleyin.Sonra da seyredin.Suratındaki ifadeyi, kem küm edişini...Öyle birdenbire “Hayır” diyemez.Ne diyecek? Ne yapacak?Aklıma bir şey daha geldi. Diyorum ki, içlerine biraz da korku düşürelim:“Eğer hoşlanırsam, artık her hafta birlikte seyrederiz” deyin.Ne kaybedersiniz?Ya, ben aslında bambaşka birşey yazacaktım; eşsiz gidilen davetlerde b.kunu çıkaranlara ne olur? Başlarına ne gelir? Nereye kadar gidebilirler falan...Ne olur yani?Sapıtır mı?Bunları yazacacaktım.Yarın yazayım bari...

Devamını Oku

Sensiz mutlu olduğum için özür dilerim

11 Kasım 2007

Bazen kadın, bazen de erkek yapar bunu... Burada eşitiz galiba...Nerede olduğunu anlatacağım şimdi;Bir davetteyiz mesela...Eşli veya değil, fark etmez. Önemli olan davetin eşli olup olmaması değil, senin eşli olup olmaman...Eşten kastım, evlisin veya sevgilin var, sonuç değişmez.Hatta oraya onunla veya yalnız gelmişsin, bunun da bir etkisi olmaz.İşte o davette... Davet deyip duruyorum ama bir parti veya eğlenceli herhangi bir yeri kastediyorum...İşte orada, bekârlarla bekâr olmayanlar arasındaki farktan bahsedeceğim.Davet sıkıcıysa hiçbir problem yaşanmaz. Ama eğlenceliyse...İşte o zaman...Ah işte o zaman...Önce birlikte gidilenlerden bahsedelim. Taraflardan birinin mutlaka ama mutlaka burnundan gelir. Zira şöyle bir Murphy Kanunu vardır; “Bir davette eşlerin ikisi birden eğlenmez.” Eğlenemez.Birisi eğlenmeye başlayınca öteki bozulur. Mutsuz olur. Bu kıskançlık mı?Evet, galiba...Ama herhangi birinden kıskanmak değil bu. Başka bir şey...Şöyle gibi:“Ellerimden kayıp gidiyor” hissi...Yok yok... Açıkçası, “Bu benim dışımda herhangi bir şeyle, herhangi biriyle nasıl mutlu olur? Olmasın” bencilliği... Biraz da, “Aslında ben eğlenmeliyim, sen mutsuz olmalısın” hırsı...MECBURDUM ŞEKERİM!Gecenin sonuna doğru şöyle bir manzara çıkar ortaya:Eğlenen taraf, surat asana yalakalık yapmaya başlar.Bunun anlamı şudur:“Sensiz mutlu olduğum için özür dilerim.” Bazıları da, sırf eşi mutsuz olmasın ya da tatsızlık çıkmasın diye eğlenebilecekken eğlenmemeyi tercih eder.İkisi de kös kös oturur. Pekiii...O davete yalnız gittiysen.Dedim ya, fark etmez...Eğlenceli bir yerse burnundan gelir.Çünkü uzar.Eğlenceli yer, bitmesi gereken saatte bitmez.İşte o zaman.Bekâr olmayanların huzuru kaçar.Ya mesaj gelir ya telefonu çalar. Bunlar olmasa bile üzerinde bir baskı vardır. Kalmak ister, kalamaz...Gecenin b.kunu çıkarmak ister, çıkaramaz. Sanki eşinin ruhu oralarda dolaşmaya başlamıştır. “E, b.kunu çıkarma da, gel artık” demektedir. Veya başına gelecekleri göze alır ve kalır. Neleri göze almıştır bilseniz...Ertesi gün o da yalakalığa başlar:“Sensiz mutlu olduğum için özür dilerim” Oysa kalsa, kalabilse ne olur ki?Bir şey olur mu? Olmaz mı?Bilmem, düşünelim üzerinde...Eve saatinde döndün veya dönmedin, eğlenceli yerler yalnız olmayanlar için eziyete dönüşür.Kalsan bir türlü, kalmasan başka türlü...Eğlendiğin için suçluluk duyarsın. Hep “Mecburen kaldım” ayaklarına yatarsın. Ha, bu çok mu önemli?Bir ilişkide, bir evlilikteki yeri neresidir?Neresidir biliyor musunuz?Bunun için ayrılınamaz.Bardağı dolduran damlacıklardan biridir. Küçücük bir damla...O kadar küçüktür ki, bardağı taşırma gücü bile yoktur.Ama başka bir nedenle ayrıldığın zaman, anlarsın...Öyle, eğlenceli bir yere gittiğin zaman, bir zamanlar senin yaşadığın o huzursuzluğu yaşayanları görürsün. Yüzünde hafif bir tebessümle onları izlersin.“Ne saçma” dersin...Gerçekten de.Ne saçma!

Devamını Oku

Asıl siz kendinize bakın!

8 Kasım 2007

Başladılar yine, “asıl siz kendinize bakın” demeye... Genelde daha iyi bir doneyle karşınıza çıkamazlar zaten. Herhangi bir tartışmada, söyleyebilecekleri en yaratıcı cevap budur:“Asıl sen kendine bak!” Kazık kadar adam olmuş, verdiği cevap bu kadar işte...Dün dedim ya, “adam kalmadı, biz de dizi erkekleriyle oyun oynuyoruz” diye...Başladılar hemen,“Asıl siz kendinize bakın! Sanki ortalıkta düzgün kadın var da...” Tamam bakalım.Bugün de sizin için bir oyun oynayalım.Beğendiğiniz kadını seçin, size kim olduğunuzu söyleyeyim...Zeynep eğilmez (“Annem”).Ben hiçbir erkeğin onu tercih edeceğini sanmıyorum. Yemez...Yani oradaki karakteri çok beğenirler, takdir ederler ama...Ama hiçbiri öyle bir kadınla birlikte yaşamak istemez. Şahsiyetli, tepesi atarsa “hadi len” diyebilecek, cevap veren bir kadın.Bunlar var ya, neye katlanamıyorlar biliyor musunuz? Cevap veren kadına...Herhangi bir konuda hem de... “Hayır, öyle değil, böyle” dediğinizde “Nasıl yani?” oluyorlar.Bu yüzden trafikte onları sollayan bir kadınsa deliriyorlar ya...Kocasından daha fazla kazanan kadınlar daha çok dayak yiyormuş ya... Neden?İşte bu yüzden. Adam hırsını başka türlü çıkaramıyor. Başka türlü yetişemiyor. Terbiyesizler...Bu konuyu ayrıca yazacağım.Yani erkekler şahsiyetli ve bunu korumaya çalışan kadınlarla birlikte yaşamak istemez. Çünkü ezilirler.Ya bu arada, haddim midir bilmiyorum ama Vahide Gördüm’ün oyunculuğunu tebrik, tebrik, tebrik ediyorum. Onu seyredip oyunculuk neymiş herkes görsün istiyorum.Başka bir kadına geçelim:Şehrazat (1001 Gece).Erkekler bu tür kadınlar konusunda ikiye ayrılır. Bir grup erkek, “Kadın mı yok abi, onunla mı uğraşacam? Hele o kadar param olacak...” diyenler...Veya şey olanlar... Onun tam bir adı var da yazamıyorum; hani sonu ’salak’la biten...Sado-mazo ilişkilerden hoşlanır onlar. Ezildikçe, hakaret yedikçe kadına bağlanır. “Yakalarsam muck muck!.. sendromu.” Yakalanmayacaksın...Yakalarsa...Yasemin (Hatırla Sevgili).Hıh! Tam size göre değil mi? Kerameti kendinden menkul erkeklere...Hem çalışsın hem evine baksın. Hem de çocuğa... Hırsı da olmasın. Hem bakımlı hem de güzel olsun. Hem okumuş olsun hem de hizmet etsin. Hiç cevap vermesin. Haklı da olsa, sussun. Yahu, sen kimsin ki, ne yapıyorsun ki, bütün bunları bir kadından veya bir insandan talep edebiliyorsun?Ne cesaret!Bu adamları 1-2 ay “Annem”in yanına staja yollayacaksın ki, hanyayı konyayı anlayacak...Üff...İçim sıkıldı bu tür adamlardan.Biraz da güzel erkekleri yazmak istiyorum. Güzel... Yok mu yaa?

Devamını Oku

Erkeklerden erkek beğen

8 Kasım 2007

Seçmece bunlar... Her çeşidi var. Beğen, al. Şimdi siz beğenin ben de size kim olduğunuzu söyleyeyim...Şöyle anlatayım:Gerçek hayatta bunların hepsi birbirine benzedi ve doğru düzgün adam yok ya...Yok tabii...Çok doğru söyledim; hem yok hem de hepsi birbirine benziyor artık.Kıçı başı oynayan bir sürü adam ortalıkta pek bir matahmış gibi dolanıyor.Çok sıkıldık sizlerden artık çok... Bilin diye söylüyorum.İşte bu yüzden, hani dün televizyon dizilerinden bahsetmiştim ya, kadınlar artık oradaki erkeklerden daha fazla hoşlanıyor diye...Olmayan erkeklerden...Sanal erkekler çoğaldıkça gerçeklerinden iyice soğudu kadınlar...Seç seç beğen...Hepsi senin olabilir, hiçbiri senin değildir. Tıpkı gerçek hayattaki gibi...Eee? Onları hayalimize almışız çok mu?Değil.Tamam o halde...Oynayalım...Tercih oyunu... Siz seçin ben size kim olduğunuzu söyleyeyim. Tamam mı?(Yalnız bazılarını dizideki isimleriyle bazılarını da kendi isimleriyle yazacağım, kusura bakmayın. Anlarsınız siz.)Başlıyorum:Dünür mü, Necdet mi? (Sevgili Dünürüm-Hatırla Sevgili)Hangisi?Dünürü seçenler, 40 yaşın üzerinde, hatta 45’in de üzerinde, hayatta romantizmi ve güveni bir erkekte aramaktan vazgeçmiş ama bunalımlı değil, eğlenceli kadınlar...Necdet’i seçenler: 30-40 yaş arası sürekli terk edilen kadınlar... Şefkat arayanlar, kendisini yalnız hissedenler. (Kim değilse?)Fikret Kuşkan mı, Nejat İşler mi? (Bıçak Sırtı)Hangisi?Fikret’i seçenler: Evli, her şeye makul derecede sahip olan ama mutsuz kadınlar. Hani kocasını sevmeyen ama ayrılması için de bir neden bulamayanlar... Nejat’ı seçenler: Mutluluğu, mutsuzluğu bir erkeğe endeksli kadınlar... Talat Bulut mu, Erkan Petekkaya mı? (Annem-Sessiz Fırtına) Hangisi?Talat’ı seçenler: Zor beğenen, mükemmeliyetçi, ukala ve prensip sahibi kadınlar... Her an dağılabilirler yani... Erkan’ı seçenler: Korunmak isteyen kadınlar. Korunmak ve kurtarılmak... Artık neden kurtarılacak, bilemem.Onur mu, Ahmet mi? (Binbir Gece- Hatırla Sevgili)Hangisi?Onur’u seçenler: Nazlı kadınlar. Daha doğrusu naz yapmak isteyen kadınlar. Naz yapacak ille de? Niyeyse? Belli, hayatındaki adam biraz dana...Ahmet’i seçenler: Hâlâ hayatının aşkını arayanlar. Daha da kötüsü, hâlâ böyle bir şeyin var olduğunu sananlar...Bir de yabancılardan örnek vereyim:Zaten ben yavaş yavaş yabancı erkeklere dönelim artık diyorum. Yani gerçek hayatta da...Dr. House mu, Jack Bauer mi?Hangisi?Ben Jack’ten geçen sene ayrıldım. Dr. House’a bakanı yakarım...Yani her kadının ayrı bir tipi var.Ama bir de hepsini ayrı ayrı beğenenler var...Hepsinde ayrı bir güzellik bulanlar yani..Onlar var ya, onlar...Her kadının öyle bir dönemi olur; her erkeğin gözüne ayrı güzel göründüğü bir dönem...Neyse ki çabuk geçer...

Devamını Oku

“Tık” yok, dizilere sardırdık

6 Kasım 2007

Kimsenin gerçek hayatında “tık” yok, dizilere sardırdık! Sanki gerçeklermiş gibi...Sanki biz de oradaymışız gibi...Hatta hatta dizilerdekilerden biriymişiz gibi...E, öyle...Yani televizyonun karışısında diz yeri yapmış eşofmanlarıya kendini “Hatırla Sevgili”deki zarif kadın Yasemin zannedenler yok mu?Oturduğu yerden “Necdet”i tercih edenler...Veya hayatında hiçbir şeyle mücadele etmemiş, en ufak bir sorunda, “Ama ben bunu hak etmedim kiii...” diye zırlayan ama “Annem”i seyrederken kadına akıl verenler...İşten-eve, evden-işe, telefon parası, kredi ödemesi uğraş dur, sonra da hayatı dizilerde yaşa...Yaşarmış gibi yap.Ohhh! Bedavadan hayat.Aslında bu da bir şey. Yani hiç yoktan iyidir.Bazı ayrıntılar hariç tabii...Mesela:MEKTUP“Annem” dizisindeki mektuptan söz ediyorum. Hani eski karısına yazdığı o mektup...“Kızımın annesi, sınıf arkadaşım, sıra arkadaşım, eski hayat arkadaşım, yüreğimin bir köşesinde hâlâ en güvendiğim insan olarak durduğunu bilmeni isterim” diye başlayan...Of! Of! Of!Daha ne olsun!“Budur!” değil mi?Hangi kadın bu sözlerden duygulanmaz ki?Kim sarsılmaz ki?O mektup sanki hepimize yazıldı.Ama şunu da hatırlatmak isterim.Sizi gerçeklerle yüz yüze getirmekten çok hoşlanmıyorum ama bu mektubu yazan bir senarist. Üstelik de kadın.Zaten senaryo için dahi olsa, hangi erkek böyle şeyler yazabilir ki?Sarsılın, kendinize gelin ve gerçek hayatta böyle bir mektup beklemeyin.Yanınızdaki adama da kötü davranmayın diye söylüyorum.Evet. Dizilerdeki adamlara bakıp bakıp sizinkinden iyice soğuyorsunuz da... NECDET Mİ, AHMET Mİ?Gelelim, “Hatırla Sevgili”ye...Burada da, “Ahmet mi, Necdet mi?” ‘sorunsalı’ yaşanıyor.Ahmet’i sıkıcı ve pısırık bulanlar çoğunlukta.Necdet gönüllerde...Niyeyse kimse Ahmet’le Yasemin’in büyük aşkını kale almak istemiyor. Yani bir şey olsa da, Yasemin Necdet’e âşık oluverse...Ahmet’e ne olursa olsun. Kadın milleti de tuhaf oluyor bazen; aşk mı istiyor, şefkat mi belli değil.AYDAN ŞENER“Neden bütün erkekler Aydan Şener’e âşıktır?” Dizilerinden bahsetmiyorum, gerçek hayatta...Bütün erkekler olmasa da yüzdesi çok yüksek böyle bir erkek grubu vardır.Ona karşı “ciddi ve seviyeli” duygular beslerler.İncelemek lazım bunları...Ne buluyorlar bu tanımadıkları kadında?(Bu arada, onunla kısa bir sohbetim olmuştu, gerçekten de çok tatlıydı... Ama onlar bunu bilmiyor ki!)Bir de, önemli olan onun nasıl olduğu değil, bu adamların onda ne bulduğu...Enteresan!ÖPÜŞMEYİNYeni nesil öpüşüyor ya...Dizilerdeki yani...Sanat için öpüşüyorlar ya! İnsanlık için öpüşmesinler...Lütfen.Rica ediyorum.İnsanı öpüşmekten soğutuyorlar.Belli ki, tutuklar, utanıyorlar... Ne diye zorluyorsunuz?Mecbursanız, onlara “Rüzgâr Gibi Geçti”yi veya ne bileyim, yenilerden “Dört Nikâh Bir Cenaze”yi falan seyrettirin. Öpüşme görsünler...Veya sette bağırın:“Sevgilinle de böyle mi öpüşüyorsun sen?” diye...Konu öpüşmeye gelmişken daha ayrıntılı yazmak isterdim ama bugün biraz başım ağrıyor!

Devamını Oku

Acaba ben yatakta nasılım?

5 Kasım 2007

İşte! Bir erkeğin hayatının hiçbir evresinde sormaktan vazgeçmeyeceği o soru:“Acaba ben yatakta nasılım?” Bunu direkt olarak bir kadına soramazlar. Sormazlar.Hem alacakları cevaptan hem de kadından korkarlar.Zaten nasıl olsa hiçbir cevap onları tatmin etmez.E, sormasınlar daha iyi. Yine de çok merak edenler için ben şimdi anlatacağım. Yatakta nasıl olduklarını...Yataktaki hallerini...Uyanmalarından başlayayım.Uykudan uyanmalarından bahsediyorum. Başka birşey değil ha!Ama uykudan uyanmaları da en az öteki kadar değişkenlik gösterir. Yıllara göre, kadınına göre farklılaşır. Hatta ilişkilerinin hangi evresinde olduklarıyla direkt bağlantılıdır...Sevgiliyken veya ilk yıllarda bir erkeği uyandırmanız gerektiğinde...Yani henüz içerdeki odadan, “Hadiii... Kalk artık, bak bir daha söylemeyeceğim. Nedir ya bu? Her sabah, her sabah!” diye avaz avaz bağırma faslına geçmemişken...Yanına kadar gidip hafifçe yatağın kenarına ilişerek hatta onu bir süre seyrettikten sonra bir öpücükle veya elini tutarak, “Tatlıım... Uyanacak mısın” diye sorulduğu zamanlarda...Hani böyle birdenbire, “Hı? Neredeyim ben? Burası neresi?” havasında sıçrayarak uyanırlar ya...Savunmasız, şaşkın şaşkın bakarak...Dizi film çeviriyor sanki!Artist!Niye öyle yapar bunlar?O zamanlar şirin gelir insana tabii...“O SIRADA” YANİ...Bu irkilerek artist uyanmalarından sonra danalık devirleri başlar.“Iııh...” diye inleyerek arkasını dönüp uyumaya devam etmek ister.Sanki eziyet olsun diye uyandırıyorsun.Nazını çekersin, “Hadi ama...” diye uğraşırsın.O yine, “Iııh....” diye arkasını döner.Ama artistliği elden bırakmaz.Hani böyle çocuk gibi, başını yastığın altına sokmalar falan.Son ana kadar uyanmaz.Bu halini çok uzatırsa, hayatlarında “Aaa... Ne b.k yersen ye! Seninle mi uğraşacağım? İster kalk, ister kalkma” devri başlar.Bu dönem, kadının “Biz ne zaman bu hale geldik?” diye düşünmeye başladığı zamanlara rastlar.Yine onu uyurken seyrettiği olur ama aklından geçenler artık çok farklıdır.Kadının yüzünde artık acıklı bir ifade vardır.Yazdım işte yatakta nasıl olduğunuzu...Busunuz siz, işte bu!Biliyorum, siz şimdi “Kendi kendine uyananlar yok mu?” diyeceksiniz.Var tabii...Onlar asabi ve hiperaktif tiplerdir. Hiç sormayın daha iyi...Ama “Ne diye uykudan bahsediyorsun? Başka şeyler anlat” diyorsanız...Daha öncesini soruyorsanız...Uykudan önce hani!O sırada yani...“Nasıl?” diye...Gelecek...Sıra ona da gelecek.

Devamını Oku

Akıllı Erkek ne sormaz?

5 Kasım 2007

Bunlar konuşmaz konuşmaz, sonra bir soruyla her şeyi berbat eder.Böyle özel bir yetenekleri vardır.Boxer Dergisi, kadınların erkeklerden duymak istemedikleri 10 soruyu çıkarmış.“İstenmeyen sorular” yani...Ben aralarından birkaçını seçtim. Ve biraz da erkeklere kıyak olsun diye, birkaç tüyo vereyim dedim. Kendi kendime... “Sen şimdi durup dururken niye bize kıyak geçiyorsun?” diye şüphelenenler çıkacaktır aranızdan. Onlara cevabım şu:Bilmiyorum, içimden geldi.İstenmeyen sorulardan biri şu: “Benden önce hayatına kaç erkek girdi?” Bakın, zaten akıllı bir erkek bu soruyu sormaz. Hadi sordu diyelim, aldığı cevaba inanmaz.Ayrıca kadınlar niye sevmiyormuş ki bu soruyu? Sanki hepsi doğru cevabı veriyor...“Şekerim, 5 kişi ama ikisini sayma, onlarla sadece öpüştüm.” “Diğer ikisi tek gecelikti. Yani benim için değil ama onlar aramayınca mecburen tek geceyle kaldı. Hatta onlara ilk gecelikti bile diyebiliriz. Yani sadece bir kişi. Evet senden önce sadece 1 kişi vardı.” Bunları mı anlatacak?Hep söylerim, bir kadının hayatında sizden önce en fazla bir erkek daha vardır.İkincisini zor bulursunuz beyler...En iyisi sormayın.Hayır, insanı zorla ve durup dururken yalancı yapacaksınız...“Buna kaç para ödedin?” Sorunun şekline bak! Kafadan, “Bana yalan söyle” diyor.E, olur. Söyleriz. Bu sorunun cevabı erkeğine göre değişir. Soran bir koca ise değerinden az, sevgili ise değerinden fazla bir rakam verilir.“Niye?”si falan yok bunun, öyle!Siz de sormayın işte...İnsanı zorla yalancı yapacaksınız...“Üçlü yapalım mı?” “Oldu tabii... Neden olmasın? Yalnız ben beşli gruplardan daha azına katılmaktan pek hoşlanmıyorum. Dizim var da, arada onu seyrediyorum.” “Hatta bak ne diyeceğim? Beş kadın olsun, sen istediğine istediğini yap. Çok isteriz!!!” Böyle mi cevap verecek size?Hayır.Eee?Ne soruyorsunuz o zaman?Cevabı yalan olsa bile güzel, bunun için mi?Kadın size aynı soruyu sorsa... Ama ciddiye aldığınız bir kadın...N’aparsınız?Ben biliyorum ne yapacağınızı...Ya ödünüz kopar ya da onu yani kadını bir alt sıraya geçiriverirsiniz...“Hamile misin?” Aslında bu soru, erkeklerin sormak istemedikleri sorular arasındadır. Buraya karışmış.Hem sormak hem de cevabını duymak istemezler.Ama mecbur kalmışlarsa, onlar için bu sorunun mükemmel cevabı şudur: “İnanır mısın? Seninle yattıktan sonra yumurtalarım döllenivermiş. Terbiyesizler. Ben şimdi onlara cezalarını vereceğim. Sen sakın kılını kıpırdatma.” Kadınların bütün sorulara bir cevabı vardır.Gerçek ya da yalan.Ama erkeklerin...

Devamını Oku