Şimdi de bu çıktı: “LQ”.“Lifestyle Quotient” yani “Yaşam Kalitesi Seviyesi...” Önce sadece IQ vardı biliyorsunuz. Sonra EQ çıktı.Yani, “Tamam, çok zeki sayılmazsın ama senin de duygusal bir takım üstün özelliklerin olabilir” demek istiyorlardı.Şimdi de LQ...Yani “zekân yok, duygusal zekân da yoksa üzülme! Sana uygun bir şeyler buluruz. Hiçbiri yoksa o zaman senin de LQ’n vardır” diyorlar.Dikkat ederseniz çıtayı aşağı çektikçe çekiyorlar. Herkesi ille de adam yerine koyacaklar yani...Bunu anlatabilmek daha doğrusu LQ’nu ölçebilmek için bir takım doneler vermişler. Birkaçına bakalım... * “Sadece iyi göründüğümde kendime güvenim vardır.” İlk bakışta çok saçma gibi görünüyor değil mi?“İyi görünmekle, kendine güvenin ne alakası var” gibi...Veya “Kendine güvenen her zaman güvenir. Bunu bir şey bozamaz” gibi...Şimdi biraz acımasız olma zamanı...Çünkü öyle değildir aslında.İyi görünmeyen insanın kendine güveni de azalır. Yani her iyi görünenin kendine güveni yoktur ama kendisine güvenen biri, kötü göründüğünde kendine güveni azalır. Üff çok karışık oldu.Şöyle anlatayım:Yani mesela bir kadın o gün hiç iyi görünmüyor ve markette eski sevgilisiyle karşılaştı. Hele bir de adamın yanında hoş bir kadın varsa...Yoksa da fark etmez; orada artık istediği kadar kendine güvensin... Geçmiş olsun!Kıyafet bu kadar önemli mi? Yoksa ben çok mu şekilciyim?Ama önemli... Görünmeyenler bile...İçine nefis bir iç çamaşırı giymeyen kadın kendisini seksi hissedemez mesela... Topuksuz ayakkabı giyen de...“Kendine güvenle, seksi hissetmenin ne alakası var?” diyeceksiniz...Şöyle anlatayım:İçine seksi iç çamaşırı giyen kadının kendine güveni var demektir de ondan...Öyle her kadının harcı değildir bu. Peki, başka bir örnek vereyim; ille de seks meks olmasın içinde...Mesela, iş yemeğine gittin. Yeni aldığın takımınla pırıl pırıl görünüyorsun. “Merhaba” demen bile değişir.Yalan mı?Başka bir LQ donesi daha...* “İnsanları dış görünüşüne göre yargılarım.” Yine acımısız olma zamanı...Buna “evet” demek, diyebilmek ne ister? Cesaret ister...Özgüven ister...Biraz da cins olman lazım.Ayrıca insanları dış görünüşüne göre yargılamanın ne kötülüğü var?Tabii ki yargılarsın ve mesafeni ona göre ayarlarsın.Beğenirsin, beğenmezsin, sana uyar ya da uymaz...Hemen Türk filmi gibi düşünüp beni sinir etmeyin ha!Fakirlikten falan bahsetmiyorum...Temizlik, zevk veya tarzdan söz ediyorum.Bi bakarsın adama, anlarsın...Kıyafeti, yürüyüşü, ses tonu, gülüşü... Yaşına göre oranlarsın, sana yüzde 50 kişiliği hakkında bilgi verir. Hatta biraz daha ileri gideyim; hayata bakışını bile çözersin.Üstelik bunun için çok da zeki olmak gerekmiyor... Ben bu konudan çok sıkıldım. Sizi de fazla daraltmayayım...Şu yani:Şimdi bana kimse, “Ben şekilci değilim” demesin.Siz iyisiniz de, ben mi kötüyüm?Hadi canım...
Sen şimdi kırmızı ışıkta bekliyorsun. En öndeki araba sensin. Veya arkalarda bir yerdesin, fark etmez. Sinir olacaksın birazdan.Sağından bir araba kıyın kıyın gelip, senin önüne geçecek.Trafik lambasının da tabii...Arkalarda sıraya girmeyi hiç canı istememiş. Uyanık ya...Bekleyen herkes de salak ya...Bu arkadaş, güya sağa dönüşü tıkamamak için son sürat gelir ve bütün arsızlığıyla lambanın önünde durur.Sonra da arkasındaki arabadan bir işaret bekler. Ya bir selektör veya korna falan.Bu arkadaşa bir ders vermek lazım.Ne yapacaksınız?Ben söyleyeyim:Burada görev onun hemen arkasındaki arabaya düşüyor. Ki zaten en fazla sinir olan da odur.Ona beklediği işareti vereceksin.Ama kırmızı yanarken.Gazlasın gitsin de aklı başına gelsin.Uyanık!SANKİ SAFARİYE ÇIKIYORLARŞimdi ikinci sorunu çözeceğim...Cip sorununu...Bunlar abarttılar ya...Kamyon büyüklüğünde ciplerle evle iş arası gidip geliyorlar falan...Çok işlevsel çünkü...Bunların şehir içinde yasaklanmaları gerekiyor. Nedir bu yaaa?Zaten şehir içinde cip kullanmak ne demektir? Biri bana bunun mantıklı bir açıklamasını yapabilir mi?Sanki safariye çıkıyorlar.Bunların yaptıkları en mantıklı açıklamayı biliyorum;“Güvenli.” Hıı...Bu güzel bir ipucu. Atlamayalım.Arkadaşınız, buna da bir çözüm buldu.Ben yani...Önce anlatacağım şeyin bir alt yapısı olduğunu bilmenizi istiyorum.Oradan başlayacağım.Daha önce yazmış mıydım, hatırlamıyorum:Sahipleriyle cipler arasında ters orantı vardır.Cipler büyüdükçe, sahiplerinin kendine güvenleri azalır.Yani bir cip ne kadar büyükse, sahibinin de bir şeyi o oranda küçük demektir.KULLANAN KADINSA...Artık bu, kendine güveni mi olur, neyi olur, bilemem. Zaten iyi bir cipin içinde hiç yakışıklı bir adam görmedim daha...Neyse...Bu cipleri kullananlar aynı zamanda korkak olurlar.Niye mi? E, onun için cip almışlar ya...“Yok yaa... Hava atmak için alıyorlar” diyorsanız, evet doğru ama düşünün, ciple hava atan birinin kendisine güveni ve cesareti ne kadar olabilir?Olamaz.Bundan sonra anlatacaklarımı acemiler uygulamaya kalkışmasın. Şimdi bunlar ciplerini kuvvetli bir kalkan gibi gördüklerinden trafikte üstünüze üstünüze gelirler ya...Sağınızdan solunuzdan kırıverirler direksiyonu önünüze...Hiç korkmayın.Siz onun üzerine sürün.Hele ki arabanız “ikinci el”se...Bunların bir farı bile dünya para olduğundan veya o bilmem kaç dolarlık oyuncakları çizilip çarpılacak, değeri düşecek diye ödleri kopar.Hemen kaçarlar kenara...Hani iri yarı adamlar vardır ya, fino köpeklerinden ödleri kopar, aynen öyle işte... Ancak, cipi kullanan bir kadınsa...Şu sarışın olanlardan...Bırakın geçsin.
Tutturdular yine...“Sıkıyorsa, kadınların ikinci elini yaz da görelim” diye...Yazar mıyım?Salak mıyım ben?Ama şöyle bir şey yapabilirim:Bir takım iddialara cevap verebilirim.Bir okuyucu, “gelin ikinci el pazarına” diyor.Kadınların 2. elini anlatmış.Hadi bakalım...* Km’sine bakın: Bir kadın için km, birlikte olduğu erkek sayısıdır. 3’ten fazla ise almayın. Doktordan temiz varsa, şansınızı deneyin.(Tabii, o da size “Hayatım, sen sekizincisin. Uğurlu sayım. Senden önceki de doktordu... Ne tuhaf di mi?” diyecek! Hıı... Bekleyin, der. Bu arada, “Ben kaçıncı olduğumu anlarım” diyenin alnını karışlarım. Nasıl anlayacaksa? Sanki dedektör... Sismik araştırma yapıyor...) * Exper analizi: Kadının experliğine yatakta bakın. Çok iyiyse işe yaramazdır. Muhtemelen eski sahibi bu kadar iyi bir kadını çarpık ya da vuruk değilse bırakmaz.(Hem bakire hem hamile olacak değil mi? Şimdi bu ne demek biliyor musunuz? “Kızım rol yap, masum ayağına yat, yalan söyle” demek. İnsanı böyle zorluyorlar işte! Bir de şu var tabii... Sanki bir kadın ne kadar çok insanla sevişirse o kadar iyi sevişir. Ne alakası var beyler? Ne alaka? Nicelik değil, nitelik, nitelik...* Kaporta kontrolü: Karşınıza ilk çıktığında yüzündeki makyajın ağırlığına dikkat edin. Çok fazla makyaj varsa bir şeyler gizliyordur. Arkadaşlarından estetik merakını öğrenmeye çalışın. Muhtemelen arkadaşları bu bilgiyi size vermeyecektir. İş yerinden bir alt kademesindeki kadına sorun. Çekememezlik büyük bir kozdur.(Ahh... Ah! Neye bakmanız gerektiğini biliyorum da, hayatta söylemem. Ayrıca ne olacak? Estetik olsa, almayacan mı? Yatmayacan mı? Yatacan. E, sus o zaman.)* Ruhsat kontrolü: “Elinde yüzük var mı?” bakın. Yüzük varsa unutmak için geliyordur uzak durun. Yüzük yoksa çoktan bitirmiştir bir an önce diğer işlemlere geçin. Kadınlar gibi işlemi sona bırakmayın.(Ona öyle demezler; yüzük varsa evli demektir, yoksa bekâr. Bu kadar basit. Ama bir kadının hayatında unutmak istediği en az bir kişi mutlaka vardır. Bu da yüzüğünden anlaşılmaz. Ha, unutur mu? Bu ilişkinin boyutuna göre değişir.) * Sürüş testi:Birkaç kez akşam yemeğine çıkarın, hediye alın.Pahada önemsiz şeylerle deneyin. Mutlu değilse hemen ayrılın. Paranızı yemek için geliyordur.Aman yedirmeyin!Nedir bu para yedirme paronayası bir anlasam! Ödleri kopuyor. Hasta mısınız, nesiniz?Ne yani? İkinci el bir kadına, kalpli balon mu alacaksın? Elinde kalpli balonla mutsuz görünen kadın paragöz değildir, bu erkeğin “gery” olduğunu gösterir. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Nasıl seçmeniz gerektiğini ayrıntılarıyla anlattım. İkinci el erkeklerden bahsediyoruz hâlâ...Sıra geldi bunların özelliklerine...Avantaj ve dezavantajlarına...Km’si, exper analizi, kaporta ve ruhsat kontrolü ile sürüş testinden sonraki aşamadayız.Yani diyelim ki, adam bütün ikinci el testlerini başarıyla geçti. Veee aralarından “olmuş” biri size düştü...Elinizde...İşte şimdi bu adamı anlatacağım size..İyi yanlarıyla, kötü taraflarıyla...Önce iyilerini mi, kötülerini mi anlatayım?Kötülerden başlayayım...En belirgin özellikleri şudur:Bencil olurlar.Çünkü bunlar, “Bir daha mı geleceğim dünyaya?” felsefesine göre yaşar.İlk evliliklerinde çektikleri sıkıntıları bir daha çekmemeye yemin etmişlerdir.İlişkiye, “Yok abi, baştan bilsin, ona göre” mantığıyla yaklaşırlar. ESKİ KIRIKLARINA KIYAMAZLARBiraz da kıçları kalkmıştır. Biraz mı?Epeyce kalkmıştır.Boşandıktan sonraki 3-4 sene sapıttıkları için kendilerini bulunmaz Hint kumaşı zannederler. En az üç kadını idare ettiklerinden epeyce tecrübe de kazanmışlardır.Ama bir an gelir ve “Nereye kadar?” noktasına varırlar. Biraz da yalnızlık korkusu kaplamıştır içlerini. Bir iki kere nezle falan oldu mu, korkar bunlar...“Yalnız mı öleceğim?” demeye başlarlar.İşte tam o sıralarda elinize düştüyse, şanslısınız.Ama eski kırıklarını temizlemesi epey süre alır, ona göre...Tek eşli olmaya karar vermiştir ama eskilere de bir türlü kıyamaz.Açıp telefonu, “Ben biriyle beraberim” diyemez.Ta ki, yakalanana kadar...Kadın arayınca da, “Ya, ne yapayım? Arıyor işte!” der.“E, söylemedin mi?” dersin, “Söyledim ama arıyor hâlâ...” der.Yalan! GELELİM PERFORMANSLARINA...Dedim ya, bencil olurlar. Kurallarını açıkça ortaya koyarlar. “Akşamları yemek isterim”, “cuma akşamları çıkarım”, “maça giderim”, neyse artık takıntısı?“Baştan söyleyeyim de...” der. “Sonra sorun çıkmasın.” Unutmayın, bir kere boşanan, her zaman boşanabilir.İlki önemlidir.Gözü dönmüştür yani...Ama şunu da unutmamak lazım; bir kere evlenen eninde sonunda yine evlenmek ister...E, ben erkek olsam ben de isterim.Gelelim performanslarına...Krem karameli tutturup tutturmamalarından bahsetmiyorum tabii ki...Yataktakini diyorum...E, biraz “Ööö...” gelmiştir. O sapıttıkları dönemde kimi zaman aynı gün ikisiyle birlikte olmak zorunda kaldıkları için... (Aynı anda değil.)Bir de yine o dönemde yapabildikleri bütün sapkınlıkları denemiş olurlar...Yapabildikleri kadar... Ellerinden geldiğince...Şimdi hem “Ööö” gelmiştir hem de aslında hayatlarının en iyi dönemindedirler...Böyle bir çelişki vardır.Bir süre iyi performans gösterecekleri garantidir.İyi tarafı mı?Bir tarafını bulmuşsun ki almışsın işte..Ne kurcalıyorsun?Günahıyla sevabıyla, hayırlı olsun...
“Bir arkadaşım, ‘Artık ikinci elleri bekleyeceğiz’ demişti. Doğru, vintage-man’leri bekliyoruz.” Pınar Aylin söylemiş bunları...40+ yaş grubu erkeklerden bahsediyor. Yani onlar da evlenmiş, ayrılmış olacağına göre...Aslında bütün bekâr kadınların hedefi 40+ yaş grubu erkekler galiba. E çok da haksız sayılmazalar... 40’ına kadar erkek, erkekten sayılmaz. Çoluk çocuk kontenjanından ortalıkta deli danalar gibi dolanırlar...Onları sonra anlatırım. Vazgeçtim. Ne uğraşacağım onlarla? Bana ne? Anlatmam bile...Şimdi, ikinci el adamlar ve vintage-man’lerden bahsediyor ya, önce bunları tanıyalım.İkinci el’i anladınız zaten; boşanmış adam...Peki nedir bu vintage-man?ŞARAP GİBİ ERKEK...Vintage, bağbozumu demek.Yani ağustos sonu eylül başında, üzümün toplandığı, bağın bozulduğu zaman...İşte vintage-man de kısaca, hayatının bu zamanındaki erkek demek.Düşünün artık.O derece yani...İyi bir bağbozumundan yapılan şarap gibi...Ertesi gün baş ağrıtmayan, mideyi bozmayan bir adam. Hüzünle değil, neşeyle yudumladığınız... (Ne güzel söyledim değil mi?)Bardağa koyup şöyle bir salladığınızda tortu bırakmayan, kokusu kimseninkine benzemeyen, kadife gibi bir şarap...Amma anlattım, adamı bırakıp şaraba mı takılsak, ne?Şili, Arjantin: yok yok, İtalyan...Bunların şarabı mı, adamı mı?Hadi bakalım...Sapıttım farkındayım ama o derece yani...Şimdi de, ikisi arasındaki farklara bakalım.İkinci el adamla, vintage-man arasındaki...En önemlisi şu:Her ikinci el adam, bağbozumu olmayabileceği gibi her vintage-man, 2. el olmayabilir.Vintage-man’lerin başımızın üstünde yerleri var.Amma...İkinci eller risklidir. Yani ikinci el adamların çoğu 40+ olmalarına rağmen henüz olgunlaşmamış ve danalık devirlerini tamamlamamış olabilirler.Bu yüzden ikinci el adam alacakların dikkat etmesi gereken hususlar vardır.1- Km’sine bakın: Bunların en makbulleri, boşanmalarının üzerinden 4-5 yıl geçmiş olanlarıdır.Yani bir kadının en büyük hatası yeni boşanmış bir erkekle birlikte olmaktır. Hiç şansı yoktur.Bir adam boşandıktan sonra kendine gelmesi 3 yıl, yeniden ciddi bir ilişki istemesi 5 yılını alır. Anca kurtlarını döker.2- Exper analiziAdamın eski karısını bir şekilde bulup, sordurun; niye ayrılmışlar? Yani onun kendisinin anlattıklarına inanmayın. 3- Kaporta kontrolüİçki göbeği olanlardan uzak durun. Her akşam içki içen adamdan hayır gelmez. Şimdi eğlenceli gelebilir ama ileride kendi başına barlara gitmeye kalkar. Spor yapanları tercih edin. Spor yapan erkek, aynı zamanda artık abuk sabuk ilişkilerden sıkılmış erkek demektir. 4- Ruhsat kontrolüKesin olarak boşanmış mı, öğrenin. “Ayrı yaşıyoruz”, “Zaten kardeş olduk”, “Mahkeme devam ediyor” lara inanmayın. Hangi aşamadaysa kontrol edin.5- Sürüş testi:Almadan önce mutlaka kullanın. En az bir yıl deneyin. O süre içinde iyice tanırsınız.Sonra da size ikinci el adamların özelliklerini anlatayım.
Daha neler varmış, neler... Teker teker dökülüyor. Yurt dışı anıları yani... Anlatıyorlar.Şimdi olay Çin’de geçiyor. Alın size genç bir adamla, tecrübeli çapkının başından geçenler...“Çinli güzelin peşine takılıp içeri girerken başımda akıl niyetine bir şey kalmadığından çok rahat ilerliyor, güzel Çinli’nin marifetlerini merak ediyordum. İçeriye girince arkamızdan kapı kapandı. Karanlıkta hiçbir şeyi göremiyordum. Birden biri lambayı yaktı ve odaya dolan ışıkla bütün hayallerim suya düştü. Ellerinde silahlarla irili ufaklı beş Çinli erkek karşımızda duruyordu. O ana kadar kendine olan özgüveninden etkilendiğim yiğide döndüm; şimdi bile yüzünü hatırladıkça kendimi gülmekten alamıyorum. Adamlar kolumuzdaki saatlere varıncaya kadar neyimiz var neyimiz yoksa alıp bizi de bir güzel hırpaladıktan sonra gece yarısı öylece bıraktılar sokağa.” Bitmedi, devam ediyor: “Tabii bu olaydan ders aldığımızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onca olaya rağmen Çinli kızın tatlı tatlı gülüşünü unutamamıştım. Amcam ise bu başarısızlığı gururuna yedirememişti. Atalarımız boşuna dememiş yiğidi öldür, hakkını yeme diye. Çapkınlık tarihine geçen o kara lekeyi çok çabuk temizledi ve orada kaldığımız zaman içinde faaliyetlerine aksatmadan devam etti. Onunla tanıştığım için kendimi çok şanslı sayıyorum:))) Sizi bile yarım saat içinde kandırabileceğinden adım gibi eminim :)” YATAKTA AMA GİYİNİKBir de parasına kıyamayan ama ülkeye döndüğünde de bir şeyleri ispat etmek zorunluluğu hissedenler varmış.Anlatıyor beyefendi:“Moskova’da bayiler toplantısında otelin en güzel kızı 250 dolar isteyince bazıları bir bira karşılığı barda veya 20 dolar karşılığında odalarında yatak üzerinde ama giyinik bu kızla fotoğraf çektirmişlerdi.” Ben bunu yazandan şüpheleniyorum ama...Hani eczaneye girer de, “arkadaşım için (...) alacaktım da” der ya..Artık Viagra mı, prezervatif mi, ne alacaksa...SANA Bİ KIYAK YAPAYIM MI?Şimdi de İspanya’dayız...“65-70 yaşlarında bir büyüğümüze iyilik(!) yapmak istedim.- Abi, sana bi kıyak yapayım mı?- Nasıl?- Sana fıstık gibi bir hatun ayarlayayım...Heyecanlandı...Hemen duş aldı, tıraş falan oldu, ‘Ben biraz dinleneyim, sen alt yapıyı kur, getir’ dedi.Ekibin bulunduğu bara gittim. Barda aleni pazarlık yapılıyor. Oturdum bakıyorum... Gece saat 12’ye doğru 19 yaşında Brezilyalı fıstık gibi bir hatun geldi.İlik, ilik...Her konuda anlaştık.Tam giderken birden aklıma şöyle bir şey geldi: ‘Bunu ona götüreceğim, yapamayacak... E, ben de böylesini bir daha bulamam.’Ertesi gün onu gördüğümde sordu tabii... Ona açık açık söyledim:I’m sorry, çok iyiyidi...”
“Oğlum en iyisi taksiciye sormak. Onlar alışık, bizim ne istediğimizi anlarlar” Bu fikir hepsine mantıklı gelir.Taksiye binerler.Dün burada kalmıştık. Bizimkilerin yurt dışı çapkınlıklarını anlatırken... Ya bir bara giderler...Veya şöyle bir şey olur:Taksici gaza basar. Gider, gider, gider... Artık şehrin ışıkları tek tek kaybolmaya başlamıştır. Karanlıkta ilerlerken hepsinin nutku tutulmuştur. Artık can derdine düşmüşlerdir. Karşıda tek bir ışık belirir.Taksici direksiyonu oraya çevirir. Artık o evde Angelina Jolie jartiyerleriyle onları bekliyor olsa, bırakın şeyi, bizimkilerin kollarını kaldıracak halleri kalmamıştır...Uydurmuyorum ha, yaşandı bu, onlar kendilerini biliyor. YALNIZ KOVBOYLARUzak Doğu’dalar...Çok samimi olmayan iki iş arkadaşı...Akşam yemeğinden sonra oteli dolaşırken tesadüfen(!) bir deskte masaj panosunu görüyorlar. “Hadi bi soralım” diyorlar. Ama laf olsun diye!...Kadın güzel güzel anlatıyor;“Odanıza gelir, bilmem kaç tür masaj yapar” falan diye...İkisi de sanki o taraklarda bezi yokmuş gibi davranıyor, hem de uzun bir süre... Tam odalarına dağılacaklar biri, “daha erken, senin odaya geleyim bir kahve içelim” diyor.Ne yapıp edip lafı masaja getiriyor. Tek başına çağırmaya cesareti yok ya... Öteki gayet rahat: “Valla istersen çağır ama buraya değil. Git odana, ne yapacaksan yap!” Arkadaşı, “tamam” deyip daha kapıdan adımı atar atmaz, öteki telefona sarılıyor. Ondan önce masöze ulaşmak için.Salak! Sanki otelde bir tane masöz var, o odadan ötekine koşturup duruyor...Yani buna can mı dayanır? 5 yıldızlı bilmem kaç odalı otel...Yaptığının abukluğunu bana anlatırken idrak ediyor da... Yalnız kovboylar böyledir... Kimseye güvenmezler.HEM DE ZENCİ...Peki, bir tane daha:Bu grup Portekiz’de...Latin kızların bulunduğu bir gece kulübüne gidiyorlar.Gece kulübü dediysem, bizim pavyonlar gibi...İçlerinden biri, kafası da iyi, ileride iri yarı bir zenci kadını gözüne kestiriyor.“Oğlum bu çok iri yarı” uyarılarına; “Ben iri yarı severim. Hiç zenci de... Zenciyle de olmadım, bunu deneyeceğim” diye tutturuyor.Gidip kadını dansa kaldırıyor.Yırtmaçlı streç etekli iri yarı zenci kadın işini biliyor. Dans ederken epey ileri gidiyorlar. Öpüşmeler falan...Bizimki bir adım daha ileri gidince...Anladınız herhalde, iri yarı zencinin sıkı bir zenci erkek olduğunu anlıyor. Daha da kötüsü, hissediyor...Yani farklı bir zenci deneyiminin ucundan yırtıyor!Sonradan, “Ya, yanakları yanaklarıma sürtüyordu ama sarhoşum ondandır sandım” dese de...Bu da yurt dışına istihbaratlı gidenlerden bir örnekti. Yani gideceği yerin adresini Türkiye’den çıkmadan birinden alanlar...Tecrübeliler ikiye ayrılır. Parayla yapanlar, kulüplere takılanlar.Birinci grup, tipik iş adamı sınıfıdır. Öyle bara mara gitmezler. Otelde ayarlayıp, odaya çağırırlar. Parasına göre, bütçesinde bu işe 100 dolarla 500 dolar arası bir para ayırır. Ne anlıyorlarsa! Kulüplere takılanlar, yurt dışında okumuşlardır. Onlar tehlikelidir işte.Sonra anlatırım.Sizde bir hikâye var mı?
Baştan söyleyeyim; bir şey yapmazlar... Daha doğrusu yapamazlar... Nasıl yapamazlar, anlatacağım.İçlerinden tek tük tecrübeli zamparalar çıksa da, büyük bir kısmının sonu aynıdır.Kös kös otele dönerler, lobide oturup gelen gideni seyrederler.Sonları budur.Tecrübeli zamparalar hariç tabii...Okuyuculardan Deniz, “Misak-ı Milli sınırları dışına çıkınca her şeyi serbest zannedenleri yazar mısın” demiş.Olur, yazayım.Evet öyle zannederler, her şey serbest sanırlar. Böyle hissederler...Şöyle bir durum vardır, bir orantı:Bir erkek evden uzaklaştıkça özgürlük duygusu artar.Ne kadar uzaklaşırsa, aklı o kadar kayar. En uzağı Uzak Doğu, düşünün artık...Aslında öyledir de...Yani her şey serbesttir ama adamlarda bunu kullanacak yetenek yoktur. Kendilerini bir şey yapmak zorunda hissederler ama ne yapacaklarını bilemezler.O bilmedikleri şeyin sadece konusu bellidir; seksle ilgili olmalıdır. Ama ne?Ne olmalıdır?AKŞAM YEMEĞİNDEN SONRA...Kanları akşam yemeğinden sonra bitlenir bunların. Oraya kadar hepsi normal erkeklerdir.Ama sonra...Yurt dışına giden erkekler, akşam yemeğinden sonra ne yaptıklarına göre 5’e ayrılır. Resepsiyona soranlar: Sayıları azdır. Yalnız dolaşmazlar. Nereye gidebileceklerini sormak için resepsiyonun boşalmasını beklerler. Bu da neredeyse saatler sürer. Öncesinde zaten “Kim soracak?” tartışması vardır. Sonunda bir soran çıkarsa, resepsiyoncunun ellerine tutuşturduğu adresi taksiciye verirler. Gide gide en fazla bir strip-bar’a giderler. O da şanslılarsa... Ne demek istediklerini anlayan ve o gün iyiliği üzerinde olan bir ön bürocuya rastladılarsa... Yoksa normal bir barda bulurlar kendilerini... Çünkü utançlarından resepsiyoncuya dertlerini açık açık anlatamamışlardır. Gittikleri yerde, konuşmadan oturup sadece bir kadeh içki içerler. Daha fazla içmezler; ödleri kopar soyulacaklar diye...Oturup oturup, otele dönerler. İçlerinden, “Abi burada iki gün daha kalsam, işi bitirirdim. Ayarlanacak kız çok burada” diye geçirerek...Her şey tamam, iki günü eksik çünkü...Taksicilere teslim olanlar: Üç-dört kişilik gruplar halinde dolaşırlar. Bunların bir lideri vardır; o da iyi İngilizce bilendir. Az bilenler ve hiç bilmeyenler onun ceketine yapışır. Ördekler gibi... Başta lider ördek, arkada üçgen çizerek onu takip eden diğerleri... (Kaz mıydı yoksa?)Onlar da tam olarak ne yapacaklarını bilemezl. Resepsiyonculara kıyasla daha cesaretlidirler. Akşam yemeğinden sonra bir araya gelip kısa bir “Eveeet... Nereye gidiyoruz?” muhabbeti yaparlar. Aralarından en uyanığı, İngilizce bilene dönüp şöyle der;“Oğlum en iyisi taksiciye sormak. Onlar alışık, bizim ne istediğimizi anlarlar.” Bu fikir hepsine mantıklı gelir.Taksiye binerler.Daha var...Çaktırmayanlar, yalnız kovboylar, tecrübeliler...Hepsini yazacağım...