Yurt dışında ne yaparlar...

Haberin Devamı

Baştan söyleyeyim; bir şey yapmazlar... Daha doğrusu yapamazlar...

Nasıl yapamazlar, anlatacağım.

İçlerinden tek tük tecrübeli zamparalar çıksa da, büyük bir kısmının sonu aynıdır.

Kös kös otele dönerler, lobide oturup gelen gideni seyrederler.

Sonları budur.

Tecrübeli zamparalar hariç tabii...

Okuyuculardan Deniz, “Misak-ı Milli sınırları dışına çıkınca her şeyi serbest zannedenleri yazar mısın” demiş.

Olur, yazayım.

Evet öyle zannederler, her şey serbest sanırlar. Böyle hissederler...

Şöyle bir durum vardır, bir orantı:

Bir erkek evden uzaklaştıkça özgürlük duygusu artar.

Ne kadar uzaklaşırsa, aklı o kadar kayar. En uzağı Uzak Doğu, düşünün artık...

Aslında öyledir de...

Yani her şey serbesttir ama adamlarda bunu kullanacak yetenek yoktur.

Kendilerini bir şey yapmak zorunda hissederler ama ne yapacaklarını bilemezler.

O bilmedikleri şeyin sadece konusu bellidir; seksle ilgili olmalıdır.

Ama ne?

Ne olmalıdır?

AKŞAM YEMEĞİNDEN

SONRA...

Kanları akşam yemeğinden sonra bitlenir bunların.

Oraya kadar hepsi normal

erkeklerdir.

Ama sonra...

Yurt dışına giden erkekler, akşam yemeğinden sonra ne yaptıklarına göre 5’e ayrılır.

Resepsiyona soranlar: Sayıları

azdır. Yalnız dolaşmazlar. Nereye gidebileceklerini sormak için resepsiyonun

boşalmasını beklerler. Bu da neredeyse saatler sürer.

Öncesinde zaten “Kim soracak?” tartışması vardır. Sonunda bir soran çıkarsa, resepsiyoncunun ellerine tutuşturduğu adresi taksiciye verirler. Gide gide en fazla bir strip-bar’a giderler. O da şanslılarsa... Ne demek istediklerini anlayan ve o gün iyiliği üzerinde olan bir ön bürocuya rastladılarsa...

Yoksa normal bir barda bulurlar kendilerini... Çünkü utançlarından resepsiyoncuya dertlerini açık açık anlatamamışlardır.

Gittikleri yerde, konuşmadan oturup sadece bir kadeh içki içerler. Daha fazla içmezler; ödleri kopar soyulacaklar

diye...

Oturup oturup, otele dönerler.

İçlerinden, “Abi burada iki gün daha kalsam, işi bitirirdim.

Ayarlanacak kız çok burada” diye geçirerek...

Her şey tamam, iki günü eksik

çünkü...

Taksicilere teslim olanlar: Üç-dört kişilik gruplar halinde dolaşırlar. Bunların bir lideri vardır; o da iyi İngilizce bilendir. Az bilenler ve hiç bilmeyenler onun ceketine yapışır.

Ördekler gibi... Başta lider ördek, arkada üçgen çizerek onu takip eden diğerleri... (Kaz mıydı yoksa?)

Onlar da tam olarak ne yapacaklarını bilemezl. Resepsiyonculara kıyasla daha cesaretlidirler.

Akşam yemeğinden sonra bir araya gelip kısa bir “Eveeet... Nereye gidiyoruz?” muhabbeti yaparlar. Aralarından en uyanığı, İngilizce bilene dönüp

şöyle der;

“Oğlum en iyisi taksiciye sormak. Onlar alışık, bizim ne istediğimizi

anlarlar.”

Bu fikir hepsine mantıklı gelir.

Taksiye binerler.

Daha var...

Çaktırmayanlar, yalnız kovboylar, tecrübeliler...

Hepsini yazacağım...

DİĞER YENİ YAZILAR