İnsan bazen en kötü ihtimali düşünüyor. Bazen de en iyisini...
Nedense en az, içinde bulunduğun durumu düşünürsün.
Tıpkı ya geçmişi ya geleceği düşündüğün gibi...
Seni ya gelecek korkusu ya da geçirdiğin acılar yönlendiriyor.
Bugünü hep kaçırıyorsun.
Ama şimdi...
Şimdilerde yaşadığımız gelecek korkusunu Fazıl Say bir cümlede “legal”leştirdi.
“Bu ülkeden gidebilirim” dedi;
Geleceği bugüne getiriverdi.
Gerçeği söylemem gerekirse Fazıl Say’ın çıkışı konusunda biraz şüphelerim var.
Cumhurbaşkanı’nın davetine katılsaydı ve oratoryosu sansüre uğramasaydı yine bunları söyleyecek miydi?
Yani bu mesele şahsi mi yoksa siyasi mi?
Doğrusu bunu anlayamadım.
Bir de, önce “Gidebilirim” diyor biraz sonra da, “Onlara teslim olacak değiliz” diyor.
Onu da anlamadım.
Neyse ne?
Belki ikisi de...
Ne olursa olsun, ne söylemiş olursa olsun, o hepimizin içindeki bir duyguyu ortaya çıkardı.
YA EN KÖTÜSÜ OLURSA...
Sizi bilmem, biz bu konuyu çok konuştuk.
İlki 23 Temmuz sabahıydı...
Seçimin ertesi günü...
Suratlarımız asık. Sabah kahvemizi içiyoruz.
Dedim ya, bazen en kötüsünü düşünürüz diye...
Aklıma en kötüsü geldi:
“Ya en kötüsü olursa...” dedim, “Ne yaparız?”
“Nasıl yani?”
“Yani mesela öyle bir hale gelmişiz ki, türban mecburi olmuş. Ya da oldu olacak... Biz büyük bir baskı altına girmişiz mesela. İşte o zaman ne yaparız?”
“Haydaa...”
“Haydaası falan yok. Olmuş mesela... Yani ülke dışına mı kaçarız, burada mı kalırız?”
Buranın yaşanacak hali kalmadı deyip gider miyiz? Şöyle medeni bir ülkede, insana saygı gösterilen yerlerden birine...
Türbanı takıp “Bunlar da geçer bir gün” deyip bekler miyiz?
Yoksa daha keskin bir tavır alıp gizli örgütler halinde hücre evlerinde falan savaşır mıyız?
Oturup bekleyen pek çıkmaz bu konuşmalarda...
Ya gidilir ya da savaşılır.
Ya da ruh haline göre, nasıl olsa henüz hayali bir durum ya; bir gün kaçarsın diğer gün kalıp savaşırsın.
BOTLARINI ÇEKERSİN AYAĞINA
Bir gün, kendi hayatın ön plandadır; yaşamının geri kalanını yobazlarla uğraşmakla geçireceğine, sanatın, denizin ve güneşin olduğu bir yere gidersin...
Başka bir gün, inadın tutar, “Meydanı bunlara mı bırakacağız?” dersin. Botlarını ayağına çeker, makyajını silip “Hodri meydan!” diye yüreklenirsin.
Ama bugünlerde...
Epeyce zamandır hem de...
Nedense en iyisini düşünmedik hiç.
En iyi ihtimali...
Hani demiştim ya, bazen de en iyisini düşünürsün diye...
Onu.
Öyle bir gün gelmiş ki...
Biz onların gerçekten ve sadece dini inançları nedeniyle türban taktıklarına inanmış, durumu benimsemişiz.
Tabii hiçbiri de başka bir amaçla türban takmamış.
Onlar, “Şimdi bizim zamanımız. Daha görecek günleriniz var” diyerek dik dik bakmıyor, bize kinlenmiyorlar.
Neden bunu hayal bile edemiyoruz?
Neden bize en iyisini düşündürtecek ufacık bir ipucu dahi yok?
Neden hayatında bir derneğe bile üye olmamış insanlar, bir tarafta olmaya mecbur ediliyor?
Neden durup dururken cuntacı, din düşmanı veya şeriat yanlısı oluyoruz?
Neden?
Gitmek mi zor, kalmak mı?
Haberin Devamı

