Ben her sabah Şükrü Kızılot’u okurum. Vergi manyağı oldum. Aldığım hediyenin bile vergisi olduğunu ondan öğrendim. Neredeyse her gün vergi verilmesi gereken başka bir yer söylüyor.Sinir bastı bana. Benimle ilgili olmasa, alakalı birini bulup arıyorum: “Yahu, çocuğuna ev aldın ya, onun vergisi varmış.Yasa çıkmadan evlenirsen kıdem tazminatını alabilirsin. Ayrıca internet cafe vergisi geliyormuş.” “İnternet cafe’nin bizimle ne alakası var?” “Yook. Vergi manyağı oldum ya!” Bekliyorum bir gün, “Sevişme Vergisi çıktı” diye yazacak. Tabii onlar böyle adlandırmaz herhalde... “Beden muameleleri vergisi” olabilir mesela...Veya, “Götürü Usulü Faaliyetler Vergisi...” Belki daha adil davranmak için, herkesten aynı almayalım, yapan var yapamayan var diyerek, “Kaynak kullanımı destekleme fonu kesintisi” yaparlar. Ne kadar kullanırsa o kadar vergi yani... Fahişelerle birlikte olanlara da “motorlu taşıtlar” tarifesi üzerinden hesaplama yapabilirler. Motorun gücüne, silindir hacmine, yılına göre...Mevzuat ne gerektiriyorsa artık!40 yaş üstündekilere MTV indirimi uygulanacak falan... 40-50 yaş arasına yüzde on indirim, 50 yaş üstü istisna ve muafiyetlere girer..Tabii bu durum ister istemez diyaloglara da yansır.“Bakma az vergi verdiğime... Benimki 40 yaş üstü ama görsen 25’liğe değişmezsin!” “Hıı... İyi benimki de Serçe görünümlü ama Şahin o zaman!” “Ne? Travesti mi lan?” Tabii vergi rekortmenliği meselesi de var. Ya alın size fikir. Vergicilere yani...Bizimkilerden ancak böyle vergi toplarsınız, söyleyeyim. Sıraya girerler vallahi...Arkasındakine sorar artık:- Sen kaç lira ödüyon?- İlk 10’dayım ama İAİ’yim.- O ne oluyor abi?- Yani ismimin açıklanmasını istemiyorum.- Niye abi, biz sırf ondan sıraya girdiydik!- Ya, şimdi hanım manım duyar!!!Gerçi son zamanlarda erkek prototipi değişmeye başladı, cimriler çoğaldı ya, o danalar da artık zor “Her gece, hem de üç kere” diye atıp tutarlar...Hepsi başlar: “Nerdeee? İnanır mısın 8 aydır tık yok” demeye...İyi bari, madem geyiğin dibine vurduk, oldu olacak, bazılarından da “Küçük ev aletleri vergisi” alınsın! Heh heh hee...Hiç olmazsa içleri rahat eder, suçluluktan kurtulurlar. Hatta, “Çatır çatır vergimi veriyorum kardeşim!” falan diye üste bile çıkarlar. Kadınlar da:- Bana ne be senin verginden! Git, kimin hazinesine vergi veriyorsan onu şaap!- Şaapıyorum zaten!Tabii bu arada, “Maaşını benim sevişme vergilerimle alıyorsun” diyen yeni yetme ulusalcılar da ortaya çıkacaktır. Hani? Göster verdiğin vergiyi desen, yutkunup kalacak...Bu arada, habire “3 çocuk yapın” diyen Başbakan’a yüklenecekleri unutmayalım. En azından ben derim:“Üç çocuk diyorsunuz ama onu birini bile yapmak için ne bedeller ödüyoruz biz, biliyor musunuz?” Bir şey itiraf edeyim mi?Ben aslında bugün gayet ciddi bir konunun üzerinde duracaktım.“Kadın hakları”yla ilgili...Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı falan...Ama başta bir yerde, “Sevişme vergisi” dedim ya, orada koptum...Yazacağım ama...Onu da yazacağım...
Herkes sevgili değil. Bir de şu evlilik durumlarını yazsanız. Hani hiçbir bakışın, hiçbir yüz ifadesinin altında başka bir anlam olmayan... Ye, iç, yat, sevişeme hayatları!!” diyor.Sen ne güzel özetlemişsin, ben ne yazacağım?Eve geldiler, yemek yiyip TV seyrettiler ve yattılar...Hem de sadece “yattılar...” Yahu bunları yazsam, beni işten atarlar... Kendin söylüyorsun; hem de ne güzel söylüyorsun: “Ye, iç, yat, sevişeme hayatlar” diye...Şu kadarını söyleyeyim: Bu hayatın yani evliliğin de en zevkli anları yatakta geçer. Evet. Aynen öyle.Sevişilemeyen yataklarda ayrılık hayalleri kurulur. Bir kere yazmıştım, uzatmayacağım; birbirlerinin ölmesini falan hayal ederler.Ama yine de hatırın kalmasın, haberde tarif ettikleri yüz ifadelerini hem sevgililere hem de kocalara göre ayrı ayrı yorumlayayım. * “Başını sağa veya sola çevirip sizinle profilden konuşuyorsa, sohbet modunda değildir. Hassas bir konu açmışsınızdır veya bir şeyden rahatsız olmuştur. Belki de iş günü pek iyi geçmediği için canı sıkkındır.” Sevgili: Ya başkasını kesiyordur veya küstür. Kıskançlık küslüğü... En sinir erkek halleri... Koca: Bir koca bu hareketi sadece ama sadece tek bir nedenle yapar: Sevişesi yoktur. Yani hep böyledir. Pardon bir de, bulaşık makinesini boşaltmak istemedikleri zaman yaparlar. Perde asmaca, bir tamirat gibi işlerde... Sormaya dahi cesaret edeme diye...* “Onunla konuşurken arada sırada dudağını büktüğünü ya da birkaç kez açıp kapadığını görüyorsanız, emin olun sizinle bir şey konuşmak istiyordur. Bu durum size bir şeyler söylemek istediğinin ama doğru kelimeleri bulamadığının işaretidir.Birisi bir şey söylemek istediğinde beyin dudaklara sinyal gönderir. Yani kelimeler gecikse bile, dudakları oynar.” Sevgili: Mutlaka bir suçu vardır ama öyle aldatma falan değil. Akşam sevmediğin erkek arkadaşlarıyla çıkmıştır falan. Söyleyecek, söyleyemiyor. Veya “Ben sana söylemiştim” cevabını alacağı bir şey yapmıştır. Ne güzel değil mi? Canım istedi, öyle bir durum olsa da söylesek! Koca: Bir kocanın söylemek isteyip de söyleyemediği tek konu vardır: “Ya, tek başıma tatile gitmek istiyorum. Ne sen, ne çocuklar ne anne ne baba ne iş düşünmek istiyorum. Hepinizden sıkıldım.” * “Cümlelerin ortasında aniden duruyor veya dilini sık sık kapalı dudakları üzerinden geçiriyorsa, emin olun ki kendi kendine sansür uyguluyordur. Bu refleks kendi kendini durdurmaya çalışan ve söylediklerine aşırı dikkat eden kişilere aittir. Yani ağzından bir şey kaçırmaktan korkarsa böyle davranır.” Sevgili: Kesin daha ateşli olmanızı istiyordur. Ne istediğini de anlatamıyor tabii.. Çünkü anlatmak istediği durumların sadece argocasını bilir. Kelime haznesi yeterli olmadığı için işte böyle ıkınır durur.Koca: İş arkadaşınızı kıskanmıştır. Gururuna yedirip söyleyemez de... Çünkü aslında saçma olduğunu kendisi de biliyor! Öyle yalanıp durur.
Sevgilinizin iç dünyasını anında okuyabilmeniz için, yüz ifadesiyle ilgili 6 ipucunu açıklıyoruz...” Aynen böyle söylüyorlar...Asrın buluşu!Suratına bak, ne demek istediğini anla!Ya yanlış anlarsak!Konuştuklarında bile doğru düzgün anlaşamıyoruz zaten...Adam mesela dudaklarını uzatmış, sana bakıyor. Kaçamak bir öpücük yolluyorsun sen de...Manalı manalı bakarak hem de... Meğer su istiyormuş!Rezalet!Veya tam tersi, adam sana öpücük yolluyor, sen ona su veriyorsun. “Hade canım, Hadee...” der gibi...Gerçi düşündüm de...Öpücük yollayan adamı, sinir. Ne o öyle? Kesin evlidir. Veya yanında sevgilisi falan vardır. Dana!Normal asılan adam öpücük mü yollar? Hayır, gelir öper.Öpsün yani...Öpsün daha iyi, anlamında...Ayrıca konumuzun bununla hiç alakası yok.Haberde erkeklerin 6 yüz hareketinin ne demek olduğunu anlatılmış. “Yüz vücudun en konuşkan parçasıdır, çünkü yüzdeki kaslar direk beyinle bağlantılıdır” deniyor.Ben şimdilik sadece biriyle ilgileniyorum.* “Gözlerini hafifçe yumup uykulu gibi bakıyorsa size... Bir partide veya bir barda birlikteyken gözleri sizin gözlerinizle karşılaştığında, gözlerini hafifçe yumup uykulu gibi bakıyorsa size, kesin yatağa girmek için can atıyordur. Güçlü bir cinsel istek duyduklarında insanların uykulu bir ruh haline girdikleri saptandı.” Yine yanlış anlamışsın mesela... Adam esnedikçe sen havalara giriyorsun. Seksi hareketler falan... Elini ağzına götürmeceler ama masumca... Ön sevişme oyunları... Adamın gerçekten uykusu gelmiş meğer. Gülmeyin, şimdi size çok iddialı bir şey söyleyeceğim:Bu tespit var ya, seks isteyince adamların uykulu ruh haline girdikleri yani, kesinlikle doğru.Dikkat edin, biraz açık saçık konuşsanız bile oturdukları yerde şöyle hafifçe bir kaykılır, yayılır bunlar. Gevşerler... Konuşmanın sonuna doğru da, gerinerek keyifli keyifli esnerler...Yüzlerinde de manasız bir gülümseme vardır: “Olsa da sevişsek” gibilerinden...Sevişesi gelir yani...Sanki aklına eski sevişmelerinden biri gelmiştir. Sevişmenin tamamı da değil ha, mesela eski sevgililerinden birinin göğüsleri gözünün önüne gelir. Keyiflenir, gülümser...Niyeyse?Şöyle bir şey olabilir mi acaba?Hani tansiyonun düşünce vücudun tepki olarak yatay duruma geçmek ister ya, (bayılma) kan dolaşımın düzelsin diye (herhalde yani)...Bunların da, canları isteyince vücutları işin sonunu mu hissediyor nedir?Gayet fiziksel bir durum mu yani?Yoksa içgüdüsel bir yalakalık mı? “Bak ben çok masumum, nasıl da yumuk yumuk bakıyorum. Kötü bir şey yapmam...” gibilerinden.Aman, neyse ne?Adam karşına geçip gözünün içine baka baka gerinip tatlı tatlı esnemediği sürece...Ya esnerse... Gerçekten uykusu mu var yoksa canı seni mi istiyor?Nasıl mı anlayacaksın?Kolay.Kafası düşüyorsa uykusu gelmiştir. Bir de onlar gülümsemez. Yok, böyle başını arkaya atıp sonsuza bakarak sırıtıyorsa...Elleri saçlarında...İşte o zaman.Zaman, o zamandır...
Herkesin bir fiyatı vardır” demiştim ya, biraz daha açayım (konuyu yani)..Kimininki pahalı, kimininki ucuzdur.Kimininki yüksek, kimininki alçaktır.Alçaklık, yükseklik, ucuzluk pahalılık... Bunlar göreceli tabii...Konjonktüre göre, adamına göre, (insan anlamında) adamın o anki durumuna göre değişir...Ama...Ama her şeye rağmen yine de bazı genellemeler yapılabilir.Mesela ben her zaman, “benim fiyatım yoktur” diyenden korkarım. Hatta nedense en ucuza da onların gittiğine inanırım.Ne gibi biliyor musunuz? Yapamadığına, olamadığına, ulaşamadığına sözlerle, isimlerle ulaşmak gibi...Mesela ne bileyim, “Emin Kasaları” veya “Lezzet Lokantası”, “Yediemin Emanet Bürosu”, “Binbir Çeşit Market”, “Elegan Terzi”...Mümkünse buralara gitmem.Bunlar hep taşımadıkları özellikleri, isimlerine koyarak var göstermeye çalışıyorlar gibi gelir bana...İnsanlar da böyledir.İşte aynı sebepten ‘gey’ olmaktan çok korkanlardan, onlara aşırı tepki gösterenlerden de hep şüphelenirim...Hani böyle laf arasında bile geçse suratını buruşturur ya bazı erkekler...Tahtaya vurup, “Allah korusun” falan derler. Nedir yani?“Sana mı” gey dedik? Yoo... “Birazdan sana tecavüz edeceğiz”mi dedik? Yoo...Neye tepki bu?Böyle kızlar da vardır.“Ayyy hayatta o adamla evlenmem” der.Adam da sanki evlenmek istiyor!Şimdi istersen bununla oynarsın.“Tamam evlenme ama bir kere birlikte ol.” “Aaaa... Hayatta olmaz!” Uçarsın biraz:“1 Milyon dolara?” “Dünyada olmaz!” Ha, bu arada, “adam buna niye 1 milyon dolar verecek” onu düşünmez. Ayrıca de ki verdi, bunun üstesinden nasıl gelecek, onu da düşünmez. Ne yapacan yani?Neyse, biraz daha uçarsın,“5 milyon?” Şöyle bir bakar, gözlerini devirerek ve sadece, “olmaz” der.O andan itibaren hesap yapmaya başlamıştır bile... Kendine kıymaya başlamıştır yani!!!Ama kadın aynı soruya şu cevabı veriyorsa, “1 milyon mu? Ne diyorsuun? İçki içmek serbest mi?” Gerçek şudur:Bu kadını jestlerle tavlamak, ona değer biçmeye çalışmaktan daha kolaydır.Bir de, “parayla satın alınamayacak değerler vardır” diyenler var.Onlardan da korkarım.Demek ki hesaplamış diye düşünürüm.Hesaplamaya başladıysan, değer de biçmişsindir, iş alıcıya kalmıştır artık...Zaten insan niye böyle bir iddiada bulunur ki?Çok yakın ve çok çapkın bir erkek arkadaşım hep şunu derdi:“Bir kadın, ‘seninle yatmayacağım’ diyorsa yolun yarısını geçtim demektir. Kesin yatar.” Niye peki? deyince de şu cevabı vermişti:“Bu, ‘aklına artık yatma fikri girmiş’ demektir. Kendisiyle savaşıyor ama direnci zayıflamış, son kozlarını oynuyor demektir. Bir iki günü kalmıştır onun!” Demek ki neymiş?Neymiş?
Vardır.“Bugünkü yazım bu kadar”, deyip bitireceksin mesela... Biraz daha yaşlanınca böyle olacağım zaten. Sonra da, “Ya beni niye kovdular ki?” deyip kendi dışımda nedenler arayacağım. Kıskananlarla başlayıp hükümetten çıkarım herhalde... Bu işin sonu dış mihraklara kadar gider, söyleyeyim size... Şöyle fiyakalı bir neden bulurum yani...Ama şimdilik konuyu açmakta yarar görüyorum. Önce niye durup dururken, “Herkesin bir fiyat var mıdır?” diye sorduğumu anlatayım.“Biraz borcum var da!” dermişim!!!!Boxer Dergisi’ni karıştırırken, şöyle bir başlık gördüm: “Reha Muhtar: 10 milyon dolar için her şeyi itiraf ederim.” “A-ha!” dedim, “Bir insanın 10 milyon dolarlık nasıl bir sırrı olabilir ki?” O derece yani...10 milyon dolarlık sır...Ne yaptı ki?Bunca yıldır yaşıyorsunuz... Şimdi kendi kendinize bir sorun bakalım: “Bütün sırlarınızı toplasanız kaç para eder?” Ne yaptınız yani bu hayatta?Abuk sabuk anılarınız vardır; anlatsanız kimse dinlemez, en fazlasından yasak aşk hikâyesidir, sırrım var diye gezinirsiniz. Size bir ev bile almaz.Sır dediğinin bir ağırlığı olmalı.Sonra yazıyı okuyunca gördüm ki, konu aslında Reha Muhtar’ın yarışma programı...Anladığım kadarıyla yarışmacılar yalan makinesine bağlanacak ve doğruyu söyleyen para kazanacak.Programı anlatırken sormuşlar: 10 milyon dolar için neleri itiraf ederdiniz, diye...Reha Bey de, “Her şeyi itiraf ederim. Hayatta kendi doğrularımı kendime itiraf etmem psikolojik olarak sağlıklı bir şey. O nedenle para bu noktada belirleyici bir unsur değil benim için” demiş.Neyse yarışmaya dönelim.Sorular önemli tabii...Amerika’daki versiyonunda şöyle sorular varmış:* “Kocanla evli olacağına eski sevgilinle evli olmayı tercih eder miydin?” * “Hiçbir arkadaşının karısıyla yattın mı?” * “Annenden sakladığın babana ait bir sır var mı?” Reha Muhtar’ınkinde bu kadar acımasız sorular olmayacakmış.Aaaa...İyiymiş halbuki...Ama cesaret ister. Bu yarışmaya katılmak iki bakımdan cesaret ister. Yani sırrın olsa bir türlü, olmasa başka türlü...Sırrın varsa, anlatacaksın mecburen, bir türlü...“Benim sakladığım bir şey yok, göğsümü gere gere giderim” desen başka türlü...Hayır, bir şey değil, rezil olacaksın. Soracaklar sana mesela “Hiç aldattın mı?” Hayır.“Eski sevgilinle hiç buluştun mu?” Hayır.“Başkasını hayal eder misin?” Hayır.“Hiç, ailenize ‘Hepiniz defolun, yalnız kalmak istiyorum’ dediniz mi?” Hayır.Bu ne biçim hayat len?İçimizi sıktın. Böyle sıkıcı bir hayat yaşayacaksın bir de üstüne para kazanacaksın. Yok yaa...Hadee, hadee....Yahu yarışmacı bile yapmazlar seni...“İyi de kim bunlara cevap verir ki?” diyeceksiniz siz şimdi...İşte ben de bu yüzden, “Herkesin bir fiyatı vardır” diyorum.Bu kadarla da bırakmayacağım, haberiniz olsun...
Ya, aslında ben bugün, “kızın niyeti varsa” diye bir yazı yazacaktım. Hani dün, “kız tavlama repliklerini” yazmıştım ya, Erkeklerin “en iyi başlangıç replikleri”ne, kızın niyeti yoksa ne cevaplar verebileceğini yazmıştım ben de...Bu seferki de, “kız niyetliyse, ne söyler?” diye bir şey olacaktı. Hatta ne söyler ama aslında aklından ne geçirir diye...Yarısını yazdım bile... Aaa... Sonra bir düşündüm, niye yazıyorum ki ben bunları?Salak mıyım?Kendi ellerimle hem de...Ne gerek var?Asıl onları yazayım ben...Bu replikleri söylerken “aslında” ne düşündüklerini...Tabii...Kim tutar beni?Sanki çok zeki, çok romantik veya çok seksiler de...Laflara bak, laflara...Gerçi bu replikleri söyleyecek cesaret ve zekâyı bizimkilere pek yakıştıramıyorum ama diyelim ki, söylediler...Velev ki, bön bön bakmaktan sıkıldılar, tekrar velev ki, akılları çalıştı ve bu cümlelerden birini seçtiler...Biz bilmiyoruz sanki o sırada akıllarından geçenleri...Hemen yardımcı olayım...* “Bir telefon rehberi yazmaktayım, senin de numaranı alabilir miyim?” (Verse de numarasını, bi şeytirsem, bi arasam. Abi kaç haftadır tık yok. Bu da olmazsa artık elde kalacak...)* “İlk görüşte aşka inanır mısın, yoksa etrafında bir kaç tur daha atayım mı?” (Hatun verecek kalbini ama belli ki azıcık işi yokuşa sürecek. Zor havalarında... Bu aşk meşk laflarına gelir.) * “Kellogs Frosti mi yiyorsun, içimdeki kaplanı uyandırdın.” (Bu şimdi kellogs mellogs derken ambale olur. Beni de bir şey zanneder... O arada götürdüm, götürdüm. Elini çabuk tut oğlum.)* “İşte ben geldim, diğer iki dileğin nedir?” (Bu kalbini verici tip. Ben buna biraz yazılayım. Ama bir kerelik... Bir daha yemez.)* “Büyülü bir kol saati aldım, üzerinde iç çamaşırın olmadığını söylüyor, (...) pardon saati 1 saat ileri almışım?” (Anladı mı acaba? Bunu da yemezse, vermeyecek kalbini, boşuna uğraşmayayım. Yoksa açıkça sorsam mı? Ne olur sanki sorabilsek?)* “Eve gidip sevişelim mi, yoksa içkini bitirinceye kadar bekleyelim mi?” (Bak, uğraşacak halim yok. Bu gece verecen mi kalbini vermeyecen mi? Açık söyle ona göre...)* “Yeterince çekici miyim, yoksa biraz daha içecek misin?” (Biraz daha içip kıvamına gelsen daha iyi olur aslında. Fazla da kaçırma hiiç uğraşamam seninle...)* “Ayakkabıların çok güzelmiş, sevişelim mi?” (Versen de olur kalbini, vermesen de! Zaten dün sevişmişim. Karnım tok. Stepne olursun.)
Siz de okumuşsunuzdur...“Kız tavlama replikleri” diye bir haber çıkmıştı. Geçen hafta galiba...Atladım zannedenler özür dilesin.Şimdi... 8 replik var. En iyi “giriş cümleleri” belirlenmiş. Danimarka’da belirlenmiş ama olsun...40 bin kişinin katıldığı yarışmada en beğenilen tavlama repliği, “Telefon rehberi yazmaktayım. Senin de numaranı alabilir miyim?” olmuş. Kadınların üçüncü, erkeklerin ikinci sıraya yerleştirdikleri replik ise: “İlk görüşte aşka inanır mısın? Yoksa biraz daha dolanayım mı etrafında?” Herkesin repliği kendine...Ben şöyle bir oyun oynayalım diyorum.Bu repliklere kızların vereceği cevapları da biz bulalım.Ama iki türlüsünü de...Yani kız niyetliyse ne cevap verir, niyetsizse ne der...Önce, “Kızın niyeti yoksa”yla başlayalım. Yani adamın hiç şansı yok, bunu bilmiyor ve sevimli sevimli kıza yaklaşıp kendince en tuttuğu giriş repliğini söylüyor...Çok emin ya kendinden...- Bir telefon rehberi yazmaktayım, senin de numaranı alabilir miyim?- Ben de tam ‘keşke rehber yazan birine rastlasam da versem kalbimi’ diye düşünüyordum! IQ numaramı versem, toz olmana yeter mi?- İlk görüşte aşka inanır mısın, yoksa etrafında birkaç tur daha atayım mı?- Sen turlamaya başla, ben geliyorum. Ama geç gelirim!!!- Kellos Frosti mi yiyorsun, içimdeki kaplanı uyandırdın da?- Kellos Frosti derken bende ağlama isteği yaratıyorsun. İçimdeki uyuzu uyandırdın da...- İşte ben geldim, diğer iki dileğin nedir?- Senin akıllı ve yakışıklı birisine dönüşmen... Aslında düşündüm de, seninle olmak için 2 dilek yetmez ama kollarımdan zorla tutacak iki kişiyle belki!!- Büyülü bir kol saati aldım, üzerinde iç çamaşırın olmadığını söylüyor... Pardon saati 1 saat ileri almışım.- Yaz saati uygulamasından haberin yok herhalde... O saati de sahibine ver. Bak, arkanda..- Evet gidip sevişelim mi yoksa içkini bitirinceye kadar bekleyelim mi?- Ben bekleyeyim, sen de eve gidip seviş. Birini bulursan tabii...- Yeterince çekici miyim, yoksa biraz daha içecek misin?- Peki sence ben yeterince seçici değil miyim? Yoksa biraz daha içip sana “Salak mısın yoksa kendini sevimli mi sanıyorsun?” mu diyeyim?- Ayakkabıların çok güzelmiş, sevişelim mi?- Buna da “Hayır” demek çok zor ama... Ya, diyorum ki burada kadının niyeti olsa!!!Adam da hoş olsa!!!Hayat bayram olsa!!!
Kusura bakmayın ama siz de hak ettiniz yani... Tabii ki susmayacağım. Hepinize bir iki lafım olacak...* “Yorumlarda herkes şakalanmış sanki. Bu kadar mı saf var piyasada?.. Bu şimdilik şaka olarak görülebilir ama Dilek Hanım da eninde sonunda kabul edecek: Erkeksiz bir dünya düşünülemez. Kadınların mutlu olması erkekleri mutlu etmekten geçer. Nedir bu erkekleri çekememezlik kardeşim:)” Sen de az saf değilsin ha! Birinin mutlu olması için ötekinin mutsuz olması gerekmiyor mu? Ve mutsuz olan sen olsan... Safsın ya! (Erkek olaraktan yani...) * “Dilek Hanım siz var ya siz... Erkekleri çok seviyorsunuz. Onlarsız inanın yapamazsınız.” Nereden anladın? “Peki ya çıplak erkek?” başlıklı yazımdan mı?* “Kesin ortada bir aşk var dedim... Malum ‘âşıkken, ortada bir sevgi varken insanın gözü hiçbir şey görmüyor’ dedim. Tamam tamam günahını almışım:)” Bir âşık olsam, hiçbirinizi tanımam!! ‘Bütün yazdıklarımı inkâr ederim’ deeermişim!!! Ayrıca âşık olmadığım ne malum? (Ben olsam, “Asıl o sana âşık mı?” diye sorardım:))* “Hemcinsleriniz genelde kendisini el üstünde tutan erkekleri değil, öküzleri tercih ediyorsa burada bir sorun vardır. Bundan sonra da kalkıp tüm erkekler öküzdür gibi bir sonuca varmanız sizin yanlış tercihlerinizin bir sonucudur, üzgünüm :)” Tabii.. Bir tek sen öküz değilsin, niye arkanda sıra olmuyorlar değil mi? Ne bileyim, üzgünüm...* “Yazınızı okurken eyvah, Dilek Hanım’ın yazıları bundan böyle okunmaz diye düşündüm bir an. Yazının sonunu okuyunca rahatladım. Oh be...” Biliyor musun, bu sado-mazo ilişki beni de mutlu ediyor... Oh be!* “Sadece bir an, sadece kısacık bir an gözlerime inanamadım.. Allah’tan sadece şakaymış... Nasıl da yedim yaaa, sabah mahmuriyeti bu olsa gerek.” İşte o an var ya... Hatırladın mı? En son ne zaman öyle hissetmiştin? Hadi bize de anlat. Ama seksi bir hikâye olsun; içinde “Gözlerime inanamadım”da geçsin.* “Dilek Hanım, beni çok korkuttunuz. Bunlara 1 Nisan şakası bile yapmaya değmez. Valla değmez.” Eğleniyoruz ama yaa...l “Biz sizden özür dileriz. Çok germişiz sizi, yaz yaz bitmiyor :)” Ağır konuştun! Sen bizi ezdin, birileri de seni ezsin inşallah... Ezmek derken? (Bak hâlâ ne kadar iyi niyetliyim...)* “Şaka güzeldi de, bende bir gariplik var sanırım, erkekler hakkında ne kadar ağır yazarsanız yazın benim umurumda değil, tatlı tatlı okuyorum gene de.” Aynı duygu bende de var biliyor musun? Ne kadar ağır yazsam da ...* “Bu yazdıklarınız gerçek duygularınız olmasın Dilek Hanım?))” Tabii... Salağım ya ben! Bu kadar dayanabildim!! Bir de seni tanısam tam dönecem! “Sevgili Dilek Hanım artık fazla olmaya başladınız siz. Kendinizi ne sanıyorsunuz ki sanki erkekten anlarmış gibi ahkâm kesmeyin. Bu son yorumum size, kaldı ki yazılarınızı da okumayı düşünmüyorum, 1 NİSAN ;))))))))))))” Doğruyu söyleyeyim mi? Ben de yedim.Vee.. Yemeyenler adına....* “Yazının sonunda böyle bir bitiş bekliyordum açıkçası :) siz-erkekler ve yumuşama... Mümkünatı yok...” Gerçek ne söyleyeyim mi? Bir yumuşama var. Onlarda...Not: Dala konan kelebek pozisyonunu merak edenleriniz gitgide çoğalıyor. Yazacağım, merak etmeyin.