Ben manken olsam..Tesettür defilesine çıkmazdım.Tıpkı güvenmediğim bir ürünün reklamına çıkmayacağım gibi...İnanmadığım, savunmadığım hatta istemediğim bir temsile katkım olsun istemezdim.Katkıyı bırak; Elimi, ayağımı, vücudumu, benimsemediğim bir düşüncenin simgesine teslim etmezdim. Kullandırtmazdım.Hatta alınırdım; sunmamı istedikleri koleksiyona, “Özgür Çiçekler ve Özgür Renkler” adını koydukları için benimle dalga geçtiklerini sanırdım. Dünyada Türk kadınını tesettürlü tanıtacak hiçbir karenin içinde olmak istemezdim. Fotoğraftaki “o kadın” olmazdım.Bunu yapanlar için de, “Profesyonellik işte!” demezdim. Çünkü bunun profesyonellikle alakası olmadığını da bilirdim. “Benim işim bu. Para karşılığı ürün tanıtmak kardeşim!” demezdim.Dedim ya..Ben olsam...Ben tesettürlü olsam...Kafamı türbanla örtüp bacaklarımı file çorapla açmazdım.Bir de üzerine, bacak bacak üstüne atıp dikkatleri de oraya toplamazdım.Kırmızı pardösü altına file çorap!Cesaret ister.Tesettürsüz halde bile beni zorlardı...Kot pantolon, cart sarı Converse, sarı türban ve beyaz pardösü de giymezdim.Türbanı çıkarsan okul kıyafetiyle böyle bir davete gitmezdim hem zaten bu kadar süs bana uymazdı.Hayır, inancıma uymazdı... Hadi tutamadım kendimi, yaptım; o zaman da cennet hayali kuracağıma, bunun hesabını nasıl vereceğimi kara kara düşünürdüm.Orada öyle gülücükler dağıtmazdım yani...Dedim ya, ben olsam...Ben dua edecek olsam...Mekân olarak podyumu seçmezdim.Bir defile programında podyumun ortasına geçip insanların karşısında ellerimi dua pozisyonuna getirip tiyatro yapmazdım.Evime, odama çekilip yalnız başıma ister dua ederim ister konuşurdum...Ve bunu ne kimseye anlatırdım ne de gösterirdim. Çünkü bilirdim ki, bu ikimizin arasında bir şey. Şov yapmam gerekmez. Hatta şov yapmamalıyım...Namazımı da, içeride defilenin yapıldığı, her tarafta görevlilerin dolaştığı otel salonunun girişinde kılmazdım.Gider yine evimde kaza namazı kılardım. Veya defileye gitmezdim. Dedim ya, ben olsam...Ve bir de, bir gün fırsat bulsam...Bulsam da sorsam...“Biz Batı’nın ilmini, sanatını almadık. Maalesef ahlaksızlıklarını aldık” diyenlere...Ben de desem ki,“Siz de İslam’dan bunu mu aldınız?” Kimseye karışmam.Dedim ya...Ben olsam...Yapmam.
Dedim ya, “Tek gecelik ilişkisi olan var, olmayan var.” Şanş... Ama...“Tek gecelik ilişkim bile yok” diyenin en az bir hayali vardır.Hatta bunun hayalini kurmayan yoktur. Kimse yalan söylemesin. Kadınları bilemem ama (bilirim de söylemem) yine iddialıyım; bu fantezisi olmayan erkek yoktur.Hatta biraz daha ileri gidebilirim; bu fantezisi olmayan erkeğe... “Olmayan erkeğe erkek demem” diyecektim ama...Desem mi acaba?Buna sonra karar verelim...Bugün size, erkeklerin ortak “Tek gecelik ilişki” fantezisini anlatacağım.Evet.Biliyorum çünkü...“Tek gece” dediysem ille de gece olması gerekmiyor yani... “Bir kere”, yalnızca bir defa anlamında...Bir daha olmayacak!Peki şimdi bu, nasıl olacak da bir daha olmayacak?Önce kimler, niye bu fanteziyi kurar, onu bilmemiz lazım.Evliler başı çeker...Bir defa olması lazım çünkü daha sonra ayağına dolaşmaması gerekiyor. Yani onların kendilerine göre böyle bir geçerli nedenleri vardır.Sonra bekârlar...Çünkü sapıtmaları gerekiyor.Yani gördüğünüz gibi bunların böyle bir fantezileri var.Şimdi gelelim, “Nasıl olacak da sadece bir defa olacak”a...Bir kere, yer önemli değil...Havaalanı, barda bir yer, kumsal vb...Oteli pek tercih etmezler.Fantezinin yapısını bozar.Çünkü olayın şipşak olup bitmesi gerekiyor.İşin içine otel falan girdi mi, oraya gidişi, oda tutulması, dönüşü falan, fantezi fantezi olmaktan çıkar neredeyse ilişkiye dönüşür...Zira fantezimizin ilk kuralı şudur:“Adını bile bilmeyecek.” Bu önemli...Niye önemli, bilmiyorum. Sanki öğrense nüfusuna geçirecek!E, tabii güzel de olacak.Ve olay şöyle gelişecek: Mesela yani...Bir yolculuğa giderken...Uçakta göz göze gelinecek. Gelinecek, gelinecek, gelinecek...Uçaktan inilecek, bavullar alınacak...Ama bu arada hep birbirlerini kollayacak ve ister istemez takip edecekler...Sonra oralarda uygun bir yerde...Yok öyle bir yer tabii ama varmış mış mış mesela...Zaten erkek fantezilerinin gerçeğe yakın olması gerekmez, kadınlarınki gibi bir mantık çerçevesi içinde ve gerçekleşeybıl değildir yani...Nerede kalmıştık?Hıh! Bunlar orada kudurmuş gibi işi bitirecek... Sonra da, hiçbir şey olmamış gibi üstlerini başları toparlayıp, bavullarını alıp çıkıp gidecekler. Herkes kendi yoluna...Onu bekleyen arabaya binecek, şöyle kısa tur aynaya bakıp saçlarını düzeltiverecek, bir “Oh!” çekip koltuğuna iyicene yerleşecek.Sırıtarak tabii...İşte bu.Bunların fantezisi budur.Ha, tabii kadın bunu niye yapacak? Bunun cevabı yok. Fantezi değil mi? Yapacak işte...İyi peki.Fantezi değil mi?Yapsın bakalım...
Şimdi size bir adres vereceğimi düşünmüyorsunuz herhalde... “Ne lan bu? Bir tek gecelik ilişkidir gidiyor... Millet nerede buluyor da, habire tek gecelik ilişki yaşıyor. Bir ben mi yaşamıyorum bunu!” diyerekten bir adres umuyor olabilirdiniz yani...Ne var?Tek gecelik ilişkisi olan var, olmayan var...Olamayan var...Gerçi durum; “Ne? Senin tek gecelik ilişkin yok mu?” “Yani var da, unutmuşum. Tek gece ya!” halini almışsa da konuyu açalım diyorum.Yoksa, “şu adrese gidin bütün tek gecelikler orada. Elini sallasan tek gecelik” diyecek değilim yani. Biraz duygulu olun duygulu...“Nerede başlar?” derken, sinerji olarak “Nerede?” diyoruz herhalde...Ha, “Tek gecelik ilişkinin duygusu mu olur?” derseniz...Hemen cevap vereyim.Olur.Hatta o iş duygusuz olmaz.Hatta ve hatta, olay gereksiz bir duygu patlamasıyla cereyan eder.Ama o duygu ertesi güne kalır mı, onu bilemem.“Ne ertesi günü? Orgazm sonrasına kalır mı” diye sormak lazım.Bittikten sonra yani...Ne duygusu?Bırakın duygulu olmayı, tam tersine, derin bir pişmanlık hissedilir.BİR DAHA, BİR DAHA...Şöyle olur: orgazmdan hemen sonra, ertesi sabah ve bir süre bu pişmanlık duygusu devam eder.Ama sonsuza kadar sürmez.İşte bu yüzden ben tek gecelik ilişkilere inanmam.Yani etik açıdan değil inançsızlığım.“Tek gecelik ilişkiler iyidir, kötüdür-yapmalıdır yapılmamalıdır” gibi bir yargıya varmak haddimi aşar. Ayrıca bana ne?Benim itirazım başka.Onun yani tek gecenin tek geceyle kalabileceğine inanmam. En az bir-iki tekrarı olur. En kötüsünün bile olur. Günün birinde veya gecenin birinde...Kendini yalnız hissettiğin bir gecede...Uzun zamandır sevişmediğinde...En kötüsünden, kaşındığında...Kaşınır ya insan bazen; elindekiler az gelir, şımarmışsındır falan işte o zaman...Onu arar bulursun.Veya o seni arar, bulur.Ve mutlaka aynı duyguları hissettiğiniz ortak bir gün veya bir gece denk düşer.Aynı duygular olmasa da, biri boştadır öteki de intikam peşindedir mesela...Ya da biri bunalımdadır öteki heyecan arıyordur falan...Denk düşer yani...İkisini bir araya getirecek, ikisini bir daha seviştirecek bir sebep veya ortam oluşur. Bir daha, bir daha...BİR KERE YAPAN HEP YAPARNe var?Bir kere denk gelmiş, bir daha niye gelmesin ki?Zaten potansiyel var.Biraz acımasızca olacak ama bir şey daha söyleyeceğim: “Bir kere tek gecelik ilişki yaşayan, hep yaşar.” Gelelim asıl konumuza...“Tek gecelik ilişki nerede başlar”a...Araştırmışlar, bulmuşlar...Gözlerde, yüzde başlıyormuş.Yani aslında insanlar birisine baktığında onun, “Tek gecelik mi, çok gecelik mi?” olduğunu anlıyormuş. Tek gecelikler de nasıl bakıyorlarsa artık!O kadar belli ediyorlar yani... Gözleriyle 1 işareti falan mı yapıyorlar ne?Veya hani ne zaman baksan sana bakanlar vardır, onlardır belki de...Aslında baygın baygın ve gözünü ayırmadan bakanlar da olabilir.Biraz daha olmasa, tek gecelik bir tarafa 15-20 dakikalığa razı olacaklar...15-20 dakikalıklar nasıl bakar acaba?Artık onlar bakmıyordur bile... Baksalar da...Direkt oraya...
Testosteron hormonunun trader’ların işlerini olumlu yönde etkilediği ortaya çıkmış. Cambridge Üniversitesi’nin araştırmasına göre, gün içinde “zımba” resmine bakan bir trader’ın yaptığı işlemlerle, “erotik” bir resme bakan trader’ın işlemlerinin getirileri arasında büyük bir fark varmış.Peki biz bunu sadece trader’lara değil, bütün erkeklere uyarlayamaz mıyız?Uyarlarız...Zaten belli ki onlar da sonuca çabuk gitmek için denek olarak trader’ları seçmişler.Yani bütün mesleklerde geçerlidir bu tez...Şimdi bunu birkaç şekilde yorumlayabiliriz...Bundan birkaç sonuç çıkarabiliriz...Mesela:“Cinsel isteği fazla olan adam, iyi para da kazanır.” “İyi para kazanan adamın, cinsel isteği de fazla olur.” “Adamın cinsel isteği, parası kadardır.” “İyi para kazanan ve cinsel isteği fazla olan adam zımbaya bakmaz, zımbalar...” “Para azaldıkça adamın cinsel isteği de azalır.” “Para cinsel isteği artırır.” “Zımbaya bakan adamla birlikte olma!” Nasıl test edersin artık bilmiyorum...Ya git iş yerini kontrol et, etrafta çok zımba varsa...Veya sen davet et, masanın üzerine bir iki zımba, bir de gazetelerden birinin arka sayfa güzelini çevirip koy. Bakalım ne yapacak?Zımbayla ilgileniyorsa, “En azından aldatmaz” diyerek razı olabilirsin.Arka sayfa güzelinden gözünü alamıyorsa, “En azından boşanırken iyi para alırım” deyip kabul edebilirsin. Ama...Eline zımbayı almış gözüyle de güzeli kesiyorsa, hemen kov gitsin...Hem kel hem fodul, dana!Dalga geçmiyorum, yukarıdaki sonuçlardan hepsi de doğru değil mi?Şimdi anlaşıldı mı, bunların paralanınca niye şeylerinin, k.çlarının kalktığı...Sakın yine, “Kadınlar paraya gelir de ondan...” geyiğine girmeyin.Sakın ha!Hayatınızın hatasını yaparsınız. Çünkü artık elimizde bilimsel veriler var.Veri dediysem kadınların verileri değil, babalar gibi Cambridge Üniversitesi’nin araştırması...Ne mi?Hemen söyleyeyim:“Erkeklerde para ve kadın kavramları beynin aynı bölgesinde yer alıyor. Yani aynı bölgeden kontrol ediliyor” Görüyorsunuz değil mi?Yani siz paralanınca etrafınızdaki kadınlar çoğalmıyor, paralanınca siz onları görmeye başlıyorsunuz...Capito?Yıllarca yiyip bitirdiniz bizi...Kendi becereksizliklerinizi örtbas etmek için bizi töhmet atında bıraktınız...Kadınları para avcısı yaptınız...Bitmedi...Araştırma sonucunda bir de şu var:“Gün içerisinde erotik bir resim izleyerek işlem yapan bir bankacı daha başarılı olurken, zımba, yılan gibi korku hissi veren bir resme baktığı zaman kazancın düştüğü gözlemlenmiştir.” Üff yaa...Bir insan zımbadan niye korkar ki?Ben biliyorum.Kastrasyon kompleksi.Bunlar böyledir. Bazı aletler korku yaratır bunlarda. Şeylerini kaybedecekleri hissini uyandırır. Lafını bile duysalar, resmine bile baksalar suratları ekşir, “Ya bu benim şeyime bir şey yaparsa” halini alır. O akıl iki arada bir derede ikisini niye ilişkilendirir, nasıl yapar bilmiyorum ama yapar. Dikkat edin, mesela üzerlerine sıcak bir şey dökseler, hemen “Orama geldi mi?” diye bakarlar. Gelse anlardın, acırdı değil mi?Yook. O bir bakar. İşte zımbadan da bu nedenle korkarlar.Sanki zımba resimden fırlayıp gelip onun şeyini zımbalayacak!Zımbanın da hiç işi yoktu çünkü! Bir ‘şey’ bulsam da zımbalasam diyordu!!!
Peki ya dinciler? Onlar nasıl olur? Bize ne? “Onu da dinci kadınlar düşünsün” diyebilirsiniz...Onlar bizim kulvarımızda değil deyip geçebiliriz de...Öyle yapıyordum zaten...Ta ki, Süleyman Ateş’in köşesindeki bir okuyucu sorusunu okuyuncaya kadar...Önce soruyu aktarayım: l “Cennette mümin erkeklere 85 bin cariye sunulacağı doğru mu? Bir de ‘gilman’ denilen genç erkeklerden bahsediliyor. Bunun anlamı nedir?” 85 bin cariye...Dile kolay!İşte bu sorudan sonra açıkçası kulaklarım dikildi. Kadınlara bakış açılarını biliyordum da, itiraf edeyim, iç dünyalarını biraz küçümsemişim!Demek ki dedim, böyle bir duyum var.Böyle hayaller kuranlar var.Dinci veya dinli; sıkışınca inananlara veya cennetin sadece bu tarafıyla ilgilenenlere benim bir iki sorum olacak... Yani aslında erkeklere...Ne var?Hepiniz cennet deyince bunu anlamıyor musunuz?Eee?De ki doğru... Yani cennette sana 85 bin cariye sunulacak! Ne yapacan?Sonsuza kadar sevişecek misin?Cennetle ilgili hayalin bu mudur yani?Hesabını da yapıyorsundur sen şimdi: Her gün biriyle olsam, 233 yılda bir aynısına sıra gelir. O-hoo... Günde iki cariye bile alırım icabında...Cariyeler de hazır bekleyecek, cennette ya!Veya; “Abi bu dünyada kendimi nadasa çektim, nasıl olsa ileride çok çalışacağım...” teselline mi gireceksin? “Ondan yani... Yoksa sen bi istesen bu dünyada da 85 tanesini...!!!” Bir de merak ettim, bu huriler türbanlı mı acaba? Ne oldu?Tadınız mı kaçtı?Veya... De ki cevap “hayır.” “Huri muri yok.” O zaman ne yapacaksın?Bilelim de boşuna beklemeyelim mi diyeceksin?Yoksa, “Madem öyle, bu dünyada elimizden geleni ardımıza koymayalım”mı diyeceksin?Şimdi gelelim sorunun asıl cevabına...Dinci veya değil, cennet hayali olan herkesin bu cevabı okuması lazım.Çünkü sizi de ilgilendiriyor.Çok önemli.İşte cevap:“Ahiret âlemi insanların hayallerine göre olmaz. (...) Bir erkeğe 85 bin huri verileceği palavrası ise Kur’an’a uymaz. (...) Gilman, ihtiyar erkeklerin ahiretteki durumlarıdır. Yaşlı kadınlar o âlemde yeniden yaratılınca dilber huriler haline gelirken ihtiyar erkekler de gilman denilen delikanlılar haline gelirler. Cennette ihtiyarlık yoktur.” Buraya kadar iyi.Asıl bundan sonrası önemli:“Yani sevdiğiniz hanımınız orada bir huri, siz de onun için bir gilman olursunuz.” Bir şey dikkatinizi çekti mi?“Siz de ’onun için’bir gilman olursunuz” diyor...Onun için...84.999 huri etrafınızda cirit atacak ama siz...Siz kendi hanımınız için bir gilman olacaksınız...Heh heh hee...Buradan beter yani...Orada yalan dolana da giremezsiniz...Ama ne olacak ki?Hâlâ evliyseniz, nasıl olsa mutlusunuz ya!Fark etmez sizin için!!!
Anlar mutlaka da, ne anlar? Peki sağcılar kadından anlar mı?Onlar da mutlaka anlar. Ama onlar da; anlar da ne anlar?Her iki grubun da kadından ne anladığını öğrenmek için önce onları tanımak gerekmiyor mu?Bunun için iki yola başvurabiliriz... Ya uzun uzun tarifler yaparız veya aralarındaki farkı ortaya koyabiliriz.İkincisinden başlayalım.Niye biliyor musunuz? Kime sorsam (kızlardan yani) hemen hepsinden aynı cevabı aldım. Kelimeler farklı olsa da anlamları aynıydı. Hatta bazıları bire bir aynı cümleyi kurdu:“Sağcılar...” Nasıl yazacağım yaa?“Sağcılar hemen götürür, solcular gereksiz yere değer verir.” Bu fark onları nasıl da birbirinden ayırıverdi değil mi? Ha, “sonuç aynı” diyeceksiniz... “İkisi de sonuçta götürüyor ya sen ona bak” da diyeceksiniz.E, ona bakarsanız sonuçta iki grup da Türkiye’yi kurtarmak istiyor(du) ama ideolojileri, bakış açıları, yaklaşımları ve yöntemleri farklı (ydı).Üstelik hangi ideoloji gelirse gelsin ülkeyi beceriyor, yönetmeyi yani, ama mutlu ediyor mu, ona bakmak lazım. Yani şöyle diyebiliriz: Erkekler ideolojilerine nasıl yaklaşıyorlarsa kadınlara da öyle yaklaşır. Şimdi biraz da onları tarif etmeye çalışayım.Sağcı ve solcu erkekleri...Aslında bunu bir yazısında Bekir Coşkun çok güzel anlatmıştı. Hatırladığım kadarıyla aktarmaya çalışayım: (Siyasi kısmı hariç) “Bu aslında yaradılışla ilgili bir durum” diyordu.Tamamen kişisel yani...“Sağcı erkekler egoist oldukları için sofradaki en iyi, en güzel yemeğe saldırırlar. Paylaşmazlar da... Bu yüzden şişman da olurlar.” “Solcular cılız olurlar. Paylaşımcı oldukları için...” Bakın şimdi, Buradan yola çıkalım...Sırf buradan yola çıkarak durumu, kadınlara yaklaşımlarına uyarlayalım. Yani sofrayı, sosyal ortamları, yemekleri de kadın yapalım.Maksat uyarlama olsun...Düşünün şimdi...Düşündünüz mü?Uymuyor mu yani?Sağcı erkekler en güzeline, hepsine saldırmaz mı? “Hepsi benim olsun hem de hep benimle olsun... İstediğim zaman...” demezler mi?Demezler tabii de, öyledirler.Solcuların sofralarına bakalım şimdi de...Biliyorum siz şimdi ‘paylaşımcı’ kısmına takılırsınız. Hayır, tabii ki “Kadınlarını paylaşırlar” demeyeceğim. Salak mıyım ben?Ama o kısmı şöyle adapte edebilirim: Aldatıldıklarında kadını affederler.Ayrıldıklarında eski eşleriyle arkadaş olanlar solculardır mesela... Hatta eski eşinin yeni maceralarını dinleyip kimi zaman onları teselli edenler de solculardır...Belki de Bekir Coşkun’un söylediği gibi yemeklerini paylaştıklarından değil, asabiyetten zayıf olurlar, kim bilir?Kolay mı bunları dinlemek, içine sindirmek!Serde entelektüellik var, “Ne başka erkeği lan? Seni de onu da...” diye başlayamaz.Mecbur dinleyecek!Hem dinleyecek hem de üstüne teselli edecek.Yazık!Sağcılar affetmez.Egosuna yediremez...Zaten kavgalı ayrılır onlar, mümkünse görüşmez. Ama ex’lerinin hepsi kendisine hep âşık kalsın ister. Peki bunlar yatakta nasıllardır acaba?Onu da anlatayım mı?
Eveeet...Gelelim Berlusconi’nin lafına...Geçen hafta bir laf etti, yer yerinden oynadı.Aslında ben sorunu, soruyu tam anlayamadım.Berlusconi, “sağcı kadınlar solculardan daha güzel” mi dedi yoksa “solcular kadından anlamıyor” mu dedi?Kimi gazeteler öyle, kimi gazeteler öyle yazdı.Ne olmuş demeyin, arada fark var.Hem de mühim bir fark.Zanlı birinde kadın, ötekinde erkek.Lütfen yani...Ama gelin, biz iki ihtimali de değerlendirelim. Hatta “Solcu erkekler mi daha iyi, sağcılar mı?” diye konuyu daha da genişletip çekiştirebiliriz.Kim tutar bizi?Sırayla başlayalım...Adamlar seçim yapıyor, tartıştıkları konuya bak! “Sağcı kadınlar mı, solcu kadınlar mı daha güzel?” Aynı tartışma bizde olsa, soru biraz daha uzayacaktı:“Sağcı kadınlar mı, solcu kadınlar mı yoksa dinciler mi daha güzel?” Tabii dinciler de aralarında ikiye ayrılıyor. Sağcı dinciler ve solcu dinciler diye... Sağcı, solcu, dinci...Var mı artıran?Var. Ben artırıyorum; bir de kapitalist kadınlar var...Hayır, onların sağcılarla alakası yok. Ama onlar da liberal demokratlar ve harbi kapitalistler diye ikiye ayrılıyor.Üfff içim daraldı.Bizde, “solcu kadın” dendiğinde ortada pek de iyi bir imaj yoktur, biliyorsunuz. Yeni tarifler var mı diye internette biraz dolaştım. Klasik tanımların dışında şunları buldum:Hayatla bir derdi varmış gibi bakar.Zayıf ve esmerdir..Güzelliğe önem vermiyor gibi görünür ama süslüdür.Okumadığı bir sürü kitapla dolaşır..Üniversite mezunuysa bunu herkesin başına kakar. Halay çeker.Gelelim sağcılara...Aslında bizde “sağcı kız” yoktur. Yani sağcı kız vardır da, tanımı yoktur. Ama aynı kriterlerden yola çıkarsak:Hayata üzgün bakar.Şişman ve kumraldır.Güzelliğe önem veriyor gibi yapar ama beceremezHayatı boyunca dönüp dolaşıp aynı kitapları okur.Üniversite mezunuysa bunu kocasına hissettirmez. Göbek atar.Kapitalistler: Hayata “Aldatılıyor muyum acaba?” diye bakar.Şu ara hemen hepsi koyu kumral.Güzellik için yapmadıkları kalmaz.Bütün ‘in’ kitapları alır ama okumaz.Üniversite mezunuysa, boşanır.Salsa yapmaya çalışır.Dinciler:Hayata öfkeyle bakar.Kumral oldukları tahmin ediliyor...Güzellik konusunda kapitalistlerle yarışırlar.Ya çok okur ya da hiç okumaz.Üniversite mezunuysa çok konuşur.Dans etmek ister ama edemez. Şimdi de sıra aralarındaki farkta...Sağcı kızlarla solcular arasında en belirgin fark olarak şunu söylüyorlar:“Sağcı kızlar alıcı, solcu kızlar verici olur.” Peki ya kapitalistler?Hem alıcı hem verici...Dinciler mi?Bilmem ki?Herhalde onlar da ne alıcı ne de verici...Ama bana sorarsanız...Kadının sağı solu belli olmaz...Sen sağdan, soldan kollarsın.Gelir ortadan vurur.
Sosyal Güvenlik yasa tasarısı yarın TBMM’de kaldığı yerden tekrar görüşülmeye başlayacak.Ben önce bu yeni tasarıyla kadınların var olan haklarından hangilerini kaybedeceklerini yazacağım.Prof. Dr. Şükrü Kızılot’un köşesinden aldım. O tek tek sıralamış.EMEKLİLİK YAŞI ARTIYOR: Kadınların 58 olan emeklilik yaşı, yeni tasarıda 65’e yükseltiliyor. Yeni düzenlemede, kadın-erkek ayırımı kaldırılıyor ve kadınların da erkeklerin de emeklilik yaşı 65 olarak belirleniyor.ÇEYİZ PARASI KALKTI: Dul kadınlara, evlendiklerinde ödenecek çeyiz yardımının, 24 aya çıkartılacağı açıklanmıştı. Oysa, bırakın artışı, yeni düzenlemede dul kadınlara verilen çeyiz parası bütünüyle kaldırılıyor.EVLİLİKTE KIDEM TAZMİNATI: Yürürlükteki uygulamaya göre; evlilik tarihinden itibaren bir yıl içinde işi bırakan kadınlara, işverenlerce “kıdem tazminatı” ödeniyor. Yeni düzenleme ile, evlenen kadınlara kıdem tazminatı ödenmesine son veriliyor.EVLİLİK PRİM İADESİ KALKIYOR: Evlenme nedeniyle işten ayrılan kadın sigortalılara, talepleri halinde kıdem tazminatının dışında ayrıca, sigorta prim iadesi de yapılabiliyordu. Şimdi, kadınların prim iadesi hakkı da kaldırılıyor.EMZİRME YARDIMI İNDİ: Kadınlara, doğan çocuğu nedeniyle 6 ay süresince, asgari ücretin üçte biri oranında ödenmesi öngörülen “emzirme yardımı” yeni tasarı ile asgari ücretin üçte biri olarak, bir aya indiriliyor.DUL EŞİN AYLIĞI: Kocası ölen kadına yüzde 75 olarak uygulanan aylık bağlama oranı, yüzde 50’ye düşürülüyor. KADIN İŞÇİYE TEŞVİK YOK: Kadın işçi çalıştırana, “prim teşviği” getirileceği ve sigorta primi işveren hissesinin Hazine’ce karşılanacağı vaat edilmişti. Bu seçim öncesi vaadi rafa kaldırıldı.Şimdi...***Bu yazıyı okuduğum gün, gazetelerde başka bir haber daha vardı. 17 AKP’li kadın milletvekilinin birlikte göründüğü fotoğrafın altında şu yazıyordu: “Kadınlar ‘fırsat eşitliği’ istiyor” Devlet Bakanı Nimet Çubukçu başta olmak üzere AKP’nin milletvekilleri, TBMM’de “Fırsat Eşitliği Komisyonu” kurulması için yasa teklifi vermiş.Kadınlarla ilgili hemen bütün yasalar geçtikten sonra!!!Hadi iyi niyetli davranalım, atladınız diyelim.Ve diyelim ki, şimdi kadınlar için bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz...Bakın, şimdi tam sıras... Var olan yasal haklarımız gidiyor bayanlar...Onları koruyun yeter.Bir şeyler yapın.Ne mi?Mesela, tekrar müzakere hakkınızı kullanın... Çıkın kürsüye konuşun. Konuşabilir misiniz? Hep birlikle gidip Başbakan’ı ikna etmeye çalışın. Var mı cesaretiniz?Tam 17 kişisiniz...17 kadınsınız...Şimdi değilse, ne zaman çalışacaksınız?Türk kadınları için bir çabanızı şimdi görelim.Yoksa ileride kendinizi şöyle mi anlatacaksınız:“Milletvekiliyken kadınların haklarının ellerinden alınması için çalıştım. Kadınların hakları giderken gıkımı çıkarmadım.”