AKP’nin OTK’si, DMMF’den...

6 Mayıs 2008

OTE’den sonra sıra OTK’de...Ortalama Türk Kadını’nda...Yanlış anlaşılmasın, AKP’nin OTK’sinden bahsedeceğim...Gerçi DMMF(Dengir Mir Mehmet Fırat, AKP Genel Başkan Yardımcısı) onları gayet güzel anlattı, yürekten katılıyorum ama...“AKP’li kadınlar feminist ideolojinin kölesi olmadı, olmayacak” diyerekten...Tek tek basaraktan...Pırlantalı yüzükleri takaraktan...Gümüş ağızlıkla sigara tüttürerekten...Altın kol düğmelerini sıyırtaraktan...Ayakkabılarını sayaraktan...***Sahi bu fikrine Alman eşi ne diyor acaba?Onu bilemeyiz...Ama AKP’nin OTK’sinin kim olduğuna bakabiliriz...AKP’nin “Ortalama Türk Kadını”na...Mesela Yeni Şafak yazarı Ayşe Böhürler.Bu ara, Katar’dan bildiriyor...Araştırmacı gazeteci-yazar, muhafazakâr feminist(!) olaraktan...Katarlı kadınların özgürlük arayışlarını, iş hayatına girme çabalarını anlatıyor.Sayıları artan iş kadınları “artık tek başına otomobil kullanabiliyor” diye sevinerekten...Harem-selamlık üniversitelere erkek hoca gelirken, “Erkek geliyor” anonsu yapıldığından bahsediyor.Önemli bir iş kadının, “Her şey daha çok yeni, kadınlar hakları ile mücadele etmeye yeni başlıyor” dediğini yazıyor.Özenerekten...Onların haklarının, özgürlüklerinin savaşına başladığını ballandıra ballandıra anlatırken kendisinin var olan haklarını geri vermeye çalıştığını görmeyerekten...Anlamayaraktan...Kapalı, sınırlı, erkek iznine bağlı bir özgürlüğün, özgürlük olacağını sayaraktan...Sanaraktan...Aynı gazetenin başka bir yazarı, Fatma K. Barbarosoğlu, “Çok eşliliği entelektüel olarak tartışmak ya da tartışamamak” diye bir yazı kaleme alıyor.“Günümüzde çok eşliliği entelektüel bağlamda tartışma imkânına sahip değiliz” diyerekten.Çok eşliliği tartışmamızı istiyor...80 küsur yıl öncesine gitmemizi...Hem de bir kadın...OTK!Bu meselenin 1926’da yani bundan 82 yıl önce medeni kanunla halledildiğini unutaraktan... Bu kanunla ailede kadın-erkek eşitliğinin sağlandığını, evlilikte resmi nikâh zorunluluğunun, tek eşle evlilik esasının getirildiğini... Kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanındığını, mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildiğini almaza yataraktan...***Başka?Bir de milletvekilleri var. AKP’li kadın milletvekilleri...Hani yeni Sosyal Güvenlik Yasası’nda kadınların hakları giderken gıkları çıkmayanlar...Kürsüden kaçaraktan...Tek kelime dahi edemeyen OTK’ler...Bu arada...Otellerin arka kapılarına bırakılan, lokantaların arka masalarına atılan milletvekili eşlerini de unutmadık!Onları da hatırlayaraktan;Ve bu yüzden DMMF’ye yürekten katılıyorum; ama tırnak içinde bir kelime ekleyerek:“AKP’li kadınlar feminist ideolojinin kölesi “bile” olmadı, olmayacak.”

Devamını Oku

Ortalama Türk erkeği...

5 Mayıs 2008

Başbakan, “AKP sadece dindar insanlar için bir parti değil, biz ortalama Türk’ün partisiyiz” demiş ya...Ortalama Türk’ün Partisi...OTP!Nasıl yani?Partiyi biliyoruz da, bu “Ortalama Türk” nasıl biri acaba?Ortalama, ortalamak...Ortaklık, Orta Çağ...Orta boylu, orta halli bir şey...Ben biraz şekillendirmeye başladım galiba...Orada kadına pek yer olmadığına göreOrtalama Türk erkeğini..OTE!O zaten ortadır...Hep ortada...Mesela göbekli olduğu için ceketinin orta düğmesini kapatır. Diğer ikisi açıktır. Bacak bacak üstüne attığında, aynı anda başparmağı hızla ikinci parmağına dolanıverir. İnsiyaki olarak... Orta parmağı yere basar. Aklı da ortadır...Mesela kadının sağına soluna, başına, ne düşündüğüne; ayağına, ne kadar yorulduğuna, ellerine; neler yaptığına, ne söylediğine falan bakmaz. Direkt ortasına bakar. Ortalama Türk erkeğinin en büyük sloganı şudur:“Abi ortadan gideceksin!” Sağa sola bulaşmayacaksın, uçlara gitmeyeceksin manasında...Netekim trafikte de durumları aynıdır. Ortadan giderler...Sürati ne olursa olsun; ister hızlı ister yavaş, yolun ortasından giderler...Arkamdan gelen var mı; sağımda kim var, solumdan geçen olur mu diye düşünmezler.Sonra da tam ortadan geçirirler...Bunların trafikteki kaza tarifleri de bellidir zaten:“Abi tam ortadan vurdu!” Lokantaya, bara gittiklerinde ortaya otururlar. Böylece akılları sıra potansiyel ihtimali ikiye katlamış olurlar. Ona da bakayım buna da derken...Ortada kalıverirler...İçkisi de ortaktır. Hayır, biriyle paylaşmaz. İçkisine ortak alır. Sek içmez yani... Sodayla, suyla başka içkiyle karıştırır...Gider ortaya oturur ama iş laf atmaya gelince...Lafı da ortaya atar, direkt kadına dönüp konuşmaz.Barmene sorar:“Abi bu kadınlar niye kuaföre gider?” diye...Sonra da kadına döner bakar, cevap versin diye...Kadın ortaya pardon oltaya düştüyse cevap verir.Ama adamın baktığı yer yine tam ortasıdır...Bunu çok sever.Ortaya laf atmayı...Lafı atar, çekilir.Kenara değil ha, kalabalıkların ortasına...Savunması da hazırdır:“Sana mı dedim! Ben ortaya konuştum, ne alınıyorsun?” Hayalleri de ortadadır...Hep bir yerin, bir şeyin ortasındadır.Kendisini hep kadınların ortasında, paraların ortasında, denizin ortasında, yemeklerin arasında hayal eder...Ortak olmayı, ortak almayı da severler...Orta Doğu’dan...Dedim ya, o zaten ortadır.Bir tek kafası ortada durmaz.Hep yana doğru eğiktir...Boynu bükük edasında...Sanki melek!Melekimsi...Evet, bir tek kafası dik durmaz.Nedense!

Devamını Oku

Erkekler 3’e ayrılır..

4 Mayıs 2008

Neye göre? Arkadaşlarına göre... Hani geçenlerde “Erkeğin ne olduğunu bir bakışta, olmadı birkaç soruda anlarsın” demiştim ya...İçtiği kahveye, seyrettiği filme veya giydiği pantolona göre diye...Ne olursa, nedir?Yani Türk kahvesi içen adam kimdir, espresso içen adamla ne farkı vardır gibi...Onları da sonra yazarım ama bugünkü oyunumuz başka:“Bir erkeği arkadaşına göre tanımaca...” Evet, erkekler arkadaşlarına göre 3’e ayrılır...Erkek arkadaşçılar... Kız arkadaşçılar... Arkadaşsızlar...Hadi başlayalım..Sırayla...* Erkek arkadaşçılardan...Bunlar diğer iki seçeneğe göre en zararsız olanlardır. Sürüler halinde dolaşırlar. “Ne zaman baksan sana bakıyor olan adamlar” böyle gruplar içinde barınır.Hep birlikte ava çıkarlar. Çoğunlukla da avlanamazlar. Çürükçüdürler...Bakın, hepsi aynı tip giyinir. Güneş gözlüğüne bayılırlar, gözlükleri de aynıdır. Yürüyüşleri, içtikleri aynıdır...Bunlardan iyi sevgili çıkmaz.Zaten amaçları kafadan götürmektir...Bir-iki yemeğe çıkarır, yatmaya başlayınca iyice maçolaşır.Mesela kendi erkek arkadaşlarıyla içmeye çıkar, kıza da telefon açıp, “Hıh tamam sen evde otur” der.Kıskançtır. Tek başlarına güçsüzdürler. Yani bıraksan yatağa da beraber girecekler.Zaten onlar çapkınlığı da, yapabilirlerse tabii, sırf arkadaşlarına anlatmak için yaparlar. Yani yataktan kalkarken ne yaptığını değil, ne anlatacağını düşünmeye başlar. Gelelim ötekine...*Kız arkadaşçıya...En fenası... Romantik isyankâr...Bunun bütün eski kırıkları şimdiki arkadaşlarıdır. Hatta hâlâ arada sırada...Dertleşmeye falan geldiğinde...Sevgilisiz kaldığında....Sonra da yeni sevgilisine hepsini “Arkadaşım” diye yutturur.Kız da kıllanır tabii... İnanmaz ama ne yapsın?Bu şimdi romantik isyankâr ya...Çabuk sıkılır.Daha doğrusu yetmez.Kadınlar buna yetmez.Yetmez tabii...Çünkü gidip kendisinden çok küçük kızlarla birlikte olur, onları tavlaması daha kolay ya... Şiir-miir...E tabii bir süre sonra kesmez.Bunların yüzde 50’sinin evli kadınlarla da ilişkisi vardır. Bir de bunalım kadınları severler.Yeni boşanmışları da...Keyiflidirler, sizi dinler ve soru sorarlar. İncelik falan da yaparlar...Ama...Bu adamlarla birlikte olacaksanız ve yeni kız arkadaşları(!) grubuna dahil olmak istemiyorsanız bakacağınız tek bir şey var:“Ne kadar zamandır böyle yaşıyor?” 5-6 senedirse tamam, daha azsa kaçın.Canınız çok istemiyorsa tabii...Ya, bir de baştan söyleyeyim bunlar bonkör olmaz. Cimriliklerinden değil, çok paraları olmaz da ondan...Yani aslında biraz da, kadın için para harcamayı sevmezler...*Sıra geldi arkadaşsızlara...En iyi sevgili bunlardan çıkar.Ha, aklını çelecek arkadaşı yok da ondan anlamında değil. İstese olur çünkü..Arkadaşsız erkek başka bir şeydir...Aslında onun da, bir iki iyi arkadaşı vardır ama maziden kalan...Onunla da görüşmez zaten.. Muhtemelen başka şehirdedir. Ama o iyi arkadaşıdır.Onun bir kadınla birlikte olması tesadüflere bağlıdır. Çoğunlukla kadınlar onu bulur zaten.Tamam, bazen üçünü beşini bir arada idare ettikleri olur ama diğerlerine göre daha kendileri gibi ve samimi olurlar. Daha da eğlenceli...Sinemaya gitmeyi sevmezler ama güzel âşık olurlar...Ne maço ne de romantiktirler...Gerçektirler yani...Çok övmüş gibi olmayayım: bunlar da bencil olur...Hoş, hangisi değil ki?

Devamını Oku

Alacaksın karşına, soracaksın...

1 Mayıs 2008

Aslında bir bakışta belli olur. Çok da değil, biraz aklı olan kadın, ilk bakışta karşısındaki adamı çözer. Kıskanç mı?Çapkın mı?Bonkör mü, cimri mi?Yalancı mı?Bencil mi?Muhafazakâr mı, yenilikçi mi?Romantik mi, fazla mı gerçekçi?Anlaşılır.Nereden mi?Alacaksın karşına soracaksın:Maççı mı, meyhaneci mi?İkisi birden mi?Erkek arkadaşçı mı, kız arkadaşçı mı?Rakıcı mı, şarapçı mı?Votkacı mı?Şiirci mi, gerilim filmci mi?Polisiyeyle mi bozmuş?National Geographic’e ne kadar takık?Tangocu mu, yerinde sallanmacı mı?Kedici mi, köpekçi mi?Kotçu mu, kumaş pantoloncu mu?Ayakkabıları sivri burun mu, küt mü?Yüzük takıyor mu?Türk kahveci mi, espressocu mu?Vs...Say say bitmez...Bunlar onun kim olduğunu alenen gösterir aslında...Aslında kadın onu çözer. Çözer de, inanmak istemez.Bu kadar çabuk bitsin istemez...Hem de bir bakışta...Bir-iki soruda...Bazılarını bitirir de, bazılarına biraz süre tanır. Bu bazen 1-2 saat, bazen 1-2 gün, bazen de 1-2 aydır.Bu zaman içinde adamla ilgili bütün doneler elindedir aslında...Şöyle anlatayım:İlişki bittiğinde özeleştiri devresi vardır hani, “böyle olduğu daha başından belliydi aslında” denilen... İşte o her neyse, ilk bakıştaki donelerden biridir...Bellidir böyle olacağı...Adam değişmemiştir aslında...Sen görmeye başlamışsındır...Kıyafetinden, oturup kalkmasından, yediğinden içtiğinden, bir olaya bakışından, bir anısını yorumlamasından adamın ne olduğu, ne istediğianlaşılır.Ya aslında ben size bir şey söyleyeyim mi?Bütün bunlara da gerek yok aslında...Bu sorulara falan.Çünkü dedim ya bir bakışta anlaşılır diye...İşte madde madde çıkarmışlar...HHH* İyi adamlar çirkindir.* Yakışıklı adamlar iyi değildir.* Hem yakışıklı hem iyi olan adamlar, eşcinseldir.* Hem iyi hem yakışıklı hem de heteroseksüel olan adamlar, evlidir.* Çok yakışıklı olmayan iyi erkekler, fakirdir.* Çok yakışıklı olmayan, iyi ve parası olan erkekler. Parasının peşinde olduğumuzu düşünür.* Yakışıklı ama parasız erkekler, bizim paramızın peşindedir.* Çok iyi olmayan, yakışıklı ve heteroseksüel adamlar, bizim yeterince güzel olmadığımızı düşünür.* Bizim güzel olduğumuzu düşünen heteroseksüel ve paralı erkekler, korkaktır.* Yakışıklı, iyi, heteroseksüel ve paralı erkekler, asla ilk hareketi yapmayan utangaç adamlardır.* İlk hareketi yapmayan erkekler, biz onlara yaklaştığımızda bize olan ilgilerini kaybederler.HHHİşte bu kadar...Artık bir daha, “Tanıyamamışım,” “çok değişti” falan demezsiniz herhalde...

Devamını Oku

Kelepçelinin derdi, bizi gerdi

29 Nisan 2008

Kadının valizinden kelepçe çıktı, onun derdi bizi gerdi. En azından beni gerdi.Siz gerdiniz...Şu yazdıklarınızda akıl mantık var mı yani?* “Kelepçeyle uçağa binmek suç mu acaba? Herhalde uçağı pilotu kelepçeleyip kaçıracak ve düşürecek hali yok. Geriside bizi ilgilendirmez. Öyle değil mi?” Bize insanlık dersi verdin, bunu unutmayacağız. Ve senin bu sözlerini hep hatırlayacağız.Kelepçe kelimesini duyunca bundan böyle sapıkça şeyleri aklımıza getirmeyeceğiz. Hani bir film vardı ya, kadın adamı yatağa kelepçeliyor da...Böyle binlerce film vardır demeyin şimdi, durun anlatacağım...Kelepçeliyor ama sonra da kadın çekip gidiyordu...“Bye... See you honey” diye...Tabii ben olsam öyle demezdim. Kelepçeleri takar takmaz, saatime bakıp“Dizim başladı, ben gidiyorum” falan demeyi tercih ederdim.Heh heh hee...Öyle kalıyor adam.Çırılçıplak ve kelepçeli...Böyle bir film falan yok da ben mi uydurdum acaba?Yok canım, ne manyaklar var; bu onlarınkinin yanında jartiyer muamelesi görüyordur herhalde...Ama biz insanlık namına, bir intikam fantezisi olarak dahi bunları düşünmeyeceğiz...İntikam fantezisi mi kalmadı?Canım kelepçe değil de, kapıyı açan adam fantezisini kullanın siz de...Onu da mı anlatayım?Ama kabul edin, güzel bir yöntem.Yani kimse kimseden bu kadar hınçlı ayrılmasın diyeceğim ama acısı geçtikten sonra durumun eğlenceli olabileceğini bilmek bakımından...* “Biz mi? Haaa biz zincirleri bulamıyoruz da!” Bunun iki cevabı var:1- Liberal demokrat cevap: Siz önce beyninizdeki zincirleri kırın. “Aldatan aldanır” gibi bir şey yani... Ne alakası var? Çatır çatır aldatmış.2- Doğru cevap: “Senin için geçmiş, istesen buraya mail atacağına int’ten çoktaaan bulmuştun.” Bulmuştun da, kelepçeleyecek birini arıyordun bile...* “Kadının eşi polis filan olamaz mı? Polisliğe özenen oğluna hediye olarak götürüyor da olabilir belki de.” Tabii... Hatta daha da iyi bir insan olabilir. Günün birinde kelepçesini kaybetmiş bir polise rastlayıp yardımcı olmak umuduyla yanında hep kelepçe taşıyordur. Ha, bu arada paslanmasın diye arada sırada da başka amaçlarla kullanıyordur. Paslanmasın diye! Sen çok iyisin, biz de kötüyüz di mi?* “Eh, iyiyiz. Çoluk çocuk da iyidir, ellerinizden öperler. Siz de iyisiniz inşallah?” Anlaşıldı merkez! Evliyiz galiba... Olsun. Her şeyin başı sağlık. Sonra huzur... Sonra sevgi ve aşk ondan sonra seks en sonunda kelepçe geliyor... Hatta kelepçe melepçe hikâye... Boş insan işi o. Takma sen kafana... * “El âlemde ne fantaziler var yaa...” Fantezi herkeste var da, yapan yok.Yaaa....

Devamını Oku

Kelepçeli kadın

28 Nisan 2008

Artık kendini mi kelepçeletiyor yoksa o mu birilerini kelepçeliyor, bilemem... Ayrıca beni hiiç ilgilendirmez.Ama kadın, kelepçeli...Bilekleri değil, kadının kelepçesi var.Doğruyu söyleyeyim, şimdi size anlatacağım olay benim başımdan geçmedi. Ama geçmiş kadar oldu. Çünkü çok benimsedim...Hani bir arkadaşınız komik bir şey anlatır ve onu o kadar çok sever ve benimsersiniz ki, tam sizliktir yani, yaşamış gibi olursunuz. Onu isterseniz...“Bu benim anım olabilir mi?” Hatta öyle bir hal alır ki ondan daha ayrıntılı anlatırsınız... Onu yaşayan bile hayretler içinde sizi dinler. O bile olayın kendi anısı olduğundan şüphe etmeye başlar...“Ya ben bunu bir yerden hatırlıyorum ama...” Şimdi sorsam kesin, “anımı satabilirim” diyecek... “Bak, herkes bu kadar detaylı anlatmaz” diye pazarlığa oturacak...Uzattım mı ne?Tamam anlatıyorum...Olay İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’nda geçiyor...Ellerinde bavullarıyla herkes x-ray’den geçmek için sıraya girmiş yavaş yavaş ilerliyor.Sıra 25, bilemedin 27 yaşındaki genç kadına geliyor. Kadın çok hoş. Güzel de...Ama abartılı hiçbir tarafı yok. Gayet hanımefendi giyinmiş, sıradan ama düzgün yani...Kot pantolon, içine hoş bir fular bağladığı pembe bir yağmurluk...A-ha!Pembe yağmurluk!Tam da, “Ne yani? İlle de abuk sabuk mu giyinmesi gerekiyor?” diyecektim ki, bu yağmurluk, senaryoyu bozdu.Pembe yağmurluk tabii ki bir gösterge değil ama bir fırlamalık var yani...Neyse...Sıra genç kadına geldiğinde herkes gibi o da valizini x-ray’in bandına koyuyor. Valiz oradan, kendisi de yürüyerek alandan içeri girerken...İşte tam o sırada...Polis genç kadına şöyle bir bakıyor ve soruyor:- Siz polis misiniz?- Hayır. - Valizinizde kelepçe var da...Bu cümleden sonra sanki orada hayat 30 saniyeliğine duruyor. Polis, genç kadın ve sıradakilerin olayı idrak etme süresi...Şimdi oradaki durumu tahmin edin.Polis biraz şaşkın...Sıradakiler hiç konuşmuyor ama sırıtıyorlar...O ifade vardır ya... Bir polise, bir genç kadına, bir de yanındakine bakarak konuşmadan sırıtılır. Aynen öyle...Genç kadınsa... Ayyy...Çok fena!Çok!Mırın kırın bir şeyler geveliyor...Bu arada her zaman bir an önce içeri girmeye çalışan sıradakiler, öyle bir ağırdan alıyor ki...O kutuya bıraktıkları cep telefonlarını, saatlerini yavaaaş yavaş alıp yavaaaş yavaş takıyorlar.Sırıtarak tabii...Olayın sonunu görmek için...Sonunu da değil, ne olacak ki sonunda? Sanki kadın onları da kelepçeleyecek?Veya sanki; “Sen oradaki, mavi kazaklı... Akşam gel, beni kelepçelemene izin veriyorum” diyecek!O oyalanış, olayı biraz daha yaşayabilmek için...Yoksa, “Ne bakıyon?” değil mi?Netekim, haklı çıkıyorlar...Oyalanmakta yani...Valizi açılıyor, polis kelepçeyi çıkarıyor.Orada hayat, 30 saniyeliğine yine duruyor. Niye?Çünkü kelepçe bildiğiniz kelepçe de...Kırmızı ötrişe sarılı kelepçe...Ayyy...Anlatırken hep kendimi kadının yerine koyuyorum da, bu “Ayyy...” ondan yani..Ha, bu arada yanlış anlaşılmasın, genç kadının değil, sıradakilerden birinin anısını anlatıyorum...Niye anlatıyorum biliyor musunuz?Birkaç neden yazayım, siz birini seçin...* “Kelepçeyle havaalanına gitmeyin. X-ray’lerde görünüyor.” * “El âlem âlemlerde, siz n’apıyorsunuz?”

Devamını Oku

Yaşlanma alametleri

24 Nisan 2008

Zaten “belirti” yerine “alamet” demeye başladınız mı, yaşlanma da başlamış demektir.Eski yaşlıların kelimeleri vardır ya, izdivaç, lalettayin, mütalaa gibi... Duyunca sevimli sevimli kıkırdarız...Yeni yaşlıların yani yeni yeni yaşlanmaya başlayanların da böyle kelimeleri var. Müsamere, batarya, tensikat, tahsil gibi...Ağzından çıktıktan sonra tuhaflığı sen de fark edersin ama artık çok geçtir...Bu kelimeleri kullanmak önceleri bir ayrıcalık gibi gelir ama yerleştikçe metamorfoza uğrar. Artık onlardan kurtulamazsın ve bu kelimeler seni gençlerden uzaklaştırdıkça uzaklaştırır...Geçenlerde Osman Müftüoğlu’nun bir yazısı vardı: “Ne zaman yaşlıyız?” diye, ondan esinlenip ben de kendi kriterlerimi çıkardım.Alın size bir test. l İyi ve pahalı şarabınızı misafirleriniz yerine kendinize ayırıyorsanız... Hatta onlar gelirken saklıyorsanız...l Kupalarla çay kahve içmekten zevk almıyorsanız. Hatta fincanları şöyle havaya kaldırıp “Arkası görünüyor mu?” diye bakıyorsanız...*Self-service mekânlar canınızı sıkıyorsa... Hatta, “Ben şimdi burada kime çemkirecem?” diye bir neden buluyorsanız...*Kanser haberlerini daha çok duymaya başladıysanız. Hatta, “Yahu, herkes nezle gibi kanser olmaya başladı artık” diyorsanız...* Anne ya da babanızın en sinir olduğunuz hareketini yapıyor veya en gıcık olduğunuz bir lafını söylüyorsanız. Hatta söyledikten hemen sonra bunu fark edip kendinize önce şaşırıp sonra gülüyorsanız.* Daha da kötüsü, anne-babanızı anlıyor ve onlara hak veriyorsanız...* Kıyafet seçerken çevrenizde yaşıtlarınızdan çok teen-age’leri görüyorsanız... Yani hâlâ onların reyonlarında geziniyorsanız... * Akşam gittiğiniz barlarda, lokantalarda daha sık, “Burada da yaş ortalaması iyice düştü” demeye başladıysanız. * MP3 çaları reddedip, CD’lerde takılıp kaldıysanız. Hatta, “Amaaan, kim uğraşacak şimdi onunla?” diyorsanız.* Bilgisayarda, “kopyala/yapıştır”dan öteye gidemiyorsanız. En ufak bir sorunda telaşla şirketin bilgi işlemcisini çağırıyorsanız. * Ayrıca ona “IT” diyeceğinize bilgi işlemci diyorsanız... Hatta daha da kötüsü, bilgisayar kelimesini kullanıyorsanız...*Seks yapmak gözünüzde büyüyorsa...* Hayır, canınız istiyor ama üşeniyorsanız...* İnsan seçmeye başladıysanız....* 20 sene önceki saç modelini yaptığınızda 20 sene önceki gibi olacağınızı sanıyorsanız...*Artık huzurlu bir ilişki istiyorsanız...*Artık “Ayıp olmasın diye sevişme”lere artık hayır demeyi becerebiliyorsanız...*“Şarap aldım sana geliyorum” diyene, “Hadi len” cevabını verebiliyor-sanız....*“Şarap aldım, sana geliyorum” demeyi bıraktıysanız...*Dolmakalem kullanmaya başladıysanız...Veee...Gece geç saatte eve dönerken aklınızdan sadece ama sadece şu geçiyorsa:“Üfff... Hemen eve ulaşsam da, şu ayakkabılardan bi kurtulsam....” Yukarıdakilerden üçte birine “Evet” diyorsanız...Benden duymuş olmayın ama yaşlanıyorsunuz...

Devamını Oku

Ayak-baş ilişkisi

23 Nisan 2008

Biz de tam bunu söylüyorduk...Ayak-baş ilişkisi önemlidir.Şöyle önemlidir:Baş’ın ayakları idare etmesi gerekir.Yönetim ayağa geçerse...Hatta başın bir tek ayakları değil, her şeyi idare etmesi lazımdır.Ama bazen işler karışır.Arıza çıkar.Niye?Baş, yönetimi kaptırmıştır.Bazen ayağa, bazen mideye, bazen burnuna...Oraya, buraya...Nereye kaptırırsan kaptır, düzen bozulur.Kaptırmayacaksın. Burnuna kaptırınca mesela, burnunun dikine gitmeye başlarsın.Kim ne derse desin dinlemezsin. “İlle de gideceğim”, “hem de burnumun doğrultusunda” dersin, başka da bir şey demezsin. Millet birbirine girmiş, geçtiğin yerleri kırıp dökmüşsün, anlamazsın. Daha da kötüsü, umurun olmaz.Niye?Çünkü başını burnun yönetmeye başlamıştır. Ama öyle kolay kolay elini kolunu sallaya sallaya gidemezsin. Yolunu bulamazsın.Tehlikelidir bu.Çünkü mutlaka toslarsın. Bazen de yönetimi gözler ele geçirir.Gözün döner o zaman...Kim aşağıda, ne yukarıda, onu anlamazsın. Mesela ayağına bakarsın, başını görürsün. Baş oldum sanırsın.Başına bakarsın, ayaklarını görürsün, sinirin bozulur.Niye?Çünkü başını gözün yönetmeye başlamıştır. Bu da tehlikelidir.Çünkü gördüğünü anlamazsın.Bazen yönetimi ağzına kaptırırsın.O zaman da, ağzından çıkanı kulağın duymaz. Sonradan sana hatırlatırlar, “Sen böyle dedin” diye, kendin bile inanamazsın.“Öyle demek istememiştim” diye kıvırmaya çalışırsın, ama olmaz.Bu sefer de suçu duyanlarda ararsın.Niye?Çünkü başını ağzın yönetmeye başlamıştır. Tehlikelidir.Çünkü söylememen gerekenleri söylersin.Kulakların yönetimi ele geçirdiğinde...Kulağının üzerine yatarsın.Yattım sanırsın.Uyuyakalırsın.Sağ kulağının üzerine yatınca sağdan gelenleri duymazsın.Sol kulağının üzerine yatınca da soldan gelenleri...Sadece duymak istediklerini duyarsın.Niye?Çünkü başını kulakların yönetmeye başlamıştır. Tehlikelidir bu da...Duyman gerekenleri duymazsın.Bazen de başını, ellere kaptırırsın.Ellere...Yaban ellere...İşte o zaman kontrol edemediğin bir tek ellerin olmaz.Elin ayağın birbirine karışır. Ellerinle doğuya, ayaklarınla batıya gidersin... En tehlikelisi...Kimseye yaranamazsın.Bazen de yönetimi başka yerlere de kaptırırsın... Başka yerlere...Dedim ya.Kaptırmayacaksın...

Devamını Oku