Masaj mı, mesaj mı?

29 Mayıs 2008

Ne fark eder ki? Masajla başlar bazen her şey... Bazen de mesajla...Aslında ikisinin de ilişkilerdeki gelişimi aynıdır.Giriş-gelişme ve sonuç bakımından eş zamanlı ve eşanlamlı ilerler.İsterseniz karşılaştırmalı olarak bakalım.Bir kere, ikisinin de iyisi, çok keyiflidir. İnsanı bazen canlandırır bazen de mayhoşlaştırır. Kötüsü ise...İkisinin de kötüsü çekilmez.Kötü bir masaj ne rahatlatır ne tahrik eder. Bari birinden birine yarasa! “Çok güzeldi” desen olmaz, “kötüydü” desen hiç olmaz. Ne diyeceğini şaşırırsın...Kötü bir mesaj da buna benzer. Öyle bir şey yazar ki, ne cevap vereceğini bilemezsin. Bulamazsın yani. Cevaplamazsan da olmaz; bilirsin ki, bekliyor. Üff için sıkılır.Bu olay ilişkinin başında geçiyorsa, arkadaşına sorarsın. Telefonu açıp, “Şimdi bana bunu yazdı, sonra ben ona şunu, o da bunu. Şimdi ben ne yazayım?” “Hıı... Dur düşünelim. Anlamlı bir şey olsun! Bir daha oku bakiim?” Muhtemelen şöyle bir mesajlaşmadır:- Toplantıdayım, çok sıkıldım. Seni düşünüyorum.- Ben toplantıda değilim ama yine de seni düşünüyorum.- Düşüncelerimizi birleştirelim o zaman.Eee?Gerçekten de buna ne cevap vereceksin şimdi?Hadi bakalım...Bir ilişkinin başında, hiç gereği yokken masaj yapmak ister. Niyeyse!!!“Çok iyi ayak masajı yaparım, Uzak Doğu yöntemiyle... Hadi uzat ayaklarını...” Şimdi ne ayağını falan uzatacan? Ayak, ayak!Tıpkı manasız mesajlaşmalar gibi...- Nerdesin?- Yemekteyim.- Ne yedin?Zekâya bak! Yahu ne fark eder? Ne yediyse yedi! Ayrıca sana ne? Bir ilişkinin en iyi mesaj ve masaj dönemi ilk 10 yatmaya kadarki dönemdir. “Ne yedin?” devriyle “seni düşünüyorum” arası...İlişki biraz ilerlediğinde, çok değil ha, 15 yatmadan sonra falan, “üfff... Boynum tutulmuş” dediğinde “gel ovayım” der.Dikkatinizi çekerim, kendi gelmez, ayağına çağırır.Tıpkı aynı dönemdeki mesajlar gibi:- Napıyon?- İşteyim.- Akşam bir şey yapacaz mı?- Bakarız.Neye bakacaksa?Masajın da mesajın da istenmeden yapılanı insanı ya arsızlaştırır ya da insanın gururunu kırar. Artık tipin neyse...Ki bu, ilişkinin gelişme dönemine rastlar.- Çok fena omzum tutulmuş, azcık ovsana...- Hiç ovamam şimdi, biraz sonra...- Yaa... Böyle mi olduk artık.- Ovacaz dedik ya, biraz bekle.Çok beklersin...Veya:- Sana ulaşamıyorum, beni ara.5 saat sonra:- Çok yoğundum, işim şimdi hafifledi.Bu iş ayrılana veya evlenene kadar azala azala yok olur.Ya ayrılıp başa dönersin...Yani yeni bir mesaj tonu seçersin kendine, öğleye doğru dııt dııt, öter, heyecanla açar okursun:“Sıkıcı bir toplantıdayım, seni düşünüyorum.” Evliler mi?Onlar ne mesajlaşır ne de masajlaşır.Sadece eve gelirken adam arar:Ne yemek var?

Devamını Oku

Hiiç... Sevişeceğdim de...

29 Mayıs 2008

Dayanamadım...Bazen size laf yetiştirmeyeyim diyorum ama dayanamıyorum.- “Abula bu iş için bu kadar zahmete değer mi? Bunu daha kestirme yolu yok mu? Hem elektrik de otomatik zama bağlandı. Allah’ım senden razı olsun bize yol gösteriyorsun da, daha ekonomik yolu yok mu?” Var tabii... Olmaz mı?. Sen şu sensörlülerden al, hareket ettikçe yanar, tasarruf edersin. (Benim de içim mi kötü nedir, pek yanacağını sanmıyorum ya, hadi neyse...) Gördüğünüz gibi bizde her keseye, her kesime uygun çözüm önerileri bulunur.- “Şarap iyi olsun da, gerisi teferruattan ibaret.” Herkes teferruatın peşinde, sen şarabın... Tabii her şeyin bir doyum noktası vardır. Zaten, yap yap yap, nereye kadar?- “Bu yazıları okumak beni mutlu ediyor...” Yazıdan bu kadar mutlu olduysan, bir de yapsan... Kimbilir ne olacan? Şaka şaka teşk...- “Tüm hayatı ve yaşamasını bilen tüm insanlara sağlık, mutluluk dilerim. Her şey gönüllerince olsun. Sağlıklı olsun. Her şey buradan geçer.” Her insanın eninde sonunda geleceği yer burası arkadaşlar. “Her şeyin başı sağlık” demeye başlayacağımız yer. Onun için ne yapacaksınız hemen yapın. - “Meraktan soruyorum, gençlik yıllarımızın araya parça koyma hikâyelerini sen nereden biliyorsun? Biz hiç hatun kişi görmezdik o sinema salonlarında.” Okşan ben hatırlamadın mı? Benim ayol!deeermişim!- “Renkler ve zevkler tartışılmaz demişler. Ee böyle yazılır ancak. gerisi yutkunsun, yalansın. Böyle de yazılmaz ki. Daha akşama çok var. Ha unuttum, bu durumda onu akşam yapacağız mecburen şimdi perdeden gün ışığı falan...” Bak; yapan var, yapamayan var. Bulan var, bulamayan var. Öyle, “Akşama da daha çok var” gibi cümleler kullanma. Ayrıca elinle de gösterme!- “İlahi Dilek Hanım, sabah sabah yine güldürdünüz beni; o iş, ne işse, bu kadar merasime ne gerek var, iki gönül bir olduysa karanlıklar aydınlık olur, bakışlardan meyhoş olduktan sonra şaraba ne gerek var :-))” Sen yapmazsan, ben yapmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa... - “Şarabın kaliteli olması da, ağızda unutulmayacak tatların kalmasını sağlayacaktır. Herkes iyi şaraptan anlamayacağı gibi her şarap da her yerde içilmemeli.” Her nerede, yaşıyor ve yaşatılıyorsan... Ayrıca, kuzguna yavrusu şahin görünür. Ne alaka? Tut şunu yapıştır duvara... - “Gülkurusu pembe ışık nefis olur tavsiye ederim, bütün kadınlar kraliçe görünür (Elizabeth olanı değil) ya da en güzeli uzak iki köşeye mum yakmak veya olabiliyorsa şömine yakmak sadece onun ışığı muhteşem olur, denenmiştir tavsiye edilir.:))))” Şömine yaptıramayacağımıza göre, işin yoksa şimdi markette gülkurusu ampul ara dur. Muhtemelen bulamayacağın için, sorarsın. “Pardon, gülkurusu ampul var mıydı?” “Yok ama ne için kullanacaktınız, belki yardımcı olabilirim.” “Hiiç... Sevişeceğdim de...”

Devamını Oku

Müzik kadar ışık da önemli

27 Mayıs 2008

Araya parça koyduk. Hani eskiden araya parça koyuyorlardı ya, normal filmi seyrederken pat, araya porno girerler sonra da hiçbir şey olmamış gibi film devam eder. Sonra “pat”, bir daha...Ben de araya parça koydum, siyaset parçası...Şimdi de, hiçbir şey olmamış gibi devam edeyim diyorum... En son, “Şarabın tadı müziğe göre değişiyor”dan girip “Bir tek şarabın tadı olsa iyi,” o “nun da tadı değişir”den çıkmıştık...Şimdi biraz daha ileri gidelim.“Adam kadını içirdikten sonra kucakladığı gibi yatağa...” diye başlarmışım. İleri gideceğiz ya!Şu kucaklama işi de ayrı bir konu aslında. Gerçek hayatta kadınları kucağında tutabilen erkek varmış gibi...Dizleri kolları titreye titreye, abuk sabuk pozisyonda..Neyse, konumuza dönelim. Diyorum ki, Şarap içerken de...Yemek yerken, sohbet ederken...Müzik dinlerken de...Her yerde...Her şeyde...Evet orada da...Müzik kadar, ışık da önemlidir.Gerçekten de şarabın tadı müziğine göre değişir. Ama ışığına göre de değişir.Hele ikisi de bir aradaysa...Yani müziğiyle uygun bir ışıkta içilen şarabın tadına doyum olmaz.Bilmem anlatabildim mi?Şarabın, şarabın!Kaydınız yine...Işığı ve müziği iyi ayarlayacaksın.Hem şarap içerken hem ondan sonrası için...Zaten ikisini de ayarlayamazsan ya işin zorlaşır ya da etkisi azalır, zevki küçülür.Olur da, fosfos bir şey olur.Tatsız-tuzsuz yemek gibi... Nasıl ki şarap insanı yavaş yavaş rahatlatırsa, ışık da onun elinden tutar. Romantik olmayacaksak açık konuşayım, havaya sokar.Daha da önemlisi, insanın kusurlarını örter. Rahatlatır. Zira insanın iyi sevişmesi için kendisini beğenmesi gerekir. Kendine hayran olmayacak kadar ama...Beğenecek, o kadar.Mesela kadınlar en bakımlı oldukları günlerde...Söyleyeyim mi?Ne istediklerini...Yani genelde istedikleri zaman bakım yaptırırlar ama bunun tersi de geçerlidir; bakım yaptırdıkları zaman da isterler...Bir de iyi ışık varsa...Kendine baktığı zaman ufak tefek kusurlarını örtecek, hoş bir fon yaratacak tonda biraz ışık...Tavandan gelmeyecek mesela... Başucu lambaları da olmaz. Çiğ kaçar. Belki onların üzerine bir şey örtebilirsiniz ama o da yanar manar...Televizyon ışığı da olmaz. Mavi insanı ölü gibi gösterir.Mum da kandırmasın sizi..Romantik gibi görünür ama onun yarattığı gölgeler, bırakın kusur kapatmayı tam tersine olmayan hatları ortaya çıkarır.Erkekler yanlış anlamasın, o kadar da değil!Sakın öyle bir şeye kalkışmayın, ortaya eğri büğrü bir şey çıkar. Yani öyle görünür. Yani “şahtı, şahbaz oldu” dedirtmeyin.Işık dediğin...Tavana ya da duvara yansıyacak, kısık olacak, beyaz olmayacak.Ve sakın ha, kapanmayacak...

Devamını Oku

Sanki Horhor’da alışverişte...

27 Mayıs 2008

Şimdi biraz farz edelim...Ne çıkar?Bakalım ne çıkacak?Farz edelim ki, Carla Bruni yani Fransa Cumhurbaşkanı’nın eşi, yanına iki arkadaşını almış, Louvre Müzesi’ni gezmeye gitmiş. Gezerken gezerken, Mona Lisa’nın önünde durmuş. “Yahu, bizim lojmana da çok gelip giden yabancılar var, bunu alalım, bizim duvara asalım” demiş...Yeni evli ya, evinde değişiklikler yapmak, dekorasyonla biraz oynamak istiyormuş...muş, muş...Olacak şey mi?Abarttım mı?Mona Lisa’yla depo müzede duran eşyalar aynı şey mi diye düşünenleriniz olabilir.Dünkü Hürriyet’teki Şükrü Küçükşahin’in yazısından bahsediyorum. Hayrünnisa Hanım’ın Çankaya Köşkü restorasyonu için Dolmabahçe Sarayı’ndan istettiği eşyalardan...Dönemin padişahları ve diğer saray halkı tarafından kullanılan sehpa, koltuk takımı, biblo, soba, avize, halı gibi şeyler...Depo müzede sergilenen 35 kalem eşya...Depo deyince, yanlış anlaşılmasın; o da müze, halka açık ve sergileniyor...Şimdi sorumuza geri dönelim...Mona Lisa’yla depo müzede sergilenen eşya aynı şey mi?Abarttım mı?Bazen insanın aklı karışır.Nasıl değerlendirmen gerektiğini bilemezsin.İşte o zaman bir kıyas yaparsın. Bazı değerleri anlamak için en küçük birimine veya en büyüğüne uyarlarsın.Bu oran, altın oran, turnusol kağıdı görevini yapar. Doğruyu yanlışı gösterir sana... Hadi bunu da bir tarafa bırakalım.Hatta diyelim ki, bazı objelerin Çankaya Köşkü’nde sergilenmesi Dolmabahçe’de durmasından daha iyi olacak!Biraz da ılımlı olalım; “bu eşyaların köşkte sergilenmesinin, hayatın içine girmesinin ne mahzuru var ki?” diyenlerden olalım...Velev ki öyle..E, bu objeler öyle iki arkadaşını yanına alıp da Horhor’da veya Samanpazarı’nda dolaşıp seçer gibi seçilir mi?Öyle mi seçilir yani?Neye göre?Halının desenine göre mi?Duvarın rengine göre mi?Neye göre?Zaten sanat tarihçileri, müze uzmanları falan da böyle yapıyor!!!Ellerine geçirdikleri antikaları öyle, rengine göre diziyorlar!!!Veya eşlerini çağırıp “Sen dekorasyondan daha iyi anlarsın, bu koltuğun altına hangi halıyı koyalım” diye soruyorlar!!!Bunca yıl boşuna okuyorlar, kariyerleri boşuna!Bir de şu var tabii:Bilgisine, zevkine güvendiğimiz biri bunu yapsaydı...Oya Eczacıbaşı gibi bir kadın mesela...Onun bu işi hakkıyla, bilerek, danışarak ve hiçbir kuruma zarar vermeden yapacağını bilirdik.Güvenirdik.Ama o...Bize hep eski yorgan satenlerini anımsatan kıyafetlerini referans alacak olursak...Yok canım bu da saçma oldu, ne alakası var?E, ama neyi referans alacağız?

Devamını Oku

Müziğe göre “o” da değişir...

25 Mayıs 2008

Şarabın tadı müziğe göre değişiyormuş. Mesela bir şarap Çaykovski eşliğinde yudumlandığında, “rafine ve hafif”, Depeche Mode dinlerken yudumlandığında, “keskin ve canlandırıcı” diye tanımlanıyormuş. Şarap aynı şarap...Bu haberi okuduğumda, “evet” dedim, “neyin tadı müziğe göre değişmiyor ki?” Cevabını da hemen verdim: Her şeyin...Her şeyin.Evet, onun da... Hatta özellikle onun...Bazı insanları müzik yönetir. Çünkü bazı insanlar kendisini müziğe teslim eder. Sonra da bekler...Yemeğin, içkinin, aşkın, ayrılığın, yalnızlığın tadını versin diye...Bir cümle, bir kelime, bazen de saksofon -diyeceğim yanlış anlayacaksınız- kemanın yükselişi, sonra birden inişi ve kadının sesi...Bir bakarsın ki duygularını yönetmeye başlamış.Bir daha bakarsın, elini kolunu, bakışını da...Ona da...Oyun havasıyla o iş yapılır mı? Hayır.Yapacağın varsa da yapamazsın. George Clooney gelse olmaz. Veya Angelina Jolie...Tamam, uç bir örnekti ama mesela Türkçe sözlü bir müzikle de olmaz. E, olmaz tabii...Müzik slow olacağına göre, mutlaka ayrılıktan bahsediyordur. Onu dinleye dinleye...Tıh! Olmaz.Ama...Şöyle soft bir jazz albümü... Norah Jones’umsu...Yapmayacağın varsa yaparsın... En azından aklına düşürür.Son yıllarda, Buddha Bar’vari duygu yükselten müziklerle...Kendini aşarsın... “Ben var ya.... Bi istesem...” demeye başlarsın.Şimdilerde, rebap sesiyle... Tasavvufgillerden başkaları da olur.Olaya ayinimsi bir hava verirsin. O zaman da senden başkası böyle yapmıyor zannedersin. Seninki bir başka gibidir...Bir de, babaları Carmina Burana olan marşımsı-operalar vardır.Bunlar insanı dolduruşa getirir.Faşist bir coşku yaratır.Zaten onu dinleyince ya sevişirsin ya da “Türkiye laiktir laik kalacak!” diye bağırırsın.Artık bu, yaşadığın ortama, yaşına, durumuna göre değişir.Bu müzik işi tabii adamına göre de farklılık gösterir.Herkes, her müzikle olmaz!Yani tek gecelik ilişkiler için rebap fazla gelir. Onlara Robbie Williams falan iyi gider...Yeni başlayanlara (ilişkiye yani) blues falan...Eski evliler biliyorsunuz, müzik falan dinlemez. Ondandır bu halleri...Ha, bir de şu var tabii...Bu araştırmayı yapanlar, -şarapla ilgili olanı- bir de şunun altını çizmiş... Diyorlar ki:“Arka planda klasik müzik çalarak, kötü bir şarabın iyi gibi gelmesini sağlayabilirsiniz.” Olabilir mi?Yani bunu uyarlayabilir miyiz?Ona da etkisi var mıdır?Ya varsa? Sonuç olarak hepsinde sevişirsin.Yapılan hareketler üç aşağı beş yukarı aynıdır.Ama tıpkı şarap gibi...Tadı müziğine göre değişir...Her müzik başka bir tat bırakır...Kimi keskin, kimi hafif, kimi ekşi, kimi tatlı, kimi nahoş, kimi çok hoş...Ne hoş!

Devamını Oku

Sigaranın dili olsa da konuşsa...

22 Mayıs 2008

Bir konuşsa... Yandık! Bazen aynı korkuyu kedim için de duyarım. Bi konuşsa...Hayır, bir b.k yaptığımdan değil! İşte onu söyler diye...İşi gırgıra vurmaktan başka çare yok gibi geliyor...Bugün de sigaranın sesi olup haftayı böyle kapatalım bari...* “Sigara içiyorum ne olmuş yaniiiii. Neden bu kadar dışlanıyoruz? Gidicem ya bu insanlar yüzünden gidicem ben bu ülkeden. Kapalı mekânlarda aşk da yasak olmasın yakında.. Yasaklar çiğnenmek için vardır efendiler...” Sanki her gece kapalı mekânda aşk yapıyon? Sigara mı, seks mi? Hadi seç bakalım. * “Kapalı mekânlarda sigara yasak, yeni düzenlemede sigara odası diye bir şey yok ki, olmasın tabi, ne o gaz odası gibi, insanlar daha çabuk zehirlensin, tez zamanda kanserden mevta olsunlar diye mi?” Sen yakında bizden sabun yapmayı da önerirsin. Ama tütün kokulu... * “Canın bir şey istiyorsa onu yapacaksın... Gerisi boş. Yoksa yazarsın böyle yüz sayfa geçmez canının istediği... Sigara aklın istediği değil canın istediği bir şey sonuçta. Üretilen tüm çözümlerden akılcı sonuç çıkmaz. İçmeyeninki de can ama canı istemeyince krizi de tutmuyor...” Birisi arkadaşı derhal kapının önüne çıkarıp sigara içirsin. Ondan sonra da ne demek istediğini bir daha soralım... Alınma, çoğumuz böyleyiz... * “Sigara yasağında en fazla baskıyı gören biz öğretmenleriz.Tüm kamu kuruluşlarının çalışanları bahçelerinde içebiliyor fakat bizim öyle bir şansımız yok.” Bunu yazan Mehmet Bey’i takip ettim; dün kim sigara hakkında yazdıysa ona mail atmış. Ama mail’ler gitgide kısalıyor. Sonuncusu şöyle: “Nerede içelim lütfen öneri bekliyoruuum...” Bulalım hadi...*“Karma yöntemi yerine, değiştirme yöntemini uygulayınız... Yani canınız ne zaman sigara çekse, sigara içmek yerine “öbür işi” yapınız. Çok etkilidir. Test edilmiş ve onaylanmıştır. (Tabii orgazm sigarası olayına girmemek şartıyla:) ).” Her defasında! Emin misin? Kalpten götürecen sen bizi... Anlaşılan sen tiryaki değilsin, geç gırgırını bakalım. Ama en önemlisi de el alışkanlığı biliyorsun. Ona çare bulmak lazım!* “Nereden sevdim o zalimi. Hayatımdan bir türlü çıkmıyor. Sadakatine hayranım, bütün severlere örnek olsun.” Saygılar bizden! Yolu sevgiden geçen herkes, neydi gerisi... Ayrıca yılandan korkman yalandan korktuğum kadar. (Yalaannnnn....)* “Offff Dilek Hanımmm Offff.. Nedense ben de Hayır diyemiyorummm. Hoşuma gitmiyor da değil hani.))” Sen ne anlatıyorsun? Sigara mı, başka bir şey mi? Öyle ooff’lar falan. Henüz öteki yasak değil, yap yapabildiğin kadar. * “Sigara odası yasağını algılayamama özrüne sahip birisine, herhangi bir neden anlatmaya gerek var mı?” Ağır konuştun. Ama senden iyi bir eğitici anne çıkar.*“Çevremdeki arkadaşlarımın hemen hepsi sigara kullanıyor, onlar yaktıkça ben eskiden keyif aldığım gibi onlar namına keyifleniyorum. Herkes kendini nasıl mutlu hissediyorsa öyle yapmalı, hepimiz yetişkin insanlarız.” Sen var ya, ilaç mısın nesin?İçimden ağlamak geldi. Ilımlı insana hasretmişim meğer...Bırakın, ağlayacağım biraz....Beni ararsanız, kapının önündeyim...

Devamını Oku

Sigara kriziniz tutarsa...

21 Mayıs 2008

Ki tutuyor biliyorum... Tiryakilerden bahsediyoruz tabii... Çoğu mecburen azaltmayla, azı da bırakmayla karşı karşıya ya...Her yerde sigarayı bırakmanın yolları, tüyoları vs... Akıl veren çok.Okuyorum okuyorum, bir tek akıllıca yöntem bulamıyorum. Bu yazacağım biraz farklı, biraz da değil... Karma bir yöntem yani...O Hinduizm’in, Budizm’in “Karma”sı değil ama; bu, bildiğimiz karışık anlamında...* “Hiçbir zaman, ‘Bir taneden bir şey olmaz’ deyip bir sigara yakmaya kalkışmayın. Sadece kendinizi kandırmış olursunuz.” Öyle, ‘bir taneden bir şey olmaz’ laflarıyla kafamızı iyice bulandırmayın. Direkt aklımıza sigara geliyor. Çünkü bunlar zincirleme hareketlerdir. Kadın, erkek, bir kereden bir şey olmaz, yatak ve sigara...Bu zincir hiç bozulmaz. Zaten bozulursa, gerçekten de bir kereden bir şey olmamış demektir... Başka bir slogan bulun. * “Hayır diye bağırın. Etrafınızdakiler bunu farklı algılasalar da aldırmayın.” Adam cesaretlenmiş, sana doğru geliyor... Akşam yemeğine davet edecek. Tam sana yaklaşıyor, sen n’apıyorsun? “Hayıırrr” diye bağrıyorsun. “İyi be! Ne bağırıyon? Gelmezsen gelme!” Veya, kadın sana bakıyor. Alenen yani... Daha ne yapsın? Sen de heyecanlanıyorsun tabii... Hemen elin sigara paketine gidiyor. Ama yakmaman lazım. Ne yapıyorsun? Kadın sana baktıkça sen “Hayır” diyorsun, “Hayır” “Peki şekerim, sen kaybedersin!” * “Sigara yerine mum ya da şamdan yakın.” Gaz maskesiyle gül koklayın gibi bir şey bu da! Deki mumu şamdanı yaktık. Yanında şarap ve adam/kadın da lazım. Bak, iş yine sigaraya dayandı! * “Gevşeyin ve size keyif veren bir hayal kurun. Sadece o hayale konsantre olun.” Deniz kenarındaymışım, tatlı tatlı bir rüzgâr esiyor. Bir kafede oturuyorum. Buz gibi buğulu bardakta bira, yanında kabuklu patates... Etrafımda güzel insanlar, hangisine bakacağımı şaşırmışım; heyecanlı ve enerjiğim... Aaa... Hayatımda bu kadar güzel adamı bir arada görmemişim. Hatta gey bile değiller. (Hayal ya!) Yok, dayanamayacağım, bir sigara yakıyorum... (Bunu yazmak da yasak mı acaba?)* “10 derin nefes alın ve sonuncusunu tutarken bir kibrit yakın. Sonra üfleyerek söndürün. Ardından da kibriti sigara söndürür gibi kül tablasına koyun.” O kadar salaktık çünkü!* “Elma,üzüm, şeker ve sakız gibi şeyleri yanınızda bulundurun.” Olur. Kriz tutunca öndekinin kafasına atarız. Kavga çıkar, rahatlarız.Geçin bunları, geçin!Tamam biz bunları yapalım.Yapalım da, biri de çıksın ve sigara odalarını yasaklama nedenini anlatsın.

Devamını Oku

Sigarasız hayat...

20 Mayıs 2008

Ne türban, ne kapatma davası...Konumuz sigara...Herkes, hepimiz bunu konuşuyoruz.Ama ben bazılarının özellikle bu aralar susmasını tavsiye ediyorum.Sigarayı bırakanların...Ex tiryakilerin...Onlara gün doğdu. Zaten askerlik anısı gibi, konu açılsa da nasıl bıraktıklarını anlatsalar diye fırsat beklerler ya... Yandık yani...İyi. Hayırlı uğurlu olsun. Tebrikler ama bayıldık artık, anlatmayın. Zaten hepinizinki aynı...Aynı da, dışa vurumları farklıdır.Farklı dediysem topu topu 4 çeşit.* “Ben bıraktıysam herkes bırakır” cılar... En sıkıcı ex tiryaki tipi. Lafa hep aynı başlarlar: “Günde 3 pakete yakın içiyordum. Gece kalkar içerdim, o derece... Yani ben bıraktıysam herkes bırakır.” Sanki biz günde 3 tane içiyoruz da, onu bırakamıyoruz!Sen bıraktıysan...“Tamam o zaman. Madem sen bile bıraktın yani herhalde çok özel bir insansın, ben herkes’ten biri olarak hayda hayda bırakırım. Ben kimim ki?” deyip o anda sigarayı bırakacağımı mı sanıyor ne?Lütfen...* “Bırakın şu sigarayı” diyenler...Genellikle doktor tavsiyesiyle bırakanlardır. Mesela sigara yakarken veya içerken öksürdün. O, orada atmaca gibi bekliyordur zaten, hemen atlar, “Öksürüyorsunuz da, bırakın şu sigarayı.” “Oldu” deyip söndürüp o anda sigarayı bırakacaksın mesela. Bu mu yani? Bunu mu bekliyorsun? Daha önce kimse bunu söylememiş, hiç duymamışsın sanki. Sigaranın zararlarından falan da haberin yok, ilk ondan duydun yani!!Sonra dünyanın en sıkıcı geyiği başlar: “Ya haklısınız da, işte, olmuyor” dersin, bu onu kesmez. Uzatır. Aaa... N’apayım yani? Sen şimdi bırak dedin diye bırakayım mı? Üfff... Lütfen...* “Düşman kesilenler...” Bunlar da gıcıklıkta, “Ben bıraktıysam”cılarla yarışırlar.Bilmem kaç sene içmiştir bırakınca sigara düşmanı kesilir. Açık hava bile olsa, yanında içince, suratını buruşturup eliyle dumanı savmaya çalışır falan. Evinin perdelerinin artık kirlenmediğinden bahseder. Sanki perdeler yıkanmazmış gibi... İlk zamanlar, yani bıraktığının ilk yılında susarlar da sonradan gıcıklık etmeye başlarlar. Sigara içenleri şikâyet falan ederler.Lütfen...Lütfen bu aralar konuşmasınlar...Dördüncü grup hariç:* “Keyfini sürenler...” Sayıları çok çok azdır ama vardır. Sigarayı bırakmıştır ama ne içene kafa tutar ne de içmeyene övgü yağdırır. Sessizce sigarayı bırakmanın keyfini yaşar. Kendisiyle ve hayatla barışık insanlardır.Kavgaları, kompleksleri yoktur yani... Sadece sorarsan söyler. O da uzatmadan, “Kafandan atacaksın. Tek çare bu” der. Bu kadar.Zaten aslında sen de bunun böyle olacağını bilirsin.Kafandan atacaksın.O kadar...

Devamını Oku