dilek önder
Evet. Bu sefer kendimden bahsediyorum.
Geçtiğimiz hafta sonu havadan mı nedir, değişik bir ruh haline büründüm.
Nasıl desem?
Açıkçası “değiştim” demeye elim varmıyor. “Geliştim” desem geçmişime hakaret olacak...
Belki “metamorfoz” desem hem biraz gizemli hem daha manalı olur.
Yeni insanlarla tanıştım, onlarla biraz yazılarım üzerine de konuştuk. İnsan dediğim erkek...
Onların da etkisi oldu mu, bilemem...
“Uzatma! Yani ne oldun?” diyorsunuz...
Peki söyleyeyim...
Ya biraz daha ılımlı oldum galiba...
Erkekler konusunda yani...
“Çok mu yükleniyorum acaba?” diye düşünmeye başladım.
“İnsanları, özellikle erkekleri bu derece kategorize etmek doğru mu?” diye sorgulamaya başladım.
Sonuç olarak bir bütünün iki parçası değil miyiz?
Kavgasıyla, neşesiyle, eğrisi, doğrusuyla...
“Niye geriyorsun?” dedim. “Hem kendini hem başkalarını...”
Dedim ya en kötüsü, ne diye kategorize ediyorsun. Hepsi farklı olabilir...
Mesela geçenlerde izlediğim bir film aklıma geldi; “Kolera Günlerinde Aşk.”
İzleyenler ya da Marquez’in aynı adlı kitabını okuyanlar bilir, orada bir sahne vardı; tam sevişirlerken kadının kedisi, adamın kıçına atlıyordu.
İzlerken, “Kedi senin kıçını ne yapsın?” başlıklı yazım aklıma geldi. Aynı o sahneyi anlatmış, kediden korkan erkeklere geçirmiş, pardon, onları eleştirmiştim.
Bir hafta önce olsaydı şöyle yazardım:
“Erkek var, errkek var! O sırada kıçını kolluyorsa, sen de onu kollayacak, yani kovalayacaksın” veya “korkmayıp kalanlara helal olsun!” O tür bir yazı olurdu bu...
Şimdi öyle düşünmüyorum.
Kediden korkuyorsa, ne yapsın yani? Canım benim...
Mesela bir keresinde de, “Cipleri büyüdükçe, şeyleri küçülür” diye bir yazı yazmıştım.
Özgüvenleri küçülür diye...
Hatta aynı felsefeyi bir başka yazıda galiba saatlerine de uyarlamıştım. Belki de aynı yazıdaydı...
Ne alakası var halbuki... Ayrıca olsa ne olur? Önemli olan “duygu” değil mi? Bunu nasıl da unutuveriyoruz...
Geçenlerde bir arkadaşım büyük cipli biriyle tanışmış, hem de aynı zamanda saati de büyükmüş ama hiç de benim söylediğim gibi şeyi küçük değilmiş. Özgüveni... (Eski alışkanlık, kusura bakmayın.)
Ayrıca, aklıma geldiği kadarıyla,
“Entellerinki nasıldır?”, “Ne işe yararsınız siz?”, “Çapkın erkeklerin de duyguları var mı?”, “Erkekleri anlama klavuzu” gibi kışkırtıcı başlıklı yazılarımı düşündükçe, biraz ileri gittiğimi de itiraf etmem gerektiğini düşünüyorum.
İşte bu yüzden, “Galiba özür dilemem gerekiyor” diyorduummmm ki...
Ay içim daraldı, daha fazla dayanamayacağım...
1 Nisaaannn...
(Yazının bu kısmını almaza yatanı yakarım. Üzerine oynarım ona göre...)
Ne özrü be, ben sizi bilmiyor muyum?
Bir bütünün parçaları falan...
Hadi len!
Bütün yazılarımın altına bir kez daha imza atıyorum.
Siz var ya siizzz...
Galiba özür dilemem gerekiyor
Haberin Devamı

