Akşam iş yemeğin vardır.
Belki de iştekilerle, eşsiz bir yemektir. Kuruluş yıldönümü veya yılbaşı kutlaması gibi...
Oraya gitmene ses çıkarmaz.
Çıkaramaz. Yani o kadar da dana değildir.
Yemeğe gidersin, rahat rahat.
Tatlı bir kaçamak tadı vardır.
Onsuz gittiğin için kaçamak, haberi olduğu için de tatlıdır.
Ama biraz fazla süslendiysen hafiften huzursuzluk başlar.
Yine de evden çıkıp gidene kadar her şey yolundadır.
Çiftlerden biri böyle bir yere gittiyse, öteki mutlaka evde oturur.
Vicdan yapacak ya...
Bu anlattıklarım için cinsiyet ayırımı yapmıyorum. Ona göre okuyun.
Evde kalan, ona izin vermiş olmanın ağırlığıyla “Kaç gibi eve dönersin?” diye sorar.
Bu biraz da... Hatta aslında, “b.kunu çıkarma, vakitlice gel” demektir.
Ses tonu ise, “bu bir tehdit değil sadece bir uyarı” der gibidir...
İzin verdi ya, kendisini aşmış gibi hisseder. Artık ne kadar medeni biri olduğu aşikârdır yani...
Giden, “ya fazla geç kalmam, yemek biter bitmez gelirim. Zaten zorla gidiyorum” der. Bu bazen doğru, çoğunlukla da yalandır.
Neyse...
O gider, öteki evde kalır.
Aralarında hiç konuşulmamış gizli bir anlaşma vardır; eve geliş saati en geç gece 12’dir. (İstanbul için 01.00.)
O saate kadar ikisi de rahattır.
Amma...
Saat gece yarısını 10 dakika geçse...
Ve o gelmezse...
Hâlâ gelmemişse...
Ki 23.00 itibariyle evdeki sürekli saatine bakmaya başlamıştır bile, olay başlar.
Önce arar veya mesaj atar. Sakin ama kızgın bir ses tonuyla, “Neredesin?” diye sorar.
Öteki belli ki eğleniyor.
Gelmeye de niyeti yok. Sonra diyalog şöyle gelişir:
“Uzadı hayatım” der yalaka yalaka...
“Ne uzadı? Seslere bakılırsa belli ki eğleniyorsun!”
“Birazdan çıkacağım, seni ararım.”
“Ne arayacan? Bu saate kadar n’apıyorsun anlamıyorum ki? Aynısını ben yapsam...”
“Ya, konuşamıyorum şimdi, birazdan arayım seni.”
Küüttt...
Telefon kapanır.
Bu diyaloğun aslı şudur:
“Nerede kaldın lan? İyi ki izin verdim! Bildim ben b.kunu çıkaracağını... Şimdi hemen kalk oradan.”
“Ne kalkacam? En eğlenceli yerindeyiz. Kafayı da bulduk, herkes yeni yeni cıvıtıyor.”
“Allah bilir kim asılıyor orada sana. Öpüşürsünüz de siz şimdi!”
“Salak salak konuşma 12’den önce öpüşülmüyor mu sanki? Yasak mı var? Ayrıca merak etme öpüşmem de, belki biraz flört edebilirim.”
“Tamam o zaman! Cuma günü ben de çıkayım da gör gününü... Ama ben telefonu bile açmam, ona göre...”
“Aman, şimdi beni rahat bırak da, cumaya ne yapacağını yarın konuşuruz.”
Telefondan sonra huzuru kaçar.
Aslında o telefonun geleceğini, bu konuşmaları yapacağını saat 23.00’ten itibaren biliyordur.
Bile bile yani...
Bile bile orada kalır.
O telefondan sonra da kalır. Eğlenceyi bırakmaz.
Ama biraz hızı kesilmiştir.
En fazla 1-1,5 saat daha kalır. Onun, “işin b.kunu çıkarma” marjı, telefondan sonraki bir saattir çünkü.
İkiye doğru eve gider.
Başını yastığa zor koyar.
Duvarlar fırıl fırıl dönerken, aklından en son şu cümleler geçer:
“Üff... İnsanı böyle huzursuz etmenin ne alemi var? Sanki yapacak olsam gündüz yapamam! Gıcık! İşin yoksa yarın dinle, artık dırdır dırdır...”
Küçük bir kıskançlık hikâyesi
Haberin Devamı

