Geçen hafta pazar günü ne yapalım diye düşünürken aklıma Mutlu Tönbekici’nin büyük emek verdiği Butik Oteller Kitabına bakmak geldi. İstanbul’a yakın daha önce hiç gitmediğim bir yer keşfetmek istedim.Riva yolunda Mahmut Şevket Paşa köyünün çok yakınında Kulinada adlı bir yer dikkatimi çekti kitapta. Kalktık gittik. Çok değişik ve hoş bir yer. Özellikle baharda ve yaz aylarında harika bir hafta sonu keyif yeri.Dönerken daha önce hiç görmediğim Riva’ya uğradık, kumsalda buz gibi ayazda yürümek gerçekten çok hoş. Tavsiye ederim.Aynı yollardan geri dönmemek için Riva’dan çıkışta gördüğüm “Ömerli” kavşağından saptım. Yolu biraz uzatarak ama yeni yer keşfederek gitmek amacıyla.Orman içinde hayli yol aldıktan sonra Öğümce Köyü yakınlarında ağaçların arasında pırıl pırıl ışıldayan dev bir camekan görünce şaşırdım ve durdum.Üzerinde “Cam Ocağı Vakfı” yazıyordu. Bir gazetede okumuştum ama ne yerini biliyordum ne de faaliyetlerini.İçeri girdik. Her tarafta inanılmaz güzel cam eşyalar, hepsi birer sanat eseri gibi.Nitekim zaten öyleymiş. Vakfı İdari İşler Müdürü Nurşen Tuğtekin tanıyıp ilgilenince her yeri gezme şansı yakaladık. Cam eserlerin nasıl yapıldığını fırınların başında gördük. Camın fırından ateş topu gibi çıkarılmasını, sanatçının üfleyerek bu cama şekil vermesini biraz hayretle ama tamamen hayranlıkla izledik.Nurşen Tuğtekin bu vakfın cam sanatıyla ilgili en önemli merkez olduğunu belirterek “Burada inanılmaz işler yapıyoruz. Siz daha önceki bir saatte gelseydiniz buradaki hummalı çalışmayı görecektiniz. Dünyanın her yanından cam sanatçıları buraya gelir, eserlerini burada yapar” dedi.Cam Ocağı Vakfı aynı zamanda bir okul. Çok sayıda cam tutkunu burada cama hayat vermeyi öğreniyor.Sergilenen eserlere bayıldım. O kadar güzel cam takılar, süsler, dekoratif eserler var ki anlatamam.İnce bardaklar, kadehler, sürahiler, tabaklar hiçbir yerde göremeyeceğiniz güzellikte.Tabii fiyatlar biraz pahalı. Ama değer. Buna karşı camdan kolyeler, yüzük ve bilezikler herkesin alabileceği fiyatlarda.Bugün hava karlı ve dışarı çıkmaya pek müsait değil. Ama diyorum ki bir hafta sonunuzu mutlaka burada geçirin.Hem cama nasıl hayat verildiğini ders gibi öğrenerek görün, istediğinizi sorun, hem birbirinden güzel camdan sanat eserlerini bir müze gezer gibi görün, hem de hele havalar biraz daha ısınınca vakfın eşsiz yeşil bahçesinde biraz vakit geçirin.*****İşte bu haftanın fıkralarıPek çok yer kar altında. Dışarı çıkmak zor. Elinizde gazeteniz, ciddi haberleri okudunuz, artık biraz gülümseyin. İşte Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralardan bir demet;Eski dostlarAnnemin 93. yaş gününde ona sürpriz yaparak onun en sevdiği şarkı olan ‘Eski Dostlar’ı o pastasını keserken ağabeyimle beraber bağırarak söyledik, sonra ona sarılıp “Anne, bu şarkıyı seni çok sevdiğimiz için söyledik” dedik. “Mmmm..” dedi annem önüne bakarak “Ben de sizleri çok sevdiğim için dinlemeye tahammül edebildim zaten!”Sokulgan kediBir kadın kedisini kısırlaştırmak, doğurduğu 6 minik yavruyu da arzu edenlere dağıtmak üzere hayvan barınağına getirmiş, barınak görevlisi kediyi kucağına almadan “Kediniz sokulgan mıdır?” diye sormuş. “Çookkk..!” demiş kadın dişlerini sıkarak, “Ve de öyle sokulgand ır ki, onun için k ısırlaştırmaya getirdik ya..!”Büyük indirimKadın sezonluk büyük indirimin başladığı mağazadaki her kıyafeti saatlerce ağır ağır incelemiş, epey mal alıp parasını kasaya öderken saatine bakıp “Ayy, Kocam çok sinirlenecek” demiş. “Aldıklarınızın fiyatını öğrenince eminim size hak verecektir” demiş kasiyer kız. “Normalde evet de” demiş kadın, “2 saat önce aya ğını kırmış, onu hastaneye yetiştirirken indirim afişlerinizi görünce anında buraya saptım.. Anlamadan 3 saat geçmiş, kızacak aslında ama neyse..!”Bombacı köpekAskeri garnizona malzeme getiren TIR nizamiyede durdurulmuş. Dev kamyonun altı ‘aynalarla’ taranmış, şoför mahallinde yapılacak ‘Bomba Kontrolü’ için oraya özel eğitimli bir kurt köpeği çıkarılmış, köpek TIR’ın yatak bölümüne girdiğinde koklamaları hızlanmış, sonunda hırlayarak yatağın içine dalıp battaniyenin altında müthiş debelenmelere başlamış. “Bi.. Bir şey olmaması lazım.” demiş şoför korkudan titreyerek, “Asla bomba, patlayıcı falan olamaz..!” Görevli subay “Sakin olun” demiş “Bunlardan asla bir şey saklamamalıydınız.. Oh olsun.. Öğle yemeğinizi buldu onu yiyor işte..! ”“Sorma kızım”Anne ve babasının küçük bir otomobil kazası geçirdiğini öğrenen karım telefonla hemen annesini aradı, annesi “Sorma kızım” dedi, “Direksiyondayken içim geçmiş uyuyuvermişim.. Senin o baban olacak adam hiç uyarmadı yahu.. İnsan hiç mi dikkat etmez?.. Hayret..! ”İnandırıcılıkİş başvurusunda personel müdürü adama sormuş “Zayıf ve Güçlü yönleriniz hangileridir ” diye. “Benim zayıf tarafım söylediğim gerçeklere insanları asla inandıramam” demiş adam. “Peki, güçlü yanınız nedir?” diye sormuş bu kez personel müdürü. “Şeyy..” demiş adam, “Ben Örümcek Adam’ım..!”Yaşamın 6 gerçeği testi1- Çok enteresandır, boynunuzdaki kas yapısı nedeni ile dilinizi dışarı çıkarttığınız anda kesinlikle tavana bakamazsınız..2- Bütün saf arkadaşlar birinci maddeyi okuduktan sonra bunu hemen denerler..3- Bunun bir “yalan” olduğu gerçeğini kavrarlar..4- Şu anda gülümsüyorsun, çünkü bu numarayı sen de yuttun..5- Bu yazıyı okumasını kesin bir başkasına tavsiye edeceksin..6- Suratında hala o komik gülümseme var..*****Gani Yıldız’danABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, “Birinci sınıf demokrasi hedefleyen bir ülkede entelektüel ve gazetecilerin cezaevinde olmasını anlamıyorum. Bizde ifade özgürlüğü kapsamında insanlar çok aptalca şeyler söyleyebilir” demiş. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok; bizde de ileri demokrasi kapsamında aptalca şeyler yapılabilir.***Soykırım iddialarını çürüten tarihçi milletvekilimiz Yusuf Halaçoğlu iktidara, Fransa’da kabul edilen yasayı iptalin yolunu göstermiş. Türk Tarih Kurumu Başkanı iken kendisine kapıyı gösterenler, şimdi gösterdiği yoldan gider mi hiç?!***İlköğretim müfredatına seçmeli Arapça dersi konulmuş. Arapça dersi “seçmeli” olduğu sürece sorun yok. Yeter ki, “Öğrenciler bu dersi seçmeli!” denilmesin...***Üçüncü köprü bütçeden, yani vergilerimizle yapılacakmış. Anlaşıldı; İstanbul’un iki yakasını birleştirmek uğruna vatandaşın iki yakası bir araya gelmeyecek!***Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, “Demokratik açılım sürecinde hiç vites değiştirmedik” demiş. Doğru, vites hep boştaydı!***P&G’nin yaptığı araştırmaya göre, Türkler dişlerini haftada 1.4 kez fırçalıyormuş. Toplum olarak ortak bir noktada buluşmayı pek beceremeyiz ama anlaşılan diş sağlığını yok saymada “ağız birliği” etmiş durumdayız!
Önceki gün yapılan Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu ilgiyle izledim. Sonuçta Federasyon’un “Şike yapan takımları bir kereliğine küme düşürmeme” talebinin reddedilmesinden çok mutlu oldum.Dün gazetede hem spor servisine hem de futbolla ilgili olduklarını bildiğim arkadaşlarıma “Başlıklar kaos şeklinde atılmış, neden kaos?” diye sordum.Çünkü bana göre ortada kaos falan yok.Ben Fenerbahçeliyim, takımım küme düşürülme tehdidi altında. Beşiktaş da öyle, Trabzon da, diğer 6 takım da.Bir Fenerbahçeli olarak geçen yıl şampiyonluğu “şike yaparak” kazandığımıza asla inanmıyorum.Peki bazı yöneticiler, garanti olsun diye bazı maçlardan önce bir tür anlaşma yapmış olabilirler mi?İnanamam ama tabii ki olabilir. Herkesi kefil olacak kadar tanımıyorum ki.Ama şuna inanıyorum; eğer küme düşme “bir kereliğine” kaldırılırsa, bu Fenerbahçe‘yi çok yakından ilgilendirecektir ve Fenerbahçe’nin maçlarda “şike yaptığı” zimni olarak kabul edilmiş olacaktır.Fenerbahçe “suçsuz olsa bile” bu töhmetin altında kalacağı için uzun yıllar boyunca hep “şikeci” olarak anılacak, pek çok kulüp ve taraftarı ile sürekli bir husumet içinde kalacak.İyi bir Fenerbahçeli olarak “onursuzluk” sayacağım bu suçlama karşısında kalmak beni de, sanıyorum milyonlanca Fenerbahçeli’yi de derinden sarsacaktır.Eğer Fenerbahçe ve diğer başka bazı takımlar şikeye bulaşmışlarsa, gereği ne ise yapılmalıdır. Küme düşmek de dâhil.Küme düşeriz. Bir alt kümede şampiyon olduğumuz gün tekrar geri döner, ama başımız dik, alnımız açık biçimde mücadeleye devam ederiz.Gelelim kaos konusuna. Arkadaşların anlattığına göre kaos şuymuş; Federasyon Fenerbahçe’ye ve diğer kulüplere şimdiden bir ceza verirse bir sorun olmayacakmış. Ancak Federasyon bu kararı veremiyor. Eğer mahkeme sonucu beklenirse, kararın sezon sonuna yetişmeyeceği kesin. Bu durumda UEFA kendiliğinden tüm Türkiye’ye ceza keserek başta Avrupa kupaları olmak üzere Milli Takım’a da önemli bir süre için hak mahrumiyeti cezası verebilirmiş.Bu da Türkiye’nin önümüzdeki 5-8 yıl boyunca hiçbir uluslararası turnuvaya katılamaması demek. Ne kadar adaletli ve hukuka uygun, bilemem.Ama bildiğim şu ki, UEFA eğer Türkiye’de şike yapıldığına kanaat getirdiyse bunun sorumlusu Federasyon’dur, savcılıklardır. Çünkü UEFA bilgileri buralardan aldı.Zamanında hiçbir karar veremeyip, UEFA yetkilileri ile çalakalem konuşmaktan kaçınmayanlar şimdi Türkiye’nin başına açtıkları derdi görsünler ve hesabını versinler.Bunun da ötesinde şimdi asıl görev Başbakan Erdoğan’a düşüyor.UEFA’nın “kanaatle” Türkiye’ye ceza verecek olmasına karşı direnmelidir.İsrail’e “One minutes” demek, Fransa’ya haddini bildirmek, Amerika’ya ayar çekmek, AB ülkelerine posta koymak nasıl yapıldıysa, UEFA’ya da aynısı yapılmalıdır.*****Bu kadar da olmamalıTaraf Gazetesi bazı çevrelerde tabuları yıkan gazete olarak tanımlanabilir.Bazı konularda çok cesur çıkışları da olabilir.Kimilerince korkusuz, kimilerince de görevli olarak kabul edilebilir.Ancak bunların hiçbiri bu gazeteye tüm Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti’ne bu kadar ağır hakaret etme hakkı vermez.Bu gazetenin bazı başlıklarına bakıyorum, çok şaşırtıcı.Örneğin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda “Cumhuriyet’i kutladılar” diyor.10 Kasım’da “Atalarını andılar” başlığı kullanılıyor.Önceki günkü başlıkları ise “Sıra andınızda” diye atılmış.Yani Türkiye ile ilgili konularda bu gazete sanki “üçüncü şahıs” gibi.Peki siz kimsiniz? Neyi temsil ediyorsunuz?Bu Türkiye sevgisizliği ve öfkesi içinizde nasıl ve neden bu kadar yer etti?..***Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyareti sırasında, okula üç yumurtayla gelen öğrenciye, yumurta başına 44 ay hapis cezası istemiyle dava açılmış. Bu ülkedeki “ileri demokrasi”yi anlayabilmek, “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan?” sorusunu çözmek kadar zor! (Gani Yıldız)*****Kaçakçılığa bakınNe önemli sorular soruyoruz, kimse cevap vermiyor, sonra ironiyle karışık bir yazınıza bir ilin valisi anında cevap veriyor.34 kişinin öldüğü Uludere’deki talihsiz olaydan sonra kaçakçılıkla ilgili yazdığım bir yazıda “Güneydoğu’da kaçakçılığı meşru hale getiren devlet Batı’da örneğin Bodrum’da Marmaris’te kimseye göz açtırmıyor” demiştim. Yazıya “Ama kaçak ve sahte içkinin de önüne geçilemiyor” cümlesi eklemiştim.Bu yazım üzerine Muğla Valisi Fatih Şahin’den bir açıklama aldım. Son derece nazik açıklamada Muğla İli’nde (Marmaris ve Bodrum Muğla’ya bağlı) kaçak ve sahte içkiye asla göz yumulmadığı kaydediliyor.Valinin açıklamasına göre 2011 yılında Muğla’da 196 kaçak içki operasyonu yapılmış ve 309 kişi gözaltına alınmış. Bu operasyonlarda 72 bin 567 şişe kaçak ve sahte içkiye, ayrıca on binlerce paket kaçak sigara, tütün ve puroya el konmuş. Kaçak içki yapımında kullanılan 95 kilo etil alkol ele geçirilmiş.Muğla’nın jandarma bölgelerinde yapılan operasyonlarda yakalanan kaçak malların dökümü ise çok ilginç. 26 kilo esrar, 108 sentetik uyuşturucu hap, 7 bin 580 adet Hint keneviri kökü, 65 haşhaş kökü, 15 ton akaryakıt, 125 altın sikke, 26 som altın tarihi eser, 114 kazı malzemesi, 402 adet sahte 100 liralık, 128 adet sahte 50 liralık, 19 adet sahte 20 liralık, 70 puro. Bunların dışında 983 kaçak göçmen yakalanıp sınır dışı edilmiş.Vali’ye duyarlılığı için teşekkür ederim.*****Mehmet Altan’a haksızlıkMehmet Altan Star Gazetesi’nden ayrıldı. Kimine göre istifa etti, ama AKP ve yandaşlarına göre işten çıkarıldı. Çünkü “fikri” olarak desteklediği AKP uygulamalarının artık yolundan çıktığını ve iktidarın eleştirdiği eski yönetimler gibi davrandığı yazıyordu. Gazetesi buna tahammül göstermedi.Şimdi Altan’a karşı müthiş bir kampanya var. Mehmet Altan’ın iktidarı eleştirmesini eleştiriyorlar.Ama bunlarda ahlâk, vicdan, namus pek olmadığı için bunu bile en vahşi biçimde yapıyorlar.Örneğin biri demiş ki “68’den beri yazıyor ama kimse okumaz, ciddiye de alınmaz.” İyi de kardeşim madem okunmazdı ve ciddiye alınmazdı, Star gibi iktidarın en iddialı gazetesi neden yıllarca Başyazar olarak tuttu Mehmet Altan’ı.Bunlar eleştirmek için değil can yakmak için yapılan şeylerdir. “Sen kötü yazarsın okunmuyorsun, ciddiye alınmıyorsun” suçlamasına kimse cevap veremez. Bunu sizin için yazan da keyifle gerinip “Nasıl çaktım ama” der çevresine.Vaktiyle genç bir oğlan yazar aynısını benim için yapmıştı. “Biz aramızda üzülürüz, kötü yazı yazar, kimse okumaz ve ciddiye almaz” diye yazmıştı benim için. Sonra her nedense kaçıp gitti Türkiye’den. Melanetlerine gittiği ülkeden devam ediyor.O genç oğlan gazeteci uzaklarda debeleniyor, bense hâlâ kötü yazan okunmayan ve ciddiye alınmayan yazar olarak devam ediyorum.
Son yılların en gözde kavramı demokrasi. Sabahtan akşama herkesin ağzında demokrasi. 12 Eylül darbecileri de her gün Atatürk’ten söz ederdi. Milleti kusturacak hale getirmişlerdi. Zaten sonunda anlaşıldı ki, Atatürk diye diye meğer Atatürk’ü milletin zihninden silmeye çalışıyorlarmış.Geldiğimiz nokta bunu kanıtlıyor.Şimdiki demokrasi tutturmasının da sonucu bu olacak diye korkuyorum.Demokrasi bir yaşam biçimidir. “Ben demokratım” deyince demokrat olmuyorsunuz.Önemli olan olaylar karşısında alacağınız tavırdır. Lafa gelince herkes demokrat olduğunu söyleyebilir, ama sıra uygulamaya gelince işler değişiyor.Hep bildik konulardan değil, iki farklı olaydan yola çıkarak örnek vermek istiyorum. Çünkü bu örnekler ağızlarından demokrasiyi düşürmeyenlerin, basit bir olay karşısında nasıl duvara tosladıklarının resmi bana göre.Geçen hafta Ergenekon davası nedeniyle uzun süredir tutuklu olan Doğu Perinçek’in savunmaları sırasında suç işlediği gerekçesiyle hakkında davalar açıldığını ve şu ana kadar kesinleşen davalar sonucu 16 yıl hapse mahkûm olduğunu yazmıştım.Bu durumun adalete ve demokrasiye aykırı olduğunu belirterek “Henüz bitmemiş bir davanın savunmasından suç çıkararak, belki de beraat edecek bir kişinin mahkûm edilmesinin vicdanları da yaralayacağını” yazmıştım.O yazıdan sonra mesajlar yağmaya başladı. “Sen o adamın kim olduğunu biliyor musun?” türü mesajlar en masum olanlarıydı. Perinçek’in darbeci olmasından, PKK liderinin elini sıkmasına, 12 Mart döneminde karıştığı olaylardan ulusalcılığına kadar pek çok suçlama yapılıyordu bu mesajlarda.Kısacası denilen şuydu: “Demokrasi ve adalet istediğin adama dikkat et.”İnsanlar suçlu da olabilir. Ama bu onların demokratik haklarının ellerinden alınmasını haklı kılamaz. Beğenmediğiniz, fikirlerine katılmadığınız kişilerin başına gelenlere sırtınızı çevirirseniz, demokratlığınız lafta kalır, sahte olur, samimi olmadığınız anlaşılır.Gelelim ikinci olaya. CHP Milletvekili Mahmut Tanal Diyarbakır’da KCK davasını, üyesi olduğu Meclis İnsan Hakları Komisyonu adına izlemeye gitmişti. Duruşmadan başlamadan, daha önce milletvekili olan Diyarbakır İnsan Hakları Derneği Şube Başkanı tutuklu Muharrem Erbay’ın elini sıkmış ve konuşmaya çalışmıştı.Ancak jandarma zor kullanarak milletvekilini engellemiş ve salondan dışarı çıkartmıştı.Tanay kapının önünde basın açıklaması yapmak isteyince bu kez de polis tarafından itilip kakılarak uzaklaştırılmıştı.Bu haber Vatan’da da yayınlandı. Haberin yorumlarına baktım, tıpkı Perinçek yazısındaki gibi “garip” mesajlar vardı. “O milletvekilinin orada ne işi var?” veya “Oh olsun, teröristin elini sıkana az bile” diyorlardı. “İşte CHP’nin kime hizmet ettiğini görüyorsunuz” türü mesajlar çoğunluktaydı.Her iki konuda da tepki gösterenler AKP’liler. Zaten mesajlara baktığınızda, bunların başkasından gelmesi mümkün değil.Demek ki AKP tabanı, bütün demokratik söylemlere rağmen, demokrasiyi sadece kendi görüşlerinin benimsenmesi ve savunulması olarak görüyor. Bunun dışında kalan her şeye sırt çevrilebilir. Beğenmedikleri kişilerin ne demokratik hakları, ne kişisel mahremiyeti kalabilir.*****Sevince bakın, milli güvenlik dersleri kalkmışTürkiye’ye “yeni “ sıfatı ekleyerek kendilerini daha demokrat sananlar, adeta kafayı yemiş biçimde bir “sivilleşme” tutturmuşlar ki, evlere şenlik.En son sevinç kaynağı da liselerdeki milli güvenlik derslerinin kaldırılmış olmasıymış. Biraz daha sivilleşmişiz.“33 yıl önce konmuştu bu dersler” diyorlar. Kafam karıştı. Ben liseden mezun olalı 37 yıl oldu, benim zamanımda milli güvenlik dersi vardı.“Sivil” kafalar, milli güvenlik derslerine üniformalı subayların girmesini “öğrencileri orduya özlemle bağlamak” olarak niteliyorlar.Vallahi onu bunu bilmem, milli güvenlik dersleri liselerdeki en “matrak” derslerdi.Gerçekten üniformalılar gelirdi. Komutan hoca derse girerken, en gür sesli öğrenci “dikkaaaaat” diye bağırırdı. Herkes ayağa fırlar, esas duruşa geçerdi.Mecburiyetten mi? Yooo, dalgamızı geçmek için.O yıllarda hiçbirimiz milli güvenlik dersindeki komutan hocanın üniformasından etkilenip de askerliği falan sevmedik.O üniformalı komutan hocalar da derslerin tiye alındığını bilirlerdi zaten. Gülerlerdi karşılama ve uğurlamalara.Kalkması iyi mi oldu? Evet. O başka konu. Ama bunların zannettiği gibi daha sivil olduk diye değil, böyle bir ders için ordudan subay istihdam edilmesi yanlıştı.*****Çocuklara umre tatiliSessiz sedasız çocuklara umre tatili projesini uyguladılar. Sorarsanız çok iyi niyetle hazırlanmış gibi.Hazır tatil var. Çocukların İslam dini için en önemli merkez olan Mekke’ye gitmelerinde, Kâbe’yi ziyaret etmelerinde ne mahzur olabilirmiş? Neden karşı çıkanlar oluyormuş? Çocukların dinlerini iyi öğrenmesi neden rahatsız ediyormuş?Günümüz ikliminde bu propaganda çok iş yapıyor. Karşı çıkınca ağzı salyalı güruhlarn saldırısına uğruyorsunuz.Ama fark etmez. Gerçekleri söylemek gerek.Umre bir tatil, bir gezi değildir. Umre dini bir vecibedir. Hac mevsimi dışında Kâbe’nin ziyaret edilmesidir ve uygulaması tıpkı hac farzı gibidir.Çocuklar Kâbe’ye müze gezdirilir gibi götürülmüyor. Bütün dini vecibelerin yerine getirilmesi de sağlanıyor.Oysa Türkiye laik bir ülke. Dini bir vecibe, ailelerin dini duyguları istismar edilerek kampanyalar halinde yerine getirilemez. Bu suçtur.Ayrıca bu sözde tatil amaçlı gezilerin ardında çok hince bir düşünce de yatıyor.Bizdeki ritüellere göre hacca ya da umreye gidenler, dönüşlerinde pek çok dünya nimetinden elini ayağını çeker. Hacdan önce içki içen, eğlenmeyi seven, denize giren, başı açık gezen, dönüşte bunlardan vazgeçer, daha mütedeyyin bir hayata geçer.İlkokul çağındaki çocukları umreye götürmek, onları daha küçük yaşlarından itibaren dünya nimetlerinden de mahrum etmeyi ve daha dini bir yaşam sürmeye itmeyi amaçlamaktadır. Bunu da görelim.*****12 Martzedeler hâlâ bekliyorDemokratikleşme kapsamı içinde, irtica nedeniyle ordudan atılan subay ve astsubaylara af çıktı ve bu nedenle orduyla ilişkisi kesilen herkes özlük haklarına kavuştu biliyorsunuz.Bunun tek istisnası 12 Mart döneminde, sol faaliyetlere katıldıkları için önce tutuklanıp hapsedilen daha sonra res’en emekli edilen subay ve astsubaylar.Onlar yasada yazılan “yargı yolu kapalıysa” ibaresi yüzünden haklarına kavuşamıyorlar.Oysa bu subay ve astsubaylar res’en emekli edildikleri için yargı yolu onlara hiç yoktu.Bunu daha öncede dile getirmiştim, ama sorun çözülmüyor bir türlü. Mağdurlarla yaptığım görüşmelerden anladığım kadarıyla hükümet konuya önyargılı yaklaşmıyormuş. Tamamen teknik nedenle sayıları sadece 1400 olan mağdurlar haklarına kavuşamıyormuş. Mağdurlar, yaptıkları temaslardan umutlu olduklarını söylüyorlar ama adım da hâlâ atılmış değil. Çok mu zor?*****Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaptıkları nakillerle göğsümüzü kabartan hocalarımıza bir mesaj gönderelim: “Bu ülkede insanların en çok beyne ihtiyacı var. Lütfen en kısa zamanda beyin naklini de gerçekleştirin!” (Gani Yıldız)
Futboldan siyasete geçerek AKP saflarından milletvekili seçilen Hakan Şükür önceki gün adliyedeydi. Çünkü avukatıyla birlikte Futbol Federasyonu Başkan Vekili Göksel Gümüşdağ, eski Başkan Mahmut Özgener ve Aziz Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulunuyordu.İddiaya göre şike davası sanıklarından Göksel Gümüşdağ, bir telefon konuşmasında Hakan Şükür’e ağır hakaretler etmişti. Özgener ve Yıldırım da aynı tür konuşmalar yapmakla suçlanıyor.Kişilik hakları ve gururunun kendisi için en önemli özellikler olduğunu belirten Hakan Şükür de bunun hesabının sorulmasını istiyor ve adalete güvendiğini açıklıyordu.Hakan Şükür kendi açısından haklı olabilir. Elbette kimsenin kimseye hakaret etme hakkı yoktur, bunu yapan adalet önünde bedelini öder.Ancak Hakan Şükür’ün düşünmesi gereken bir nokta daha var.Şükür bu üç kişinin kendisini hakaret ettiğini nasıl öğreniyor?Dinlenen telefon konuşmalarında söylenen sözlerin polis tarafından tape edilmiş metinlerinden.Sadece bundan da değil, bu metinlerin medyaya dağıtılması ve medyanın bunları çarşaf çarşaf yayınlaması üzerine öğrenmiş.Demek ki Hakan Şükür’ün suç duyurusunda bir eksiklik var. Şükür bu konuşmaları medyaya dağıtan kişiler hakkında da suç duyurusunda bulunmalıydı.Hatta ounla da yetinmeyip, şike davası ile hiçbir ilgisi olmayan bu konuşmaları iddinameye koyan savcılar ve iddianameyi aynen kabul eden hâkimler için de aynı girişimde bulunmalıydı.Hakan Şükür şunu düşünmeli; hangimiz iki kişi arasında geçen konuşmalarda üçüncü şahıslar için kötü sözler söylemeyiz?Herkes elini vidanına koysun. En can arkadaşlarımız için bile bir başkasıyla konuşurken duyduğunda onu rencide edecek sözler ettiğimiz olur. Ama bunlar gerçek ve samimi fikirlerimiz olmadığı gibi, günlük akış içinde laf ola beri gele kabilinden sözlerdir.Yeri gelir kardeşiniz, en yakın arkadaşınız, patronunuz, müdürünüz hatta anne babanız için bile asla yüzüne söylemeyeceğiniz ve asla gerçek fikriniz olmayan sözler söyleyebilirsiniz.Ama biri bu konuşmaları kâğıda döküp muhataplarına gösterirse işin tadı kaçar. Ben de bilirim en yakın arkadaşımın başka biriyle konuşurken benim için yakışıksız sözler söyleyebileceğini, ancak eğer bu konuşma önüme konursa canım sıkılır elbette.Polisin ister yasal ister yasa dışı, yaptığı dinlemelerin tapelerini, davalarla ilgili olsun olmasın medyaya dağıtması kişilik haklarına yapılmış en büyük saygısızlıktır.Ne yazık ki bu uygulamalara çok alıştığımız gibi neredeyse yeni telefon deşifrelerini bekler olduk.Hakan Şükür, yeni bir siyasetçi olarak bunu da düşünmeli ve suç duyurusunu herkes için yapmalıdır.*****İçimi sızlatan fotoğrafGeçen hafta Balıkesir’deydim. Balıkesir’in en eski gazetelerinden Yeni Haber’in kurucusu Ekrem Balıbek’i anma ve genç köşe yazarı ödül töreninde bulundum.60 yılını gazeteciliğe adayan, 44 yıl önce kurduğu gazete ile Balıkesir’de bir çığır açan Ekrem Balıbek anısına düzenlenen panelde Önder Balıkçı’nın moderatörlüğünde, Nail Güreli, Turgay Olcayto ve Mustafa Mutlu ile basın ve demokrasiyi konuştuk.Gazeteyi babasından devralan Esen Balıbek’in nazik ev sahipliğinde çok güzel ve anlamlı bir gün geçirdik.Toplantının yapıldığı Basri Otel’in tam karşısında, 5 yıl okuduğum Atatürk İlkokulu’nu görünce dayanamayıp gittim.Müdür ve Müdür Yardımcısı çok yakınlık gösterdi, eski okulumu gezdim, 1962’deki kayıt kütüğümü çıkardılar, o günkü fotoğrafıma baktım.Okulumu gezerken, müdür katındaki eski öğretmenlerin topluca çektirdikleri fotoğraflara takıldı gözüm. Önce doğal olarak kendi dönemimin öğretmenlerine baktım.Hayatımda çok önemli yeri olan öğretmenim, (benden sonra beş yıl da kardeşim Cem’e öğretmenlik yapmıştı) Hüsniye (Arıklarlıoğlu) Çağlayan’ı gördüğümde gözlerim doldu.Hâlâ hayatta mı öğrenemedim, yaşıyorsa hasretle ellerinden öperim.60’lı 70’li yılların öğretmen fotoğraflarına bakarken açıkçası yüreğim sızladı.O dönemin öğretmenlerinin kıyafetleri, aydınlık yüzleri, kendilerine güvenen dik duruşları, heybetleri Türkiye’nin nereden nereye getirildiğinin de bir tablosuydu sanki.Sözde demokrasi, sözde özgürlükler, sözde hesaplaşmalar adı altında Türkiye’nin getirildiği nokta, o fotoğraflarda bir ibret belgesi gibi duruyor.40 yıl önceki fotoğraflar pek çok okulun duvarlarında asılı. Herkes kendi okuluna gidip bakabilir. Bakın o fotoğraflara, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.*****Şimdilik sakinFransa çok kötü bir şey yaptı. Buna hiç kuşku yok. Tepki göstermemiz ne çok normal.Bazıları iktidar kesiminden bazıları da milliyetçi duyguları kabaran kesimlerden gelen “çok şiddetli tepki gösterilmesi” talepleri şimdilik hükümet tarafından pek ilgi görmüyor gibi.Başbakan öfkeli ama makul bir açıklama yaptı dünkü AKP Grubu konuşmasında. Gözlediğim kadarıyla hükümet Fransız mallarına boykot, Fransız şirketlerinin çalışmasını engelleme, turistlere kötü muamele gibi aslında bize daha fazla zarar verecek yaptırımlardan uzak durmaya çalışıyor şimdilik.Elbette Fransa’nın canı ticari olarak yakılmalıdır, Fransızlar Türkiye’ye yaptıkları haksızlığı maddi olarak da hissetmelidir, ama bunun yolu kendimize zarar verecek anlık öfke patlamaları halinde olmamalıdır.Türkiye bu badireyi uluslararası hukuk alanında göstereceği akıllıca çabalar ve tamamen bağımsız tarihçilere bırakılmış bir tarihsel belge-kanıt toplama operasyonuyla atlatabilir.Başbakan’ın dün beklendiğinin aksine hemen bir eylem planı açıklamaması bu konuda sağduyunun hâkim olacağının göstergesi olmalıdır.*****Genelkurmay Başkanlığı, orduevleri ve sosyal tesislerde rütbe ve sınıf ayrımı uygulamasını sona erdirmiş. Mantıklı; çünkü o uygulamaya artık cezaevlerinde ihtiyaç var! (Gani Yıldız)*****Bir alçaklık örneğiŞimdilerde telefon dinleme kayıtları, eğer hedef kişi aşağılanmak, karalanmak isteniyorsa anında medyaya dağıtılıyor.Yakın geçmişte daha farklı uygulamalar da vardı.Örneğin tanık olduğum uygulamadan söz edeyim size.1999- 2004 arasında hatırlarsınız büyük banka operasyonları yapılmıştı. Pek çok bankaya el konulmuş, ismi çok bilinen bazı banka-medya sahipleri “çetecilikten” yargılanmış, bir kısmı hapse de girmişti.Telefon dinlemeleri o zaman da yapılıyordu.Ama ne yapıyorlardı biliyor musunuz bu telefon dinleme kayıtlarını, adı geçen önemli kişilere özel servis ediyorlardı.Örneğin bir banka sahibi ekonomiden sorumlu bakan için hakaret sayılabilecek sözler söylemiş telefonda. Sadece o sözleri içeren metinler ilgili bakanın önüne konuyordu.Ya da bir patron askerlerle ilgili küfürler etmiş telefonda konuştuğu kişiye. Ertesi gün o komutanın önüne konuyordu bu sözler.Alçaklığın böylesi yapılıyordu işte. Kimbilir belki hâlâ yapılıyordur.
Önümüzdeki günlerde CHP’yi her zamankinden biraz daha fazla konuşabiliriz. Çünkü kurultaydan önce bir “tüzük kurultayı” yapılmasını isteyenlerin topladığı imzalar yeterli sayıyı buldu ve geçti.Bu durumda gözler Genel Başkan’da. Kılıçdaroğlu yeterli sayıyı bulan tüzük kurultayı çağrısına olumlu yanıt verirse, CHP en geç iki ay içinde tüzüğünü değiştirmek üzere toplanacak.İşin aslına bakarsanız Kılıçdaroğlu’nun bu tür bir imza kampanyasını beklemesi bile gereksizdi.Çünkü seçildiği gün CHP tüzüğünün antidemokratik maddeler içerdiğini bizzat kendisi belirtmiş ve tüzüğü demokratik hale getireceğine söz vermişti.Kılıçdaroğlu bu sözünü tutmuyor değil, ama biraz değişiklik yaparak yerine getirmekten yanaydı.Tüzüğü, zamanında yapılan olağan kurultayda değiştirmeye karar vermişti.Ancak pek çok partiliye göre bu tutum kendi içinde çelişiyor.Çünkü kurultaya giderken yapılacak il-ilçe kongrelerinde delegeler eski, yani antidemokratik olarak nitelenen tüzüğe göre belirlenecek.Bu durumda zaten eleştirilen tüzükle seçilmiş olan delegelerle bir tüzük değişikliğine gitmenin anlamı olmayacağı savunuluyordu.CHP’de şu anda muhalif olarak nitelenebilecek kesimler öne geçmiş görünüyor. Bunun önündeki tek engel Kılıçdaroğlu. Ancak Genel Başkanı’nın gelen talep üzerine tüzük kurultayını yapmama yoluna gitmeyeceği belirtiliyor.Peki Kılıçdaroğlu tarafından kabul edilirse, kabul tarihinden itibaren 45 gün içinde yapılması gereken tüzük kurultayı CHP’de bir çatlağa neden olabilir mi?Muhalif kesimin şu sıralar önde görünen isimlerine göre bir sorun çıkmayacak. Çünkü muhaliflerin amacı Kılıçdaroğlu’nu koltuğundan etmek değil, tüzüğü demokratik hale getirmek ve parti içi demokrasiyi oluşturmak.Muhalif isimlere göre parti içi demokrasinin sağlanması halinde zaten siyaset kendi olağan yolunda sürecek ve sorun ortadan kalkacak.Ancak aldığım bazı duyumlara göre tüzük kurultayı bir seçimli kurultaya da dönüşebilir. Bu durumda Kemal Kılıçdaroğlu’nun koltuğu da sallantıya girebilir.Muhaliflerin şu anda öne çıkan bir Genel Başkan adayı yok. Ya da en azından “tüzük kurultayını seçimli yapalım” diyerek bir aday gösteren çıkmadı ortaya.Buna karşı CHP’nin geleneğinde “beklenmedik gelişmeler yaşandığını” belirtenler “Hiç belli de olmaz, bir bakarsınız çok sürpriz isimler ortaya çıkabilir. Genel Başkan bile değişebilir” diyorlar.Genel Başkan’ın bu aşamada değiştirilmesinin yanlış olacağını savunan bazı CHP’lilerin ise “tüzük kurultayında hiç olmazsa Parti Meclisi’ni de yenilemeliyiz” dedikleri duyumunu alıyorum.*****Kayseri Şeker Fabrikası yeniden doğuyorKayseri Şeker Fabrikası Basın Yayın Halkla İlişkiler ve Protokol Müdürlüğü’nden Serdar Gökhan Çiçek ve Okan Nakipoğlu bir ay kadar önce İstanbul’da ziyaretime geldiler.Kayseri Şeker Fabrikası’nın batma noktasına geldiğini, ama fabrikaya kayyum olarak atanan yeni yönetimin fabrikayı küllerinden yeniden doğurduğunu söyleyerek “Kayseri’ye gelin kendiniz görün lütfen” dediler...Annem, babam, öğretmenlikten önce Şeker Fabrikaları’nda çalışmıştı. Kardeşim Cem biz Erzincan Şeker Fabrikası’ndayken doğmuştu. Şeker Fabrikalarını ve fabrikaların koloni yaşamını az çok bildiğimden yıllar sonra tekrar bir şeker fabrikası görmek için bir grup gazeteci ile birlikte Kayseri’ye gittim.Kayseri Şeker Fabrikası’nın bizim yaş grubu için önemli yeri vardır.Toz şeker ya da kıtlama denilen taş gibi şekerleri kullanırken Kayseri’de ilk kez “lüks küp şeker” üretilmişti. Diğer şekerler çayın içinde dakikalarca erimezken Kayseri Küp Şekeri atılır atılmaz erirdi. Biraz pahalıydı tabii. Bizim eve misafirler için alınırdı.Kayseri Şeker Fabrikası pancar üreticilerinin kurduğu bir kooperatifin yönetimindeymiş daha önce. Ancak o yönetim yanlış yatırımlar yapmış, bunun üstüne bir de yolsuzluklar eklenince şirket 636 milyon lira borca girmiş.Fabrika yöneticilerinden bir kısmı yolsuzluk iddiasıyla tutuklanmış. Yerlerine Hüseyin Akay başkanlığında bir kayyum heyeti atanmış.Yeni yönetim batık durumdaki fabrikayı kurtarmak için kolları sıvamış. Gereksiz ya da zarar eden bazı yatırımları durdurmuş, kapasite artırıcı önlemler alınmış.Sonuçta borç miktarı neredeyse yarı yarıya indirilmiş. Yönetimin hesaplarına göre her yıl 100 milyon liranın üzerinde borcun ödenmesi mümkün olacakmış. Bu durumda fabrika 3 yıl içinde borçsuz hale gelecek.Siyasi baskılar olmadan, yolsuzluğa bulaşmadan, özgür bir çalışma ortamı sağlanması halinde batmış şirketlerin bile kurtarılması sevindirici bir gelişme.*****Bu nasıl bankacılık?Başıma geldiği için yazmak istiyorum çünkü belli ki bu durum pek çok kişinin de başına geliyor.Maaşım Garanti Bankası’na yatıyor. Bütün ödemelerim ve harcamalarım da bu banka üzerinden yapılıyor ve bir de kredi kartı kullanıyorum.Herkesin yaşadığı gibi zaman zaman ödeme güçlüğünü ben de çekiyorum ve kredi kartı ödemelerinde gecikme oluyor.Ancak banka yeni bir uygulama başlatmış. Bir dönem gecikme bile olsa, kredi kartı borcunu, eğer hesapta para varsa otomatik olarak çekiyor. Siz henüz ödemelerinizi yapmamışsınız, otomatik ödemeleriniz bekliyor ama bir bakıyorsunuz maaşınızdan kredi kartı borcu çekilivermiş.İki aydır başıma geliyor ve diğer ödemeler konusunda ne yapabileceğimi bilemiyorum. Şubeye soruyorum, “Genel Müdürlük kendisi yapıyor” cevabını veriyorlar.Borç elbette borç, ama herhalde bunları nasıl ödeyeceğimiz konusu kendimize ait olmalı.Bankanın yaptığı şuna benziyor. Birinden alacağınız var, onun bir yerden para aldığını öğreniyorsunuz, yolunu kesip cebinden paranızı alıyorsunuz. Sonra da diyorsunuz ki “Bana borcu vardı, ne var bunda?” Olabilir mi bu?Böyle yaparsanız adalet yakanıza yapışır. Ama banka sizin hesabınızdan “Bana borcun var” diye sizden habersiz para çekerse hiçbir şey yapamıyorsunuz.*****Bravo Genelkurmay’aMustafa Mutlu’nun pazar günkü yazısını okurken içim buruldu. Mutlu, Başbakan tarafından Genelkurmay Başkanı’na bir zırhlı araç verildiği haberi üzerine bir yorum yazmış. O yorumun yayınlanmasından sonra Genelkurmay’dan haberle ilgili bir yalanlama gelmiş.Meğer o zırhlı araç Genelkurmay Başkanı’na verilmemiş. Bir özel görev yapan dış temsilciliğe tahsis edilmiş.Burası da karışık, özel görev yapan dış temsilcilik ne demek. Bir tür derin devlet işi mi acaba?Bir haber yalanlanabilir, yalanlamadan önce üzerine yorum da yapılmış olabilir. Ama Genelkurmay Mustafa Mutlu’yu arıyor ve “Erdemliysen özür dilersin” diye uyarıyor. Çok garip. Mustafa Mutlu yalanlamaya rağmen yazmamış ki o yazıyı. Dur bakalım; bekle, yalanlamayı görünce belki bir şey yazar.Ama ordunun her türlü hakarete uğramasına sessiz kalan, hakkındaki ağır suçlamalara hiçbir cevap veremeyen Genelkurmay, nedense Mustafa Mutlu’ya karşı şahin kesilivermiş.O Genelkurmay eğer sıkıyorsa bir yandaş yazara açıp o tehdit kokan sözleri söylesin bakalım.
Sevgili okurlar; geçen haftanın en önemli gelişmesi kuşkusuz Hrant Dink davasının hiç kimseyi tatmin etmeyen sonucuydu. Kanlı cinayetin sadece iki kahvehane lümpeninin üzerine yıkılması, cinayette ihmalleri bulunan devlet görevlilerinden hesap sorulmaması mantıkları zorladığı gibi vicdanları da ağır yaraladı. Ancak olayın arkasında derin güçler arayanların söz ve tutumları da hayret vericiydi.Örgüt beğenmekDink davasının sonucuna kamuoyu ortak tepki verdi ama, özellikle AKP tarafı, yandaşları ve yalakaları ısrarla Ergenekon’u hedef göstermeye çalıştı. Bunlar neredeyse üşütüp grip olmalarından bile ne idüğü belirsiz Ergenekon’u sorumlu tutacak hale geldiler. Bu nasıl Ergenekon’sa, Dink’i öldürmek isteyenler de, katilleri ortaya çıkarmak isteyenler de aynı kişiler aslında. Mantıksızlığı da görmüyorlar.Ergenekon yok diyebilmekZaman zaman Ergenekon diye bir örgüt olmadığını söylediğimde, öfkeye kapılanlar oluyor. Ama söylediğim şu; geçmişten günümüze kendini devleti korumakla yükümlü hisseden kimileri, yasa ve hukuk dışı işlere bulaşarak, başta cinayetler olmak üzere pek çok suç işlediler. Bunları ortaya çıkarmak ayrı, beğenmediğiniz herkesi bu kapsamda toplayıp hapishanelerde çürütmek ayrıdır.Terör örgütü yaratmakAKP’nin “kapatılmama” kararından sonra “Bir daha başıma böyle bir iş gelmemeli” diyerek başlattığı Ergenekon operasyonunun eksik ayağı “terör örgütü” olarak tanımlanabilmesiydi. Bunu sağlayabilmek için Danıştay cinayeti akıl almaz sözde kanıtlarla Ergenekon’a monte edildi. Ama tek bir olay herkesi kapsamaya yetmiyor. Dink davası ve belki başkaları bunun için Ergenekon kapsamına alınmak isteniyor.Oyuna gelmemek gerekHukuk burada oyuna gelmemeli. Hırant Dink davası mutlaka daha kapsamlı araştırılmalıdır. Ancak AKP yandaşlarının hezeyan dolu bağırışlarının altında ezilerek davayı hemen Ergenekon’a bağlamak hukuku çiğnemek olacaktır. Özel yetkili savcılar ayrı bir soruşturma başlatarak cinayette adı geçen herkesi tekrar değerlendirmeye almalıdır. Ancak bunun AKP ve yandaşlarının canını sıkması ihtimali vardır.Arkasından ne çıkar?Dink olayını Ergenekon’a mal etmek kolay yoldur. Oysa bu olayda şimdilik “ihmalleri var” denilen bütün yetkililer AKP iktidarı döneminde göreve getirildikleri gibi neredeyse tamamı bu cinayetten sonra terfi etmişlerdir. Savcıların sıkı bir inceleme yapması halinde karşımıza hiç beklenmedik bir örgüt çıkma ihtimali de vardır. İktidarın bunu göze alması mümkün olmayabilir. O halde yapılacak bellidir.Ekle Ergenekon’a kurtulHukuka uysa da uymasa da bu dava yakında Ergenekon’a monte edilecektir. Ondan sonra kimsenin aklında gerçeğin ortaya çıkması, Hırant için adalet sağlanması kaygısı da kalmayacaktır. Ortada her kötülüğün anası bir örgüt olduğuna göre bazıları Dink olayını da çözmüş olmanın huzuru içinde Türkiye sevgisizliğine kaldığı yerden devam edecektir. Bu ibret verici bir oyundur. Türkiye bunu hak etmiyor.Cumhurbaşkanlığı seçimiGeçen hafta Meclis Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğuna ilişkin bir kanun teklifini kabul etti. Şimdilik sorun çözülmüş gibi görünmekle birlikte, kısa bir süre sonra daha büyük bir sorunla karşı karşıya kalabiliriz. Daha önce de söylediğim gibi 2012 Cumhurbaşkanlığı için seçim yılı olabilir. Bana göre şu anda görünmeyen bir savaş var, bunun ilk ateşi de böyle yakılabilir.Anayasa MahkemesiHenüz bir karar açıklamadılar ama parti çevrelerinden aldığım izlenimlere göre eğer Gül bu yasayı onaylarsa CHP Anayasa Mahkemesi’ne gidecek. Anayasa Mahkemesi konu önüne geldiğinde hayli sıkıntılı günler yaşayacaktır. Çünkü kamuoyuna ve iktidara mantıklı gibi gelen “7 yıl” anayasal açıdan doğru kabul edilmeyebilir. Unutulmamalıdır ki, Anayasa Mahkemesi elindeki anayasaya göre karar verir.Önceden yapılacaktıEğer Cumhurbaşkanı’nı halkın beş yıl için seçmesi ile ilgili anayasa değişiklikleri yapılırken, bundan önce seçilecek cumhurbaşkanının görev süresinin 7 yıl olacağı da yazılmış olsaydı şimdi bu sorunu yaşamayacaktık. Oysa şu anda elimizde yeni bir anayasa var ve Anayasa Mahkemesi bu metne göre karar vermek durumunda. Elimizdeki anayasa ise görev süresini çok açık biçimde tarif ediyor.Kimin örgütü?Ergenekon’un içinde kim olduğu belli değil. Çünkü herkes içinde. Bu örgüt Veli Küçük’lerin, Kemal Kerinçsizler’in, mafyacıların örgütü mü, yoksa Mustafa Balbay’ların, Tuncay Özkan’ların, Nedim Şener’lerin, Soner Yalçınlar’ın, İlhan Selçuk’ların örgütü mü? Ortaya çıkan her olaya göre tutuklulardan bazıları ile bağlantı kurarak “İşte görüyorsunuz, bu darbe örgütü, terör örgütü değildir de nedir?” diye sorulamaz.Eskisine göre olur mu?Anayasa Mahkemesi maddeye bakacak. Maddede Cumhurbaşkanı’nın beş yıl için seçileceği yazıyor. Her ne kadar “halk tarafından seçilir” ibaresi Gül’ün 7 yıl görevde kalması gerektiği gibi bir mantığa oturuyorsa da, bir önce seçilen cumhurbaşkanına bir atıfta bulunulmadığına göre Anayasa Mahkemesi “Herkes yeni anayasaya uyarken bir kişi için eski anayasa uygulanamaz” sonucuna varabilir.Siyasi sonuçlarıBu yazdıklarım elbette varsayım. CHP Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyebilir, Anayasa Mahkemesi talebi reddedebilir, ancak Gül’ün 7 yıl yerine 5 yıl görevde kalması ihtimali, bir dizi siyasi çalkantıyı beraberinde getirecektir. Kuşkum bunların önceden planlanıp planlanmadığı hakkında. Gül’le Erdoğan arasında gözle görünmeyen bir çekişme yaşandığı hissine kapıldığım oluyor zaman zaman.Erdoğan’a eleştirilerBaşbakan Erdoğan kuşkusuz siyasetin en güçlü ve karizmatik lideri. Ancak kendisiyle birlikte güçlenen AKP’nin de bir güç odağı olduğunu ve üstündeki gücün partiyi zehirlediği de bir gerçek. Son zamanlarda Erdoğan’a yönelik eleştiriler, özellikle bazı cemaatlerden yükselen aykırı sesler bu iktidar savaşının giderek kızışacağının işaretleri. Abdullah Gül bu noktada pozisyon alıyor bana göre.Seçim kampanyası gibiGül’ün son bir yıldaki tutum ve davranışları tipik bir “seçim kampanyası” niteliğinde. Sürekli gülümseyen bir yüz, aile fotoğrafları, tweet atmalar, Facebook kullanmalar, YuoTube’dan soru cevaplamalar, “her şeyin sorulduğu” TV programlarına çıkmalar sanki Gül’ün “Bir kere daha aday olmalıyım” duygusunun dışa vurumu gibi. Gül’ün Çankaya’yı bir süre daha bırakmak istemediği çok açıkça görülüyor.Partinin başına döner mi?Sanılanın aksine ben Gül’ün Çankaya’yı bıraktıktan sonra AKP’nin başına döneceğini hiç düşünmüyorum. Gül, partiyi Erdoğan’ın yüzde 49 çıtasına bir daha çıkaramayacağını bilecek kadar siyasi deneyime sahip. O halde Çankaya’da bir dönem daha oturmak istemesi de çok doğaldır. Bu nedenle yasayı veto etmez ama Anayasa Mahkemesi’nin “5 yıl” kararına da içten içe sevinebilir bile.Erdoğan’ın adaylığıCumhurbaşkanlığı seçimi 2012’de de 2014’te de olsa rakipsiz adayın Tayyip Erdoğan olduğu kesin. Ancak sorun şu ki, seçim 2012’de yapılmak durumunda kalınırsa ve Gül adaylıkta ısrar ederse ne olacak? Ya da Erdoğan aday olmak isteyecek mi? Seçim 2012’de olursa, Erdoğan iki dönem seçilse bile 2022’de görev süresi bitecek ve hedefi olan 2023’ü dışarıdan seyredecek.5 yılı göze alır mı?Aslına bakarsanız 2012’de seçim olursa Erdoğan Gül’ün tekrar aday olmasını kabul edebilir. Hatta baskın bir seçimle anayasayı değiştirecek güce kavuşup 2017’ye kadar iktidarda kalabilir. Çankaya’ya “Başkan” olarak çıkabilir. Sorun AKP iktidarının 5 yıl daha aynı gücü koruyup koruyamayacağındadır. Yaklaşan tehlikeler Erdoğan’ın hızlı bir yıpranmaya girmesine neden olabilir.İşine de gelebilirTabii tersten bakarsak, Erdoğan’ın hem sağlık durumunu dikkate alarak hem de giderek büyüyen sorunların kendisini yıpratmasına ve popülerliğinin düşmesine yol açmadan Çankaya’ya atlayıp 10 yılını orada geçirmek isteyebileceği de düşünülebilir. Bugün sizlerle varsayımlara dayalı bir ufuk turu yapmak istedim. Siyasetin her an değişebileceği gerçeğini bir kere daha dile getirmeyi amaçladım.Hepinize iyi haftalar dilerim...
Geçen hafta son anda benim hatam yüzünden fıkralar uçtu gitti. Tabii fıkra göremeyince çok kızan okurlar da oldu. Bu hafta tamam. İşte Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralardan bir demet. Buyrun okuyun:Annenin gururu2 anne birbirlerine çocuklarını methediyorlarmış. “Benim oğlum bir melek” demiş birincisi, “Çok çalışkandır, sigara içmez, 2 yıldır bir kadına elini bile sürmedi.” Diğeri “Ay ay ay benim oğlum daha melek” demiş, “Bırak dokunmayı tam 4 senedir gözleri bir kadın görmedi. Bir damla alkol koymadı ağzına.” İlk anne, “Oooo, oğlunuzla gurur duyuyor olmalısınız” demiş. “Tabii ki” demiş diğeri gözleri ışıldayarak, “Önümüzdeki ay koğuştaki arkadaşlarıyla bir parti düzenleyeceğiz. 4 yıllık hücre hapsi bitiyor bir tanemin.”CüzdanKadının biri saat kulesinin hemen önünde cüzdanını düşürmüş. Bunu gören Temel hemen koşmuş arkasından. Tam kadına yetişmiş ki, kadın bir belediye otobüsüne binmiş. Bizim Temel de arkasından aynı otobüse arka kapıdan atlamış. Yolcuları yara yara kadının yanına gelmiş, “Hanımefendi saat kulesinin önünde cüzdanınızı düşürdünüz” demiş. “Hiiii, çok teşekkür ederim” diye cevap vermiş kadın. Çantasını kontrol ettikten sonra da müthiş sevinerek, “Peki cüzdanım nerde?” Temel, “Söyledim ya” demiş sırıtarak, “Saat kulesinin önünde düşürmüştünüz.”GeyikSarışın, bara girip barmenin hemen arkasındaki duvara süs olarak asılı olan geyik başını görüp, ona hayran hayran bakmaya başlayınca, “Ne o?” demiş barmen, “Daha evvel hiç geyik görmediniz mi?” Sarışın, “Bizim oralarda pek yok” diye cevap vermiş şaşkın bakışlarını sürdürerek, “İzin verirseniz arka odanıza geçip hayvanın gerisini de görebilir miyim?”Sevgili- Hocam, arkadaşlarımızla her yıl toplanıyoruz. İçimizden biri eşinden ayrı yaşamaya başladığı için yeni kız arkadaşını aramıza getirdi. Diğer bütün eşler o kızcağıza ve bu olayı gerçekleştirebilen arkadaşımıza sinir oldular, kin ve nefretle baktılar. Sebep ne olabilir sizce?- Bak Çekirge, bir hapishane müdürü olduğunu düşün. Mahkûmlardan biri hapishanenden kaçıyor ve artık ona ulaşılamayacak bir yerden sana dil çıkartıp el salıyor. Diğer mahkûmlara da bu işin pekâlâ başarılabileceği mesajını verip kötü örnek oluyor. Sen olsan sinirlenmez misin? Kudurmaz mısın?Haydi yasaklayalım- 19 Mayıs törenlerini yasakladık.. Programda şimdi ne var?- 30 Ağustos Zafer Bayramı var.. ‘Soğuk’ desek değil.. Ne yapsak?..- ‘Sıcak’ deriz.. ‘Ülkemize gelen turistler askeri törenlerden rahatsız oluyor’ mazereti de fena değil.. Kurtuluş Savaşı gazilerinden de sanırım 3-4 tane kalmış olmalı.. Onlar ölmeden bir kaçını enseleyebilsek bari..- Haklısın.. Kalpaklarından bastırarak arabaya tıkmak hoş olmaz mı? Haberlerde güzel olur..- Ha ha ha ha.. Evet, yay gibi olur kalpaklarının tepesi..- Şehirlerin kurtuluş günleri var?- Mmmm, haklısın.. Şehri kurtarmaya gelen ‘Milis Kuvvetleri’ gösterilerinde her şehirde rezil olsunlar, işgal kuvvetlerinden okkalı bir dayak yiyip popolarına bakıp süklüm püklüm şehri terk edip geri çekilsinler..- Harika fikir.. Zaten öyle olursa birkaç yıl sonra ‘Milis Kuvvetleri’ni oynayacak kimse kalmaz..- Şehir meydanlarındaki heykelleri de önce okul bahçelerine oradan da hoop dökümhanelere..- O biraz zor olabilir.. Bıyıksız Efe heykeli dikildi diye Aydın ayağa kalktı, “Bu Efe mi yoksa hamam oğlanı mı?” diye.. Tarihlerine düşkünler yani..- Tamam da baksana konu milli birlik ve beraberlik olunca üzerinde pek durmuyorlar gibime geliyor.. Konu kesin ‘bıyık’ olduğu için hassaslaşmışlardır.. O zaman önce mevcut bıyığı kalınlaştıralım, sonra ver elini dökümhane.. Hah hayytt!SoyguncuKuyumcu, dükkânındaki tezgahının arkasında otururken kar maskeli bir adam kafası önde vitrinin camına atlayarak ‘şangırrr!’ diye indirmiş. Girmiş bileziklerin arasına. “N.. Ne oluyor?” diye ayağa fırlamış kuyumcu. “Önemli bir şey yok abi rahat ol” demiş kar maskeli soyguncu üzerindeki cam kırıklarını dikkatle temizlemeye çalışırken, “Sadece tuğlamı evde unutmuşum olay o!”*****Okuyabilebiliyor musunuz?Aşağıdaki yazı ilk bakışta şifreli gibi görünüyor.Ama hemen gözünüzü ayırmayın. Birkaç saniye dikkatli bakın. Sonra göreceksiniz ki sanki normal bir yazıymış gibi okuyorsunuz.İnsan beyni böyle muhteşem işte. En güçlü şifre kırıcı:8U M354J 21HN1M121N N3 K4D4RH4R1KUL4D3, 3TK1L3Y1C1 53YL3RY4PT1Ğ1N1N K4N1T1D1R.845L4NG1ÇT4 0KUM4K 20RDU,F4K4T 51MD1 8U 54T1R1 Z1HN1N12K4F4 Y0RM4D4N 0T0M4T1K 0L4R4K0KUY481L1Y0R D3Ğ1L M1?GURUR DUY4B1L1R51N1Z!S1RT1N121N S1V42L4NM451N1H4K3D1Y0R5UNUZ! 83Ğ3ND1YS3N1ZV3 0KUY38İLDİY53NİZ5İZ D3 PA4YL4ŞIN*****Yeni gelen “out”lar “in”lerGeçen hafta birkaç tane “in” ve “out” paylaşmıştım sizlerle. Hafta içinde sizlerden pekçok “in ve out” geldi. Bunların çoğu son yılları kapsıyor. Bakalım beğenecek misiniz?Out: Arabistan’da deve kesmek.İn: Apronda deve kesmek.Out: Sınavda çalışarak yarışmak.İn: Şifre kapabilmek için yarışmak.Out: Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.İn: Parasını veren yan gelir yatar ağa.Out: Türkçe’yi güzel konuşmak.İn: Türkçe’nin içine etme.Out: Oy önemlidir.İn: Doy yeter.Out: Şunu bir fulleyiver.İn: Bugün kaçıncı zam geldi pompacı kardeş?Out: Şuradaki mayo reklamına baaak!İn: Sakın sağına döneyim deme!Out: “Sehven” olmak.İn: Çatır çatır yapmak.*****Gani Yıldız’danAdalet Bakanı Sadullah Ergin, “Tutuklu vekiller köşk adayı olabilir” demiş. Çok normal. Cumhurun iradesini Meclis yerine cezaevinde görebiliyorsak başkanını da Çankaya yerine Silivri’de görebiliriz.***Tüm zamanların doğalgaz tüketim rekoru, sıcaklığın mevsim normallerinin çok altında kalmasıyla ocak ayında kırılmış. Demek ki şubat ayı “çok sıcak” geçecek. Zira bir ay önce kullanılan gazın faturası ödenecek.***Yeni yargı paketindeki değişiklikle artık tutuklamalarda somut gerekçe aranacakmış. Demek ki bugüne kadarki tutuklamalarda “Alo Masal Hattı” aranıyordu.***Resmi bayram törenleri güncellenecekmiş. Keşke bu “güncelleme”de ekonomideki fiyat artışı misali, kutlamalardaki coşkunun artışına denk gelseydi.***Yetkililer, “Kar yağdığında toplu taşımayı tercih edin” diyor. Ancak karda metrobüs duruyor, vatandaşlar onu iterek yürüyor. Durum “toplu taşıma”dan çok “kar top(u)lu dayanışma”ya benziyor.***Yarım saat kar yağmış, İstanbullular köprüden yürüyerek geçmiş. Altmış yıl önce donan boğazdan yürüyerek geçen bir milletin torunlarına köprüyü çalışır halde tutmak yakışmazdı zaten.***Van’daki depremde mağdur olduklarını belirten öğretmenler eylem yapmış. Milli Eğitim Bakanlığı, atanamayan öğretmenlere seslenerek, “İşte atamalarınızı bu yüzden ağırdan alıyoruz. Çünkü gittiğiniz şehirdeki depremde mağdur olmanızı istemiyoruz” derse şaşırmayalım.
Hrant Dink cinayetinin “bilinen” sanıkları hapis cezalarına çarptırıldı. Ancak mahkeme “arkasında bir örgüt olduğuna dair yeterli kanıt olmadığı” gerekçesiyle sanıkları “terör örgütü üyesi olmak” suçlamasından beraat ettirdi.Karar doğal olarak büyük tepki yarattı. Trabzon’un bir ilçesindeki, küçük bir mahallenin küçük bir kahvesinde okey oynayan çocukların böyle çaplı bir cinayeti işleyemeyeceği, bunun arkasında mutlaka büyük bazı güçlerin olduğuna yönelik “mantıklı” inanış elbette ağır bastı.Ancak kafaların karıştığı nokta da bu.Evet bu işin arkasında bir büyük yapılanma var. Ama bu örgüt ne?Bugüne kadar AKP’ye payandalık eden sözde liberal çevreler ısrarla işin arkasında Ergenekon olduğunu söylemeye çalışıyor.Yandaş sözcüler “Bu cinayet davası Ergenekon’la birleştirilmeli” diye avazları çıktığı kadar bağırıyorlar.Akla örgüt deyince Ergenekon’un gelmesi çok doğal. Çünkü son beş yıldır inanılmaz bir beyin yıkama operasyonu yapıldı. Beyni pelteye çevrilmiş geniş yığınlar bilinçsizce bir darbe örgütü olduğuna inandırıldı.Bu nedenle Dink olayını Ergenekon’a bağlamaya çalışmak, iktidar ve yandaşları için çok da zor değil.Ancak bu olayı örneğin Danıştay cinayetinde olduğu gibi bir çırpıda Ergenekon’a mal etmek sanıldığı kadar kolay olmuyor.Çünkü bu kez açıkça en azından görevi ihmal ettiği anlaşılan tüm kamu görevlileri bizzat iktidar tarafından seçilip göreve getirilmişler.İlgili valiler, emniyet müdürleri, istihbarat birimlerinin yetkilileri ve hatta jandarma komutanı bile bu iktidarın güvenip göreve getirdiği kişiler.Üstelik bu kamu görevlilerinin neredeyse tamamı cinayetten sonra adeta taltif edilerek daha üst görevlere taşınmışlar. Hatta biri milletvekili bile yapılmış.İktidarın bu kadar güvendiği isimleri, nasıl olup da bu iktidarı darbe yoluyla devirmeye çalıştığı söylenen Ergenekon’a mal edeceğiz?İktidarın kimi sözcüleri, ama özellikle yandaşlar hükümeti cesaretlendirmek için tahrik unsurunu kullanıyor ve tersten yürüyerek “Başbakan’ı bile öldürebilecek” örgütten söz ediyor ve Ergenekon’un izlerinin hâlâ var olduğunu iddia ediyorlar. Bu da çok geçerli değil. Ergenekon davasında bir eski Genelkurmay Başkanı’nı bile tutuklayan irade, Hrant Dink olayında kimden ve neden korkabilir?Darbe yapmakta Genelkurmay Başkanı’ndan bile daha etkili ve güçlü hangi makam var? Bütün generalleri hapse atabilenler, Ogün Samast ve Yasin Hayal gibi iki kahvehane lümpeninin hakkından gelemeyecek mi?O halde ortada ya gerçekten bir örgüt yok ya da Ergenekon’u bile geride bırakan (!) dehşetengiz bir örgütle karşı karşıyayız.Bu Ergenekon olamayacağına göre söylenmek istenen ne?Şimdi son olarak kendi tahminimi yazmak istiyorum; bütün çabalara rağmen Hrant Dink olayı Ergenekon’a monte edilemedi. Mahkeme onca uğraşa rağmen ilinti kuracak deliller oluşturamadı. Bu durumda plan değiştirildi. “Büyük tepki, kamuoyu vicdanı” adı altında oluşturulan iklim sayesinde kısa bir süre sonra Dink olayı Engenekon’a bağlanacaktır.Kamuoyu bu konuda hazırlanmıştır.*****Gül, süresinin 5 yıl olmasını istiyor olabilirMedyada “2012’de Cumhurbaşkanlığı seçimi olabilir, kimse şaşırmasın” diye ilk kişiyim. Bunu söylediğimde bazıları “Bu çok ileri bir analiz” demişlerdi.Ardından Meclis harekete geçti ve Gül’ün görev süresini belirleyen bir kanun değişikliği teklifini görüşmeye başladı.Önceki akşam itibarıyla da Meclis Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğunu karara bağlayan bu teklifi yasalaştırdı.Buna rağmen “Bu yıl Cumhurbaşkanlığı seçimi olabilir” tezimi savunmaya devam ettim. Bunu söylediğimde “Artık yasa da geçti” diye hafif istihzalı biçimde takılıyorlar bana.Ancak dün pek alışık olmadığımız bir şey yaşadık. Cumhurbaşkanı ilk kez CHP’nin karşı çıktığı bir yasa için “Eğer CHP bu yasayı Anayasa’ya aykırı buluyorsa Anayasa Mahkemesi’ne gidebilir” dedi.Neden? Cumhurbaşkanı hiç yoktan böyle bir açıklamayı neden yaptı?CHP’nin başvurusu halinde Anayasa Mahkemesi sürenin 5 yıl olduğuna karar verebilir. Çünkü Anayasa Mahkemesi mevcut Anayasa’yı korumak ve yasaları bu anayasaya göre yorumlamakla görevli.Yeni anayasada cumhurbaşkanının görev süresinin 5 yıl olduğu ve halk tarafından seçileceği yazılı. Anayasa Mahkemesi bu maddeyi “Kabul edildiği andan itibaren yürürlüğe girer ve seçim yapılır” şeklinde yorumlayabilir.Bu durumda da 2012 Cumhurbaşkanlığı seçim yılı olur!Peki kim aday olur? Gül bir kere daha seçilmek için adaylığını koyabilir mi?Yılın başında “Çok garip gelişmeler yaşayabiliriz” diye yazmıştım.Kimbilir belki o garipliklerden biri de bu olur.Biraz daha olgunlaşsın, konuya devam ederim.*****Bazı dizi ve kliplerin müstehcenliği çağrıştırdığını belirleyen RTÜK, kanalları uyarıp onlara ceza kesmiş. Kurulun isminde “üst” kelimesi geçiyor ama anlaşılan bu kararları verenler “alt taraf” ile daha çok ilgileniyor! (Gani Yıldız)*****Cerrah da Ergenekoncu mu, Şener’i nereye koyacaksınız?Dink cinayetinde adı geçen kamu görevlilerinin hepsinin bugünkü iktidar tarafından göreve getirildiğini biliyoruz.Örneğin Celalettin Cerrah, cinayet günü İstanbul Emniyet Müdürü idi. Cerrah’ın olayı araştırmak için kendisine gelen CHP Milletvekili Mesut Değer’le yaptığı tartışma o zaman gazetelere de yansımıştı. Değer o günü şöyle anlattı: 9 Şubat 2007 tarihinde TBMM İnsan Hakları Komisyonu olarak Hrant Dink olayı ile ilgili İstanbul’da yaptığımız çalışmalarda (o dönem ben İnsan Hakları Komisyon Başkan Vekili ve CHP Diyarbakır Milletvekiliydim.) Celalettin Cerrah’la makam odasında görüştük. Komisyon olarak yaptığımız toplantıda sorularıma cevap vermeyen ve kaçamak cevap veren Sayın Cerrah ile aramızda çok sert bir tartışma geçti. Bu görüşmede davayla ilgili 10’un üzerinde sorduğum sorulara cevap vermediği gibi bu işin arkasında “örgüt var mı?” soruma da “örgüt yok” demişti.Mahkeme kararına bakıyoruz o gün ne söylendiyse bugün aynısı geçerli.Daha o gün “Örgüt yok” diyen Celalettin Cerrah’ı Ergenekon üyesi mi sayacağız.Kamu görevlilerini geçelim, Hrant Dink cinayetini aydınlatmak için büyük çaba harcayan, kamu görevlilerinin ihmallerini tek tek belgeleyen gazeteci Nedim Şener Ergenekon terör örgütü üyesi olmaktan tutuklu.Karanlık ilişkileri sergileyen gazeteci Nedim Şener’i olayın neresine koyacağız? Bir kişi hem Dink’i öldürten örgütün üyesi hem de bu örgütü deşifre etmek için çabalayan biri olabilir mi?