Fenerbahçeliyim, karardan mutluyum

Haberin Devamı


Önceki gün yapılan Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nu ilgiyle izledim. Sonuçta Federasyon’un “Şike yapan takımları bir kereliğine küme düşürmeme” talebinin reddedilmesinden çok mutlu oldum.

Dün gazetede hem spor servisine hem de futbolla ilgili olduklarını bildiğim arkadaşlarıma “Başlıklar kaos şeklinde atılmış, neden kaos?” diye sordum.

Çünkü bana göre ortada kaos falan yok.

Ben Fenerbahçeliyim, takımım küme düşürülme tehdidi altında. Beşiktaş da öyle, Trabzon da, diğer 6 takım da.

Bir Fenerbahçeli olarak geçen yıl şampiyonluğu “şike yaparak” kazandığımıza asla inanmıyorum.

Peki bazı yöneticiler, garanti olsun diye bazı maçlardan önce bir tür anlaşma yapmış olabilirler mi?

İnanamam ama tabii ki olabilir. Herkesi kefil olacak kadar tanımıyorum ki.

Ama şuna inanıyorum; eğer küme düşme “bir kereliğine” kaldırılırsa, bu Fenerbahçe‘yi çok yakından ilgilendirecektir ve Fenerbahçe’nin maçlarda “şike yaptığı” zimni olarak kabul edilmiş olacaktır.

Fenerbahçe “suçsuz olsa bile” bu töhmetin altında kalacağı için uzun yıllar boyunca hep “şikeci” olarak anılacak, pek çok kulüp ve taraftarı ile sürekli bir husumet içinde kalacak.

İyi bir Fenerbahçeli olarak “onursuzluk” sayacağım bu suçlama karşısında kalmak beni de, sanıyorum milyonlanca Fenerbahçeli’yi de derinden sarsacaktır.

Eğer Fenerbahçe ve diğer başka bazı takımlar şikeye bulaşmışlarsa, gereği ne ise yapılmalıdır. Küme düşmek de dâhil.

Küme düşeriz. Bir alt kümede şampiyon olduğumuz gün tekrar geri döner, ama başımız dik, alnımız açık biçimde mücadeleye devam ederiz.

Gelelim kaos konusuna. Arkadaşların anlattığına göre kaos şuymuş; Federasyon Fenerbahçe’ye ve diğer kulüplere şimdiden bir ceza verirse bir sorun olmayacakmış. Ancak Federasyon bu kararı veremiyor. Eğer mahkeme sonucu beklenirse, kararın sezon sonuna yetişmeyeceği kesin. Bu durumda UEFA kendiliğinden tüm Türkiye’ye ceza keserek başta Avrupa kupaları olmak üzere Milli Takım’a da önemli bir süre için hak mahrumiyeti cezası verebilirmiş.

Bu da Türkiye’nin önümüzdeki 5-8 yıl boyunca hiçbir uluslararası turnuvaya katılamaması demek. Ne kadar adaletli ve hukuka uygun, bilemem.

Ama bildiğim şu ki, UEFA eğer Türkiye’de şike yapıldığına kanaat getirdiyse bunun sorumlusu Federasyon’dur, savcılıklardır. Çünkü UEFA bilgileri buralardan aldı.

Zamanında hiçbir karar veremeyip, UEFA yetkilileri ile çalakalem konuşmaktan kaçınmayanlar şimdi Türkiye’nin başına açtıkları derdi görsünler ve hesabını versinler.

Bunun da ötesinde şimdi asıl görev Başbakan Erdoğan’a düşüyor.

UEFA’nın “kanaatle” Türkiye’ye ceza verecek olmasına karşı direnmelidir.

İsrail’e “One minutes” demek, Fransa’ya haddini bildirmek, Amerika’ya ayar çekmek, AB ülkelerine posta koymak nasıl yapıldıysa, UEFA’ya da aynısı yapılmalıdır.

*****


Bu kadar da olmamalı

Taraf Gazetesi bazı çevrelerde tabuları yıkan gazete olarak tanımlanabilir.

Bazı konularda çok cesur çıkışları da olabilir.

Kimilerince korkusuz, kimilerince de görevli olarak kabul edilebilir.

Ancak bunların hiçbiri bu gazeteye tüm Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti’ne bu kadar ağır hakaret etme hakkı vermez.

Bu gazetenin bazı başlıklarına bakıyorum, çok şaşırtıcı.

Örneğin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda “Cumhuriyet’i kutladılar” diyor.

10 Kasım’da “Atalarını andılar” başlığı kullanılıyor.

Önceki günkü başlıkları ise “Sıra andınızda” diye atılmış.

Yani Türkiye ile ilgili konularda bu gazete sanki “üçüncü şahıs” gibi.

Peki siz kimsiniz? Neyi temsil ediyorsunuz?

Bu Türkiye sevgisizliği ve öfkesi içinizde nasıl ve neden bu kadar yer etti?..

***


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyareti sırasında, okula üç yumurtayla gelen öğrenciye, yumurta başına 44 ay hapis cezası istemiyle dava açılmış. Bu ülkedeki “ileri demokrasi”yi anlayabilmek, “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan?” sorusunu çözmek kadar zor! (Gani Yıldız)

*****


Kaçakçılığa bakın

Ne önemli sorular soruyoruz, kimse cevap vermiyor, sonra ironiyle karışık bir yazınıza bir ilin valisi anında cevap veriyor.

34 kişinin öldüğü Uludere’deki talihsiz olaydan sonra kaçakçılıkla ilgili yazdığım bir yazıda “Güneydoğu’da kaçakçılığı meşru hale getiren devlet Batı’da örneğin Bodrum’da Marmaris’te kimseye göz açtırmıyor” demiştim. Yazıya “Ama kaçak ve sahte içkinin de önüne geçilemiyor” cümlesi eklemiştim.

Bu yazım üzerine Muğla Valisi Fatih Şahin’den bir açıklama aldım. Son derece nazik açıklamada Muğla İli’nde (Marmaris ve Bodrum Muğla’ya bağlı) kaçak ve sahte içkiye asla göz yumulmadığı kaydediliyor.

Valinin açıklamasına göre 2011 yılında Muğla’da 196 kaçak içki operasyonu yapılmış ve 309 kişi gözaltına alınmış. Bu operasyonlarda 72 bin 567 şişe kaçak ve sahte içkiye, ayrıca on binlerce paket kaçak sigara, tütün ve puroya el konmuş. Kaçak içki yapımında kullanılan 95 kilo etil alkol ele geçirilmiş.

Muğla’nın jandarma bölgelerinde yapılan operasyonlarda yakalanan kaçak malların dökümü ise çok ilginç. 26 kilo esrar, 108 sentetik uyuşturucu hap, 7 bin 580 adet Hint keneviri kökü, 65 haşhaş kökü, 15 ton akaryakıt, 125 altın sikke, 26 som altın tarihi eser, 114 kazı malzemesi, 402 adet sahte 100 liralık, 128 adet sahte 50 liralık, 19 adet sahte 20 liralık, 70 puro. Bunların dışında 983 kaçak göçmen yakalanıp sınır dışı edilmiş.

Vali’ye duyarlılığı için teşekkür ederim.

*****


Mehmet Altan’a haksızlık

Mehmet Altan Star Gazetesi’nden ayrıldı. Kimine göre istifa etti, ama AKP ve yandaşlarına göre işten çıkarıldı. Çünkü “fikri” olarak desteklediği AKP uygulamalarının artık yolundan çıktığını ve iktidarın eleştirdiği eski yönetimler gibi davrandığı yazıyordu. Gazetesi buna tahammül göstermedi.

Şimdi Altan’a karşı müthiş bir kampanya var. Mehmet Altan’ın iktidarı eleştirmesini eleştiriyorlar.

Ama bunlarda ahlâk, vicdan, namus pek olmadığı için bunu bile en vahşi biçimde yapıyorlar.

Örneğin biri demiş ki “68’den beri yazıyor ama kimse okumaz, ciddiye de alınmaz.” İyi de kardeşim madem okunmazdı ve ciddiye alınmazdı, Star gibi iktidarın en iddialı gazetesi neden yıllarca Başyazar olarak tuttu Mehmet Altan’ı.

Bunlar eleştirmek için değil can yakmak için yapılan şeylerdir. “Sen kötü yazarsın okunmuyorsun, ciddiye alınmıyorsun” suçlamasına kimse cevap veremez. Bunu sizin için yazan da keyifle gerinip “Nasıl çaktım ama” der çevresine.

Vaktiyle genç bir oğlan yazar aynısını benim için yapmıştı. “Biz aramızda üzülürüz, kötü yazı yazar, kimse okumaz ve ciddiye almaz” diye yazmıştı benim için. Sonra her nedense kaçıp gitti Türkiye’den. Melanetlerine gittiği ülkeden devam ediyor.

O genç oğlan gazeteci uzaklarda debeleniyor, bense hâlâ kötü yazan okunmayan ve ciddiye alınmayan yazar olarak devam ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR