CHP yönetiminin tüzükle imtihanı

Haberin Devamı

Önümüzdeki günlerde CHP’yi her zamankinden biraz daha fazla konuşabiliriz. Çünkü kurultaydan önce bir “tüzük kurultayı” yapılmasını isteyenlerin topladığı imzalar yeterli sayıyı buldu ve geçti.

Bu durumda gözler Genel Başkan’da. Kılıçdaroğlu yeterli sayıyı bulan tüzük kurultayı çağrısına olumlu yanıt verirse, CHP en geç iki ay içinde tüzüğünü değiştirmek üzere toplanacak.

İşin aslına bakarsanız Kılıçdaroğlu’nun bu tür bir imza kampanyasını beklemesi bile gereksizdi.

Çünkü seçildiği gün CHP tüzüğünün antidemokratik maddeler içerdiğini bizzat kendisi belirtmiş ve tüzüğü demokratik hale getireceğine söz vermişti.

Kılıçdaroğlu bu sözünü tutmuyor değil, ama biraz değişiklik yaparak yerine getirmekten yanaydı.

Tüzüğü, zamanında yapılan olağan kurultayda değiştirmeye karar vermişti.

Ancak pek çok partiliye göre bu tutum kendi içinde çelişiyor.

Çünkü kurultaya giderken yapılacak il-ilçe kongrelerinde delegeler eski, yani antidemokratik olarak nitelenen tüzüğe göre belirlenecek.

Bu durumda zaten eleştirilen tüzükle seçilmiş olan delegelerle bir tüzük değişikliğine gitmenin anlamı olmayacağı savunuluyordu.

CHP’de şu anda muhalif olarak nitelenebilecek kesimler öne geçmiş görünüyor. Bunun önündeki tek engel Kılıçdaroğlu. Ancak Genel Başkanı’nın gelen talep üzerine tüzük kurultayını yapmama yoluna gitmeyeceği belirtiliyor.

Peki Kılıçdaroğlu tarafından kabul edilirse, kabul tarihinden itibaren 45 gün içinde yapılması gereken tüzük kurultayı CHP’de bir çatlağa neden olabilir mi?

Muhalif kesimin şu sıralar önde görünen isimlerine göre bir sorun çıkmayacak. Çünkü muhaliflerin amacı Kılıçdaroğlu’nu koltuğundan etmek değil, tüzüğü demokratik hale getirmek ve parti içi demokrasiyi oluşturmak.

Muhalif isimlere göre parti içi demokrasinin sağlanması halinde zaten siyaset kendi olağan yolunda sürecek ve sorun ortadan kalkacak.

Ancak aldığım bazı duyumlara göre tüzük kurultayı bir seçimli kurultaya da dönüşebilir. Bu durumda Kemal Kılıçdaroğlu’nun koltuğu da sallantıya girebilir.

Muhaliflerin şu anda öne çıkan bir Genel Başkan adayı yok. Ya da en azından “tüzük kurultayını seçimli yapalım” diyerek bir aday gösteren çıkmadı ortaya.

Buna karşı CHP’nin geleneğinde “beklenmedik gelişmeler yaşandığını” belirtenler “Hiç belli de olmaz, bir bakarsınız çok sürpriz isimler ortaya çıkabilir. Genel Başkan bile değişebilir” diyorlar.

Genel Başkan’ın bu aşamada değiştirilmesinin yanlış olacağını savunan bazı CHP’lilerin ise “tüzük kurultayında hiç olmazsa Parti Meclisi’ni de yenilemeliyiz” dedikleri duyumunu alıyorum.

*****


Kayseri Şeker Fabrikası yeniden doğuyor

Kayseri Şeker Fabrikası Basın Yayın Halkla İlişkiler ve Protokol Müdürlüğü’nden Serdar Gökhan Çiçek ve Okan Nakipoğlu bir ay kadar önce İstanbul’da ziyaretime geldiler.

Kayseri Şeker Fabrikası’nın batma noktasına geldiğini, ama fabrikaya kayyum olarak atanan yeni yönetimin fabrikayı küllerinden yeniden doğurduğunu söyleyerek “Kayseri’ye gelin kendiniz görün lütfen” dediler...

Annem, babam, öğretmenlikten önce Şeker Fabrikaları’nda çalışmıştı. Kardeşim Cem biz Erzincan Şeker Fabrikası’ndayken doğmuştu. Şeker Fabrikalarını ve fabrikaların koloni yaşamını az çok bildiğimden yıllar sonra tekrar bir şeker fabrikası görmek için bir grup gazeteci ile birlikte Kayseri’ye gittim.

Kayseri Şeker Fabrikası’nın bizim yaş grubu için önemli yeri vardır.

Toz şeker ya da kıtlama denilen taş gibi şekerleri kullanırken Kayseri’de ilk kez “lüks küp şeker” üretilmişti. Diğer şekerler çayın içinde dakikalarca erimezken Kayseri Küp Şekeri atılır atılmaz erirdi. Biraz pahalıydı tabii. Bizim eve misafirler için alınırdı.

Kayseri Şeker Fabrikası pancar üreticilerinin kurduğu bir kooperatifin yönetimindeymiş daha önce. Ancak o yönetim yanlış yatırımlar yapmış, bunun üstüne bir de yolsuzluklar eklenince şirket 636 milyon lira borca girmiş.

Fabrika yöneticilerinden bir kısmı yolsuzluk iddiasıyla tutuklanmış. Yerlerine Hüseyin Akay başkanlığında bir kayyum heyeti atanmış.

Yeni yönetim batık durumdaki fabrikayı kurtarmak için kolları sıvamış. Gereksiz ya da zarar eden bazı yatırımları durdurmuş, kapasite artırıcı önlemler alınmış.

Sonuçta borç miktarı neredeyse yarı yarıya indirilmiş. Yönetimin hesaplarına göre her yıl 100 milyon liranın üzerinde borcun ödenmesi mümkün olacakmış. Bu durumda fabrika 3 yıl içinde borçsuz hale gelecek.

Siyasi baskılar olmadan, yolsuzluğa bulaşmadan, özgür bir çalışma ortamı sağlanması halinde batmış şirketlerin bile kurtarılması sevindirici bir gelişme.

*****


Bu nasıl bankacılık?

Başıma geldiği için yazmak istiyorum çünkü belli ki bu durum pek çok kişinin de başına geliyor.

Maaşım Garanti Bankası’na yatıyor. Bütün ödemelerim ve harcamalarım da bu banka üzerinden yapılıyor ve bir de kredi kartı kullanıyorum.

Herkesin yaşadığı gibi zaman zaman ödeme güçlüğünü ben de çekiyorum ve kredi kartı ödemelerinde gecikme oluyor.

Ancak banka yeni bir uygulama başlatmış. Bir dönem gecikme bile olsa, kredi kartı borcunu, eğer hesapta para varsa otomatik olarak çekiyor. Siz henüz ödemelerinizi yapmamışsınız, otomatik ödemeleriniz bekliyor ama bir bakıyorsunuz maaşınızdan kredi kartı borcu çekilivermiş.

İki aydır başıma geliyor ve diğer ödemeler konusunda ne yapabileceğimi bilemiyorum. Şubeye soruyorum, “Genel Müdürlük kendisi yapıyor” cevabını veriyorlar.

Borç elbette borç, ama herhalde bunları nasıl ödeyeceğimiz konusu kendimize ait olmalı.

Bankanın yaptığı şuna benziyor. Birinden alacağınız var, onun bir yerden para aldığını öğreniyorsunuz, yolunu kesip cebinden paranızı alıyorsunuz. Sonra da diyorsunuz ki “Bana borcu vardı, ne var bunda?” Olabilir mi bu?

Böyle yaparsanız adalet yakanıza yapışır. Ama banka sizin hesabınızdan “Bana borcun var” diye sizden habersiz para çekerse hiçbir şey yapamıyorsunuz.

*****


Bravo Genelkurmay’a

Mustafa Mutlu’nun pazar günkü yazısını okurken içim buruldu. Mutlu, Başbakan tarafından Genelkurmay Başkanı’na bir zırhlı araç verildiği haberi üzerine bir yorum yazmış. O yorumun yayınlanmasından sonra Genelkurmay’dan haberle ilgili bir yalanlama gelmiş.

Meğer o zırhlı araç Genelkurmay Başkanı’na verilmemiş. Bir özel görev yapan dış temsilciliğe tahsis edilmiş.

Burası da karışık, özel görev yapan dış temsilcilik ne demek. Bir tür derin devlet işi mi acaba?

Bir haber yalanlanabilir, yalanlamadan önce üzerine yorum da yapılmış olabilir. Ama Genelkurmay Mustafa Mutlu’yu arıyor ve “Erdemliysen özür dilersin” diye uyarıyor. Çok garip. Mustafa Mutlu yalanlamaya rağmen yazmamış ki o yazıyı. Dur bakalım; bekle, yalanlamayı görünce belki bir şey yazar.

Ama ordunun her türlü hakarete uğramasına sessiz kalan, hakkındaki ağır suçlamalara hiçbir cevap veremeyen Genelkurmay, nedense Mustafa Mutlu’ya karşı şahin kesilivermiş.

O Genelkurmay eğer sıkıyorsa bir yandaş yazara açıp o tehdit kokan sözleri söylesin bakalım.

DİĞER YENİ YAZILAR