Kılıçdaroğlu muhalif CHP’lileri heyecanlandırdı

9 Ocak 2012

Cuma gecesi Ulusal Kanal’da Halil Nebiler’in sunduğu “Gündem Özel” programına Hürriyet yazarı Yalçın Bayer, Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat’la birlikte katıldım. Konuğumuz CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu idi. 4 gazeteci dört bir yandan Kılıçdaroğlu’na sorular sorduk.İlk izlenimimi söyleyeyim, Kılıçdaroğlu rahat görünmeye çalışırken huzursuz bir tablo çizdi. Sanıyorum “Her soruya cevap veririm” edasıyla ama, “ya ters bir şey gelirse” korkusuyla başladı programa. Açıkçası sonuna kadar da öyle gitti.Kemal Kılıçdaroğlu’nu izlerken duygularım sürekli gel-git halindeydi. Bir an geliyor Kılıçdaroğlu’nu çok kararlı ve güvenli görüyorum ama biraz sonra bu görüntü yerini bir ürkekliğe ve kararsızlığa bırakıyor.Sanki popülist ve hatta biraz da oportünist anlayış daha hâkim hale gelmiş CHP’de. “CHP’ye oy veren vatandaşların önemli bölümü, partinin laiklik ve Atatürkçülük konusunu pek ağzına almadığını söylüyor” dedim, Kılıçdaroğlu “inançlara olan saygısını” ve “Atatürk’e olan bağlılığını” ülkenin mevcut “muhafazakârlaştırılmış” iklimini rahatsız etmeyecek biçimde anlattı.Kılıçdaroğlu da “hâkim görüşün” etkisi altında kalmış olmalı ki laiklik konusunu sadece türbana indirgeyerek “üniversitelerde kılık kıyafet sorun olmamalı” dedi. Atatürk’le ilgili olarak “Her dakika Atatürk’ten söz edemeyeceklerini” vurguladı.Emekli genelkurmay başkanının “terörist” sıfatıyla tutuklanmasını klasik “hukukun üstünlüğü” ve “yargı bağımsızlığı” söylemiyle geçiştirdi.Tutuklu iki milletvekilini çıkarmak için CHP’nin hiçbir şey yapmadığı iddiasına karşılık biraz daha güvenli konuşarak “Tüm ülke cezaevine döndürüldü, sivil bir sıkıyönetim dönemi yaşıyoruz, bunlar özel yetkili mahkemeler değil özel görevlendirilmiş mahkemeler” dedi.Medyadan çok şikâyetçi Kılıçdaroğlu. Haklı mı? Sonuna kadar. “Havalar kötüyse bile bizden biliyorlar” diye espri yaptı. Ama medyada daha etkin olabilmek için hiçbir şey yapmadıkları eleştirilerini de duymazdan geldi.Anayasa konusunda da CHP’nin kafası karışık. Örneğin CHP’nin neden AKP’nin bile önüne geçtiği ve ne istediği de pek anlaşılmıyor.Önemli gördüğüm bir izlenimi aktarayım: Eğer o geceki soru cevap programı seçimden önce yapılmış olsaydı, Kılıçdaroğlu partisinin oyunu artırabilir miydi, kuşkuluyum. Kılıçdaroğlu satır aralarında çok önemli sözler söylemiş olsa bile, halkın oy kullanma kararını değiştirecek kadar hâkim değildi duruma.Buna karşın, Kılıçdaroğlu’nun partiye yönelik sözlerinin parti içi muhalefeti heyecanlandırdığı ve hareketlendirdiği bir gerçek. Şu sıralar parti içi muhalefet, öncelikle bir tüzük kurultayı yapabilmek için imza toplama arayışı içinde. Muhalifler yeterli sayının bulunabileceğine inanıyor ama Kılıçdaroğlu’nun yetkisini kullanarak kurultay toplamayacağı görüşü ağır basıyordu.Kılıçdaroğlu benim sorum üzerine “Yeterli sayıyı toplamalarına bile bakmam, partimde böyle bir eğilim ağıır basarsa hiç durmam, tüzük kurultayını toplarım” dedi.Aldığım bilgilere göre Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri muhalefeti cesaretlendirmiş, imza kampanyası için daha iştahlı bir çalışma başlamış.Kılıçdaroğlu “anti demokratik” dediği parti tüzüğünün Kurultay’da değiştirilmesini istiyordu. Ama yeni duruma göre tüzük çok daha önceden de değiştirilebilir.Tabii parti içi muhalefet tüzüğün değiştirilmesi halinde partinin daha demokratik olacağına ve parti yönetiminin kendi istekleri doğrultusunda değiştirilebileceğine inanıyor. Parti içi muhalefetin şimdilik “Kılıçdaroğlu’nu da değiştirmek” gibi bir niyetinin olmadığını görüyorum. Onların asıl hedefi Parti Meclisi ve Merkez Karar ve Yürütme Kurulu’nda etkin olabilmek.*****Kılıçdaroğlu’ndan cümlelerUlusal Kanal’da CHP Genel Başkanı’nı dinlerken söylediği bazı cümleleri aynen not etmişim. Bir tür gazetecilik refleksi bu tabii ki. Sonra notlarıma bakınca Kılıçdaroğlu’nun satır aralarında çok ilginç sözler söylediğini gördüm. Bunların bir kısmını hiç yorum yapmadan sizlere de aktarmak istiyorum;- Özel yetkili mahkemeler özel olarak görevlendirilmiş mahkemelerdir.- Bu davalar kan davası gibidir.- Türkiye sivil sıkıyönetim dönemindedir.- Demokrasi yok ki bu ülkede.- Demokrasi olmamasına parça parça alıştırıldık.- Toplum etkisizleştirildi.- Berber bile telefonu dinleniyor diye korkuyor.- Korku toplumu olduk.- Daha çok tutuklamalar gelecek. - Bizim için bundan sonra medya artık iki ayağımızdır. Demek ki her yere gideceğiz.- İş adamları bizimle ancak medya yokken konuşabiliyor, çünkü korkuyor.- CHP’ye oy verenlerdeki kaygıyı biz de görüyoruz.- Hangi TV kanalını açsak CHP eleştirisi ile karşılaşıyoruz.- Seçimde yüzde 26 aldık, biz de üzüldük.- Eski CHP anlayışı yükselen birini ayağından aşağı çekmekti.- Bu partiye sevgiyi getireceğim. Kaybeden kazananı kutlayacak.- Eski CHP’de kaybeden kazananın düşmanı olurdu.- Orduya haksız bir saldırı varsa elbette hakkını savunacağız.- Temel konularda uzlaşma olursa eski anayasa yeni anayasa olmaz. Amaç Türkiye’nin daha demokratik olmasıdır.- Sadece Amerika’ya gitmiyoruz, her yere gidiyoruz.- TESEV’den istifa edemem, çünkü burası bir dernek değil vakıf, ben kurucu üyeyim, ben varken Soros yoktu.- Anti Amerikan değiliz, kimseyi düşman olarak görmeyiz.- Amerika’ya gidip Türkiye’yi anlatmasak Amerika demokrasi kalitemizi sorgular mıydı?- Milletvekili maaşları fazla değil.- Milletvekillerine zam yapılma yöntemine karşıyım. Gizlice olmamalı.- Merkez Bankası’nın hiçbir itibarı kalmadı artık. Çünkü iktidarın emrinde. Onun ağzına bakıyor. Bu nedenle dünya güvenmiyor.- İstanbul’da bazı meclis üyeleri ranta ortak oluyor. Onlara ne yapacağımı ben biliyorum.- Hüseyin Aygün’ün konuşması zamanlama açısından yanlıştı. Ama Atatürk Dersim’den sorumlu demedi.- Sadece Hüseyin Aygün değil birçok isim yeni CHP’li.- Geçmişteki bazı isimlerle ilgili MİT bilgileri açıklansın. (Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali...)*****İlk kez seçilen vekilin hayal kırıklığıKemal Kılıçdaroğlu Ulusal Kanal’daki programımızda aslında eski siyasetçilerin bildiği ama yenileri hayal kırıklığına uğratan bir uygulamayı anlattı. Yeni seçilen milletvekillerinin Meclis’e heyecanla geldiğini söyleyen Kılıçdaroğlu “O heyecanla Meclis kürsüsünden her şeyi söyleyebileceklerine inanıyorlar” dedikten sonra “Ama oysa durum öyle değil” vurgusunu yaparak “Meclis’te konuşmaların kuralı belli, gündem dışı beş dakika konuşabilirsiniz. Önergeler için de beş dakika. Genel görüşme talepleri için 10 dakika. Bütçede 20 dakika-30 dakika” diye konuştu.Kılıçdaroğlu “Tabii bu da yeni milletvekillerinde hayal kırıklığı yaratıyor. İktidar ne yazık ki şimdi bu konuşmalara da kısıtlama getirmek istiyor” dedi.*****Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Milletin duasıyla iktidara geldik” demiş. AKP’nin son seçimde yüzde 50 aldığını düşünürsek diğer yüzde 50 de gitmesi için dua, hatta “beddua” ediyor olabilir!

Devamını Oku

Hukuk önünde herkes eşittir aldatmacası

8 Ocak 2012

Sevgili okurlar; yılın ilk haftasında, yılın bitmesine iki gün kala yaşadığımız Uludere trajedisinin kâbusunu üzerimizden atamadan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “terör örgütü lideri” sıfatı kullanılarak tutuklanması ile sarsıldık. Sarsılmak kelimesini tutuklanma fiilinden ötürü değil; dolaylı yoldan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör örgütü olduğu gibi garip bir durumun ortaya çıkmasından ötürü kullanıyorum.Samimi değillerBaşbuğ’un tutuklanması ile birlikte, son 4 yılda artık kulağımızın iyice alıştığı “hukuk önünde herkes eşittir” klişesinin yine bolca kullanıldığına tanık olduk. “Hukuk önünde herkes eşittir” ilkesi elbette demokratik ülkelerin vazgeçilmez unsurudur, Türkiye’de ise intikam hırsıyla yanıp tutuşanların sarıldığı sihirli bir aldatmaca sözcüğünden öte bir şey değil. Bu sözü söyleyenler asla samimi değil.Herkes ne kadar duyarlıYine Başbuğ’un tutuklanmasından sonra aynı çizgideki bir başka aldatmaca cümlesi daha devreye girdi. “Suçluluğu kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur.” Son derece duyarlı olan ve kendilerine demokrat diyen çevreler sevinçten aşağı sarkan dudaklarını ve pis pis bakan gözlerini saklamaya çalışarak adalet duygusuna ne kadar sahip olduklarını kanıtlamak için hemen bu aldatmacanın arkasına sığındılar.Yargılamayı bekleyelimBir diğer aldatmaca klişesi de şu; “Yargıya karışmayalım, yargının kararını bekleyelim.” Hani hepsi çok duyarlı, demokrasi, hukuk ve adaletten yana ya, mahkeme kararını bekleyecekler. Mahkemeler de delillere bakacak, savunmaları alacak, sonra adaletin tecelli etmesini sağlayacak. İnsana en çok dokunan da bu aldatmaca cümlesini yüzünüze baka baka söyleyebilmeleri. Ahlak, vicdan, namus kalmayınca böyle oluyor demek.Gerçek bu değilBu aldatmacalar aslında başarıya ulaştı. Neredeyse yüz koldan psikolojik savaş taktikleri uygulayan iktidar ve yandaşı medya yıllardır öyle bir beyin yıkama stratejisi uyguladı ki, zavallı halkın bir bölümü bu yalanların etkisi altında kendi ülkesine, kendi askerine, kendi aydınına, kendi gazetecisine, kendi sanatçısına ve kendi tarihine düşman oldu. Büyük bir kitle ise ne olduğunun farkında olmadan hayretler içerisinde.Hukuk: Hapse at unutOysa gerçek farklı; “hukuk önünde herkes eşit, yargı kararını verecek” gibi aldatmacalarla halk uyutulurken, aslında iktidarın rahatsız olduğu, muhalefet olarak gördüğü, tehdit olarak algıladığı herkes hukuk adına hapse atılıyor ve sonra da içerde unutuluyor. Şu anda tamamen “intikam duyguları” ve “burnunu sürtme” amacıyla hapse atılan yüzlerce kişinin çoğu işlediği suçun ne olduğunu bile bilmiyor.Büyük hesaplaşmaTürkiye değişim adı altında aslında dönüştürülüyor. İktidarın çekirdek zihniyeti gerçekten çok büyük aşama kaydetti. Yargı, ordu, üniversiteler, medya, iş dünyası ve hatta sanat çevreleri bu büyük dönüşümün kurbanı oldu. Eksik kalan, bu dönüşümü “anayasal” hale getirmektir. Ancak iktidar zihniyetinin bunun için sayısal çoğunluğu henüz yok. O nedenle anayasa bir sonraki aşamaya kaldı.Operasyonlar sürerÇoğu kişi, bir eski genelkurmay başkanının da tutuklanması ile, dönüşüm için gerekli olan bu karalama, itibarsızlaştırma, aşağılama operasyonlarının da biteceğini düşünebilir. Oysa bana göre durum tam tersi. Bana sanki bütün bunlar asıl şimdi başlıyormuş gibi geliyor. Şu ana kadar olanlar altyapıyı oluşturdu, iktidar ve yandaşlarına güven verdi, şimdi sıra anayasal durumu oluşturacak büyük hamlede.Sırada yüksek yargı olabilirHer ne kadar yargı tamamen iktidar kontrolüne sokulmuş olsa da, bu alandaki psikolojik baskı henüz bitmedi. Eski bir genelkurmay başkanını tutuklama şokunu yaşattıktan sonra şimdi sıranın Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’ne geldiği söylenebilir. Başbakanı yargılayabilecek bir kurumun üyelerinden hiç olmazsa birinin tutuklanması da “demokrasinin zaferi!” olarak sunulabilecektir.Yargıtay ve diğerleriYüksek yargıdaki hedeflerden birinin de Yargıtay olması mümkündür. AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı için zaten bir süredir karalama kampanyası sürdürülüyor. “Yeni Türkiye demokrasisi” bir ilke daha imza atarak bir operasyonu da Yargıtay’da yapabilir. Ondan sonrası artık kolaydır. “Dokunulmaz” olan her şeye “dokunulduğu” için sıra kime gelirse gelsin, şaşıran olmayacaktır artık.Tepkisizleştirilen toplumTabii tüm bunların altında az önce de değindiğim gibi psikolojik savaş taktiklerinin uygulanması ve milyonların bir beyin yıkama operasyonuna tabi tutulması yatıyor. Toplum her şeyden korkar hale getirilerek etkisizleştirildi. Artık çok şaşırsa bile kimse tepki gösteremiyor. Sokaktaki ayakkabı boyacısı bile biriyle konuşurken telefonunu kıçının altındaki minderin içine saklıyorsa, varın siz düşünün artık.Görev muhalefetteGelinen noktada medyanın, aydınların, akademisyenlerin hiçbir gücü kalmamıştır. Hiç kimse kılını kıpırdatamıyor. Başını biraz kaldıranlar vicdansızca, insafsızca kırılıyor. Hapse atılmayan işinden atılıyor, işinden atılmayan sessizleştiriliyor. Sivil toplum kuruluşları ise artık yok hükmünde. Bu durumda ayakta durabilecek tek güç muhalefet partileridir. Artık bunun bilincinde olmalılar.İyi düşünmelilerAncak ne yazık ki şu aşamada muhalefet partileri de ya durumun tam farkına varamıyor ya da karşılarındaki büyük gücün psikolojik baskısı altında hissediyorlar kendilerini, üzerlerinde ölü toprağı varmış gibi davranıyorlar. Mevcut iki muhalefet partisi iktidarın kuyruğuna yapışmış, çareyi oportünist politikalarda arar bir görünüm arz ediyor. Bu iki partinin “Türkiye’nin umudu” olduklarını kavramaları ve buna inanmaları gerek.CHP karmakarışıkMuhalefet partilerinden CHP hem tarihi, hem örgüt gücü hem de hâlâ ayakta durabilen seçmeniyle bu sorunun üzerine gidecek moral ve desteği artık bulmak zorundadır. Oysa bu koca parti ne yazık ki şu sıralarda daha çok iç çekişmelerle zaman yitiriyor. Genel Başkan’ın da parti içindeki idealist kesimlerin de nefesi şu ana kadar etkili hamle yapmaya yetmedi gibi görünüyor. CHP acilen toparlanmak zorunda.Kılıçdaroğlu ile konuşmaCuma gecesi Ulusal Kanal’da dört gazeteci, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na sorular sorduk. Kılıçdaroğlu ile sohbeti andıran bu soru-cevap programında edindiğim izlenimleri sizlerle yarın paylaşmak istiyorum. Tabii çok önemli bir başka gelişme olmazsa. Açıkçası çok umutlanmadım, ama hayal kırıklığı da yaşamadım. CHP’nin kafasının karışık olduğunu hissettim.Hepinize iyi haftalar dilerim.

Devamını Oku

Demek ki neymiş; Başbuğ’u İmralı’ya atmalı

8 Ocak 2012

Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ “terör örgütü kurmak, hükümeti yıkmak için darbe hazırlamaya teşebbüs” suçlarından dolayı tutuklandı. Silivri’deki toplama kampı gibi olan cezaevine gönderildi. Şimdilik tek başına bir hücrede kalıyor ama sonunda bir tercih yaparak “istediği bir kişiyle” aynı hücreyi paylaşacak.Bu da bir tür cezalandırma gibi. Güya nezaket gösterip “Paşam kiminle kalmak istersiniz?” diye soruyorlar. Demokasiye ve hukuka inanıyoruz ya, seçme özgürlüğü veriyorlar. İyi de Başbuğ kimi seçecek? Seçmedikleri alınmayacak mı? Zor karar yani.Ama belki de bunun başka bir çözümü olabilir.Ankara’dan çok sevdiğim ve eskiden birlikte de çalıştığım bir gazeteci dostum “Madem Başbuğ da teröristbaşı ilan edildi, o halde İmralı’ya gönderilsin” önerisinde bulunuyor.Öyle ya, 40 bin kişinin ölümünden sorumlu tutulan İmralı sakini sonuçta 5 bin kişilik bir terör örgütüne liderlik yapıyordu.Oysa mahkemenin “terörist” olarak tescil ettiği İlker Başbuğ 700 bin kişilik bir terör örgütüne sahip. Ayrıca zaten kimi hainlere göre TSK adlı bu terör örgütü PKK’lı canileri etkisiz hale getirdiği için suçlanıyor. Zamanında PKK’ya kim dokunduysa şimdi hapiste değil mi? Demek ki Başbuğ bunlardan da sorumlu tutulabilir.Bu durumda madem küçük terör örgütünün lideri İmralı’da, büyük terör örgütünün lideri de oraya gidebilir.Hem “kimi seçeceğim birlikte kalmak için” diye bir derdi de olmaz.Ancak burada da küçük bir sorun çıkabilir. Ya İmralı sakini istemezse. O zaman da Mümtaz’er (O da mı terör örgütü üyesi ne?) Türköne projesi devreye girer. Apo’yu paşa yaparız olur biter.İşi şakaya vuruyoruz ama durum gerçekten yürekler acısıdır.Biz yine işi şakaya alalım. Madem Başbuğ’un terörist olduğu kabul edildi, demek ki TSK da terör örgütüdür cümlesinden yola çıkarak terörist olan orduyu bir tarif edelim.- Bu terör örgütünün lideri, Cumhurbaşkanı ve başbakan dahil üçlü kararname atanır.- Terör örgütünün yurdun her yerinde kampları vardır. - Terör örgütünü her şeyden çok seven TC vatandaşı da hain olmuş olur.- Bu terör örgütüne her yıl halaylar eşliğinde binlerce katılım olur.- Otuz bini verenler terör örgütünce affedilirler.- Terör örgütünden emekli olma hakkı vardır.- Terör örgütü biraz gariptir, asayiş ve trafik konularına da bakar.- Terör örgütü dünyanın en safıdır. Demokrasiye inanır..*****Pazar fıkralarıYıldırım Tuna’dan bu hafta gelen fkıralarla keyifli ve neşeli pazarlar dilerimÇinli misin?Yılbaşında bir bara girdim, gecenin geç saatlerine doğru sürekli yanımda dikilip duran Çinli adamın omzuna dokunup “Kung-fu, karate, ju-jitsu gibi dövüş sanatlarını biliyor musun?” diye sordum. “Kavgadan anlamam” dedi, “Çinli olduğum için bunları bana soruyorsun değil mi?” diye de bozuk attı. “Yok” dedim, “Deminden beri benim biramı içip duruyorsun, ‘Bas git şuradan kimden otlanırsan otlan çekik gözlü serseri!’ diye şarlayacağım da gerekirse seni rahatlıkla dövebileceğimden emin olmak için sormuştum..!”KurbağaGölde balık avlarken yemim bitti, etrafta aranırken bir su yılanının ağzında yayın balıklarının bayıldığı bir yem olan yeşil kurbağayı gördüm.Ağzında bir kurbağa ile beni ısırmayacağını düşündüğüm yılanı ensesinden tuttum ve kurbağayı ağzından çekip aldım. Tekrar suya bırakırken beni ısırmasın diye de cep viskimden hayvanın ağzına iri bir-iki yudum boşalttım, o yutkunup dururken kurbağayı yem yapıp misinamı göle fırlattım.Biraz sonra aynı su yılanı gülen gözlerle bana geri geldi... Bu sefer ağzında 2 kurbağa vardı. Yaşam ne güzel değil mi?..Sağlıklı yaşam- Kimyasal gübrelerle yetiştirilmiş,suni ilaçlarla renklendirilmiş, üzerine ilaç püskürtülmüş sebzeleri ağzıma koymuyorum. Hormonlu etler, tavuklar mutfağımdan içeri giremez.- Bu tip beslenme şekliyle kendinizi nasıl hissediyorsunuz?- A.. Abi.. Acayip açım abi..Deney- Efendim, laboratuvar dersinizdeki gözlemlerime göre bu ilginç türün 20 ayağı olmasına rağmen maalesef yürüyemiyor.- Yavrum saçmalama..! Kırkayağı ikiye bölmüşsün günah.ÖdevÖğretmen küçük kızın resim ödevine baktıktan sonra “Yavrum annenin yaşı kaç?” diye sormuş. “40 öğretmenim” diye cevap vermiş küçük kız. “Bunu öğrenmem iyi oldu tatlım” demiş öğretmen küçük kızın yanağını okşayarak, “Bundan sonra sana ödev olarak ‘Ona uygun konular’ vereyim de kadıncağızın canı sıkılmasın..!”AynurBabacığım, haklısınız, karım Aynur evlendikten sonra epey kilo aldı ama ondan bahsederken lütfen sürekli ona “Su Aynuru” demeyi bırakır mısınız?.*****Bazı özlü sözlerSeviyesiz biri ile asla tartışmayın. Sizi anında kendi seviyesine çeker ve o seviyedeki engin tecrübesi ile sizi üzebilir..Erken kalkan kuş solucanı kapar ama geç kalan fare de inmiş kapandan kalan peyniri rahatlıkla yer..Yunuslar çok akıllı hayvanlardır. Birkaç haftalık çalışma sonucu insanlara havuzun kenarında ayakta durarak onlara sürekli balık atmalarını öğretebilirler.Kadınlarla erkekler eşit değildir. Hiçbir kadın kel bir kafa, kocaman da bir bira göbeği ile sokakta gezerken kendini Dünyanın seksi insanı olarak hissedemez. Mabetlere gitmek sizi Dindar yapmaz. Garajınızda dikilince otomobil mi oluyorsunuz?*****Gani Yıldız’danTürkiye’de “Pilot Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” kurulacakmış. Şahit olduğumuz hukuk ihlallerini ve AİHM’deki dosyalarımızı düşünürsek “o pilotun yere inmesi” hayal olur!***Ekmeğe gelen gizli zam ile fiyatı aynı kalırken gramajı düşüyormuş. Demek ki bu kış vatandaş “gizli buzlanma” misali, “gizli zamlanma”ya da dikkat etmeli! ***Uludere’de yaşanan ve 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaya ilişkin soruşturmada “gizlilik kararı” alınmış. Anlaşıldı; soruşturmanın detaylarını birkaç gün içinde medyadan öğrenebiliriz.***Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), “Van’da hayat normale döndü” diyerek ücretsiz ilaç yardımını kesmiş. Esas şimdi ilaç zamanı; normal yaşama dönüp deprem gerçeğini unutan vatandaşa “uyarıcı ilaçlar” lazım!***Soru: Bugünlerde “yargı bağımsızlığı”ndan ne anlamalıyız?Cevap: İktidarın kontrolünde, kamu vicdanından ve temel hukuk ilkelerinden “bağımsız” bir yargımız olduğunu.***Geçtiğimiz yılın “sebzelerarası zam şampiyonu” patlıcan olmuş. Vatandaşın neden bu kadar “morardığını” şimdi anladık!***Grup toplantısında konuşan Başbakan, “CHP’nin tek parti olduğu dönemde ekmek, şeker, gaz yağı mühürle dağıtılıyordu” demiş. Yokluk yıllarında mühürle dağıtılması anlaşılabilir. Peki 2000’lerde yine mühürle ama bu sefer “oy mührüne” karşılık dağıtılmasına ne demeli?

Devamını Oku

Demek ki neymiş, ordu teröristmiş

6 Ocak 2012

Türkiye’de ikinci kez bir genelkurmay başkanı tutuklandı. İlki 27 Mayıs’taydı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun 27 Mayıs’ı gerçekleştiren cunta tarafından tutuklandı. İdama mahkûm edildi. Cezası müebbede çevrildi. Yine eski bir genelkurmay başkanı olan Cevdet Sunay’ın Cumhurbaşkanlığı sırasında affedildi.Yani, İlker Başbuğ tutuklanan ilk genelkurmay başkanı değil. Ama “siviller” tarafından tutuklanan ilk genelkurmay başkanı.Türkiye bir hukuk devleti. O halde kimse yargılamadan muaf değildir. Suçlu olan kimse yargılanır ve eğer suçu sabit görülürse cezasını çeker.Ancak İlker Başbuğ’un tutuklanması sorunludur.Ortaya çıkan manzara tuhaftır ve yaratacağı hasarın giderilmesi çok zor olabilir.Genelkurmay Başkanı, görev suistimali veya vatan hainliği gibi gerekçelerle değil “terör örgütü üyesi, hatta lideri olmak” iddiasıyla tutuklanmıştır.Suçun niteliğine bakıldığında ise Başbuğ’un Türk Silahlı Kuvvetleri içinde “emir komuta zincirine” sadık kalarak bazı tasarruflarda bulunduğu anlaşılıyor.Genelkurmay bir dizi internet sitesinin kurulmasına karar vermiş. Bunun için gerekli yazışmalar yapılmış, hazırlıklar tamamlanmış ve genelkurmay başkanından da onay alınmış.Sonra bu sitelerden bazılarının içeriğinde hükümet aleyhine unsurlar olduğu görülmüş.Bu suç mu? Evet. En azından görevi suistimal, görevi kötüye kullanma.Ancak emekli genelkurmay başkanına yapılan suçlama “terör örgütüne üye olmak.”Genelkurmay başkanı bu suçu “emir komuta zincirine” uyarak işlediğine göre terör çetesinin de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamı olduğu gibi garip bir durum ortaya çıkıyor.Eğer Başbuğ emrindeki bazı subaylara talimat verseydi, onlar da yine kendi seçtikleri bazı astlarıyla bu internet sitelerini kurma emrini uygulatsaydı bir çeteden söz edilebilirdi.Oysa burada durum farklı. Genelkurmay başkanı özel olarak seçilmiş isimlere onay vermiyor, hiyerarşik sıra içinde yürüyor her şey. O zaman kararın tüm Silahlı Kuvvetler’i kapsaması gerekir.Bir gün boyunca süren sorgulamadan sonra sivil mahkeme tarafından bir genelkurmay başkanının tutuklanması bu açıdan çok önemlidir. Özel yetkili savcılar, ileri sürdükleri iddialarla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin aslında terör örgütü gibi çalıştığı izlenimini yaratacak bir karara imza atmışlardır.Böylelikle Türk Silahlı Kuvvetleri, bir kere daha aşağılanmış, karalanmış, itibarı zedelenmiş, gururu incitilmiş durumdadır.İstediğiniz kadar “demokrasi nutukları” atın, bunu içinize sindirebiliyor musunuz?*****Haniye olayı iktidarı telaşlandırmışPerşembe günü Gazze Başbakanı Haniye’nin “Diyarbakır’ı özgür görmek istiyoruz” sözleri üzerine Başbakan Erdoğan’a “Aldınız mı cevabınızı?” diye sormuştum. Uğruna neredeyse tüm dünyayı karşımıza aldığımız Gazze’deki Filistinlilerin liderinin böyle konuşması gaftan da öte bir söylemdi çünkü.Ertesi gün AKP Milletvekili ve Başbakan’ın en yakın danışmanlarından Yasin Akdoğan aradı.“Can Bey” dedi “Haniye’nin yalanlamasını görmemişsiniz demek ki, yazınıza üzüldük” dedi. Meğer Haniye bu sözleri söylemediğini söylemiş.Akdoğan “Söz konusu haber yayınlanınca bizim de çok canımız sıkıldı, hemen aradık kendisini, bize bu sözleri kesinlikle söylemediğini belirtti” dedi.Akdoğan nitekim bu yalanlamanın Anadolu Ajansı tarafından haber yapıldığını kaydederek “Zaten hemen arkasından Selahattin Demirtaş da böyle bir konuşmanın olmadığını açıklamış” dedi.Akdoğan’a yazımı saat 18.00’den sonra teslim ettiğimi, o ana kadar bir açıklama gelmediğini söyledim.Yasin Akdoğan Filistin konusunun bir mili meselemiz haline geldiğini belirterek “Zaten Haniye’nin böyle bir söz söylemesinin imkânı yok” diye konuştu. Kendisine “Peki gerçekten bunu söylemiş, sonra hatayı anlayıp yalanlıyor olamaz mı?” diye sordum.Akdoğan “Yalanladı” dedi ama sonra çok ilginç bir cümle sarfetti. Dedi ki “Haniye gibi kendi ülkesinde büyük sorunlar yaşayan birisinin Türkiye’deki iç dengeleri bilmesini beklemek de doğru değil.”Şimdi gelelim yalanlamayı neden göremediğime. Evet, Anadolu Ajansı ben yazımı teslim etmeden önce bu açıklamayı geçmiş. Ancak hiçbir internet sitesinde görmedim. Ama açıkçası Haniye’nin sonra yalanlanan sözlerini de göremedim pek. Belli ki gazetelerin ve internet sitelerinin yazı işleri bu habere pek dokunmak istemediler. Yalanlamaya kadar hiçbir yerde bir eleştiri okumadım. İşte korku imparatorluğu böyle bir şey.Ve son söz; bana göre Haniye o sözleri etti. Ama iktidardan “Ne yaptın kardeşim” tepkisi gelince yaptığını anladı ve yalanlama yolunu seçti.Peki Demirtaş neden yalanladı o zaman? BDP’nin Filistin’deki örgütlerle bağlantısı çok daha fazla. Kendisine pek de yararı olmayacak bir söz nedeniyle bu ilişkiyi bozmak istememiştir.*****PKK’ya terörist demeyelim ama ordumuz teröristtirUludere’de yaşadığımız trajedinin yaralarını sarmaya çalışan kişilerden biri de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’di. PKK’ya karşı son dönemde yürütülen operasyonlarda askeri açıdan başarılar elde eden Özel verdiği bir röportajda “Biz PKK’lıları sağ yakalamak istiyoruz. Onlara terörist demek istemiyoruz. Çünkü onlar kandırılıp dağa çıkarılan gençlerimizdir” demişti.Bir Genelkurmay Başkanı’ndan duymak çok güzel bunları.Ama Orgeneral Özel’in sözlerinin mürekkebi kurumadan “Türk Silahlı Kuvvetleri’ni adeta bir terör örgütü gibi gösteren” mahkeme kararı, askerin suratında şamar gibi patladı.Şaka gibi değil mi? Bir taraftan PKK’lı teröristlere “terörist demek istemiyoruz” söylemi, diğer taraftan “ordu terör örgütüdür” imajı yaratan bir karar.Burası “yeni” Türkiye. İleri demokrasi aşamasındayız ya.*****35 kişi ölürken katırlara ne oldu?Kaç gündür büyük bir hata sonucu Uludere’de bombalanarak öldürülen 35 vatandaşımızın yaralarını sarmaya çalışıyoruz. Ancak bir okurum uyarmış, sordukları benim de kafama takıldığı için sizlerle paylaşmak istedim.- Öldürülen 35 kişinin kaçakçı olduğu ve katırlarla mal taşıdıkları söyleniyor. Ancak olay yerinde çekilen fotoğraflarda hiç katır görünmüyor. O kadar insan ölürken katırlara hiçbir şey olmadı mı?- Öldürülen kaçakçıların mazot ve sigara taşıdığı belirtildi. Yine fotoğraflarda bidon yok. Ayrıca onca akaryakıtın bombalama sırasında patlaması veya yanması gerekmiyor mu? Bu tür hiç fotoğraf yok.- Bu olayda katırlar mazot bidonlarıyla yüklü olmasa da bir şey kaçırdıkları kesin. Peki en azından kaçakçı olduklarını kanıtlamak için sağa sola saçılmış ve parçalanmış kaçak mallar neden gösterilmedi?- Açıkçası bu kaçakçılar o gün ne kaçırıyordu, yükleri neydi? Neden bu merak edilmiyor?*****Cumhurbaşkanı, Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanmasıyla ilgili, “Hukuk karşısında herkes eşittir” demiş. Teoride doğru olabilir ama ne yazık ki pratikte, “Hukuk karşısında herkes eşittir, bazıları daha eşittir” durumu var gibi. (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Tayyip Bey cevabı aldınız mı?

4 Ocak 2012

Başbakan Filistin konusuna çok önem veriyor. Özellikle Batı’nın, elbette İsrail etkisiyle “terörist” olarak gördüğü Hamas’la yakın ilişkide olmaktan bile çekinmiyor.Erdoğan Filistin’e destek vermek amacıyla İsrail’le ilişkileri bozmayı göze aldı.Amerika’nın tepkisine rağmen Hamas’ı korudu, kolladı.Öyle ki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bile bütün Batı’yı karşısına alacak nitelikte bir konuşma yapmaktan kaçınmadı.Mavi Marmara gemisini, engelleneceği bildiği halde tehlikeli yolculuğa çıkarmakta tereddüt göstermedi.İsrail’in kanlı saldırısına karşı olağanüstü tepki gösterdi, dünyayı ayağa kaldırdı.Öyle ki, o güne kadar pek çok saldırıya imza atan İsrail bile “Bu olay hiç de iyi olmadı, ilk kez suçlu konuma düştük” itirafında bulundu.Erdoğan Hamas temsilcilerini Türkiye’de “birinci derecede protokolle” ağırladı.Türkiye’yi ziyaret eden Gazze Başbakanı Haniye bile bu ağırlamaya şaşırmıştır. Herhalde bırakın dünyanın herhangi bir ülkesini, kendi ülkesinde bile bu kadar şatafatlı birkaç gün geçirmemiştir.Erdoğan Hamaslı Haniye’yi Meclis’te, AKP Grubu’nda da ağırladı, onore etti. Kürsüye çıkardı, tüm dünyaya meydan okurcasına ona sarıldı, ellerini kaldırdı, bağrına bastı.Haniye BDP Grubu’na da gitti. BDP’lilerle sarmaş dolaş oldu.Ve o Haniye BDP’lilere dedi ki “Diyarbakır’ı da özgür görmek istiyoruz.”Belli ki Haniye, yani Gazze’nin Başbakanı, yani Hamas liderlerinden biri, Diyarbakır ile Filistin’i bir tutuyor.Merakım şu; Haniye Başbakan Erdoğan’a da bu dileğini iletti mi? Yoksa “Diyarbakır’a özgürlük” söylemi Başbakan için de bir sürpriz mi oldu?Uğruna birçok ülkeyle ilişkimizi bile tehlikeye attığımız Hamas örgütünün gerçek niyeti bu işte.Başbakan verdiği desteğe karşı aldığı bu cevaptan herhalde pek mutlu olmamıştır.Filistin direnişini, bir avuç Hamas militanının çıkarına indirgemenin bedelidir bu. Erdoğan bu konuda gereğini yapmak zorundadır.*****Başka soykırım iddiaları gelebilirYılın son günlerinde emekli büyükelçi ve eski CHP milletvekili Şükrü Elekdağ’ın Fransa Meclisi’nde kabul edilen “soykırımı inkâr yasası” ile ilgili görüşlerini içeren “tweet-makalesini” sizlerle paylaşmıştım.Şükrü Elekdağ çok nazik bir teşekkür mesajı gönderip yaklaşan bir başka tehlikeye dikkat çekmiş.Bu mesajı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Şöyle diyor Şükrü Elekdağ:Makaleniz sayesinde sorunun daha geniş bir kitle tarafından anlaşılması mümkün oldu.Ancak sorunun kamuoyumuz tarafından bilinmeyen bir başka boyutu var.AB çerçeve kararı soykırım suçunu saptama ve cezalandırma yetkisini uluslararası hukuka aykırı olarak AB ulusal mahkemelerine veriyor.Ve... Esas tehlike işte buradan kaynaklanıyor. Çerçeve karar tam anlamıyla uygulanmaya başlanınca, Ermeni, Pontus, Rum, Süryani soykırım iddialarının AB mahkemeleri tarafından ele alınıp karara bağlanması süreci başlayacak.Takdir edersiniz ki böyle bir gelişme Türkiye’nin sadece AB’den değil, Avrupa’dan dışlanmasına zemin hazırlayacak.Fransa’nın hâlen yaptığı, AB çerçeve kararından doğan yükümlülüğünün bir uygulaması niteliğindedir.*****Yerli muzu bitirdilerKaçakçılıkla ilgili yazdığım dünkü yazımdan sonra Antalyalı bir muz üreticisinden aldığım mesajı sizlere de aktarıyorum;Antalya Gazi Paşalıyız, yerli muz üreticisiyiz. Aynı zamanda da 20 yıldır muz ithalatı yapmaktayız. Son 4 yıldır Türkiye’de kaçak muz vardır.Bazı firmalar gümrüklerde düşük mal beyan ederek muz ithalatı yapmaktadır. Bunların çözümü için defalarca ilgili mercilere müracaat ettiğimiz halde hiçbir sonuç alamadık.Bu sebepten dolayı yerli muz üretimimiz bitti. Ayrıca ithalatımız da bitme noktasına gelmiş bulunmaktadır.Ayakta kalabilmek için bankalara borçlanmış bulunmaktayız borçlarımızı ödemekte zorluk çekmekteyiz.Sizin gibi değerli yazarların bu tarz yazıları bizleri yeniden umutlandırmaktadır. Yalnız olmadığımızı hissettik, yazılarınızın devamını bekler bizlerin haklarını bir nebze de olsa koruduğunuz için size ayrıca teşekkür ederiz. (M. B.)*****BMW artık türbanlı bir reklam çeksinGördünüz değil mi AKP iktidarının yarattığı korku ikliminin koca bir şirketi ne hale düşürdüğünü.BMW bünyesindeki Mini Cooper bir televizyon programına sponsor olmuş. Ancak sunucu kadın yanına türbanlı birini alarak aracı test etmiş. Mini Cooper’ın yöneticisi de bunun marka imajını bozduğunu söylemiş ve sponsorluğu bitirmiş.Ayıp mı? O kadar da değil. Sanki bütün büyük markalar türbanı sembol alıyor da bir tek Mini Cooper bu işten kaçmış.Sponsorluğu bitirmek “ayrımcı” gibi görünmek açısından eleştirilebilir.Ama bizde ne oldu? İktidar yanlısı medya ayağa kalktı, tam sayfa haberlerle BMW’ye saldırı başladı.Neye uğradığını şaşıran Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından biri olan Borusan çareyi en geçerli akçe olan “yalakalık” yapmakta buldu. Özür üzerine özür diledi, tam sayfa ilanlar verdi.Ama kesmez bu zihniyetin önünü. Onlara daha çok reklam verecek ve reklamlarında da türbanlı kadın kullanacak.NOT: Yine soruyorum. AVM yönetimlerinin “türbanlı çalıştırılmayacak, imaj bozuyor” kararı daha ne kadar sürecek. Vakko mağazası olan Egemen Bağış’ın eşinden “ayrımcılığa karşı büyük hamleyi” bekliyoruz hâlâ.*****Ya Müyesser Yıldız’ı ziyaret edenlerMetris’teki tutuklu muvazzaf generalleri ziyaret eden Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner hakkında “teröre yardım ve yataklık” iddiasıyla soruşturma açılması üzerine “Daha önce halkı kin ve nefrete tahrik etmekten” hüküm giyen Erdoğan’ı “çete liderliği yapmakla” suçlanan Aziz Yıldırım’ı ziyaret edenlerin ne olacağını sormuştum.Odatv davasından yargılanan gazeteci Müyesser Yıldız önceki gün duruşmaya girmeden küçük bir not göndermiş.Diyor ki “Beni ziyaret eden bazı AKP’li milletvekilleri olmuştu. Şmdi onlara da teröristlere yardım ve yataklık nedeniyle soruşturma açılacak mı?”İster misiniz onlara da açsınlar. Ama açmazlar, onlar asker değil ki.*****AKP Milletvekili Hakan Şükür, “Maraton” adlı programda futbol yorumculuğu yapacakmış. Vatandaş kendisini “yasama maratonu”nda koşması için Ankara’ya yolladı ama anlaşılan “lig maratonu”nda millete daha faydalı olacağını düşünüyor! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Sadece kaçak muz ve çay bile milyonlarca dolar bırakıyor

3 Ocak 2012

Anladık ki Güneydoğu’da yapılan kaçakçılık devlet politikası haline gelmiş. Cümle iktidar yanlıları şimdi kaçakçılıkta “hamal” olarak kullanılan insanların hazin öykülerini dillendiriyor. Kaçakçılıktan milyar dolar kazanan başta terör örgütü PKK olmak üzere, bölgedeki devlet birimlerinin “göz yuman” yetkililerinden ve kaçakçılığın Türkiye içindeki uzantısı çetelerden söz eden yok.Bir ağlama edebiyatı ile kaçakçılık üzerinden yine bölge halkı için duygu sömürüsü yapılıyor o kadar.Oysa bölgedeki kaçakçılık “halk çok fakir ne yapsın garipler” mantığı ile anlatılamayacak kadar büyük. Üstelik kaçakçılık denince son acı olay hatırlanıyor hep ve sanki burada sadece mazot kaçakçılığı yapıldığı izlenimi doğuyor.Durum böyle değil. En büyük kaçak sektörlerinden biri sigara. Sonra şeker, et, muz, ananas geliyor. Uyuşturucuyu saymıyorum bile, çünkü o çok farklı boyutta.Akdeniz bölgesindeki bir kentte yurt dışından taze meyve getiren bir tanıdığımdan çarkın nasıl döndüğünü açıkçası biraz da dehşete kapılarak dinledim.Örneğin sigara 20 kuruştan çıkıyor Irak’tan. Sigara işinin arkasında devlet kurmaya hazırlanan bir aşiretin önde gelen isimleri var. Üstelik sanki işlerini Mersin’de “legal” olarak yapıyor gibi görünüyorlar.Ama bu sigara Güneydoğu illerinde 2.5 liraya satılıyor. (Maliye Bakanı vergileri katlarken bunu düşünmeli.)Kimler var arada? Birinci el bizzat terör örgütü. Haracını alıyor. Ardından gümrükte çalışanların bazıları, güvenlik güçleri, denetim noktalarındaki maliye elemanları, belediye görevlileri de paylarını alıyorlar.Meyve işi yapan tanıdığım “Örneğin muz” dedi “Muz deyip geçmeyin, biz her bir dolara karşılık 1.8 dolar gümrük vergisi ödüyoruz, ama kevgire dönmüş Güneydoğu’dan her gün tonlarca muz giriyor. Bakın şunu söyleyeyim, muz ve çaydan sadece bir haftalık vergi kaybı 3 milyon dolar tutuyor. İşin büyüklüğünü anlayın artık” diye de ekledi.“Kaçakçılık Güneydoğu’nun gerçeğidir” masalının arkasına sığınanların saklamak istediği manzara bu aslında. Belli ki iktidar, gerçek bir açılım yapmak, bölgeyi siyasi, sosyal ve ekonomik yönden geliştirmek yerine işin kolayına kaçmayı ve halkı “legalleştirilmiş bir avanta düzenine” alıştırarak bundan siyasi rant sağlamayı tercih etmiş.İşin garibi, güya yasalara saygılı olduklarını ileri süren Silahlı Kuvvetler ise bu bozuk düzeni korumaktan, yasaları uygulamak yerine iktidarın istediği biçimde o düzene göz yummaktan kaçınmıyor.Buna da devlet diyoruz. Ben “Kabile devleti” deyince artık kimse kızmasın lütfen.*****İhracat rekor kırdı amaEkonomi Bakanı Zafer Çağlayan ihracatın 2011 yılında “tarihi” rekor kırdığını açıkladı. İktidarın “Cumhuriyet’le bir sıkıntısı” olduğundandır belki ihracat rakamına çok sevinen TİM Başkanı da bu rekoru hemen Atatürk dönemiyle kıyasladı. Atatürk döneminde bir yılda yapılan ihracatı şimdi bir saatte yapıyormuşuz.Tabii o şahıs farkında mı bilemem artık, eğer Atatürk batmış bir ülkenin küllerinden bu Cumhuriyeti kurmasaydı şimdi bu kadar övünemezdi.İhracat rakamları iyi güzel de, bunun yanında bir de bu ihracatın ne kadarının ithalata dayalı olduğunu da açıklasalar, belki ortaya ilginç bir tablo çıkabilir. O zaman anlarız “tarihi” rekorun ne olduğunu.Ben rakamlara çok girmeyeyim, Onur Öymen yine kısa bir not göndermiş. Oradaki bazı rakamlara lütfen dikkatli bakın.Şöyle diyor Öymen; Economist dergisi 2011’in son sayısında dünyanın en önde gelen 42 ülkesinin ekonomik göstergelerini kıyaslamalı olarak yayınladı.Toplam gayrı safi milli hasıla artışında Türkiye yüzde 7,5 ile Çin, Hindistan ve Arjantin’den sonra 4’üncü sırada geliyor. Bu sevindirici.Buna karşılık tüketici fiyat artışında, 5’inci sırada geliyoruz.Cari açığımız ekim ayında 78.6 milyar doları bulmuş. Cari açığın gayrı safi milli hasılaya oranı yüzde 9,8. Bizden kötü durumda ülke yok.10 yıllık hükümet tahvillerinin faiz oranında Türkiye 9,48’le Yunanistan, Pakistan ve Brezilya’dan sonra dördüncü sırada geliyor.Bir yılda Türk Lirası’nın dolar karşısında değeri 1.52’de 1.89’a düşmüş. Yani paramız yüzde 24 değer kaybetmiş. Bu 42 ülke arasında parası bizim kadar değer kaybeden başka ülke yok.*****Kaçakçı mı olsak ne?Açıkçası içimden geçmiyor değil. Eğer kaçakçılık devletin bu kadar gözde sektörü haline geldiyse, o zaman ben de kaçakçı olabilirim. Üstelik devlet göz yumduğu için yaptığım iş yasa ve ahlak dışı olmaktan çıkar, helal muamelesi de görür.İşin şakası bir yana eğer Güneydoğu’da kaçakçılığa bu kadar hoşgörüyle bakılıyorsa, Türkiye’nin başka yerlerinde neden insanlara göz açtırılmıyor? Jandarma Güneydoğu’da kaçakçıların rahat çalışmasını sağlıyormuş, kazara bir mala el konursa hemen iade ediyormuş, bazen kaçan katırları bile sahiplerine teslim ediyorlarmış.Oysa aynı jandarma örneğin turistik yerlerde puro ve sigara satanlara göz açtırmıyor. Gidin Bodrum’a Marmaris’e bir tek kaçak puro veya sigara bulamazsınız. Ama nedense merdiven altında yapılan sahte içkileri görmezler. Ondan da insanlar ölür.Madem kaçakçılık “yoksul”ların tek kazanç kaynağı örneğin Edirne’deki, Tekirdağ’daki, Artvin’deki yoksullara da aynı olanak sağlansın. Herhalde buralarda da kaçakçılık yapan vardır, o halde onlar da görmezden gelinsin. Onlar da hiçbir şey olmayacağını bilerek işlerini rahatça görsünler.*****Baransu “pişman değilim”Pazartesi yazımda başlattığı polemiği garip bulduğumu belirttiğim Taraf Gazetesi yazarı Mehmet Baransu ile konuştum. Baransu “Siz de mi aynı yorumu yaptınız?” diye serzenişte bulundu. “Aynı yorum” dediği Baransu’nun zirveye çıkardığı, bugüne kadar kayıtsız AKP destekçisi olan çevrelerin de bir süredir yürüttüğü Erdoğan karşıtı tavrın tesadüfi olmadığını yazmam.Mehmet Baransu “Başkalarını bilemem, ama ben böyle bir planın içinde değilim. Ne yazık ki Cumhurbaşkanı bile böyle düşünüyormuş, çok üzüldüm. Ben kimse adına hareket etmem, gazeteciyim, daha önce Aksiyon’da çalışmış olmam bir cemaat adına konuşmamı gerektirmez” dedi.Baransu’ya “Ama bu çıkışın çok ilginç, insanın aklına başkası gelmiyor ki” dedim.Baransu, “Yanlış. Başbakan benim için cambaz diyor, buna nasıl tahammül edebilirim ki” karşılığını verdi. Bunun üzerine “İyi de sen kalkıp silahlılardan korkmadım Kasımpaşalı’dan mı korkacağım diyorsun, o da Başbakan?” dedim. Baransu buna karşılık şöyle dedi; “O sözü sarf etmese miydim diye düşündüm. Ama, kesinlikle pişman değilim. Kimse benim yalan yazdığımı söyleyemez. Başbakan da olsa.”*****Mavi Marmara gemisini ziyaret eden Filistin Hükümeti’nin Başbakanı İsmail Haniye, “Mavi Marmara şehitleri sayesinde Türkiye’nin tarihi rolünü hatırladık” demiş. Evet ama keşke bu rolü hatırlatırken vatandaşlarımıza “figüranlık” yaptırmasaydık! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Kaçakçılığın avantasını kim yiyor?

3 Ocak 2012

Uludere’de 35 vatandaşımızın savaş uçaklarının bombalaması sonucu öldürülmesi yandaş kesimde telaş yarattı.Bugüne kadar her PKK terör eylemini “Asker yaptı, Ergenekon uzantıları” diye yorumlamaya kalkanlar bu kez hükümeti nasıl savunacaklarını bilemediklerinden saçmaladıkça saçmaladılar.En çarpıcı savunma da “Onlar kaçakçıydı zaten” şeklinde olanıydı. Sanki terörist değil de kaçakçı olmaları “öldürülmeleri için yeterli” neden sayılıyordu.Baktılar ki “onlar kaçakçıydı” saçmalığı toplumdan da tepki gördü, çark ettiler; ama bu kez de Güneydoğu’da kaçakçılık bir yaşam türü olarak sunuldu.“Efendim” diyor yandaş yalaka, “Güneydoğu’da kaçakçılık olduğunu bilmeyen mi var, vatandaş o kadar aç, susuz, perişan ki ne yapsın?” Sonra da ekliyor “Zaten devlet de buna ses çıkarmaz. Kaçakçılar tutuklanmaz, hatta ola ki bir operasyon yapılmış olsun, el konulan katırlar bile geri verilir.”Hani ünlü sözümüz “Şecaat arzederkenÖ” örneğindeki gibi.Neymiş, halk çok fakirmiş, kaçakçılıktan başka çaresi yokmuş.Güzel de yandaş yalakam, ayakta dursun diye çırpındığın iktidar sanki bir aylık. Uyuma, 10 yıl oldu. Türkiye’nin süper ülke olduğunu, zenginler ligine girdiğini, tüm dünyanın gözünün Türkiye’ye döndüğünü söylüyorsun ha bire de, sıra Güneydoğu’ya gelince mi halk aç, fakir, çaresiz oluyor?Hepsini geçelim; bunları yandaş yalaka takımına anlatmak mümkün olmaz.Ama herhalde şu sorunun cevabını biliyorlardır: Dünyanın herhangi bir ülkesinde kaçakçılık kimi devlet görevlilerinin bilgisi dışında yapılabilir mi?Yapılamaz. Eğer devletin bazı birimleri kendi paylarını almıyorlarsa kimse kaçakçılık yapamaz.Şimdi başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere, iktidar sahipleri ve cümle yandaş yalaka takımı koro halinde “Güneydoğu’da kaçakçılık yapıldığını” söylüyor.Üstelik gizli gizli de yapılmıyormuş, açık, aleni.O halde söyleyin bakalım, bu işin avantasını kim yiyor?Genelkurmay, açıklamasında bile “kaçakçılık normaldir” diyerek Türkiye’nin bir kabile devleti olduğunu vurgulayıp, görevini de yapmadığını itiraf etmeyi biliyorsa, bu işten rüşvetini alanları da biliyor olmalı.Madem kaçakçılık Güneydoğu’nun bir gerçeği, bir gerçek de bu işte avanta alanları olduğudur.Genelkurmay bu konuda öncü olmalıdır. Güneydoğu’ya tayinlerini çıkarmak isteyenler kimler, üç yıl burada görev yaptıktan sonra İstanbul’da bir daire, iyi marka bir araba sahibi olanlar, banka hesapları şişenler kimlerdir?Araştırın bakalım.Sonra aynı işi iktidar da yapsın.*****Ziyaret etmek suçsa...Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner hakkında soruşturma açıldı. Çünkü Koşaner, görevi başındayken Metris Cezaevi’ne gitmiş ve “terörist olmakla” suçlanan, aralarında orgenerallerin de bulunduğu yüksek rütbeli muvazzaf subayları ziyaret etmişti.Hukukumuz galiba yeni bir kavramla daha tanışıyor. “Sanığı ziyaret etmek o suça ortaklıktır” gibi bir şey bu “kavram”.Ancak Koşaner’e soruşturma açıldıysa, Türkiye’de pek çok kişinin başı dertte demektir. Savcılarımız Koşaner soruşturmasını örnek almaya kalkarlarsa, iş yükünden gece gündüz çalışmak zorunda kalabilirler.Örneğin Başbakan Tayyip Erdoğan yıllar önce “Halkı din ve ırk farklılığı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla hapse girmişti. Kendisini binlerce kişi ziyaret etmişti.Bunlar arasında çok ünlü gazeteciler, yazarlar, iş adamları, akademisyenler vardı.İster misiniz şimdi bir savcı kalkıp bu kişileri tek tek saptayıp haklarında ““Halkı din ve ırk farklılığı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçlamasıyla soruşturma başlatsın.Ya da Aziz Yıldırım’ın durumu. Fenerbahçe Başkanı da “çete kurmak ve liderlik yapmak” suçlamasıyla hapiste.Onu da yüzlerce kişi ziyaret etti. Aralarında kulüp başkanları da var, futbolcular da, iş dünyasının önde gelen isimleri de var siyasetçiler de.Bu durumda Aziz Yıldırım’ı ziyaret etmek “çeteciliğe yardım ve yataklık” olarak mı nitelenecek?*****“Devlet vatandaşını bombalamaz"Başbakan 35 kişinin öldürüldüğü Uludere olayından sonra yine medyayı suçlayarak gazete başlıklarını eleştirdi biliyorsunuz.Taraf Gazetesi’nin “Devlet vatandaşını bombaladı” manşetine büyük öfke gösteren Başbakan “Devlet vatandaşını bombalamaz” dedi.Niyet başka olsa da, Başbakan’ın bu sözleri tamamen yanlış.Çünkü, birincisi, jetler bombalama yaptı. Bu olayda 35 kişi can verdi. Demek ki bombalama doğru. Bunun saklanacak tarafı yok zaten.Ama Başbakan “masum vatandaşı bombalamaz” demek istiyor herhalde.Ancak bu da yanlış; çünkü terörist de olsa ölen sonuçta yine kendi vatandaşımız değil mi? Terörist, kaçakçı ya da tarlada çalışan köylü, fark eder mi, bombalama yapıldı ve insanlar öldü.Başbakan daha bir ay önce söylediği sözlerle de çelişkiye düşüyor.Atatürk dönemini kötülemek söz konusu olunca Dersim olayı nedeniyle özür dileyen Başbakan’dı.O olayda uçakların kullanıldığı ve bombalama da yapıldığı doğru. Bundan vazife çıkarmaya kalkanlar dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından Sabiha Gökçen’i bile karalamaya kalkmıştı.Peki bu savunmanın anlamı ne? Bu kez kararda siyasi otoritenin payı çok büyük. Belli ki terörle mücadele için her yolun denenmesine Milli Güvenlik Kurulu’nda karar verildi.Elbette terörist olmayan insanların öldürülmesi kasıtlı değildir ve burada büyük bir hata vardır ama, bunu doğru olmayan beyanlarla savunmaya kalkmak da ilkeli bir davranış değildir.*****Teröristim. Estağfurullah!Odatv davası sanıklarından Müyesser Yıldız ile mahkeme başkanı arasında çok ilginç bir diyalog yaşandı geçen haftaki duruşmada. Müyesser Yıldız hâkimin “Mesleğiniz?” sorusuna“Gazeteciyim ama iddianamede terörist yazıyor” deyince hâkim “Estağfurullah” karşılığını verdi.OkurlarımdanER-ÖZ “Varsayalım ki, bu diyalog devam etti” demiş ve hayalindeki konuşmayı yazmış:- Mesleğiniz nedir?- Otuz yıllık gazeteciyim ama iddanamede terörist yazıyor.- Estafurullah..- Yani beraat dediniz hâkim bey.- Hayır demedim.- Ama estağfurullah dediniz.- Evet dedim.- Yani suçsuzum.- Hayır ben öyle bir şeydemedim.- Ama estağfurullah dediniz.- Dedimse dedim.- Demek ki terörist değilim.- Bunu da nereden çıkarıyorsun?- Estağfurullah dediniz ya.- Hımm anladım, bana çakma hâkim diyorsun.- Şeyyy...... Estağfurullah hâkim beyyy.*****Yeni yılda zamlar arka arkaya gelecekmiş. Eee Noel Baba‘nın arkasından bu kadar atıp tutunca hediye getirmesini beklemek hayalperestlik olurdu! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Türkiye’yi 2012’de olağanüstü gelişmeler bekliyor

1 Ocak 2012

Sevgili okurlar; bir yılı daha geride bıraktık. 2011’e bakınca gelişmelerin hiç de hoş olmadığını söyleyebilirim. Haziran’da AKP’nin kazandığı büyük seçim zaferinden sonra herkesin umudu artmıştı. Ancak AKP bu zaferi hoyratça harcadı. Bekleneni veremedi. Dün başladığımız yeni yılın 2011’i aratacağını hemen söyleyebilirim.Kehanet değil tahminElbette kendimi kahin yerine koymuyorum, tahminlerde bulunuyorum. Görünen köy kılavuz istemez. 2012’ye umut mesajları vererek girdik ama bunun sanal olduğunu herkes biliyor. Başta ekonomi olmak üzere siyasi, sosyal gelişmelerin hiç iyi olmayacağını tahmin etmek zor değil. Buna bir de dış politikayı eklemek gerek.Seçim yılı olabilirEkonomik konuları bir kenara bırakmak istiyorum. Çünkü o başlı başına ayrı bir konu, nasıl olsa önümüzdeki günlerde gelişmeleri birlikte yaşayacağız. Ancak siyasi açıdan 2012 olağanüstü gelişmelere sahne olabilir. Başta Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere bir genel seçim olma olasılığının hiç de az olmadığını söyleyebilirim.CumhurbaşkanlığıBaşbakan Erdoğan’ın rahatsızlığından bu yana “Erdoğan sonrası AKP’yi” tartışanlar bunu bilerek bilmeyerek mevcut Cumhurbaşkanının görev süresi aşamasına da taşıdılar. Henüz bilmiyoruz ama Gül’ün 5 yıl mı 7 yıl mı görevde kalacağı konusu çok önemlidir. İki ay içinde hiç beklenmedik bir gelişme sürpriz olmaz.Yılın olayıAhmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında konuklara “Size göre yılın olayı nedir?” diye sorulduğunda “Başbakan Erdoğan’ın ameliyatı” cevabını vermiştim. Ahmet Hakan ve diğer konuklar merakla “Neden?” diye sorduklarında “Çünkü sonuçlarını henüz bilmiyoruz” demiştim. Başbakan’ın sağlık durumunu bilen kimse yok.Ne olabilir?Başbakan Ulusa Sesleniş programında “Sağlığım çok iyi, görevimin başına döndüm” diyor ve buna yürekten katılıyorum ama, Türkiye’deki bazı güçlerin aynı kanıda olmadığını düşünüyorum. Özellikle bir büyük cemaatin son zamanlardaki atakları sanki Erdoğan sonrasına bir hazırlık izlenimi veriyor. Görünmeyen bir savaş var gibi.Gül’ün ataklarıAhmet Hakan’ın yanı programında “Abdullah Gül, sanki seçim kampanyası yapıyor havasında, görev süresinin beş yıl olduğunu söyleyerek, 2012’de tekrar aday olmak koşuluyla seçim isteyebilir” dedim. Sonra da ekledim “Milletvekili emeklilerine zam yasasını veto ederse seçim istiyor etmezse istemiyor anlamına gelir.” Veto etti.Görünmeyen savaşGözlediğim kadarıyla Ankara’da görünmeyen bir savaş yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hükümetle çok uyum içindeymiş gibi görünmesine rağmen sanki henüz kamuoyu ile paylaşılmayan bir bilgiye sahip olarak yeni oyun planını kurmaya ve bu oyunun en önemli aktörü olmaya soyunuyor. Gelişmeler hepimizi çok şaşırtabilir.Çevreden aktif katkılarDikkatinizi çekiyor mu bilemem ama, son zamanlarda Başbakan Erdoğan, kendine yakın gördüğü ya da kendisine çok destek veren çevrelerden sürekli eleştiri alıyor. Güya liberal olduklarını söyleyen faşist kesimler Başbakan’a karşı açık bir cephe aldı. Bir cemaatin sözcüleri de satır aralarında sürekli olarak Erdoğan’ı eleştiriyorlar.Baransu olayıÇok çarpıcı ve şaşırtıcı olduğu için Taraf yazarı Mehmet Baransu olayı üzerinde durmak istiyorum. Baransu’nun “35 kişinin öldüğü bombalama olayını MİT rapor etmişti” haberine Başbakan çok şiddetli bir tepki gösterdi. Başbakan Taraf Gazetesi’nin manşetine de öfkelendi. Ancak gerek Baransu gerekse Taraf gazetesi buna aldırmadı.Garip bir üslupTaraf yayınlarında Başbakan’a eleştirileri sürdürürken Mehmet Baransu daha da garip bir üslup kullanarak Başbakan’ın “karizmasını çizecek” biçimde “Ben eli silah tutanlardan korkmadım. Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan’dan korkacağımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz” cevabını verdi. Dik duruş gibi görünen bu tutumun arkasında ne var?O bir BaşbakanBaransu’nun “Kasımpaşalı Erdoğan” dediği kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı. Bu da Başbakan’a karşı bir savaş açıldığının işaretidir. Herhalde sadece bir yazar “gurur” adına yola çıkarak Başbakan’la çatışmaya girmek istemez. Ancak bir süre sonra olacakları biliyorsa ya da bu önceden planlanmışsa durum değişir.35 kişinin ölümüYılın bitmesine iki gün kala Uludere’de yaşadığımız facia altından kalkılması çok zor bir durum yarattı. Cumartesi yazdığım için ayrıntılarına girmek istemiyorum ama bunda asıl sorumluluk hükümetindir. Zaten böyle olduğu için de hem iktidar hem de artık iyice yalaka hale gelen yandaş medya müthiş bir savunmaya geçti.Ne oldu da oldu?Bundan önceki terör saldırılarında seslerini yükselten ve “Ordu kendi askerini öldürttü, Ergenekon’un işi bu” diyenlerin 35 vatandaşımızın öldürülmesini “hata, yanlışlık” diye geçiştirmeye çalışması ibretlik bir durumdur. Ama gerçeğin ortaya çıkmasına karşı bu önlemi almak zorundalar. Çünkü bombalama emri hükümet tarafından verilmiştir.İnsan bombalanmazAskeri açıdan bakarsanız, Hava Kuvvetleri savaşta bile insana karşı kullanılmaz. Bombardıman askeri tesislere, silah sistemlerine, üslere, lojistik destek ünitelerine karşı yapılır. Oysa son iki aydır Türk jetleri sürekli olarak kendi ülkesinin topraklarını ve insanlarını bombalamaktadır. İki ayda öldürülen terörist sayısı 300’ün üzerindedir.Amaç Kürt oylarıSon iki aydır hükümetin terörle mücadele planlarında çok köklü değişiklikler yaşanıyor. Kürt açılımını bölgesel oy hesabı olarak gören hükümet uzun bir süre bölgede etkinliğini artırmak için güvenlik kuvvetlerinin elini kolunu bağlamıştı. Ancak gelinen noktada terör örgütünün ve yandaşlarının avantajlı duruma geçtiği görüldü. Bunun üzerine terörle mücadele adı altında tekrar güç kullanımına geçildiKarar sivil otoriteninİster terörle mücadele ister başka bir şey, eğer bir ülkede silahlı güçler orantısız güç kullanmaya başlamışsa bunu asla kendi inisiyatifleri ile yapamazlar. Burada asıl karar merci sivil otoritedir. Güvenlik birimleri mücadele yöntemlerini belirler, sivil otorite izin verir. Belli ki iktidar askere bombalama dahil orantısız güç kullanımı izni vermiştir.Başımız çok ağrıyacakTürk askeri son 4 yıldır olağanüstü saldırılara karşı çaresiz bırakılırken, ve onlarca şehit verirken, bunlara karşı hiç duyarlı olmayan batı medyası, 35 vatandaşın ölümünü manşetlere taşımıştır. Bu bile önümüzdeki günlerde başımızın ne kadar ağrıyacağının işaretidir. Türkiye’nin Uludere olayından sıyrılması o kadar da kolay olmayacaktır.Kabile devletiİktidar halkın yarısının desteğini almasına rağmen güç zehirlenmesine uğramış ve sorunlarla baş edemez hale düşmüş görünümdedir. Bu telaş nedeniyle yönetim adeta Kabile Devleti yönetimine dönüşmüş durumda. Sadece kaçakçılık ile ilgili söylenenler bile ibret vericidir. Bu konuyla ilgili görüşlerimi hafta içindeki yazılarımda paylaşacağım.Yılbaşı kutlamalarıSevgili okurlar, yeni yıl nedeniyle çok sayıda kutlama mesajı aldım. Bunların bir kısmını cevaplamaya çalıştıysam da açıkçası hepsiyle baş edemedim. Hepinizin yeni yılını tekrar kutlar, bütün olumsuzluklara rağmen 2012’nin ülkemize hayırlı olmasını dilerim.

Devamını Oku