Bu pazar fıkralarla neşelenelim

24 Mayıs 2008

Pazar günlerinin keyfi başka. Biliyorsunuz pazarları güncel konular yerine biraz daha keyifli yazılar seçmeye çalışıyorum. Keyif deyince de akla ilk gelen tabii ki fıkralar. Siz değerli okurlardan pek çok fıkra ya da fıkra kadar komik olay geliyor her gün. Bunları elimden geldiğince diğer okurlarla paylaşmaya çalışıyorum. Ancak sürekli ve özgün fıkralar gönderen bir isim var. Yıldırım Tuna. Sevgili Yıldırım Tuna’dan neredeyse hergün bir fıkra alıyorum. Bu hafta dedim ki “sayfadaki tüm fıkraları ondan gelenlerle derleyeyim.” Buyrun birlikte okuyup gülelim biraz.Anneannen buradaPatronu yanında çalışan elemanına “Ölümden sonra yaşama inanır mısın?” diye sormuş.“Evet” demiş delikanlı. Patron “Güzel, bu işimizi kolaylaştıracak” demiş ve sürdürmüş: “Geçen hafta anneannen öldüğü için izin almıştın ya, kendileri bu sabah büronuza sizi ziyarete geldiler!” Kurbağa prensÇok genç ve güzel kadın evinin bahçesinde yürürken bir ses duymuş.“Güzel kadın... Güzel kadın...” Etrafa bakmış, orada sadece bir kurbağa varmış. Yürümeye devam etmiş, kurbağa tekrar seslenmiş: “Güzel kadın, eğer beni evine alıp yastığının üzerinde uyumama izin verirsen çok yakışıklı bir prens olacağım”. Çok sıkıcı bir gün geçirdiği için kurbağanın söylediklerine inanmasa da denemek istemiş, kurbağayı eve almış ve onu yatağının ucunda uyutmuş. Ertesi sabah uyandığında yatağında ne bulmuş tahmin edin! Yanında son derece yakışıklı çırılçıplak bir delikanlı yatıyor!Bu hikâyeye inandınız mı?Gittiği iş seyahati programından önce dönen kocası da inanmamış! Bademden buyurTur otobüsü şoförünün omzuna dokunulunca adam hafifçe başını çevirmiş, bir bakmış ki elinde bir avuç badem, yaşlı bir kadın durmaktaymış. Teşekkür ederek almış bademleri ve yemiş. 15 dakika sonra yaşlı kadın tekrar şöförün omuzuna dokunup bir avuç daha badem vermiş ve bu ikramı 5 kere daha yapınca, “Zahmet ediyorsunuz efendim” demiş saygılı şoför, “Hep bana yedirdiniz, biraz da kendiniz yesenize”. Yaşlı kadın, “Çiğneyemiyorum evladım” demiş, “Dişlerim yok”. Şoför meraklanıp sormuş: “O halde niye satın alıyorsunuz o zaman?” Kadının cevabı şöyle olmuş: “Evladım ben sadece üzerindeki çikolata kaplamasını emmesini seviyorum!” Neden polis?Ünlü güftekâr ve tamburi Osman Nihat Beyefendi çapkınlığı ile pek meşhurmuş. Ankara’da bulunduğu sıralarda güzel bir gün Kızılay’a doğru yürürken hemen önünde çok güzel endamlı, alımlı çalımlı bir kadını görmüş.Osman Nihat Bey kadına biraz yaklaşarak başlamış dil dökmeye:“Aman Yarabbi! Ne güzel endamınız var! Şu belin inceliğine bakın. Ya saçların omuzlara dökülüşü...” Kadın omzunun üzerinden arkasına şöyle bir bakıp, kafasını çevirmiş ve yoluna devam etmiş. Osman Nihat Bey kadının peşini bırakmamış ve dil dökmeye devam etmiş:“Bacaklarınızın güzelliği, keklik gibi sekişiniz ne de hoş. Sizinle birlikte olmak her halde hayata bedeldir...” Ve daha neler, ne dil dökmeler. Tam bu sırada Kızılay Meydanı’na yaklaşmışlar. Dört yol ağzına, polisin olduğu yere geldiklerinde kadın öfkeli öfkeli Osman Nihat Bey’e dönmüş,“Bakın şimdi polise veririm!” demiş. Osman Nihat, masumane bir tavır takınıp, ses tonunu yumuşatmış,“Aman hanımefendi” demiş, “Ben bir saattir yalvarıyorum. Niye polise?” Büyücünün fendiAdamın biri bara gelmiş, “Barmen, iki duble viski” demiş, “Biri bana diğeri en yakın arkadaşıma”. Barmen, “İkisini de hemen mi istiyorsunuz yoksa arkadaşınızın gelmesini bekleyecek misiniz?” diye sormuş. “Hemen istiyorum! arkadaşım cebimde!” demiş adam ve cebinden barın üzerine beş santim boyunda bir adam çıkartmış.“Yani o kadar içebilir mi bu küçük adam?” diye hayretle sormuş barmen. “Tabii!” demiş adam ve küçük adam da barmenin koyduğu dublenin tamamını içmiş. “Harika!” demiş barmen, “Başka ne yapabiliyor? Yürüyebiliyor mu?” Adam barın sonuna madeni bir para koymuş, “Hey John” demiş, “Git o parayı getir”. Küçük adam koşmuş barın sonuna, bozuk parayı kucaklamış ve götürüp adama vermiş. Barmen hayretler içerisinde, “İnanılmaz” demiş, “Başka... Başka ne yapabiliyor? Konuşabiliyor mu?” Şaşkınlıkla bakmış adam barmene, “Konuşmak mı? Tabii konuşuyor. Hey John! Hani Afrika’nın içlerine gitmiştik, safariye. Av yaparken, sen orada kaldığımız kabilenin önünde köyün büyücüsüne herkesin içerisinde ‘Beni büyülerine inandıramazsın dolandırıcı’ diye bağırmıştın. Onu anlatsana!” Makine parçasıÇocuk annesine sormus: “İnsanların vücudunu meydana getiren parçalar makine parçaları gibi gevşerler mi?” diye. “Aa...” demiş annesi, “Hiç öyle şey olur mu, nerden çıktı bu şimdi?” Çocuk, “Duydum, hem de babamdan” demiş, “Geçen gün babam arkadaşına sekreterinin göğüslerini nasıl sıkıştırdığını anlatıyordu!” Tavuk göğsüAdam oturduğu eve yakın süpermarketin “İndirimli tavuk göğsü” satışına başladığını duyar duymaz hemen koşmuş, ama biraz gecikmiş. Yoğun talep nedeniyle geriye 1-2 tane ezilmiş minicik paket kalmış. Reyondaki kıza, “Bunlar çok küçük” demiş, “Karım çerkez tavuğu yapacak bana en az 2 büyük paket lazım”. Tezgahtar kız, “Merak etmeyin” demiş, “İçeride 1 tepsi daha var, siz alışverişinize devam edin ben hazırlar sizi anons ettiririm”. Biraz sonra marketin hoparlörlerinden şöyle bir anons duyulmuş: “İki büyük göğüs isteyen beyefendi. Göğüsler hazır, reyonun arkasında sizi bekliyorum”.*****İlginç işyeri isimleriEzik gıda pazarı Keko Market Tıkınak (Lokanta) Uçkur Giyim Ctrl+Alt+Delete (İnternet cafe) İnteresting Tekel Bayi Özboing Restorant Cillop oto yıkama Home Simit Home Sudursun İzolasyon Gıdak Piliç Lolita ağda salonu Vuruşkanlar Dış Ticaret Zıkkım Restaurant Kasap Lanca Voltran Lpg Ezik Bakkal Çöken İnşaat Süleyman Çöken)***** Eskiden ekmek aslanın ağzındaydı. Şimdi aslanda aç.

Devamını Oku

İktidardayken emanetçi olmaz

23 Mayıs 2008

AKP’nin kapatılması ihtimaline karşı yeni kurulacak partinin başına kimin geleceği merak ediliyor. Yaygın kanı, AKP kapatılırsa hemen yeni bir parti kurulacak ve Tayyip Bey’in işaret edeceği biri partinin başına geçecek.Ondan sonra hukuki duruma bakılacak ve Erdoğan yeniden milletvekili oluncaya kadar parti bu kişinin liderliğinde yol alacak. Türkçesiyle, yeni parti emanetçi sistemiyle yönetilecek.Ancak şunu söylemek gerek; emanetçilik siyasette ilk kez görülmüyor. Buradaki ince nokta şu; bugüne kadar emanetçi sıfatını taşıyan kişiler hiçbir zaman iktidarda değildi. Kısacası emanetçilik muhalefette yapılır, iktidarda emanetçi olmaz.Çünkü emanetçi, halk diliyle “tekkeyi bekleyen”dir. Bir sorumluluğu yoktur, partiyi kollar.Oysa iktidar ucu belirsiz bir tünel gibi. Sorumluluğu çok ağır. Ülke adına karar alıyorsunuz. Bir yanlış yaptığınızda “Vallahi ben emanetçiyim, işin asıl sahibi böyle söylemişti” diyemezsiniz. Ayrıca iktidar gücü tatlıdır. Bugün emanetçi olarak kolktuğa oturan bir süre sonra “Ben de pekâlâ yapıyorum işte” havasına kolaylıkla girer (Bkz: Yıldırım Akbulut). Ayrıca emanetçi de olsa, iktidar koltuğuna oturduğunuzda size “Bu işi daha iyi yapıyorsunuz, partiyi tekrar riske sokmayın sakın” diyenler de çok olacaktır.Ayrıca bir nokta daha: 5 yıl ayrılmaz ikili imajı veren Erdoğan-Gül, şu cumhurbaşkanlığı nedeniyle bile biraz ters düşmedi mi? Çankaya’ya oturan Gül’ün tavrı eskisi gibi mi liderine karşı.Yanisi şu: Emanetçi işi biraz yaştır. Kendini işin asıl sahibi zanneden gücü bir anda elinden kaçırıverir.*****İsa izliyorHırsız, gecenin yarısında bir eve girer. Karanlık koridorda, yaktığı küçük el fenerinin ışığında ilerlerken bir ses duyar: “İsa seni izliyor!” Şaşkınlık ve korkuyla etrafına bakınan hırsız, bir yandan da evdeki değerli şeyleri aramaya devam eder. Tekrar aynı sesi duyar: “İsa seni izliyor!” Bu kez hırsız elindeki feneri çevrede gezdirmeye başlar ve bir papağan görür. “Bunu sen mi söyledin?” diye papağana sorar. Papağan, “Evet, yalnızca seni uyarmak için” der. Hırsız, “Ne! Beni uyarmak mı? Kimsin sen? Adın ne senin?” Papağan, “Musa” diye cevap verir. “Musa mı?” der hırsız, “Hangi salak bir papağana Musa adını koyar ki?” Kuş cevap verir: “Bilmiyorum. Tahminimce arkanda duran dobermana İsa adını koyan olabilir.”*****Okumasını biliyorsan, her insanın bir kitap olduğunu göreceksin. Channing*****İş aşkı ile harmanlanmış yemek sanatıÇok iddialı bir şey söylemek istiyorum. Pek çok yerde çok güzel etler yedim. Ama Beyti’deki kadar lezzetlisini bugüne kadar hiçbir yerde yemedim. Kimse alınmasın, darılmasın.Beyti Güler’i Sabah’ta olduğumuz yıllarda yakından tanımıştım. Zamanında basındaki en büyük devrimleri gerçekleştiren Sabah, çalışanların yaşam kalitesinde de devrim yapmıştı. İkitelli’deki ultra modern binada spor salonundan yüzme havuzuna, berberinden en güzel yemeğine kadar her şey çalışanın mutluluğu için planlanmıştı. Şimdi başka medya kuruluşlarında da bu olanaklar olabilir, ama Sabah her şeyde olduğu gibi bunda da bir ilkti.İşte o dönemde, Sabah çalışanları için “en iyi yemek” aranmış ve mutfak Beyti Güler’e teslim edilmişti. O yıllarda Sabah’ta yediğimiz yemeklerin tadını hâlâ unutamıyorum.Peki neydi Beyti Bey’in sırrı? Çok basit; Beyti Bey işini severek, kendini vererek yapıyor. Onun için etin kalitesi kadar kullandığı tuzun cinsi, sebzenin tazeliği, zeytinyağının derecesi de çok önemlidir. Kim bilir kaç kere gezdirdiği mutfakta etleri, sebzeleri bir bebek okşar gibi sunuma hazırladığına tanık olmuştum. Böyle bir kişinin başarısız olması ihtimali de olamaz zaten.Uzun bir aradan sonra Beyti Bey’in Florya’daki lokantasına gittik geçenlerde. Hasret giderdik. Bir tarih gibi karşımızda duran Beyti Bey’in eşsiz sohbetinden yararlandık. Kalite yine aynı kalite.Bu arada Beyti Bey bugüne kadar hiç yemeğimiz bir eti tavsiye etti. Bir kuzu kolunu fırında pişiriyor. Galiba 6-7 saatte pişiyormuş. Kuzu seviyorsanız söyleyeyim, ben hayatımda bu kadar lezzetli bir kuzu eti yemedim. Gitme şansı bulanlara tavsiye ederim, yalnız sabahtan haber vermeniz iyi olur, çünkü çok fazla yapılmıyor, son dakikada bulamayabilirsiniz.Beyti Güler lokantanın yönetimini oğlu Cüneyt Güler’e devretmiş görünüyor. Cüneyt Güler de tıpkı babası gibi yemek ve hizmet konusunda süper kaliteyi sürdürüyor. Ama Beyti Bey yine işinin başında. Yine tek tek masaları gezip herkesin hatırını soruyor, siz istemeseniz de beğendiğinizi anladığı yemekten “ilave” yaptırıyor, kahve konyak ikram ediyor.Beyti Güler kendi alanında bir Türkiye önderi, devrimcisi. Allah daha çok uzun ömürler versin.*****4 dil konuşan Vanlı çocukDeniz Temiz Derneği ile gittiğimiz Van’da Can Pulak ve eşiyle birlikte, gençlere taş çıkartarak Van Kalesi’ne tırmandık. Tarihi yerleri gezmeyi çok severim, hiç üşenmem ve yorgunluk da hissemem. Can Pulak, Deniz Temiz Derneği üyesi. Sadece o değil tabii, Türkiye’nin çevre duyarlılığı en yüksek isimlerinden biri. Yıllardır denizleri ve doğayı korumak adına müthiş çalışmalar yapıyor.Kalenin zirvesine varmıştık ki yanımıza kara kuru bir çocuk yanaştı. “Size buranın tarihini anlatayım mı?” diye sordu. İlgilendik, “Anlat bakalım” dedik. Çocuk tıpkı okul müsamerelerinde şiir okuyan çocuklar gibi dur durak bilmeden, “Van Kalesi milattan önce 5 bin yıllarında” diye başladı. Bir çırpıda mühiş bir tarihi bilgi verdi.Sonra bize dönüp, “Japonca da ister misiniz?” dedi. “Tabii” dedik. Çocuk aynı metni Japonca anlatmaya başlamaz mı? Hemen ardından Van Kalesi’ni bir de İngilizce ve Kürtçe anlattı.Turizm, insanı böyle uyanık yapıyor işte. Çocuklar Van Kalesi’nin tarihini dört dilde yazdırıp iyice ezberlemişler. Düşünsenize Japonya’dan geliyorsunuz, küçücük bir çocuk size kendi dilinizde tarih anlatıyor. Tabii bahşiş vermek şartıyla.Yalnız bir sorun var. Eğer çocuk metni ezbere okurken kesip de “Neydi kralın adı?” diye sorarsanız en baştan alıyor. Arada siz yakalayacaksınız.Böyle 4 dilde tarih anlatan 40’a yakın çocuk varmış. Bize anlatana adını sordum. “Ömer” dedi. Van’da Ömer adına çok rastladık nedense. Babası işsizmiş. Akşama kuru fasulye yiyeceklermiş. Çünkü o gün yardım gelmiş. Yemeğe bir de misafir çağırmışlar. 7 kardeşlermiş.

Devamını Oku

Kapatın bizi hemen seçime gidelim

21 Mayıs 2008

Yargıtay Başkanlar Kurulu dün çok sert bir bildiri yayınladı. Belli ki yüksek yargı mensupları son günlerde giderek artan baskılar karşısında isyan ettiler.AKP kapatma davasının açılmasından bu yana sadece toplumu geriyor. Bir savunma yapmak yerine yüksek yargıyı hedef alan açıklamalarla anayasal kurumların saygınlığına gölge düşürmek ve bundan yararlanarak iktidarda kalmayı hedefliyor.Yargıtay bildirisinin hemen ardından Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in “Dam üstünde saksağan” demesini ise “kararlı ve cesur” bir hükümetin öfkesinden çok bir suçluluğun telaşına benzetiyorum.Şahin bana göre AKP’de artık kesin kanaat haline gelen “kapatma ve siyasi yasak” kararının bir an önce uygulanmasını istiyor. Yani artık amaç, kapatmayı önlemek değil tam tersine kapatmayı bir an önce bitirmek.Yargı üzerindeki baskılar da bu yüzden. Çünkü AKP’ye akıl verenler hızla bir ara seçime gidilmesini ve Tayyip Erdoğan’ın “bağımsız milletvekili” olarak seçilmesini tavsiye ediyor.Yargıyı yıpratma ve küçük düşürme, alternatif arayışında gibi gözükme çabaları bundan. Kurmaylar şöyle düşünüyor; “Kapatma kararının önüne geçmek giderek zorlaşıyor. Anayasa Mahkemesini baskı altında tutalım, hiç olmazsa siyasi yasak kavramına bir yorum getirtmeyelim. Mahkeme siyasi yasak kavramını yorumlar ve açıklık getirirse plan bozulur. Oysa işi şimdiden sıkı tutup (kapattınız daha ne istiyorsunuz) deme şansını elimizde tutalım. Planı uygulayalım”.İzlediğim kadarıyla AKP artık elindeki son kartları oynamak istiyor. İlk başlarda sıkı sıkıya sarıldıkları Avrupa desteği de giderek azalmaya başladı. AB ülkeleri de soruna kağıt üzerinden ve kavramlar açısından değil öze inerek bakmaya başladı. Laikliğin önemini onlar da kavrıyor artık. Bu nedenle artık herkesin çok dikkatli olması gerekiyor. Gideceğini ve belki de bir daha iktidar yüzü görmeyeceğini anlayan bir zihniyet akla hayale gelmedik oyunlara ve tezgahlara girişebilir. Bunlar elbette atlatılır ama yaratacağı hasarın kapatılması için ülke büyük bedel ödemek zorunda kalabilir.*****Pamukkale Ekspresi hız yavaşlatmış Geçenlerde Pamukkale Expresi ile Denizliye gittim. Otobüste gece yolculuğunu sevmediğim için yataklı treni tercih ettim. Bilet üzerinde tahmini varış 08:30 olarak yazıyordu, bilet alırken de sordum aynı cevabı aldım fakat trene bindikten sonra 12:00’de orada olacağımız söylendi. Zaten Kütahya’da meydana gelen kazadan sonra hız yavaşlatılmış normal varış 11:30-12:00 gibi oluyormuş.Sormak istiyorum, neden bilet üzerinde farklı saat yazıyor ve neden bu gecikme olacağı bilet alırken bildirilmiyor? Neden iş seyahatlerinde de kullanmak istediğim treni zamanında iş görüşmemi yapamayacağım endişesiyle kullanmaktan çekiniyorum?*****Akıllı görünme çabası, çoğu zaman akıllı olmayı engeller. La Rochefoucauld*****Mesut Yılmaz’ın “ihaleye fesat karıştırması” Mesut Yılmaz’ı meclis kürsüsünde görmeyeli çok uzun zaman olmuş. Salı günü kürsüden sesini duyunca geçmişi hatırladım. Yılmaz’ın aynı kürsüden yaptığı konuşmaları, tartışmaları ve polemikleri hatırladım.Salı günü izlediğim Mesut Yılmaz’ı çok daha düzgün ve oturaklı gördüğümü söylemeliyim.Bu arada o anda konuşulan konu gereği Yılmaz’ı Yüce Divan’a gönderen olayı hatırladım. Yılmaz’ı Yüce Divan’lık yapan olayın birinci derecede görgü tanıklarından birinin anlattıkları geldi aklıma. Neydi o olay? Anlatayım;Türkbank özelleştirme yoluyla ihaleye çıkarılmıştı. O sırada medyada da ataklar yapan (ki bunda Mesut Bey’in de payı vardı) Korkmaz Yiğit bankaya talipti. Ama dişli bir rakip daha vardı. Zorlu Grubu. Fiyat 500 milyon doların üzerine çıkmıştı. Zorlu da bankayı almayı çok istiyordu.İhaleden bir gece önce Yılmaz işadamı Kamuran Çörtük’le oturuyor. Çörtük, Korkmaz Yiğit’in bankayı alabileceğini söylüyor. Yılmaz da “600 milyon dolardan bir kuruş aşağı olmaz” diyor. Çörtük, “Bunu kendisine söyleyeyim mi?” diyor. Yılmaz da “Söyle tabii” diyor.Bunun üzerine Çörtük gece yarısı Yiğit’e gidiyor ve “600 milyon doları gözden çıkart. Zorlu’lar muhtemelen 600’ün üzerine çıkamayacak. O zaman ihale senin” diyor. Yiğit de ihaleye girdiğinde fiyatı 605 milyon olarak telaffuz ediyor ve Zorlu 590 milyonda kalarak çekiliyor.İşte mesele bu. Yılmaz, “Türkbank’ın satışını 600 milyondan aşağı olursa kabul etmem” dediği için “ihaleye fesat karıştırmaktan” Yüce Divan’ı boyluyor.Tabii Yılmaz’ın bankayı Yiğit’in almasını istediğini söylemeliyim. Ona destek olduğunu da. Ama Yılmaz fiyatı yukarı çekmişti, rakipleri kenara itmemişti. Eğer Zorlu Grubu 605’in üzerine çıksaydı, ihaleyi almasına hiç kimse engel olamazdı.***** Üçüncü yol bu olabilir mi? Birçok gazeteci Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın “Üçüncü yol” veya “Oh dedirtme” olarak adlandırılan “ne olduğu belirsiz” önerisine şiddetle sarıldı. Şimdi herkes yorum yapıyor. O halde son günlerdeki bazı gelişmelerle ben de bir senaryo yazayım diyorum.Dün Ertuğrul Özkök Hürriyet’te “mizahi yönü” ağır basan müthiş bir yazı yazdı. Özkök, Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün son kitabında “Hürriyet gazetesini komplo içinde gösteren” bölümle dalga geçiyordu.Yazının güldüren bölümünün dışında aklımda kalan önemli bir bilgi şuydu: “Başbakan Erdoğan epilepsi”. Yani halk arasındaki deyimiyle “Sara”. Bu bilinmiyor muydu? Biliniyordu da yazılmıyordu.Nitekim “göz ağrısı” bahanesiyle 19 Mayıs’a katılmamanın asıl gerekçesinin, bir bakanla yapılan tartışmadan sonra şiddetli öfkelenen Erdoğan’ın yeni bir “epilepsi krizine” girmesi olduğu da söylenmiyor değil.Kısacası Erdoğan’ın “ciddi” bir sağlık sorunu olduğu ileri sürülebilir. Böyle bir durumda “üçüncü yol” Erdoğan’ın kendiliğinden siyasetten çekilmesi olabilir. Bu durumda Erdoğan’la birlikte bazı isimler tasfiye edilir, AKP yoluna devam eder, ama laiklik konusundaki endişeler de azalır.Önceki gün Erdoğan’ın “torunlarından çok söz ettiğini” belirterek “Kendisi de bırakabilir” demiştim. Böyle olursa “kimse şaşırmasın” diyorum.

Devamını Oku

Anayasa uzmanlarına soruyorum

20 Mayıs 2008

AKP iktidarı MHP’nin de desteği ile Anayasa’nın iki maddesinde değişiklik yaptı. Bunun tek amacı vardı. Üniversitelerdeki türban yasağını kaldırmak. Bu iki madde değiştirilirken ne türbandan söz edildi ne de laiklikten. Peki neden böyle yapılmıştı? Çünkü eğer maddelere bir şekilde “türban” sözü girerse, bunun Anayasa’daki laiklik ve eşitlik ilkesine ters düşeceği biliniyordu. Bu nedenle asıl düzenleme YÖK tarafından yapılacaktı. YÖK yayınlayacağı genelge ile türbanı serbest bırakacak ve referans olarak da Anayasa’daki değişiklikleri gösterecekti.Diğer bir neden ise konunun Anayasa Mahkemesi’nden dönmesini engellemekti. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini “esas”tan inceleyemiyor.Şimdi gelelim bugüne ve Anayasa uzmanlarına soruma; Anayasa Mahkemesi raportörü bu iki Anayasa maddesi değişikliği ile ilgili CHP’nin açtığı davanın reddedilmesi yönünde görüş bildirdi. Raportörün gerekçeleri hayli uzun, ama dayandığı temel nokta, Anayasa değişikliklerinin esastan görüşülemeyeceği. Anayasa Mahkemesi ancak Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin ihlali söz konusuyla konuya esastan bakabiliyor.Son değişiklilik “kurnazlıkla” yapıldığı için görünürde bir sorun yok. Anayasa Mahkemesi şekil şartının oluşup oluşmadığına bakar ve CHP’nin başvurusunu reddebilir.Peki; diyelim ki Meclis, Anayasa’nın 4. maddesini ortadan kaldıran bir değişiklik yaptı. 4. Madde Anayasa’nın ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceğini belirtiyor. Madde, “bu madde de dahil” tanımını yapmıyor.İlk üç maddeye hiç atıf yapmadan, şekil şartlarına da uyularak bu madde ortadan kaldırılırsa, Anayasa Mahkemesi raportörü yine “Şekil şartı oluşmuştur, bu nedenle mahkemenin esasa girmesi mümkün değildir” diyebilir mi?Ben hukukçu değilim. Anayasa Mahkemesi Başkanı da hukukçu değil. Ben merak ettiğim bir hukuki durumu kendi mantık süzgecimden geçirerek sormak istiyorum. Hepsi bu.*****“Bizden değil” Son haftalarda leyleği havada gördüm desem yeridir. Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu’ya kısa aralıklarla gittim. İzlenimlerimi yazıyorum zaten biliyorsunuz.Bugün küçük bir Anadolu kasabasında dinlediğim doktordan söz etmek istiyorum. Bulunduğu yerde 10 yılı aşkın süredir çalışan ve halkın da sevdiği bu doktor, İlçe Sağlık Müdürü’nün “Bizden değil” zihniyeti yüzünden hayli sıkıntılar çekmiş. 4 kez görevden alınmış, küçük bir köye sağlık ocağına gönderilmiş. Her seferinde mahkeme kararıyla geri dönmüş.Doktor bunları anlatırken göz yaşlarını tutamıyordu. “İmam Hatipli, kirli sakallı birini getirip sağlık müdürü yaptılar. Adam 4 yıldır sadece kim bizden kim değil araştırması yapıyor. Şu küçücük yerde bile kaç tane hemşire, hastabakıcı ya işten ayrıldı ya başka yere gönderildi” dedi.Kadrolaşma ille bakanlıklarda, büyük yerlerde değil, asıl böyle küçücük Anadolu kasabalarında yaşanıyor. Dram orada. *****Dokunulmazlık da alır Erdoğan’ın, eğer bir yorum yapılmazsa siyaset yasağı alsa bile bağımsız milletvekili seçilebileceğini, Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini ve hatta hükümette bağımsız bakan olabileceğini yazmıştım dün.Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin olası bir kararını mutlaka yorumlamak zorunda olduğunu düşündüğümü de belirtmiştim.Yazıdan sonra arayan bir siyasetçi “İlk ikisi tamam da dışarıdan bakan olmayı tercih etmez, çünkü milletvekili olmadığı için dokunulmazlığı olmaz, bu Tayyip Bey’in işine gelmez” dedi.Eksik bilgi. Anayasa’nın 112. maddesine göre dışarıdan bakan olanlar göreve başlamadan önce meclis kürsüsünden yemin ediyorlar ve tüm milletvekillerinin sahip olduğu dokunulmazlık hakkını alıyorlar. *****Şaşkın garson Yine Yıldırım Tuna’dan; Adamın biri restoranda verdiği sipariş gecikince sinirlenerek, bilinçsizce sağa sola koşuşturan meşgul garsonu çağırmış ve “Benim siparişimi alan garsonu çağırır mısınız?” demiş. “Bendim efendim” diye yanıtlamış şaşkın garson.“Yok.. Yok..” demiş adam, “Siparişimi alan o zamanlar sizin gibi genç biriydi ama sanırım şimdi elli yaşlarında falan olması lazım!”*****Başbakan-bakan kavgası Talat Atilla, Ankaralı gazeteci. Şu anda Türktime adlı bir internet sitesini yönetiyor. Atilla’yı yıllardır izliyorum. Yorum ve haberleri diğer internet sitelerinden hayli farklı. Bu sitede çok önemli haberler var. İzlenim, yorum ve bazılarının “belgesi olmasa” bile çok önemli bilgiler yayınlanıyor. Bunların bir kısmı ilk yayınlandığında şaşırtıyor ve pek çok kişi “doğru değildir” diyor ama bir süre sonra bunun gerçek olduğu ortaya çıkıyor.Türktime önceki gece yarısına doğru yine Talat Atilla imzasıyla bir haberi yayına koydu. Haber Erdoğan’ın 19 Mayıs törenlerine “göz ağrısı” gerekçesiyle katılmamasına çok ilginç bir yorum getiriyordu.Atilla’nın iddiasına göre Başbakan 18 Mayıs’ta Eskişehir’den dönerken yanındaki bir bakanla “henüz öğrenilemeyen” bir nedenle tartışmaya başladı. Tartışma bir süre sonra ciddi bir ağız kavgasına döndü. Başbakan bu bakana “O zaman istifa et kardeşim” diye bağırdı. Bakan da buna karşılık “İstifa etmem, gücün yetiyorsa beni azlet” karşılığını verdi. Başbakan buna çok sinirlendi. Tansiyonu çıktı. Ankara’ya varıldığında kendisini bekleyenleri bile görmeden makam aracına aprondan binip evine gitti. Ardından da 19 Mayıs’a katılmayacağını açıkladı. Bayramı evine kapanarak geçiren Erdoğan dün de Meclis’teki grup toplantısını iptal etti. Talat Atilla’nın adını vermediği bakanı merak ettim. Bu gezide Erdoğan’ın yanında Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik varmış. Kavganın Hüseyin Çelik’le çıktığı iddia ediliyor.Bakalım, Talat Atilla bu kez de çok özel bir habere imza attı mı?***** Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor; kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor. Tolstoy

Devamını Oku

Kapatma ve siyasi yasak gelmesi üzerine çeşitlemeler

19 Mayıs 2008

Üç başbakan yardımcısı üçü de Meclis dışından AKP’nin kapatılması ve birçok yöneticiye siyasi yasak gelmesi halinde ortaya çok ilginç bir hükümet modeli de çıkabilir.Diyelim ki kapatma gerçekleşti. Aralarında Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ın olduğu AKP’li yöneticilere siyasi yasak geldi.Ancak Anayasa maddesinde siyasi yasak alanların seçimlere girmesine bir engel yok. Siyasi partiye girmeden bağımsız olarak seçilebilirler.Ancak Erdoğan isterse buna bile gerek duymayabilir. Seçim riskine hiç girmeden tekrar ve çok güçlü olarak hükümette yer alabilir.Anayasamıza göre hükümette Başbakan için milletvekili olma şartı aranıyor. Başbakan dışındaki bakanlar milletvekili olmayan kişilerden oluşabiliyor. Bir başbakan isterse tüm bakanlar kurulunu meclis dışındaki isimlerden oluşturabilir.Şimdi; diyelim ki AKP kapatıldı, siyasi yasaklar geldi. Gül de Çankaya’dan indi. Kalanlar hemen bir parti kurarlar. Doğal olarak Cumhurbaşkanı vekili olacak olan Köksal Toptan bu yeni partiden bir isme hükümeti kurma görevi verecektir.Yeni Başbakan’ın Erdoğan, Gül ve Arınç’ı hükümete “Başbakan Yardımcısı” sıfatıyla almasını engelleyecek hiçbir şey yok.Hatırlatayım; Kemal Derviş Amerika’dan gelmiş ve meclis dışından bakan yapılmıştı.*****Siyasi yasak kavramına açıklık getirmek gerekiyor Parti neden kapatılır? Anayasa’da yazıyor. Anayasa’nın temel hükümlerine aykırı davranmak kapatma gerekçesi. Ve AKP bununla suçlanıyor. Eğer mahkeme iddiayı sabit görürse kapatma kararını verir.Tabii iş kapatmayla bitmiyor. Bir de sorumlu kişilerin alacağı cezalar var. Anayasa bunu 5 yıl siyaset yasağı olarak öngörüyor. Ancak siyaset yasağı kavramı Anayasa’da açık değil. Madde şöyle bitiyor: “Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesi’nin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazete’de gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar.” Madde böyle olunca yorumu da, “Yasaklanan kişiler bağımsız milletvekili seçilebilir” şeklinde olabiliyor.Peki Anayasa’yı ihlal ettiği gerekçesiyle bir partiyi kapatıp, yöneticilerine siyaset yasağı getireceksiniz ama onlar yine aktif siyasette olabilecekler. Bu mantıklı mı? Siyaset yapmak sadece partilerle mi ilgili? Konu çok tartışılacak. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi “siyaset yasağı kavramına da bir yorum getirmek” zorundadır. Yüksek Mahkeme’nin asli işlerinden biri de budur. Eğer bu yorum yapılmazsa, olası bir kapatma ve siyaset yasağı siyasete kaostan başka bir şey getirmeyecektir.*****“Erdoğan Çankaya’da” ihtimali Günlerdir “AKP kapatılırsa ne olur?” sorusuna yanıt aramaya çalışılıyor. Küçük bir kesim “kapatma olmayabilir” düşüncesinde. Ancak başta AKP’liler olmak üzere çoğunluk Anayasa Mahkemesi’nin bir kapatma kararı alacağını varsayıyor.Tabii kapatma kararından da öte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianamesinde yer alan 71 kişinin siyasi yasak kapsamına girip girmeyeceği merak ediliyor.Kanaatler şimdilik eğer kapatma olursa Tayyip Bey’in mutlaka siyasi yasak da alacağı yönünde. Nitekim senaryolar bu ihtimale göre şekilleniyor. Bu nedenle Anayasa’nın ilgili maddesine göre stratejiler üretiyor.En çok konuşulan senaryoyu biliyorsunuz yazmıştım. Şöyle; parti kapatılır, Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına siyasi yasak konur. Meclis hemen ara seçim kararı alır. Siyasi yasak seçilme hakkını kapsamadığı için Erdoğan bağımsız aday olarak ara seçime katılır, seçilir ve tekrar milletvekili olur. Cumhurbaşkanı, Başbakanlık görevini Erdoğan’a verir. O da hükümetini kurar ve yola böyle devam edilir.İlk çıkan senaryo böyle olduğu için şu anda sadece bu tartışılıyor. Oysa tek seçenek bu değil.Şimdi, diyorum ki; eğer Tayyip Bey siyasi yasaklı olmasına rağmen ara seçimlere katılıp bağımsız milletvekili seçilebiliyorsa, Cumhurbaşkanı da olabilir.Tabii bunun için Çankaya’daki makamın boşalması gerekir. Bu 2 şekilde gerçekleşebilir.Birincisi; Gül yasaklanırsa istifa edebilir. Ya da seçildiği gün itibarıyla Cumhurbaşkanı olmak için yeterli şartları taşımadığı hükmüne varılabilir ve cumhurbaşkanlığı yok sayılır.İkincisi; Gül’e yasak gelmez. Ancak Gül partinin başına geçmek ve yerini Tayyip Erdoğan’a bırakmak için istifa edebilir.Çankaya’nın boşalması halinde Anayasa gereği 60 gün içinde seçime gidilmesi gerekiyor. Referandumla kabul edilen Anayasa değişikliğine göre bu kez seçim halk oylamasıyla yapılacak.Erdoğan bağımsız 20 milletvekilinin teklifiyle aday olur. AKP yerine kurulan parti ya da partiler bu seçimde Erdoğan’ı destekler. Eğer halk Erdoğan’a yüzde 50’nin üzerinde destek verirse seçim tamamlanır.Laikliğe aykırı davrandığı, Anayasa’yı ihlal ettiği gerekçesiyle partisi kapatılan ve siyasi yasak getirilen Erdoğan iki ay sonra Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başkomutanı olur.*****Erdoğan evine dönmek isteyebilir Kapatma davası etrafında fırtınalar ortalığı kasıp kavururken Başbakan Erdoğan da bulduğu her fırsatta çok sert konuşmalar yapıyor. Erdoğan’ın sözlerine ve tavırlarına bakarak adeta “kanının son damlasına kadar çarpışacak” izlenimine varabiliriz.Ancak pek akla gelmeyen ihtimallerden biri de Erdoğan’ın olası bir kapatma ve siyasi yasak kararından sonra siyasetten elini ayağını çekmesidir.Böyle bir ihtimal var mı? Görünen o ki yok. Ama böyle bir ihtimali de göz ardı etmemek gerek diye düşünüyorum.Son 20 günde izlediklerimi özetlemek istiyorum; Erdoğan milletvekillerini gruplar halinde toplayıp onlarla özel olarak sohbet etti. Bu sohbetlere katılan milletvekillerinden biriyle konuşuyordum. Dedi ki, “Tayyip Bey’i bugün çok duygusal gördüm. Çocuklarından, torunlarından söz etti. Hatta (Ben de torunlarımla vakit geçirmek istemez miyim?) diye sordu. Gözleri dolmuştu”.Bu sözler aklımda kalmış. Derken evinde Başbakan’a yemek daveti veren Can Paker’in gazetelerdeki röportajlarından bir cümle ilişti gözüme. Paker “Tayyip Bey mücadele edecek, ama belli mi olur, bakarsınız her şeyi bırakıp torunlarıyla olmayı tercih eder” diyordu.Ve son olarak Emine Hanım eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu’nun eşine, “Çok yorgunuz, hem psikolojik hem beden olarak” diye yakındı. Üç olayı da birbirine bağlarsanız, olsa Tayyip Bey’in “Benden bu kadar” demesi ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.*****İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. V. Hugo

Devamını Oku

Kapatma yerine ceza gelebilir

18 Mayıs 2008

Sevgili okurlar; havalar giderek ısınıyor, aslında yavaş yavaş yaz rehavetine girmemiz gerektiğini düşünüyoruz ama, tıpkı geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da yaz aylarının keyfini süremeyeceğimiz anlaşılıyor. Bu yıl da yaz aylarını “çok sıcak” bir siyasi iklimde yaşayacağımız çok açık. Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran birkaç gelişme üzerinde durmak istiyorum. Doğal olarak AKP hakkındaki kapatma davası üzerindeki spekülasyonlar tüm hızıyla sürüyor.YSK Başkanı’nın açıklamasıHaftanın son günü Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muammer Aydın’ın, AKP yanlısı bir gazeteye yaptığı açıklama tartışma yarattı. Aydın, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı vermesi ve bazı parti yöneticilerine siyaset yasağı getirmesinin sonuçlarını anlatırken, “Erdoğan yasaklı olsa bile bağımsız olarak milletvekili seçilebilir” dedi. Hukuken elbette yanlış değil. Ancak YSK Başkanı’nın olasılıklar üzerine yorum yapması pek hoş kaçmadı.Bunun yanısıra ortaya başka bir ilginç durum da çıktı. Bir hafta kadar önce Sabih Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin bir siyaset yasağı cezası vermesi halinde bunun şartlarını gerekçeli kararda belirtmesi gerektiğini söyledi.Bu şu anlama geliyor: Anayasa Mahkemesi eğer siyaset yasağı koyacaksa, ceza alanların hangi koşullarda siyaset yapabilecekleri de mutlaka belirtilecek. Ceza alanların bağımsız seçilip seçilemeyeceği konusu Yüksek Seçim Kurulu’na bırakılmadan daha burada karara bağlanmalı.YSK Başkanı da bilerek ya da bilmeyerek bu konuda Anayasa Mahkemesi’ni uyarmış oluyor aslında. Çünkü YSK Başkanı da diyor ki, “Eğer bir yorum yapmadan ceza verirseniz, suçlanan kişiler diledikleri gibi siyasete devam eder, sadece bir siyasi parti çatısı altında olamazlar. Yani kararınızı ona göre verin, beni sıkıntıya sokmayın”.Kapatma olmayabilirBu gelişmelerin ışığında ve bazı hukukçularla yaptığım konuşmalardan sonra Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatmayacağını, ama iddianamede adı geçen birçok kişiye siyaset yasağı getirebileceğini düşünmeye başladım. Nitekim Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianamenin hemen başında, “Parti kapatmanın iyi bir şey olmadığını” belirtmesi bu düşüncemi pekiştiriyor.Bunun da ötesinde Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın “Üçüncü yol” önerisi de çok ilginç. Sanki söylenen şu: “AKP kapanmasın, ama bazı kişilere ceza verilsin”.Bu sonuç Toptan’ın söylediği gibi, “Kapatmayın ama kapatmış etkisi yaratsın” sözünün tercümesi gibi değil mi?Kanaltürk olayıSevgili okurlar, geçtiğimiz haftanın üzerinde en çok spekülasyon yapılan konularının başında Kanaltürk’ün Fethullah Gülen’e yakın olduğu ileri sürülen Koza Grubu’na satılması oldu.Kanalın sahibi Tuncay Özkan bir anda medyanın da ağır eleştirilerine hedef haline geldi. Oysa aynı medya Kanaltürk yayınlarına hiç önem vermediği gibi, bu kanalda yayınlanan programları hiç ciddiye almıyor, bu kanalda yayınlanan programlara katılmayı çoğu kez reddediyor, kanalın önderliğinde yapılan mitingleri de alaya alıyordu.Ama satış olunca aynı medya çok üzülmüş ve öfkelenmiş gibi tavır aldı. Buradaki garipliği çözmek mümkün değil. Kanaltürk aracılığı ile başlatılan “Bizkaçkişiyiz” hareketini ise önemsemek gerektiğine inanıyorum. Oradaki enerji mutlaka bir yere kanalize olacaktır.Hepinizin bayramını kutlar iyi haftalar dilerim. *** “Daha ileri gidebilirsin”Temel, Fadime ile nişanlanmış. Fadime’yi arabasına almış, gezmeye çıkarmış. Arabayla bir yerlerde durmuşlar. Kalkarken Temel vitesi bire almak istemiş, eli Fadime’nin eline değmiş. Fadime kızarmış. Temel de utanmış. Günler geçmiş. Nihayet evlenmişler. Balayı için arabayla Bodrum’a doğru yola çıkmışlar. Bodrum’da otele vardıklarında Temel el frenini çekmiş. O sırada yine eli Fadime’nin eline değmiş. Fadime yine kıpkırmızı olmuş. Ama laf etmekten de geri durmamış: “Ula Temel, artuk evlüyüz daaa, daha ilerü cidebilürsün”. Temel bunu duyunca hemen el frenini indirmiş ve Marmaris’e doğru yola çıkmışlar... *** Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz. Atatürk *** Zannediyorlar ki hep böyle olacak Bugün 19 Mayıs. Dünya tarihine damga vuran koca bir imparatorluğu sefil hale getirenlerden kurtulmak için atılan adımın ilk günü. Mustafa Kemal ve arkadaşları, 89 yıl önce bugün, yeni Türkiye’nin kuruluşunun müjdesini Samsun’dan veriyordu.Büyük önderin bu mücadeleyi başlattığı günde Türkiye bugünkünden çok daha kötü durumdaydı. Bir tarafta tamamen yabancıların esiri haline gelmiş Osmanlı hanedanı, diğer tarafta savaşlardan ve yoksulluktan beli bükülmüş bir halk, öte tarafta her durumda kendine bir çıkar sağlayan ve bu uğurda hiçbir kural tanımayan işbirlikçiler. Mustafa Kemal sabırla, inançla ve hiç taviz vermeden Türk halkının Kurtuluş Savaşını başardı ve modern Türkiye’yi kurdu. Yeni Türkiye, halkın üzerinde güneş gibi parlayan bir umut ışığı oldu. Halk yeni rejime ve yönetime sahip çıktı, bağrına bastı. El birliği ile ülkeyi kalkındırmaya soyundu.Ancak dini siyasete alet ederek egemenliğini sürdürmeye alışmış küçük bir kesim, kendi çıkar savaşını hiç bırakmadı. Cumhuriyeti ve ilkelerini yıkamayacağını anladığında, bunu sinsi bir planla zamana yayarak uygulamaya koydu.Bunun yanısıra Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında çağdaş Türkiye’nin bir parçası olanlar, bugün ne yazık ki Türkiye’yi tekrar orta Çağ karanlığına çekmek isteyen, bunun için her yolu deneyen bir kesimin söylemlerine kanarak kendilerine ihanet ediyorlar.Çünkü sanıyorlar ki dünya hep böyle gidecek. Sanıyorlar ki şimdi iktidarlarını perçinlemek için kendilerine güler yüz gösterenler hep böyle davranacak. Sanıyorlar ki destekledikleri iktidar tüm güçleri ele geçirdiğinde de bu kadar özgür olacaklar. Sanıyorlar ki kafalarındaki demokrasi, destekledikleri iktidarla daha da güçlenecek.Oysa yakın bir gelecekte güler yüz görmeyecekler, bu kadar özgür olmayacaklar, demokrasiyi ise mumla arayacaklar. Yazık, nasıl bu kadar akıl tutulması içinde olabiliyorlar.İnanıyorum ki 2008 yılının 19 Mayıs’ı “Yeniden çağdaş Türkiye’yi kurmak için atılan bir adımın” başlangıcı olacaktır.

Devamını Oku

Hayat bir çocuğa nasıl anlatılmalı?

18 Mayıs 2008

Kızı bir yaşına gelen anne, “Ona neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum” dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, ama belki şunları yapabilir:* Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını... Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden “neden ben değil de o?” demeden... * Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini öğret. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona. * Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini... Kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu, gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret. * Kitaplardan keyif almasını, ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp da kendini yönlendirmeyi bulmasını.* Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla. * Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona. Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona. Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret. * Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona.* Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını.* İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret...* Ama en çok da kendini sevmesini öğret. Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini... Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini... Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını...* Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona...*****Avukatlardan seçme saçmalarAşağıda okuyacaklarınız mahkemelerde avukatların gerçekten sorduklarından derlendi: * Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?* En genç olan oğlunuz, hani şu 20 yaşında olan, kaç yaşındaydı?* Resminiz çekilirken orada mıydınız?* Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?* Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?* Sizi öldürdü mü?Soru: 8 Ağustos’ta mı hamile kaldınız?Cevap: EvetSoru: Peki o anda siz ne yapıyordunuz?Başka bir olay:Soru: Üç çocuğunuz var, değil mi? Cevap: Evet.Soru: Kaçı erkek?Cevap: Erkek yok. Soru: Hiç kızınız var mı?Bir başkası:Soru: Bay ___, geçen yaz balayına çıktınız, değil mi?Cevap: Evet, Avrupa’ya... Soru: Eşiniz de sizinle geldi mi?Bu da olmuş;Soru: İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?Cevap: Ölüm sebebiyle.Soru: Kim ölmüştü? Bir diğeri:Soru: Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?Cevap: Orta boyluydu, sakalı vardı. Soru: Erkek miydi yoksa kadın mı?*****‘Akşama yemekte ne var?’Fıkra ama ders almak gerek; Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.Bu durumu aile doktoruna danışmış. Doktor, adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş: “Yapacağın şey şu; mutfaktayken karına salondan normal ses tonuyla bir şeyler söyle, eğer duymazsa salonun kapısında aynı şeyi tekrarla, yine duymazsa bunu daha da yaklaşarak yap”.O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. İlk önce salondan karısına normal sesle, “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”. Cevap yok. Salonun kapısına gelip soruyu tekrarlamış. Yine cevap yok. Mutfağa biraz daha yaklaşmış, koridordan tekrar sormuş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Hâlâ cevap yok. Sonunda mutfağın kapısına gelmiş ve soruyu tekrarlamış: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Yine cevap alamayınca bu kez karısının kulağının yanında soruyu tekrar sormuş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Karısı bu kez cevaplamış: “Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk” Hikayenin ana fikri: Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız.*****Bu kadar cehalet ancak tahsille olur!*****Geç bakalımHız limitini aşınca polis kadın sürücüyü durdurmuş, arabaya doğru yürürken siyah fermuarlı çantasını açıp ceza makbuzunu çıkarmış ve “Merhaba efendim” demiş ve sormuş: “Adınız?” Cevap: “Ben bayan Ladislav Abdulkhasim Zybkcicravznovskaya. Özbekistan Cumhuriyetindenim, Afyon Karahisar’da bulunan kızımı ziyarete gidiyordum memur bey.” Polis ceza makbuzunu çantasına geri yerleştirirken, “Mmm.. Neyse” demiş, “Bundan sonra biraz dikkatli kullanıp kurallara uyuyoruz! Tamam mı?”*****Hayvan sevgisiBazı hayvanları sevmiyorum. Kimse kusura bakmasın! * Tünellerde park lambası ya da farlar yerine dörtlülerini yakan ÖKÜZLERİ, * Lastiği patladığında sol şeritte değiştiren DEVELERİ, * Bir yaya geçsin diye yavaşladığınız veya durduğunuzda sağınızdan/solunuzdan bir de size ters ters bakarak, geçen ÇAKALLARI,* Far ayarının ne demek olduğunu bilmeyip ya da ona verilecek 2-3 lirayı servet sanıp arkanızdan gözünüzü kamaştıran DAVARLARI, * Karda önden çekişli arabasının arka tekerlerine zincir takıp sonra “abi bi el atsana” diye yardım isteyen EŞEKLERİ, * Dakikalarca aynalarına bakmadan otobanın sol şeridinde sizin süratinizden en az 50-60 km yavaş giderek salınan KOYUNLARI,* Yeni yıkadığınız arabanızı batırmakla mükellef cam yıkama fıskıyesini ayarlamaktan aciz BEYGİRLERİ, * Arabasında biriktirip çöpe atması gerekenleri yola atan DOMUZLARI, * Trafik 2 dakika durdu mu kornaya basan AYILARI, * Her yere tüküren LAMALARI,* Kapısına geldiği adamın ziline basmaktansa, kornasına basmayı tercih eden SIĞIRLARI, sevmiyorum! Ya siz?(Mustafa Haktanır)

Devamını Oku

Tayyip Bey’in Vanlı çocukları

17 Mayıs 2008

Deniz Temiz Derneği’nin Van Gölü’nü korumak için başlattığı kampanyaya katılmak üzere gittiğim Van’da en çok dikkatimi çeken, çocuk ve genç nüfus oldu. Sokaklar yaşları 5-12 arası çocuklardan geçilmiyor. Hepsinin de son derece yoksul olduğu daha ilk bakışta anlaşılıyor.“Adın ne?” diye soruyorum, “Ömer” diyor çocuklardan biri. “Kaç kardeşsiniz?” Cevap, “Yedi” oluyor. Bir başkası “Murat” diyor adı için, onlar 8 kardeş.“Peki baban ne iş yapar?” diyorum. Biri “Hamal” diyor, öteki, “amele” ama en çok duyduğum, “çalışmıyor, ara sıra iş yapıyor” cevabı.Sokaktaki bu çocuk ve genç nüfusu görünce ister istemez Başbakan Erdoğan’ın ısrarlı ve inatçı biçimde “En az üç çocuk yapın” sözlerini hatırladım. Hele 4 çocuğu olmasına rağmen “Keşke beş çocuğum olsaydı” demesi herhalde hafızalardan hiç çıkmaz.Elbette Tayyip Bey’in imkânları geniş. Çok parası ve gücü var. Bu durumda çocuklara bakmak, onların eğitimini sağlamak zor değil.Ama adam hamallık yapıyor, amele olarak gündelik iş buluyor, işsiz gezip getir götür işi kollayarak bahşiş toplamaya çalışıyor. Soruyorsunuz 7 çocuğu var. Tayyip Bey’in söylediğinin iki katından fazla. Bu çocuklara bakması mümkün mü?Değil. Ama o çocuklar büyüyor işte bir şekilde. Ne eğitim alıyor, ne aklı ve zekâsı gelişiyor, ne bir görgü ediniyor ne bir yetenek.Belki de arzulanan bu. Çünkü zaten halkın önemli bir bölümü “sadaka ekonomisiyle” baskı altında tutuluyor, tembelliğe itiliyor. “Allah rızkını da verir” mantığı ile her yıl bir çocuk yapmaktan çekinmiyor pek çok kişi.Nüfusumuz artsın, genç nesil arkadan gelsin. Ama bu nesil sağlıklı, akıllı, zeki olsun, iyi beslensin, iyi eğitim alsın. Bunları halletmeden, üstelik halletmeye bile çalışmadan “daha çok çocuk yapın” demek, aşiret usülü nüfusu artırıp, gücü korumaktan başka bir şey olamaz.Tayyip Bey’in “En az üç çocuk yapın” önerisine balıklama atlayanlara herhangi bir Anadolu kentine gitmelerini ve sokaklarda dolaşan çocuklara bakmalarını tavsiye ederim.Çok derin sosyolojik araştırmalara ve raporlara da gerek yok üstelik. Sadece görsünler, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.*****Yoksullara pek cömert davranan zenginlere güvenme. Plautus*****Başbakan YSK Başkanı’na sormuşYüksek Seçim Kurulu Başkanı Muammer Aydın 30 Nisan’da Başbakanlık binasına gelmişti. Bu sırada Başbakan da binadaydı. YSK Başkanı’nın Erdoğan’la görüştüğü ileri sürülmüş ama bu konuda bir açıklama yapılmamıştı.Ankara’daki bazı kaynaklarımdan aldığım bilgiye göre Tayyip Bey YSK Başkanı Aydın’ı bizzat çağırmış. Görüşmede Erdoğan Aydın’a “Eğer bu dava kapatma ile sonuçlanırsa erken seçime en çabuk ne kadar sürede hazır olursunuz?” diye sormuş. Muammer Aydın 45 günde hazır olabileceklerini söylemiş. Aynı Muammer Aydın dün Star Gazetesi’ne bir demeç vererek “Erdoğan yasaklansa bile bağımsız milletvekili seçilebir” dedi. Anayasa Mahkemesi’nin henüz ne karar vereceğini bilmeden böyle bir açıklama yapmak ne anlama geliyor acaba? Cevabı basit; AKP kapatılacağına kesin inanmış. Ara seçim formülüne bel bağlamış. Yandaş medyada işi şimdiden sağlama alıp YSK Başkanı’nı konuşturuyor.Not: Rivayet odur ki Erdoğan’ın YSK Başkanı ile yaptığı konuşmayı öğrenen MHP lideri Devlet Bahçeli “Biz istediğiniz an seçime hazırız” konuşmasını yapmış.*****Sultan HanımEmine Erdoğan Kraliçe onuruna Köşk’te verilen davete katılmadı. Gerekçe açıklanmadı ama Hayrünisa Hanım’ın şeklen de olsa üstte görünmesine tahammül edemediği ve Köşk’ü boykot ettiği söyleniyor.Emine Hanım’ın Köşk’e çıkmamasına bazı yazarlar övgüler yağdırmışlar, onun ilkeli olduğunu yazmışlar.Oysa Köşk’teki davet kişisel hırs ve öfkelerin gösterileceği yer değildir. Kimse Kraliçe geldi diye koşa koşa gitmiyor bu tür davetlere, bu davetler aynı zamanda devlet yönetmenin gereklerindendir.Emine Hanım herhalde sayısal çoğunluğun gücünü, kendini “sultan” sanarak göstermeye çalışıyor.*****Kayseri bayrağıAdam sordu: “Sağda solda sarı kırmızılı bayraklar asılı, nedir bu?” Fenerbahçeli cevap verdi: “Kayseri Türkiye Kupasını kazandı ya ondan”.Adam devam etti: “Vay be İstanbul’da bu kadar Kayserili var demek!”*****Akıllı kediAdam, karısının kedisinden nefret ediyormuş. Kadın evde yokken arabaya attığı gibi uzak bir mahalleye bırakmış hayvanı. Eve geri gelmiş, bir bakmış, bizimki kanepenin üzerinde mışıl mışıl uyuyor. Ertesi hafta daha uzağa bırakmış. Geri gelmiş, bizimki yine kanepenin üzerinde! Bir hafta sonra daha da uzağa bırakmış, geri gelmiş, yine evde!En sonunda almış hayvanı gitmiş, gitmiş, gitmiş...Akşam evin telefonu çalmış. Karısı telefonu açmış. Karşısında kocası: “Alo, Necla... Kedi evde mi?” . Karısı kendinden emin bir sesle, “Evdeee..” demiş. Adamsa gergin bir halde devam etmiş: “Versene şunu bana yolu tarif etsin”.*****Nerede okuyacaktık?Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün izlenmesi ve “muhtemelen” dinleniyor olması geçiştirilecek bir olay değildir. AKP sıkıntıda, sözcülerinin açıklamalarından bu anlaşılıyor. Diyorlar ki, “Ankara Emniyet Müdürü’nün açıklamalarını şimdilik doğru kabul etmek zorundayız”. Sonra da ekliyorlar, “Yasal olarak böyle bir şey mümkün değil”. Bravo. Bir de yasal olsaydı bari.Emniyet Müdürü hemen olay yerine koşarak, “Araç bizim ama narkotikle ilgili bir inceleme için tesadüfen buradaydı” dedi. Bu açıklamanın Paksüt’ü tatmin etmediği anlaşılıyor ki ardından başka açıklamalar da yaptı.Dün Vatan’da 11 soru vardı. Bunlardan en önemlisi bence “o aracın” hangi olayı izlediğinin açıklanması. Eğer gizli bir araştırma ise elbette şu anda kamuoyuna açıklanamaz. Ama bir Anayasa Mahkemesi Başkanvekili’ne yapılabilir bu açıklama. Emniyet Müdürü Paksüt’e operasyonu anlatabilir. Anlatamıyor belli ki.Peki eğer Paksüt uyanık davranmasaydı ne olacaktı, dinleme yapanlar neyi amaçlıyordu? Bu sorunun cevabı çok basit. Demokrasiye, hukuka ve AKP’ye bağlılıklarını her fırsatta haykıran pek çok gazete ve televizyon var. Toplanan konuşmalara montaj yapılacak, cümleler farklı anlarda söylenmiş bile olsa alt alta getirildiğinde şüphe yaratacak bir manzara oluşacaktı.Bugüne kadar olduğu gibi. Amaç Anayasa Mahkemesi’ni yıpratmak ve “taraflı” göstermek olduktan sonra ahlak ve vicdanın önemi kalmıyor nasıl olsa.

Devamını Oku