İktidardayken emanetçi olmaz

Haberin Devamı

AKP’nin kapatılması ihtimaline karşı yeni kurulacak partinin başına kimin geleceği merak ediliyor. Yaygın kanı, AKP kapatılırsa hemen yeni bir parti kurulacak ve Tayyip Bey’in işaret edeceği biri partinin başına geçecek.
Ondan sonra hukuki duruma bakılacak ve Erdoğan yeniden milletvekili oluncaya kadar parti bu kişinin liderliğinde yol alacak. Türkçesiyle, yeni parti emanetçi sistemiyle yönetilecek.
Ancak şunu söylemek gerek; emanetçilik siyasette ilk kez görülmüyor. Buradaki ince nokta şu; bugüne kadar emanetçi sıfatını taşıyan kişiler hiçbir zaman iktidarda değildi. Kısacası emanetçilik muhalefette yapılır, iktidarda emanetçi olmaz.

Çünkü emanetçi, halk diliyle “tekkeyi bekleyen”dir. Bir sorumluluğu yoktur, partiyi kollar.

Oysa iktidar ucu belirsiz bir tünel gibi. Sorumluluğu çok ağır. Ülke adına karar alıyorsunuz. Bir yanlış yaptığınızda “Vallahi ben emanetçiyim, işin asıl sahibi böyle söylemişti” diyemezsiniz. Ayrıca iktidar gücü tatlıdır. Bugün emanetçi olarak kolktuğa oturan bir süre sonra “Ben de pekâlâ yapıyorum işte” havasına kolaylıkla girer (Bkz: Yıldırım Akbulut). Ayrıca emanetçi de olsa, iktidar koltuğuna oturduğunuzda size “Bu işi daha iyi yapıyorsunuz, partiyi tekrar riske sokmayın sakın” diyenler de çok olacaktır.
Ayrıca bir nokta daha: 5 yıl ayrılmaz ikili imajı veren Erdoğan-Gül, şu cumhurbaşkanlığı nedeniyle bile biraz ters düşmedi mi? Çankaya’ya oturan Gül’ün tavrı eskisi gibi mi liderine karşı.

Yanisi şu: Emanetçi işi biraz yaştır. Kendini işin asıl sahibi zanneden gücü bir anda elinden kaçırıverir.

*****


İsa izliyor

Hırsız, gecenin yarısında bir eve girer. Karanlık koridorda, yaktığı küçük el fenerinin ışığında ilerlerken bir ses duyar: “İsa seni izliyor!” Şaşkınlık ve korkuyla etrafına bakınan hırsız, bir yandan da evdeki değerli şeyleri aramaya devam eder. Tekrar aynı sesi duyar: “İsa seni izliyor!”
Bu kez hırsız elindeki feneri çevrede gezdirmeye başlar ve bir papağan görür. “Bunu sen mi söyledin?” diye papağana sorar. Papağan, “Evet, yalnızca seni uyarmak için” der. Hırsız, “Ne! Beni uyarmak mı? Kimsin sen? Adın ne senin?”
Papağan, “Musa” diye cevap verir. “Musa mı?” der hırsız, “Hangi salak bir papağana Musa adını koyar ki?”
Kuş cevap verir: “Bilmiyorum. Tahminimce arkanda duran dobermana İsa adını koyan olabilir.”

*****


Okumasını biliyorsan, her insanın bir kitap olduğunu göreceksin. Channing

*****


İş aşkı ile harmanlanmış yemek sanatı

Çok iddialı bir şey söylemek istiyorum. Pek çok yerde çok güzel etler yedim. Ama Beyti’deki kadar lezzetlisini bugüne kadar hiçbir yerde yemedim. Kimse alınmasın, darılmasın.
Beyti Güler’i Sabah’ta olduğumuz yıllarda yakından tanımıştım. Zamanında basındaki en büyük devrimleri gerçekleştiren Sabah, çalışanların yaşam kalitesinde de devrim yapmıştı. İkitelli’deki ultra modern binada spor salonundan yüzme havuzuna, berberinden en güzel yemeğine kadar her şey çalışanın mutluluğu için planlanmıştı. Şimdi başka medya kuruluşlarında da bu olanaklar olabilir, ama Sabah her şeyde olduğu gibi bunda da bir ilkti.
İşte o dönemde, Sabah çalışanları için “en iyi yemek” aranmış ve mutfak Beyti Güler’e teslim edilmişti. O yıllarda Sabah’ta yediğimiz yemeklerin tadını hâlâ unutamıyorum.
Peki neydi Beyti Bey’in sırrı? Çok basit; Beyti Bey işini severek, kendini vererek yapıyor. Onun için etin kalitesi kadar kullandığı tuzun cinsi, sebzenin tazeliği, zeytinyağının derecesi de çok önemlidir. Kim bilir kaç kere gezdirdiği mutfakta etleri, sebzeleri bir bebek okşar gibi sunuma hazırladığına tanık olmuştum. Böyle bir kişinin başarısız olması ihtimali de olamaz zaten.
Uzun bir aradan sonra Beyti Bey’in Florya’daki lokantasına gittik geçenlerde. Hasret giderdik. Bir tarih gibi karşımızda duran Beyti Bey’in eşsiz sohbetinden yararlandık. Kalite yine aynı kalite.
Bu arada Beyti Bey bugüne kadar hiç yemeğimiz bir eti tavsiye etti. Bir kuzu kolunu fırında pişiriyor. Galiba 6-7 saatte pişiyormuş. Kuzu seviyorsanız söyleyeyim, ben hayatımda bu kadar lezzetli bir kuzu eti yemedim. Gitme şansı bulanlara tavsiye ederim, yalnız sabahtan haber vermeniz iyi olur, çünkü çok fazla yapılmıyor, son dakikada bulamayabilirsiniz.
Beyti Güler lokantanın yönetimini oğlu Cüneyt Güler’e devretmiş görünüyor. Cüneyt Güler de tıpkı babası gibi yemek ve hizmet konusunda süper kaliteyi sürdürüyor. Ama Beyti Bey yine işinin başında. Yine tek tek masaları gezip herkesin hatırını soruyor, siz istemeseniz de beğendiğinizi anladığı yemekten “ilave” yaptırıyor, kahve konyak ikram ediyor.
Beyti Güler kendi alanında bir Türkiye önderi, devrimcisi. Allah daha çok uzun ömürler versin.

*****


4 dil konuşan Vanlı çocuk

Deniz Temiz Derneği ile gittiğimiz Van’da Can Pulak ve eşiyle birlikte, gençlere taş çıkartarak Van Kalesi’ne tırmandık. Tarihi yerleri gezmeyi çok severim, hiç üşenmem ve yorgunluk da hissemem. Can Pulak, Deniz Temiz Derneği üyesi. Sadece o değil tabii, Türkiye’nin çevre duyarlılığı en yüksek isimlerinden biri. Yıllardır denizleri ve doğayı korumak adına müthiş çalışmalar yapıyor.
Kalenin zirvesine varmıştık ki yanımıza kara kuru bir çocuk yanaştı. “Size buranın tarihini anlatayım mı?” diye sordu. İlgilendik, “Anlat bakalım” dedik. Çocuk tıpkı okul müsamerelerinde şiir okuyan çocuklar gibi dur durak bilmeden, “Van Kalesi milattan önce 5 bin yıllarında” diye başladı. Bir çırpıda mühiş bir tarihi bilgi verdi.
Sonra bize dönüp, “Japonca da ister misiniz?” dedi. “Tabii” dedik. Çocuk aynı metni Japonca anlatmaya başlamaz mı? Hemen ardından Van Kalesi’ni bir de İngilizce ve Kürtçe anlattı.
Turizm, insanı böyle uyanık yapıyor işte. Çocuklar Van Kalesi’nin tarihini dört dilde yazdırıp iyice ezberlemişler. Düşünsenize Japonya’dan geliyorsunuz, küçücük bir çocuk size kendi dilinizde tarih anlatıyor. Tabii bahşiş vermek şartıyla.
Yalnız bir sorun var. Eğer çocuk metni ezbere okurken kesip de “Neydi kralın adı?” diye sorarsanız en baştan alıyor. Arada siz yakalayacaksınız.
Böyle 4 dilde tarih anlatan 40’a yakın çocuk varmış. Bize anlatana adını sordum. “Ömer” dedi. Van’da Ömer adına çok rastladık nedense. Babası işsizmiş. Akşama kuru fasulye yiyeceklermiş. Çünkü o gün yardım gelmiş. Yemeğe bir de misafir çağırmışlar. 7 kardeşlermiş.

DİĞER YENİ YAZILAR