Kapatın bizi hemen seçime gidelim

Haberin Devamı

Yargıtay Başkanlar Kurulu dün çok sert bir bildiri yayınladı. Belli ki yüksek yargı mensupları son günlerde giderek artan baskılar karşısında isyan ettiler.

AKP kapatma davasının açılmasından bu yana sadece toplumu geriyor. Bir savunma yapmak yerine yüksek yargıyı hedef alan açıklamalarla anayasal kurumların saygınlığına gölge düşürmek ve bundan yararlanarak iktidarda kalmayı hedefliyor.

Yargıtay bildirisinin hemen ardından Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in “Dam üstünde saksağan” demesini ise “kararlı ve cesur” bir hükümetin öfkesinden çok bir suçluluğun telaşına benzetiyorum.

Şahin bana göre AKP’de artık kesin kanaat haline gelen “kapatma ve siyasi yasak” kararının bir an önce uygulanmasını istiyor. Yani artık amaç, kapatmayı önlemek değil tam tersine kapatmayı bir an önce bitirmek.

Yargı üzerindeki baskılar da bu yüzden. Çünkü AKP’ye akıl verenler hızla bir ara seçime gidilmesini ve Tayyip Erdoğan’ın “bağımsız milletvekili” olarak seçilmesini tavsiye ediyor.

Yargıyı yıpratma ve küçük düşürme, alternatif arayışında gibi gözükme çabaları bundan. Kurmaylar şöyle düşünüyor; “Kapatma kararının önüne geçmek giderek zorlaşıyor. Anayasa Mahkemesini baskı altında tutalım, hiç olmazsa siyasi yasak kavramına bir yorum getirtmeyelim. Mahkeme siyasi yasak kavramını yorumlar ve açıklık getirirse plan bozulur. Oysa işi şimdiden sıkı tutup (kapattınız daha ne istiyorsunuz) deme şansını elimizde tutalım. Planı uygulayalım”.

İzlediğim kadarıyla AKP artık elindeki son kartları oynamak istiyor. İlk başlarda sıkı sıkıya sarıldıkları Avrupa desteği de giderek azalmaya başladı. AB ülkeleri de soruna kağıt üzerinden ve kavramlar açısından değil öze inerek bakmaya başladı. Laikliğin önemini onlar da kavrıyor artık. Bu nedenle artık herkesin çok dikkatli olması gerekiyor. Gideceğini ve belki de bir daha iktidar yüzü görmeyeceğini anlayan bir zihniyet akla hayale gelmedik oyunlara ve tezgahlara girişebilir. Bunlar elbette atlatılır ama yaratacağı hasarın kapatılması için ülke büyük bedel ödemek zorunda kalabilir.

*****

Pamukkale Ekspresi hız yavaşlatmış

Geçenlerde Pamukkale Expresi ile Denizliye gittim. Otobüste gece yolculuğunu sevmediğim için yataklı treni tercih ettim. Bilet üzerinde tahmini varış 08:30 olarak yazıyordu, bilet alırken de sordum aynı cevabı aldım fakat trene bindikten sonra 12:00’de orada olacağımız söylendi. Zaten Kütahya’da meydana gelen kazadan sonra hız yavaşlatılmış normal varış 11:30-12:00 gibi oluyormuş.

Sormak istiyorum, neden bilet üzerinde farklı saat yazıyor ve neden bu gecikme olacağı bilet alırken bildirilmiyor? Neden iş seyahatlerinde de kullanmak istediğim treni zamanında iş görüşmemi yapamayacağım endişesiyle kullanmaktan çekiniyorum?

*****

Akıllı görünme çabası, çoğu zaman akıllı olmayı engeller. La Rochefoucauld

*****

Mesut Yılmaz’ın “ihaleye fesat karıştırması”

Mesut Yılmaz’ı meclis kürsüsünde görmeyeli çok uzun zaman olmuş. Salı günü kürsüden sesini duyunca geçmişi hatırladım. Yılmaz’ın aynı kürsüden yaptığı konuşmaları, tartışmaları ve polemikleri hatırladım.

Salı günü izlediğim Mesut Yılmaz’ı çok daha düzgün ve oturaklı gördüğümü söylemeliyim.

Bu arada o anda konuşulan konu gereği Yılmaz’ı Yüce Divan’a gönderen olayı hatırladım. Yılmaz’ı Yüce Divan’lık yapan olayın birinci derecede görgü tanıklarından birinin anlattıkları geldi aklıma. Neydi o olay? Anlatayım;

Türkbank özelleştirme yoluyla ihaleye çıkarılmıştı. O sırada medyada da ataklar yapan (ki bunda Mesut Bey’in de payı vardı) Korkmaz Yiğit bankaya talipti. Ama dişli bir rakip daha vardı. Zorlu Grubu. Fiyat 500 milyon doların üzerine çıkmıştı. Zorlu da bankayı almayı çok istiyordu.

İhaleden bir gece önce Yılmaz işadamı Kamuran Çörtük’le oturuyor. Çörtük, Korkmaz Yiğit’in bankayı alabileceğini söylüyor. Yılmaz da “600 milyon dolardan bir kuruş aşağı olmaz” diyor. Çörtük, “Bunu kendisine söyleyeyim mi?” diyor. Yılmaz da “Söyle tabii” diyor.

Bunun üzerine Çörtük gece yarısı Yiğit’e gidiyor ve “600 milyon doları gözden çıkart. Zorlu’lar muhtemelen 600’ün üzerine çıkamayacak. O zaman ihale senin” diyor. Yiğit de ihaleye girdiğinde fiyatı 605 milyon olarak telaffuz ediyor ve Zorlu 590 milyonda kalarak çekiliyor.

İşte mesele bu. Yılmaz, “Türkbank’ın satışını 600 milyondan aşağı olursa kabul etmem” dediği için “ihaleye fesat karıştırmaktan” Yüce Divan’ı boyluyor.

Tabii Yılmaz’ın bankayı Yiğit’in almasını istediğini söylemeliyim. Ona destek olduğunu da. Ama Yılmaz fiyatı yukarı çekmişti, rakipleri kenara itmemişti.

Eğer Zorlu Grubu 605’in üzerine çıksaydı, ihaleyi almasına hiç kimse engel olamazdı.

*****

Üçüncü yol bu olabilir mi?

Birçok gazeteci Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın “Üçüncü yol” veya “Oh dedirtme” olarak adlandırılan “ne olduğu belirsiz” önerisine şiddetle sarıldı. Şimdi herkes yorum yapıyor. O halde son günlerdeki bazı gelişmelerle ben de bir senaryo yazayım diyorum.

Dün Ertuğrul Özkök Hürriyet’te “mizahi yönü” ağır basan müthiş bir yazı yazdı. Özkök, Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün son kitabında “Hürriyet gazetesini komplo içinde gösteren” bölümle dalga geçiyordu.

Yazının güldüren bölümünün dışında aklımda kalan önemli bir bilgi şuydu: “Başbakan Erdoğan epilepsi”. Yani halk arasındaki deyimiyle “Sara”. Bu bilinmiyor muydu? Biliniyordu da yazılmıyordu.

Nitekim “göz ağrısı” bahanesiyle 19 Mayıs’a katılmamanın asıl gerekçesinin, bir bakanla yapılan tartışmadan sonra şiddetli öfkelenen Erdoğan’ın yeni bir “epilepsi krizine” girmesi olduğu da söylenmiyor değil.

Kısacası Erdoğan’ın “ciddi” bir sağlık sorunu olduğu ileri sürülebilir. Böyle bir durumda “üçüncü yol” Erdoğan’ın kendiliğinden siyasetten çekilmesi olabilir. Bu durumda Erdoğan’la birlikte bazı isimler tasfiye edilir, AKP yoluna devam eder, ama laiklik konusundaki endişeler de azalır.

Önceki gün Erdoğan’ın “torunlarından çok söz ettiğini” belirterek “Kendisi de bırakabilir” demiştim. Böyle olursa “kimse şaşırmasın” diyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR