Anayasa uzmanlarına soruyorum

Haberin Devamı

AKP iktidarı MHP’nin de desteği ile Anayasa’nın iki maddesinde değişiklik yaptı. Bunun tek amacı vardı. Üniversitelerdeki türban yasağını kaldırmak. Bu iki madde değiştirilirken ne türbandan söz edildi ne de laiklikten.

Peki neden böyle yapılmıştı? Çünkü eğer maddelere bir şekilde “türban” sözü girerse, bunun Anayasa’daki laiklik ve eşitlik ilkesine ters düşeceği biliniyordu. Bu nedenle asıl düzenleme YÖK tarafından yapılacaktı. YÖK yayınlayacağı genelge ile türbanı serbest bırakacak ve referans olarak da Anayasa’daki değişiklikleri gösterecekti.

Diğer bir neden ise konunun Anayasa Mahkemesi’nden dönmesini engellemekti. Çünkü Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini “esas”tan inceleyemiyor.

Şimdi gelelim bugüne ve Anayasa uzmanlarına soruma; Anayasa Mahkemesi raportörü bu iki Anayasa maddesi değişikliği ile ilgili CHP’nin açtığı davanın reddedilmesi yönünde görüş bildirdi. Raportörün gerekçeleri hayli uzun, ama dayandığı temel nokta, Anayasa değişikliklerinin esastan görüşülemeyeceği. Anayasa Mahkemesi ancak Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin ihlali söz konusuyla konuya esastan bakabiliyor.

Son değişiklilik “kurnazlıkla” yapıldığı için görünürde bir sorun yok. Anayasa Mahkemesi şekil şartının oluşup oluşmadığına bakar ve CHP’nin başvurusunu reddebilir.

Peki; diyelim ki Meclis, Anayasa’nın 4. maddesini ortadan kaldıran bir değişiklik yaptı. 4. Madde Anayasa’nın ilk üç maddesinin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceğini belirtiyor. Madde, “bu madde de dahil” tanımını yapmıyor.

İlk üç maddeye hiç atıf yapmadan, şekil şartlarına da uyularak bu madde ortadan kaldırılırsa, Anayasa Mahkemesi raportörü yine “Şekil şartı oluşmuştur, bu nedenle mahkemenin esasa girmesi mümkün değildir” diyebilir mi?

Ben hukukçu değilim. Anayasa Mahkemesi Başkanı da hukukçu değil. Ben merak ettiğim bir hukuki durumu kendi mantık süzgecimden geçirerek sormak istiyorum. Hepsi bu.

*****

“Bizden değil”

Son haftalarda leyleği havada gördüm desem yeridir. Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu’ya kısa aralıklarla gittim. İzlenimlerimi yazıyorum zaten biliyorsunuz.

Bugün küçük bir Anadolu kasabasında dinlediğim doktordan söz etmek istiyorum. Bulunduğu yerde 10 yılı aşkın süredir çalışan ve halkın da sevdiği bu doktor, İlçe Sağlık Müdürü’nün “Bizden değil” zihniyeti yüzünden hayli sıkıntılar çekmiş. 4 kez görevden alınmış, küçük bir köye sağlık ocağına gönderilmiş. Her seferinde mahkeme kararıyla geri dönmüş.

Doktor bunları anlatırken göz yaşlarını tutamıyordu. “İmam Hatipli, kirli sakallı birini getirip sağlık müdürü yaptılar. Adam 4 yıldır sadece kim bizden kim değil araştırması yapıyor. Şu küçücük yerde bile kaç tane hemşire, hastabakıcı ya işten ayrıldı ya başka yere gönderildi” dedi.

Kadrolaşma ille bakanlıklarda, büyük yerlerde değil, asıl böyle küçücük Anadolu kasabalarında yaşanıyor. Dram orada.

*****

Dokunulmazlık da alır

Erdoğan’ın, eğer bir yorum yapılmazsa siyaset yasağı alsa bile bağımsız milletvekili seçilebileceğini, Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini ve hatta hükümette bağımsız bakan olabileceğini yazmıştım dün.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin olası bir kararını mutlaka yorumlamak zorunda olduğunu düşündüğümü de belirtmiştim.

Yazıdan sonra arayan bir siyasetçi “İlk ikisi tamam da dışarıdan bakan olmayı tercih etmez, çünkü milletvekili olmadığı için dokunulmazlığı olmaz, bu Tayyip Bey’in işine gelmez” dedi.

Eksik bilgi. Anayasa’nın 112. maddesine göre dışarıdan bakan olanlar göreve başlamadan önce meclis kürsüsünden yemin ediyorlar ve tüm milletvekillerinin sahip olduğu dokunulmazlık hakkını alıyorlar.

*****

Şaşkın garson

Yine Yıldırım Tuna’dan; Adamın biri restoranda verdiği sipariş gecikince sinirlenerek, bilinçsizce sağa sola koşuşturan meşgul garsonu çağırmış ve “Benim siparişimi alan garsonu çağırır mısınız?” demiş. “Bendim efendim” diye yanıtlamış şaşkın garson.

“Yok.. Yok..” demiş adam, “Siparişimi alan o zamanlar sizin gibi genç biriydi ama sanırım şimdi elli yaşlarında falan olması lazım!”

*****


Başbakan-bakan kavgası

Talat Atilla, Ankaralı gazeteci. Şu anda Türktime adlı bir internet sitesini yönetiyor. Atilla’yı yıllardır izliyorum. Yorum ve haberleri diğer internet sitelerinden hayli farklı. Bu sitede çok önemli haberler var. İzlenim, yorum ve bazılarının “belgesi olmasa” bile çok önemli bilgiler yayınlanıyor. Bunların bir kısmı ilk yayınlandığında şaşırtıyor ve pek çok kişi “doğru değildir” diyor ama bir süre sonra bunun gerçek olduğu ortaya çıkıyor.

Türktime önceki gece yarısına doğru yine Talat Atilla imzasıyla bir haberi yayına koydu. Haber Erdoğan’ın 19 Mayıs törenlerine “göz ağrısı” gerekçesiyle katılmamasına çok ilginç bir yorum getiriyordu.

Atilla’nın iddiasına göre Başbakan 18 Mayıs’ta Eskişehir’den dönerken yanındaki bir bakanla “henüz öğrenilemeyen” bir nedenle tartışmaya başladı. Tartışma bir süre sonra ciddi bir ağız kavgasına döndü. Başbakan bu bakana “O zaman istifa et kardeşim” diye bağırdı. Bakan da buna karşılık “İstifa etmem, gücün yetiyorsa beni azlet” karşılığını verdi. Başbakan buna çok sinirlendi. Tansiyonu çıktı. Ankara’ya varıldığında kendisini bekleyenleri bile görmeden makam aracına aprondan binip evine gitti. Ardından da 19 Mayıs’a katılmayacağını açıkladı.

Bayramı evine kapanarak geçiren Erdoğan dün de Meclis’teki grup toplantısını iptal etti.

Talat Atilla’nın adını vermediği bakanı merak ettim. Bu gezide Erdoğan’ın yanında Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik varmış. Kavganın Hüseyin Çelik’le çıktığı iddia ediliyor.

Bakalım, Talat Atilla bu kez de çok özel bir habere imza attı mı?

*****


Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor; kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor.

Tolstoy

DİĞER YENİ YAZILAR