Kızı bir yaşına gelen anne, “Ona neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum” dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, ama belki şunları yapabilir:
* Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını... Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden “neden ben değil de o?” demeden...
* Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini öğret. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona.
* Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini... Kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu, gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.
* Kitaplardan keyif almasını, ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp da kendini yönlendirmeyi bulmasını.
* Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla.
* Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona. Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona.
Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret.
* Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona.
* Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını.
* İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret...
* Ama en çok da kendini sevmesini öğret. Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini... Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini... Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını...
* Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona...
Avukatlardan seçme saçmalar
Aşağıda okuyacaklarınız mahkemelerde avukatların gerçekten sorduklarından derlendi:
* Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?
* En genç olan oğlunuz, hani şu 20 yaşında olan, kaç yaşındaydı?
* Resminiz çekilirken orada mıydınız?
* Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?
* Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?
* Sizi öldürdü mü?
Soru: 8 Ağustos’ta mı hamile kaldınız?
Cevap: Evet
Soru: Peki o anda siz ne yapıyordunuz?
Başka bir olay:
Soru: Üç çocuğunuz var, değil mi?
Cevap: Evet.
Soru: Kaçı erkek?
Cevap: Erkek yok.
Soru: Hiç kızınız var mı?
Bir başkası:
Soru: Bay ___, geçen yaz balayına çıktınız, değil mi?
Cevap: Evet, Avrupa’ya...
Soru: Eşiniz de sizinle geldi mi?
Bu da olmuş;
Soru: İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?
Cevap: Ölüm sebebiyle.
Soru: Kim ölmüştü?
Bir diğeri:
Soru: Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?
Cevap: Orta boyluydu, sakalı vardı.
Soru: Erkek miydi yoksa kadın mı?
‘Akşama yemekte ne var?’
Fıkra ama ders almak gerek; Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş.
Bu durumu aile doktoruna danışmış. Doktor, adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş: “Yapacağın şey şu; mutfaktayken karına salondan normal ses tonuyla bir şeyler söyle, eğer duymazsa salonun kapısında aynı şeyi tekrarla, yine duymazsa bunu daha da yaklaşarak yap”.
O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. İlk önce salondan karısına normal sesle, “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”. Cevap yok. Salonun kapısına gelip soruyu tekrarlamış. Yine cevap yok. Mutfağa biraz daha yaklaşmış, koridordan tekrar sormuş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Hâlâ cevap yok. Sonunda mutfağın kapısına gelmiş ve soruyu tekrarlamış: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Yine cevap alamayınca bu kez karısının kulağının yanında soruyu tekrar sormuş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Karısı bu kez cevaplamış: “Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk”
Hikayenin ana fikri: Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız.
Bu kadar cehalet ancak tahsille olur!
Geç bakalım
Hız limitini aşınca polis kadın sürücüyü durdurmuş, arabaya doğru yürürken siyah fermuarlı çantasını açıp ceza makbuzunu çıkarmış ve “Merhaba efendim” demiş ve sormuş: “Adınız?” Cevap: “Ben bayan Ladislav Abdulkhasim Zybkcicravznovskaya. Özbekistan Cumhuriyetindenim, Afyon Karahisar’da bulunan kızımı ziyarete gidiyordum memur bey.” Polis ceza makbuzunu çantasına geri yerleştirirken, “Mmm.. Neyse” demiş, “Bundan sonra biraz dikkatli kullanıp kurallara uyuyoruz! Tamam mı?”
Hayvan sevgisi
Bazı hayvanları sevmiyorum. Kimse kusura bakmasın!
* Tünellerde park lambası ya da farlar yerine dörtlülerini yakan ÖKÜZLERİ,
* Lastiği patladığında sol şeritte değiştiren
DEVELERİ,
* Bir yaya geçsin diye yavaşladığınız veya durduğunuzda sağınızdan/solunuzdan bir de size ters ters bakarak, geçen
ÇAKALLARI,
* Far ayarının ne demek olduğunu bilmeyip ya da ona verilecek 2-3 lirayı servet sanıp arkanızdan gözünüzü kamaştıran DAVARLARI,
* Karda önden çekişli arabasının arka tekerlerine zincir takıp sonra “abi bi el atsana” diye yardım isteyen EŞEKLERİ,
* Dakikalarca aynalarına bakmadan otobanın sol şeridinde sizin süratinizden en az 50-60 km yavaş giderek salınan KOYUNLARI,
* Yeni yıkadığınız arabanızı batırmakla mükellef cam yıkama fıskıyesini ayarlamaktan aciz
BEYGİRLERİ,
* Arabasında biriktirip çöpe atması gerekenleri yola atan
DOMUZLARI,
* Trafik 2 dakika durdu mu kornaya basan
AYILARI,
* Her yere tüküren LAMALARI,
* Kapısına geldiği adamın ziline basmaktansa, kornasına basmayı tercih eden SIĞIRLARI, sevmiyorum! Ya siz?
(Mustafa Haktanır)

