Uyumayın ülke bölündü bile!

12 Mayıs 2010

Anayasa tartışmalarını ağız tadıyla yapamadan patlayan Baykal’lı kaset olayına daldık. Tam bunların ortasında Hürriyet Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök bir yazı yazdı. Kendisini diğer olayların sihrine kaptıranlar galiba bunu fark etmediler.Cumartesi gününden beri içim içimi yiyor. Ben birkaç gün beklemeyi tercih ettim. Çünkü Özkök’ün yazısının ortalığı karıştıracağını düşündüm. Başta iktidar olmak üzere siyasetçilerin bu yazıya şiddetli tepki göstereceğini sandım.Ama yanılmışım. Ne bir siyasetçi ne bir gazeteci yazar, ne bir bilim adamı konuya girdi.Oysa bu konu bana göre son yılların en önemli olayı.Ertuğrul Özkök cumartesi günkü yazısında “Bugün Diyarbakır’da olacaktım, birkaç gazeteci ile birlikte bir panele katılacaktım. Ondan sonra da Mardin’e geçip Musa Anter’in mezarını ziyaret edecektim” diyor.Ama olmamış. Çünkü bir BDP milletvekili “Şu sıra gitmesen daha iyi olur” demiş ve eklemiş: “Tatsız bir olay olur sen üzülürsün, biz daha çok üzülürüz.” Tahmin edersiniz ki “tatsız olaydan” kasıt Ertuğrul Özkök’e yönelik protesto eylemleri hatta fiili saldırı yapılmasıdır.Ertuğrul Özkök önce “aldırmamayı ve yine de Diyarbakır’a gitmeyi” düşünmüş ama vazgeçmiş.Türkiye’nin en büyük gazetesinin en etkili ismi Diyarbakır’a gidemiyor.Neden? Çünkü Kürt açılımı konusunda “soruları” var. “Endişelerini ve kuşkularını” dile getiriyor. Asla karşı çıkmıyor. Fikirlerini özgürce açıklıyor.Ama BDP milletvekili “fikirlerini özgürce söylediği için” Ertuğrul Özkök’e Diyarbakır’a giremeyeceğini, girerse de “şiddetle” karşılanacağını ve “çok üzüleceğini” söylüyor.Şimdi soruyorum. Bu ülke bölünmemiş de ne olmuş?Haritalar her zaman doğruyu göstermez. Özgür bir insan olarak eğer kendi ülkenizdeki bir yere gidemiyorsanız, haritalarda çizgiler olsun olmasın hiçbir şey fark etmez.Peki bunun sorumlusu kim? Diyarbakır halkı mı? Diyarbakır halkı kana susamış, elinde taş fikir özgürlüğünü boğmak mı istiyor?Tabii ki hayır. Bunun sorumlusu ne olduğu belirsiz bir “Kürt açılımı” yapan ve içini dolduramadığı gibi durup dururken ortaya düşmanlık tohumları atan iktidardır.Açılım konusunda görüşlerimizi açıklarken iktidara hep “ne yapmak istediğini” sorduk. Cevap ya hakaret oldu, ya askerci, darbeci, ırkçı suçlaması...İşte sonuç: Ertuğrul Özkök Diyarbakır’a gidemedi. *****Diyarbakır’da doğdum, evimi göremez miyim?Annemin ve babamın görevleri gereği gittikleri Diyarbakır’da dünyaya geldim. Nüfus kâğıdımda doğum yeri olarak “Diyarbakır” yazıyor.Yine annemin ve babamın görevleri gereği bu ilde çok kalmadım. Ama yakına, Erzincan’a gittik. Kardeşim Cem de burada doğdu. Çocukluğum Kürt kökenli arkadaşlarla geçti. Hatta bir ara şivem bile Güneydoğu’ya kaymıştı.Ertuğrul Özkök’ün durumuna bakınca anlıyorum ki benim de Diyarbakır’a gitmem mümkün değil. Doğduğum evi göremem. Mardin Kapı’da bir çay içemem. Çünkü başıma tatsız şeyler gelebilir, üzülebilirim.Bunu kabul etmem mümkün değil. Kürt kökenli birini ya da kökeni ne olursa olsun, dinine, rengine, diline hiç dikkat etmedim bugüne kadar insanların. Çünkü herkes önce insan.AKP iktidarı “Kürt açılımı” dediğinde ise “itiraz etmedim” ama sorular sordum, endişelerimi dile getirdim. En büyük endişem açılım adı altında Türk ve Kürt halkları arasında bir düşmanlık duygusunun ortaya çıkmasıydı. Çünkü bana göre, sorunlar olmasına rağmen iki halk arasında kalıcı bir düşmanlık yoktur. Zaten olsa bugüne kadar çok kan dökülürdü. Oysa tam tersi olmuş. Bugün hiçbir istatistik rakamı Türk-Kürt evliliklerinden doğan akrabalıkların sayısını veremiyor. Herhalde milyonlarcadır.Şimdi bunu bozmak isteyenler ortalıkta geziyor.Bu oyunu bozmak hepimizin elinde. BDP’lilere düşen, Türk-Kürt düşmanlığı olmadığını kanıtlamak için açılım hakkında sorular soranları “gelmeyin” diye korkutmak değil tam aksine “Gelin birlikte gidelim. Birbirimizi daha yakından tanıyalım ve kaynaşalım” demektir.Ertuğrul Özkök’ü bilmem ama ben kendi adıma varım.*****İnönü buydu!Şimdi moda İnönü üzerinden Cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk’e saldırmak ya, bunlara bir İnönü anısı daha yazmak istiyorum.DP-CHP çekişmesinin en ateşli günleri. CHP yayın organı Ulus Gazetesi’nin iki muhabiri opera sanatçısı Ayhan Aydan’la evinde röportaj yapıyor. Aydan hakkında o sıralarda Menderes’in sevgilisi olduğu yolunda söylentiler vardır.Röportaj sırasında foto muhabiri, büfenin üzerinde bir Adnan Menderes fotoğrafı görüyor. Fotoğrafın üzerinde Menderes’in Aydan’a aşkını anlatan bir cümle de yazılı. Muhabir hemen bunu fotoğraflıyor. Gazetesine dönüyor. O sırada Ulus’u Nihat Erim yönetiyor. Erim fotoğrafa bakıyor ve alıp İnönü’ye götürüyor. İnönü resmi görünce ters çeviriyor ve başka bir konuyu konuşmaya devam ediyor. Erim söz bitince fotoğrafı tekrar İnönü’nün önüne koyduğunda şu cevabı alıyor: “Nihat Bey, DP ile ne kadar çatışırsak çatışalım, özel hayata hele böyle bir konuya asla giremeyiz. Buna hakkımız yok. Bu fotoğrafı ne siz getirdiniz ne de ben gördüm.” Erim fotoğrafı alır, yırtar ve odadan çıkar. Bir daha da bu konu hiç konuşulmaz.*****İyi şeyler yok mu?Gazeteciliğin temelinde eleştiri yatar. Çünkü gazeteci kamu adına iktidarları ya da yönetici otoriteleri gözler, eksik, yanlış, hatalı durumları saptar ve uyarı görevini yerine getirir.Bu nedenle “Hep mi eleştirirsiniz” sözü yanlıştır. Ki çoğu kez “iyi şeyleri de” yazmak ya da göstermek mesleğimizin gereklerinden biridir.Bugün iyi şeylerden birini daha yazmak istiyorum.Aile dostumuz ağabeyim Kemal Ulusu aradı geçenlerde. “Sen iyi şeyleri de seviyorsun, sana bir olay anlatmak istiyorum” dedi.Geçen hafta bir gün saat 23.00 sıralarında doğalgaz alarmı çalmaya başlamış. Telaşlanmışlar ve hemen vanayı kapatmışlar. Ardından da İGDAŞ’ı aramışlar. 23.15’te İGDAŞ aracı gelmiş ve kaçak tespit etmiş. “Bunu cihazı takan firmaya haber verin, sonra bizi tekrar çağırın” demişler.Kemal Ulusu cihazı takan Vaillant firmasını aramış. Saat 23.40’ta bu kez Vaillant ekibi gelmiş ve kaçağı onarmış. Ulusu Vaillant ekibi gider gitmez tekrar İGDAŞ’ı aramış. Saat 24.00’te ekip gelmiş, denetimi yapmış ve gitmiş.Ulusu “Şaşırdım kaldım, bir saat içinde üstelik gece yarısı her şey bitti. Bu iyi bir şey değil mi?” dedi.Tabii ki iyi. *****DP’de neler oluyor?İç sorunlarını çözüp bir türlü başını yukarı kaldıramayan DP’de çok ilginç gelişmeler olduğunu öğrendim. Merkez sağdaki birleşmeye rağmen partinin neden hâlâ patinaj yaptığı konusunda bazı iddialar var. Bu konuyu cumartesi günü ele alacağım ve yeni öğrendiğim bazı bilgileri sizlerle de paylaşacağım.

Devamını Oku

Baykal’ı döndürmek CHP’yi dibe çökertir

11 Mayıs 2010

Deniz Baykal’ın “pek çok kişiyi şaşırtan” istifası parti içinde de depreme neden oldu. Daha ilk andan itibaren “Baykal gitme” çağrıları başladı bile.Her ne kadar kurultaya 10 gün varsa da CHP delegelerinin topluca Baykal’ı aday gösterecekleri, başka bir adayın ortaya çıkmayacağı söyleniyor.Bunun için Baykal’ın evinin önünde çadır kuruldu, bazı il başkanları Baykal’ı ikna edinceye kadar burada kalacaklar hatta açlık grevine bile başladılar. Kurultayda tüm delegelerin oylarını Baykal’a vereceği, ardından büyük bir kalabalığın Baykal’ın evine giderek kendisini kurultay salonuna getireceği iddia ediliyor.Anladığım kadarıyla CHP’nin senaryosu böyle.Ve eğer bu gerçekleşirse bir felaket olur. CHP dibe çöker.Partililer duygusal tepki içinde bunu göremeyebilir belki ama 50 yıllık siyasi deneyimi olan Baykal’ın asla böyle bir hata yapacağını sanmıyorum.Çünkü olan olmuştur.Kaset doğruydu, yanlıştı bir kenara bırakın.Baykal “mücadele etmek” amacıyla istifa etmiştir.Artık Genel Başkanlığa dönmesi ancak o malum kasetin tamamen “düzmece” olduğunun kanıtlanmasıyla olabilir.CHP ve Baykal bana göre meşum bir olaydan tarihi fırsat yakalamış olabilir.İzlediğim kadarıyla Baykal’ın üstelik ailesiyle birlikte oturup istifa kararı vermesi CHP’lilerin, bu seçimde CHP’ye oy vermeyi düşünenlerin ve hatta CHP karşıtlarının bile takdirini kazandı.Baykal’ın istifadan hemen sonra “Ama örgüt bırakmıyor ki” diyerek geri dönmesi büyük hayal kırıklığı yaratacaktır. Üstelik bu “Demek ki her şey bir oyunmuş” fikrini kafalara sokar. Ve öyle sanıyorum ki CHP’de bir yenilenme umudu gören ve daha önce “Kime oy vereceğiz” diye hayıflanan ama şimdi “Artık oyumu CHP’ye veririm” diyen azımsanmayacak sayıdaki vatandaşı da geri dönmemek üzere CHP’den uzaklaştırır.Olaya sadece CHP açısından da bakmayın. Baykal geri dönerse, bundan sadece CHP zarar görmez, tüm muhalefet payına düşeni alır. Muhalefeti oyun yapan kurumlar olarak gören sade vatandaşlar umut olarak yine AKP’ye yönelir.Baykal’ın genel başkanlığı bırakması onun CHP lideri olmasına engel değildir.Baykal’a ve CHP’ye yakışan şudur: Baykal partinin “Onursal Başkanı” olarak tıpkı bir dönem Alman Sosyal Demokrat Parti Başkanı Willy Brandt’ın pozisyonuna geçer ve Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlanır.*** Adam yokmuşBaykal’ın yerini doldurmak elbette kolay değil. Ama “Kimi bulacağız ki, adam yok” diyenlere de hiddetlenmemek mümkün değil.Ne demek yahu “adam yok.” Lafa gelince “Atatürk’ün partisi” diyeceksiniz, “en köklü” olduğunuzu söyleyeceksiniz, sonra da Baykal gidince “Kimi bulacağız, adam yok” diye ağlaşacaksınız.Olur mu böyle şey. Ayıp değil mi? Kimse utanmıyor mu bundan?Allah gecinden versin Baykal istifa etmeseydi de, hakkın rahmetine kavuşsaydı ne yapacaktınız? Partinin kapısına kilit mi vuracaktınız?Haydi size bir öneri: Anladık, aranızda adam yokmuş. O zaman gözünüzü biraz dışarı çevirin bari. Eskişehir’e bir uğrayın, belki oradaki belediye başkanını ikna edersiniz. Ya da ne bileyim çağdaş Türkiye’nin en iyi temsilcilerinden halkın sevgilisi bir anayasa profesörü var.İkisi de adam.***Baykal, malum görüntülerin ardından istifa etti. Partililerin, “BAY” diyecekleri bekleniyordu, “KAL” dediler. (Gani Yıldız)*** Yandaş deyince de kızıyorlarBaykal’la ilgili kaset haberi gece yarısı ortaya çıktı. Meclis çalışıyordu. Danışmanları Başbakan’a gelip durumu anlatıyorlar. Erdoğan’ın yüzü asılıyor, sonra “Kaldırın yayından” diyor. Sonra da “Üzerinde fazla durmasınlar” talimatı veriyor.Başbakan’ın bu tavrı aslında pek çok kişinin de hoşuna gitti. Baykal’ın bu özel durumundan yararlanmaya çalışmaması, ahlaklı bir tutum takınması elbette takdir edilecekti. Ancak bir de madalyonun öteki yüzü var.Başbakan öfkeli bir yüzle “Kaldırın onu” diyor ve devlet o anda harekete geçip yayını engelleyebiliyorsa demek ki ters bir talimatla bir kaseti de yayına sokabilir.Haydi bunu “uçuk” kabul edelim. Ya yandaş medyaya, o maskeli faşistlere ne diyelim.Hepsi özgür, liberal, tarafsız, hukuk ve demokrasiye çok bağlı gazeteci ve yazarlar ya, Başbakan bir talimat verdi hepsi dut yemiş bülbüle döndü.Üç gün boyunca bu yandaş ve maskeli faşist medyada kaset olayı hiç yer almadı. Bir iki komik tarafı ağır basan sözde eleştiri dışında hepsi “böyle bir olay yokmuş” gibi davrandı. Ne zaman ki Başbakan, sataşma olduğu gerekçesiyle Baykal’a öfkeli cevap verdi yandaş ve faşist medyanın dili çözülüverdi.Bu nasıl ahlaktır, vicdandır, namustur ve bu nasıl demokrasiye hukuka bağlılıktır ve en önemlisi bu nasıl özgür ve bağımsız gazetecilik anlayışıdır.Sonra “yandaş medya” dediğimde, “maskeli faşist” tanımını yaptığımda kızıyorlar. Ne kızıyorsunuz ki, haliniz meydanda işte.Her şeyiniz talimatla. Ama talimatı alınca da maaşallah diliniz pabuç gibi.*** Onur Air cevap gönderdiGeçen hafta yazdığım bir yazıda Onur Air’in acil çıkış koltuklarını 10 lira ekstra ücretle sattığını yazmış ve “Ama bunu biniş kartı alırken yapmıyorlar, mecburen sıradan çıkıp bilet satışa gidiyorsunuz, bu bir eziyet” demiştim.Onur Air İletişim Müdürü Rauf Gerz bir açıklama göndermiş. Gerz’e göre internetten online işlem yapanlar 10 lirayı ödeyip sorunu halledebiliyor. Ayrıca biniş kartını almadan önce bilet satışa gidip 10 lirayı da ödeyebiliyormuşuz.İşte sorun burada. Antalya’ya giderken bunu ben de düşündüm. Sırada beklerken çıktım, bilet satışa gittim, ama görevli kişi “biniş kartını almadan 10 liralık makbuzu kesemeyeceklerini” söyledi. Tekrar geri döndüm, sıramı bekledim, biniş kartı alma işlemini bitirdim. Kartımı almadan beni bilet satışa gönderdiler. Parayı ödedim, geri döndüm ki biniş kartını ancak o zaman verdiler. Gerz’in açıklamasında bir yanlışlık var.*** Bu gece Genç Bakış’tayımKanal D’de Abbas Güçlü’nün yönetiminde yayınlanan Genç Bakış’ın bu geceki konuklarından biri benim. Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde yapılacak programın diğer konuğu da Profesör Süheyl Batum. Son olayları merak eden ve uykusuz kalmayı göze alanları bekliyoruz. Program tahminen 00.30’dan sonra başlıyor.

Devamını Oku

Bu komplo yapanın başına da çökebilir

10 Mayıs 2010

Deniz Baykal’ın istifası çok doğrudur. CHP Genel Başkanı sanılanın aksine, bir iki günlük değerlendirmeden sonra, konuyu çok eğip bükmeden kendisine yakışanı yapmıştır.Bu istifa ile CHP de büyük bir yükü sırtından atmış durumda. Önümüzdeki günlerde CHP Kurultayı var. Ayrıca anayasa değişiklikleri konusunda Anayasa Mahkemesi süreci başlayacak. Ayrıca eş zamanlı olarak referandum takvimi de çalışacak.Eğer Baykal istifa etmeseydi, CHP’nin bu sıcak gelişmeleri sağlıklı ve akıllı biçimde götürmesi çok zorlaşacaktı. Oysa şu andan itibaren CHP, üzerinde bir “kaset baskısı” olmadan günün sıcak gelişmelerine müdahale etme şansını yakalamıştır.Baykal’ın istifa açıklaması sırasında söylediği sözler ise çok dikkat çekicidir. Baykal “hükümeti hedef gösteriyor” ve istifasını bir “meydan okuma” olarak tanımlıyor.Baykal’ın elinde bu komplo ile ilgili bir belge, karine var mı, bazı ipuçları ele geçirdi mi, bilemiyoruz. Ancak bu çıkışı yabana atılamaz. Ve eğer bir süre sonra kaset olayının düzmece olduğu konusunda kamuoyunu da tatmin edecek bir kanıt bulunursa, Baykal bir kahraman olarak partisinin başına geri döner.Peki bu komployu kim hazırladı ve ne amaçlıyordu?Bu konuda pek çok görüş var. Komplonun içinde hükümet ya da yandaşları var mı, henüz bilemiyoruz. Ama aynı şekilde CHP içindeki bir hesaplaşmanın sonucu olup olmadığı da bilinmiyor.Gözlediğim bir şey var: Kaset skandalı ve Baykal’ın işi yokuşa sürmeden istifası CHP’ye puan kazandırabilir. Türk halkının duygusallığı, şövalyeliğe önem vermesi CHP’nin yararına olacaktır.Bu açıdan bakınca “Baykal’ı iğrenç bir skandala bulaştıralım, hem Baykal’ı hem CHP’yi dibe itelim” diye düşünenler varsa “yanıldıklarını” hemen söyleyebilirim. Bu komplo bizzat hazırlayanların üzerine çökmüştür.Yok eğer bu komplo “Baykal’ı gönderelim, CHP’yi yükseltelim” diyenler tarafından yapıldıysa, bu kez gerçek ortaya çıktığında enkaz altında kalacak olanlar da onlardır.Özetle hangi amaçla olursa olsun düzenlenen komplo hazırlayanlar için hayırlı olmamıştır. *****Erdoğan telaşlanmalıBaşbakan Erdoğan’ın kaset olayı patladığında takındığı tavrı yarın ele almak istiyorum. Ama bugünden söylemek istediğim bir şey var: Başbakan Baykal’ın açıklamalarından sonra “doğal olarak” söz düellosuna girecektir ve girmiştir, ama bu durumun kendisini telaşlandırması gerekir.Çünkü bu komplonun arkasından kendi tasfiyesi de gündeme gelebilir.Baykal’ın bir skandalla sarsılması, CHP’nin sıkıntıya girmesi Erdoğan’ın kurmay heyetini sevindirebilir. Yakınları Erdoğan’ı tahrik edebilir.Ancak uluslararası gelişmeleri de göz önüne aldığımızda dış güçlerin Baykal’la birlikte Erdoğan’ı da bir kenara itme heveslerinin olması ihtimali yüksektir.Başbakan iktidara “yürüdüğü” yolu belki bir daha gözden geçirmelidir. Bütün gözler CHP üzerindeyken okların AKP’ye yönelmeyeceğini kimse söyleyemez. *****Pensilvanya da neyin nesi?Deniz Baykal’ın istifasını açıklarken söylediği en ilginç sözlerden biri “Pensilvanya’dan da aradılar” cümlesiydi. Baykal ismini vermedi ama Pensilvanya denince akla gelen kişi Fethullah Gülen’dir ve Baykal Gülen’e teşekkür etmiştir.Fethullah Gülen’e en yakın isimlerden biri olan Hüseyin Gülerce de katıldığı bir canlı yayında “Baykal’ın istifasını yiğitlik olarak” değerlendirdi.Bana göre Pensilvanya bağlantısı Baykal’ın istifasından bile önemlidir.Aldığım bilgiye göre Fethullah Gülen, Baykal’ı arayarak “geçmiş olsun” diyor. Baykal bu ilgiden memnuniyetini belirttikten sonra “Şimdi bunun için F tipi, Pensilvanya kaynaklı diyenler de çıkacaktır” ifadesini kullanıyor.Fethullah Gülen de bunun üzerine “Sizi temin ederim ki bunun bizimle hiçbir ilgisi yok, tam tersine bizi de çok üzdü” karşılığını veriyor.Baykal da aldığı bu bilgiden çok memnun olduğunu belirtiyor.Durum çok ilginç.Birincisi Fethullah Gülen, bir fırsatı kullanıp “kaset olayı ile ilgilerinin olmadığını” deklare ediyor. Tersten bakarsak, Gülen grubunun zaman zaman bu tür eylemlerin içinde olduğu izlenimini elde edebiliriz.Demek ki başka olaylarda Fethullah Gülen’e bağlı çevrelerin parmağının olduğunu düşünmek çok da yanlış değil. Ama bu olayda Gülen’ciler yokmuş.İkincisi, Baykal giderayak, AKP iktidarına çok destek çıkan Fethullah Gülen cemaatinden yardım ve destek görüyor. Baykal bunu karşılıksız bırakmayarak uzatılan eli tutuyor.Kaset skandalı ve komplosu sonucunda AKP iktidarı en önemli desteklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.Fethullah Gülen cemaatinin Amerika’nın etkili yerleriyle ilişkisi göz önüne alındığında Amerika’nın da Tayyip Erdoğan konusunda kuşkular duymaya başladığı yorumunu çıkaranlar olursa şaşırmayın derim.Sonucu tekrar yazıyorum: Gülen’in Baykal’ı araması istifa haberinden bile önemlidir. Çok ilginç gelişmelere herkes hazır olmalı. *****Gürsel Tekin’e dikkatŞimdi sıra CHP’de kimin başkan olacağında. Yeni genel başkan “emanetçi” mi olacak yoksa “CHP’yi sırtlayıp götüren” yeni bir isim mi?Önümüzdeki günlerde bunun cevabını bulmak o kadar kolay değil. Çünkü CHP şu anda çok karışık. Kimsenin ne karar verme ne de fikir açıklama gücü var.Pek çok kişinin “doğal” olarak beklediği Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturması. Ancak Kılıçdaroğlu aday olmak istemediğini söylüyor. Açıkçası ben de Kılıçdaroğlu’nun bu role soyunacağını sanmıyorum.Çünkü; Baykal çekildi çekilmesine ama, eğer kaset olayı sahte çıkarsa kahraman olarak geri döner. Kılıçdaroğlu da bunu göze almaz.Ancak CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’i herkesin dikkatle izlemesi gerektiğine inanıyorum. Tekin şu anda ortaya çıkıp genel başkanlık için aday olmaz.Ancak bu kurultaydan sonra, Baykal’ın da bir daha dönemeyeceği gerçeği ortaya çıkarsa Gürsel Tekin adının çok önem kazanabileceğini düşünüyorum.*****Dünya, Baykal’ın istifasını flaş haber olarak duyurmuş. Anlaşılan koltuğu bıraktığına onlar da inanamadı! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Geçmişine küfreden kendi varlığına düşmandır

10 Mayıs 2010

Sevgili okurlar; geçen hafta anayasa değişiklikleri tamamlandı ve referandum yolu açıldı. Artık bundan sonra referandum üzerine inanılmaz tartışmalar yaşayacağımızdan emin olabilirsiniz. Her olayda kimsenin aklına gelmeyen bir kurnazlık ya da polemik yaratacak çıkış noktası arayan iktidar ve yandaşlarının neler yapabileceğini de birlikte göreceğiz.Cumhuriyet’e saldırıAkla gelmeyen kurnazlık tanımını kullanmışken hemen geçen haftadan sıcak bir örnek vermek istiyorum: Başbakan her zaman yaptığı gibi Cumhuriyet’in kuruluşundan 1950’ye kadar olan dönemle ilgili yine polemik yaratacak bir konu attı ortaya. Maskeli yandaşlar başta olmak üzere AKP’liler bu konunun tartışılmasını adeta “emir sayarak” yine Cumhuriyet ve değerlerine saldırmaya başladı.İnönü bahanesiBu kez bahane İsmet İnönü’ydü. Güya Baykal’ın bir benzetmesine cevap olarak “Asıl sizin eski genel başkanınız Hitler’e benzerdi” diyen Erdoğan’ın bu sözlerinden hareket edenler, tamamı yanlış bilgilere dayalı olarak İnönü üzerinden Atatürk’e ve devrimlerine saldırıya geçtiler. Toplumdaki “balık hafızasına” ve “bilgisizliğe” güvenen AKP ve yandaşları yine yanlış bilgilerle kafaları karıştırdılar.Hepsi yanlış bilgiTabii topluma yanlış bilgi aşılama taktiğini önce Başbakan başlattı. Örneğin dedi ki, “İnönü cumhurbaşkanı olur olmaz paranın üzerindeki Atatürk resimlerini kaldırdı ve kendi resimlerini koydurdu.” Oysa Türk Lirası’ndaki Atatürk resmi kanunla konmuştu. Türk parası basılacağı zaman “Paranın üzerinde Cumhurbaşkanı’nın resmi olur” kuralı kondu. İnönü cumhurbaşkanı olunca da doğal olarak bu kanun devreye girdi.Yanlıştan dönüldüAncak bu kanunun Atatürk’ün ölümünden sonra sorun yarattı ve her değişen cumhurbaşkanı ile de yeniden para basılacak olması bu kanunun değişmesine neden oldu. Sonuçta “Türk Lirası’nın ön yüzünde Atatürk resmi olması” tek ve kalıcı çözüm olarak benimsendi.Çok güldüren mesajBu arada sizinle çok güldüğüm bir mesajı da paylaşmak istiyorum. Teke Tek programında bu kanunu ayrıntılarıyla anlattım. Ertesi gün bir okurdan gelen mesaj aynen şöyleydi: “Fatih Altaylı’nın programında ne güzel şakıyordun. Ama onu bırak da İnönü paradaki Atatürk resimlerini çıkarıp kendi resimlerini nasıl bastırdı onu anlat.” İyi mi? Şimdi bu vatandaş ve benzerleri referandumda oy kullanarak anayasa konusundaki “milli iradeyi” gösterecek.Nedir bu düşmanlık?Birkaç kere daha yazmaya çalıştım. Özellikle maskeli faşistler, AKP’den bir sinyal alır almaz Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerine yönelik küfür ve hakaretlere başlıyor. Bir devrimle kurulan cumhuriyete ve değerlerine bu kadar saldırmanın bu kesime olan yararını anlamak mümkün değil. Bu Türkiye düşmanlığının arkasında ne yatıyor acaba?Geçmişle hesaplaşmakBu Türkiye sevgisizleri, güya liberal bir anlayışla “Geçmişimizle yüzleşelim, hesaplaşalım” diyerek yine güya gizlenmeye çalışılan gerçekleri ortaya çıkardıklarını söylüyorlar. Oysa “yanlış bilgiler” hariç geçmişimizle ilgili yazılmamış, üzerinde konuşulmamış en önemlisi “yasaklanmış” hiçbir şey yok.Yeni öğrenenler içinBazıları “Biz yeni öğreniyoruz, iyi oluyor” gibi abuk sabuk bir gerekçe öne sürebiliyorlar. Merak etmezseniz, araştırmazsanız elbette yeni öğrenmiş olursunuz. Ama bu, yaşananların bilinmediği, yasaklandığı anlamına gelmez. Bu kişilere tavsiyem biraz tarih kitaplarını ve anıları okusunlar, daha bilmedikleri neler var neler.Geçmişe küfürŞu anda dünyanın en gelişmiş ülkelerinin de geçmişlerinde yaşanmış kötü olaylar vardır. Bunun aksi de zaten mümkün olamaz. Ama hiçbir ülke “hesaplaşıyoruz, yüzleşiyoruz” adı altında kendi tarihine bu kadar ağır hakaretlerle saldırmaz. Bu saldırıyı yapanların bilmediği, aslında kendilerine düşmanlık yaptıklarıdır.Oyuna sakın gelmeyinDoğaldır. 12 Eylül duyarsız, meraksız sadece kendi çıkarını düşünen sığ bir nesil yetiştirdi. Bu nesle yalan yanlış bilgiler vermek ve tahrik etmek aslında çok da zor değil. Ancak artık herkesin uyanması ve oynanan oyunları görmesi gerekir. Bu, vatandaş olmanın da bir gereğidir. Ülkenin duyarlı tüm vatandaşları bu konularda bilgisi olmayanlara gerçekleri anlatmalıdır.Erdoğan’ın mantığıSöz geçmişten açılmışken, hep dikkatimi çeken bir noktayı daha vurgulamak istiyorum. Erdoğan, Atatürk ve İnönü dönemini neredeyse inkâr eder bir tavırda olduğu halde 1950’ye gelince durum farklılaşıyor. Erdoğan, Adnan Menderes’i “demokrasi kahramanı” ilan ederek siyasetinin onun izinde olduğunu söylüyor.Oradan Özal’a atlıyorErdoğan, Menderes’ten sonra Turgut Özal’a atlayarak onu da “demokrasi kahramanı” ilan ediyor. Sonra bu üçlünün fotoğrafları bütün kentlerin billboard’larını süslüyor. Peki Menderes’in devamı olarak ortaya çıkan ve tek başına iktidarı yakalayan Demirel ne oluyor? Demirel’i Menderes’ten ayıran nedir?Demirel yaşıyor ve karşıSorunun cevabı çok basit. Süleyman Demirel, Allah uzun ömürler versin henüz sağ ve en önemlisi bugünkü iktidara karşı çıkıyor. Menderes ve Özal yaşıyor olsaydı acaba bu iktidarın arkasında olurlar mıydı? Özal’ı bilemem ama Menderes asla desteklemezdi. Celal Bayar’ın da idam edilen iki bakanın da desteklemesi bana göre mümkün değildi.Atatürk nesliÇünkü, her ne kadar Bayar-Menderes ikilisi irticanın hortlamasında büyük pay sahibi olsalar da, asla Türkiye’nin bir din devletine dönüşmesine izin vermez buna razı olmazlardı. Unutmayın ki Bayar da Menderes de Atatürk’ün yakın dostları olduğu gibi yeni Türkiye’nin mimarisi için yıllar boyu canla başla çalışmışlardı.Yine çirkin oyunlarGeçen haftanın, belki de son yılların en çirkin oyunu internet üzerinden oynandı. Baykal olduğu iddia edilen bir kişi ile bir kadının çıplak görüntülerini içeren bir film piyasaya sürüldü. Siyasi kavga herhalde hiç bu kadar alçalmamıştı. Olayın arkasında ne var, Baykal gidecek mi? Belli ki bu haftanın ana konusu bu olacak. Ben de gözlemlerimi yazacağım.Neden hiç girmedim?Bazı okurlar birkaç gündür bu konuya hiç girmememi manidar bulmuş. Özel bir nedeni yok aslında. Konu çok belden aşağı ve duyar duymaz yorum yapmak istemedim. Bu olayın yansımaları Türkiye’nin yakın geleceğini de derinden etkileyecektir. Baykal bile konuşmamışken acele etmenin yararı olmadığını düşünüyorum. Özellikle istifa çağrıları “şimdilik” garip geliyor. Hepinize iyi haftalar...

Devamını Oku

Sevgili anneciğim, bütün anneler adına ellerinden öperim

8 Mayıs 2010

Bu pazar sadece fıkra varGeçen hafta biliyorsunuz 1 Mayıs nedeniyle pazar sayfasının tamamını izlenimlere ayırmıştım. Bu nedenle sayfada tek bir fıkra bile yoktu. Açığı bu hafta kapatmak istiyorum. Özlediğiniz Yıldırım Tuna fıkralarından bugün bol bol var. Birlikte okuyalım ve pazarın keyfini çıkaralım...Hırsız piyanistGece kulübü sahibi kulübünde her gece program yapması için bir piyanistle anlaşmış, ama piyanistin kasadan sürekli para çaldığını tespit edince polise haber vermiş ve onu tutuklattırmış. Program boş geçmesin diye bu işlerde kendisine yardımcı olabilecek bir arkadaşını arayıp acele bir piyanist bulmasını istemiş. “Eskisine ne oldu?” diye sormuş arkadaşı, “Onu tutuklattırdım” diye cevap vermiş adam. “Hadi yaa” demiş arkadaşı, “O kadar kötü çalıyordu ha?”***Nasıl öldüler?KadIn 3. kocasını öldürdüğü şüphesiyle sorguya alınmış: - 1. kocanıza ne oldu?- Mantar zehirlenmesinden öldü efendim.- 2. kocanız nasıl öldü?..- O da mantar zehirlenmesinden efendim..- Peki, 3. kocanız?..- Beyin sarsıntısından efendim..- Peki, nasıl oldu bu olay ?..- Mantarları yemeği reddetti efendim!.. ***Âşık köpekİkİ köpek birlikte dolaşırlarken “Sevgilim bir kanişle kaçtı ve hayatım tam bir cehenneme döndü” demiş biri, “Acayip gerginim.” Diğeri “Sen de şu bizim mahalledeki psikiyatra git o zaman” deyince “Ona hayatta gitmem” diye cevap vermiş dertli köpek, “Herif koltuğuna çıkmama bile izin vermiyor!..”***Boşver dedeYaŞlI profesör arabasıyla torununu aceleyle okuluna bırakırken hem kırmızı ışıkta geçip hem de ters yola girince “Hay Allah, yanlış dönüş yaptım.” demiş torununa. “Boşver dede” demiş torunu, “Tam arkamızdan gelen polis arabası da aynı hatayı yaptı; bak, o da sirenler çalıp geliyor işte, boşver!”***Çocuk zekiEndİŞelİ baba kızını çağırıp “O oğlanla bir daha görüşmeni istemiyorum” demiş “Kaba, beline kadar saçları düğüm düğüm, pis, hippi kılıklı, işsiz güçsüz sefil bir yaratık” Kızı “Hayır baba, o çok zeki bir çocuk” diye itiraz etmiş “Daha onunla çıkalı 9 hafta oldu, her ay muntazam olarak yakalandığım o hastalığımdan kurtardı beni!”***Ya bu geceTemel’İn karısı ölmüş, cenaze töreninden sonra bütün arkadaşları taziye için evine doluşmuşlar. Temel’in endişe dolu bakışlarını görünce “Merak etme Temel” demişler, “Daha çok gençsin, 2-3 ay sonra mutlaka seni mutlu edecek bir hanımla tanışırsın.” Temel “Biliyorum, biliyorum” demiş “Yahu ben sırf bu gece ne halt edeceğim onun sıkıntısındayım!”***En mutlu gün“BugÜnÜ hafızana kazımaya çalış sevgili yavrum” demiş damadın amcası, “Yıllar sonra arkana dönüp bakacak ve özellikle bugünün hayatının en mutlu günü olduğunu sürekli anımsayacaksın.” Damat “Ama amca benim düğünüm yarın” diye cevaplamış. “Evladım, biliyorum” demiş amcası yanağını okşayarak, “Ben de tam bunu ifade etmek istedim!..”***HediyelerTepeden tırnağa yepyeni giysilerle yanına gelen arkadaşına “Ohooo. Çok havalısın oğlum!” demiş Bob, “Nerden buldun bunları?” Arkadaşı “Karım almış” diye cevap vermiş. Bob “Harika!.. Yaş günün falan mıydı?” diye sorunca arkadaşı cevaplamış: “Yoo.. Bugün işten eve biraz erken geldim, bunlar yatak odamızdaki sandalyenin üzerindeydi!..”*****KISA KISA...Bİr kadın bazı konularda erkeğin tırnağı bile olamaz.. Şöyle ki: Hangi kadın kel kafası ve kocaman rakı göbeği ile kaldırımda sallana sallana yürüyüp kendisini “Karşı koyulamaz seksi biri” olarak hissedebilir ki?..***Doping yapan Temel yarışta sonuncu olmuş. “Neden?” diye sormuş arkadaşı. “Suss” demiş Temel, “Çakılsın istemedim.” ***Ünlü satranç şampiyonu Garry Kasparov’la yemeğe çıktık. Restoranın masa örtüsü siyah beyaz kareli idi. İnanır mısınız tuzluğu elinden almam tam 2 saat sürdü!..***Bazı yiyecekler kadınların erkeklere heyecan verdikleri taraflarını yüzde 90 oranında alıp götürürler. Örneğin düğün pastası!..***“Evleniyorum” diye mutlu olan erkek “Yaşasın yılbaşı geliyor” diye sevinen hindiye benzer...***- Yahu bu işitme cihazına eşek yüküyle para verdim ama değdi doğrusu.. Müthiş bir teknoloji..- Hadi ya?.. Kaça aldın?..- Ne demek, tabii.. Tam sekizi çeyrek geçiyor!..***Gelin adayı genç kız düğün davetiyesini bastırttığı matbaayı arayıp “Bizim davetiyeleri basmadıysanız ufak bir değişiklik yapacağım” demiş. “Evet bayan?” diye sormuş matbaacı. Gelin adayı cevaplamış: “Sadece düğünün yeri ve saati değişecek şeyy bir de damadın adı soyadı!..”

Devamını Oku

Vatandaşı hiç böyle görmemiştim

8 Mayıs 2010

Çarşamba gecesi Sky Türk’te CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a sorular sorduk. Programdan hemen sonra aldığım telefonlardaki ilk söz genellikle şöyle oldu: “Baykal’ı hiç böyle görmemiştim.” Daha sonra gelen okur ve izleyici mesajlarında da bu kanı ağır basıyordu. Baykal o gece son derece sakin, kendinden emin ve güven verici biçimde konuştu.Bazı sorulara cevap vermekten kaçındı ve sözü başka yerlere götürdü belki ama sonuçta toplumun zihninde “daha olumlu, güven veren, iktidar olmaktan kaçmayan” bir Baykal portresi çizdi.Bu, Baykal cephesi. Şimdi şunu söylemek istiyorum. Ben de “vatandaşı hiç böyle görmemiştim.” Çünkü; SKY’daki programdan iki gün önce siz okurlara bir çağrıda bulunarak “Baykal’a ne soralım?” dedim.Tahminimin çok üzerinde soru geldi. Programdan üç saat öncesine kadar gelenleri okuyup not alabildim ama soruların arkası kesilmedi.Gelen sorular ise gerçekten çok şaşırtıcıydı ve bana “vatandaşı hiç böyle görmedim” sözlerini söyletti ister istemez.Çünkü yüzlerce soru içinde, anayasa değişikliği, Ermeni açılımı, Kürt açılımı, Kıbrıs, laiklik, türban gibi konular hiç yoktu.Soruların temel özelliği “CHP ne yapacak, iktidara gelecek mi, yeni yüzler görecek miyiz, bu iktidardan hesap sorulacak mı, haksızlıklar giderilecek mi, yolsuzluklarla mücadele edilecek mi, işsizlik ve ekonomik kriz çözülecek mi?” doğrultusundaydı.“Baykal gitsin” sloganı çok azdı. Ama hatırlayın birkaç ay önce “CHP nasıl muhalefet yapsın” diye sormuş ve siz okurlardan cevap beklemiştim. Gelen cevapların büyük bölümü “Baykal gitsin. CHP kurtulur” şeklindeydi. Şimdi bana göre en büyük değişim CHP’ye yönelik bu tür anlamsız eleştirilerin azalmasında.Anladığım kadarıyla vatandaş CHP’yi bir umut olarak görmek istiyor. “Baykal gitsin” sloganının yerini “Yeni yüzler görmek istiyoruz” almış.Bu, bana göre önemli bir değişimdir. Daha önce kendini rahat hisseden, iktidarın ve maskeli yandaşlarının “CHP muhalefet yapmıyor, Türkiye’de iktidar değil muhalefet boşluğu var” sözlerinin etkisinde kalarak suçu iktidarda değil de muhalefette arayan vatandaşlar şimdi rahatsız belli ki.Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte “Ne yapacağız, kime oy vereceğiz” çaresizliğinin bir sonuç vermeyeceğini görenler CHP’nin atağa kalkmasını istiyor. Bunu yaparken de artık Genel Başkan’la uğraşmayı, çözemeyeceği konularda boğulmayı istemiyor. Bir anlamda “Oyumuzu vereceğiz ama sen ne yapacaksın?” diyor.CHP yönetiminin ve özellikle Deniz Baykal’ın bu durumu iyi okuması gerektiğine inanıyorum. Birbirini tanımayan ve hiçbir bağlantısı olmayan yüzlerce insandan gelen mesajlar ve sorular aynı yöne doğru akıyorsa, bu toplumsal bir beklentinin de kanıtıdır. *****Mal varlığı konusunda anlamsız tartışmalarBaşbakan Erdoğan’ın varlığıyla dünyanın en zenginleri arasında olduğunun ileri sürülmesi ortalığı karıştırdı. Meclis’te yumruklar havada uçuştu, küfürler hakaretler birbirini kovaladı.Başbakan’ın mal varlığı AKP’nin resmi internet sitesinde yer alıyor. Bunun dışında bir mal varlığı olup olmadığı konusunda bilgimiz yok.Dedikodular ise geçersizdir, çünkü bu tür iddialar ortaya atılıyorsa kanıtlanması da gereklidir.Ancak AKP kurmaylarının Başkanlarını korumak adına olayı CHP Genel Başkanı’nın mal varlığına taşımaya çalışması da çok abestir.Elbette kamuoyu Başbakan’ın olduğu kadar ana muhalefet partisi liderinin mal varlığını da merak eder.Ancak iktidarda olmakla muhalefette olmak arasında çok önemli bir fark vardır.İster siyasette ister başka alanlarda, icranın başında olanların mal varlığı ya da servetlerindeki artış dikkat çekicidir ve önemlidir.Başbakan ile ana muhalefet liderinin mal varlıklarındaki artışı “eşitlikçi” bir gözle irdeleyemeyiz.Başbakan icranın başındadır. Türkiye’nin bütün kaynaklarını sevk ve idare etme gücü vardır. Eğer bir iktidar döneminde mal varlığı ya da servette olağandan fazla bir artış varsa bu mutlaka incelenmeye muhtaçtır.Muhalefetin ise devlet kaynaklarıyla ilgisi olamayacağına göre servet artışı varsa bu şaşırtıcıdır ama bunun nedeninin de kamuoyuna açıklanması gerekir.Bu farkı herkes görmelidir.Bu arada AKP sözcülerinin sözü ısrarla “Baykal’ın eşinin üzerinde mal olup olmadığını” sorması ise komik ötesi bir durum. Deyin ki Baykal’ın eşinin mal varlığı çok büyük. Bunlar iktidar gücünün kullanılmasıyla yapılmış olabilir mi? *****Çankayalı olmak çok beter bir şeyAnkara’daki televizyon programına gelmek üzere İstanbul’dan THY’nin 16.00 uçağına bindik. Tam bir saat uçağın içinde bekledikten sonra 17.00’de havalandık. Pilot kestirme bir yol bulmuş olmalı ki(!) 35 dakikada Esenboğa’ya indik.Hemen kalacağımız Dedeman Oteli’ne doğru yola çıktık. Kızılay’dan itibaren akşam trafiğine takıldık. Ama asıl faciayı Akay Kavşağı’na vardığımızda yaşamaya başladık.300 metre yukarıdaki otele 19.15’te ancak varabildik. Hemen üstümüzü değiştirip CHP Genel Merkezi’ne yöneldik. Yine Akay trafiğinin içinde sıkıştık kaldık. Boğuluyoruz sandım bir ara.Gözlediğim kadarıyla Ankara’da en sıkışık trafik Çankaya ilçesinde. Gerçi yolları dar. Ama galiba bir de CHP’li olmasının etkisi var.Sanki Çankaya bölgesinde oturanlar (en azından) trafik konusunda cezalandırılıyor. Tek yön adı altında trafik akışı keşmekeş haline getirilmiş, mesafeler uzamış, adeta kulağı tersten gösterir biçimde yollar karıştırılmış.Ankara’da otursam herhalde Çankaya bölgesini hiç tercih etmezdim. *****Tamam halka gidelimAnayasa değişiklikleri “bir eksikle” kabul edildi ve şimdi sıra referandumda. AKP ve yandaşları demokrasiyi “sayısal üstünlük” olarak kabul ettikleri için “şimdi iş asıl sahibinde” sloganı ile referanduma hazırlanıyor.Başbakan da “Halktan korkmayın, halk en iyi kararı verecek” diyerek, vatandaşın egosunu okşamaya çalışıyor.Tamam halka gitmek bir çözüm. Ama herkes elini vicdanına koysun ve halkın karar verirken ne kadar bilgili olacağını da söylesin.İddia ediyorum. Çıkın kentlerin en kalabalık caddelerine ve rasgele 100 kişiye “Anayasa değişiklikleri nedir” diye sorun. Bakalım iki kişi çıkacak mı tatmin edici cevap veren?Çıkması mümkün değil. Kimse alınmasın darılmasın. Bunun eğitimle bile ilgisi yok. Doktor olsun, mühendis olsun, ekonomi profesörü olsun yine bilemez.Peki referanduma gitmeyelim mi? Ne münasebet.Sadece şunu söylemek istiyorum: Referandum demek halkın bilerek, isteyerek ve aklını kullanarak oy kullanacağı bir sistem anlamına gelmez.Bu referandum da halkın bilerek sandık başına gittiği bir oylama olmayacaktır. Sadece çıkacak sonuca göre halkın iktidardan ne kadar memnun ya da şikâyetçi olduğunu gösterecektir.Kısacası bu referandum “iki ucu keskin bir bıçaktan” başka bir şey değildir.

Devamını Oku

AKP’deki Ergenekon’a ne oldu

5 Mayıs 2010

Parti kapatmaları meclis kararına bağlayan Anayasa değişikliği 327 oyda kalıp paketten düşünce AKP’lilerden çok yandaş liberal maskeli faşistler öfkelendi.Bu öfke o kadar büyüktü ki, çıldırma noktasına kadar geldiler.Önceki günkü gazeteleri ve maskeli faşistlerin yazılarını, televizyonlardaki konuşmalarını izlerken ağzım açık kaldı.Bu ne öfke, bu ne hiddet anlamak mümkün değil.Sanki dünyanın sonu gelmiş. Yok Ergenekon AKP içine sızmış, yok Özel Harekât AKP’deki ajanlarını harekete geçirmiş, yok derin devlet operasyon yapmış, yok Yargıtay Başsavcısı’nın askerleri harekete geçmiş...Deli saçması ve bir o kadar da abes suçlama.Bir taraftan demokrasi, hukuk, özgür irade nutukları atacaksınız, sonra da beğenmediğiniz bir karar çıktığında küfrü basacaksınız.Ben boşuna maskeli faşist demiyorum görüyorsunuz. Başları sıkıştığında gerçek yüzleri nasıl görünüyor, o maskeler nasıl akıyor suratlardan, işte kanıtı.Sonra ne oldu? Anayasa Mahkemesi ile ilgili değişiklik maddesi tam kadro desteği ile geçti.Peki Ergenekonlar, Özel Harekât ajanları, derin devlet mensupları, Yargıtay’ın askerleri?Maskeliler dün bundan hiç söz etmiyorlardı bile. Tam tersine hepsi unutulmuş “zafer” çığlıkları atılıyor.Gelelim işin öteki tarafına: Anayasa değişikliği oylamalarının başından beri AKP’de bazı fireler olduğu biliniyordu. Bu fireler parti kapatma konusunda en üst noktaya çıktı ve madde paketten düştü. Sonraki oylamada ise hiç fire verilmedi.Sonuçta bu da sağlıklı bir durum değil. Parti içinde bir kaynaşma, bir sıkıntı olduğu kesin. Ancak gerek şiddetli markaj gerekse “tahmine dayalı listeler” yazılması sonuçları etkiledi.AKP içindeki sıkıntı şu anda “kimlikler belli olmadan” ortaya konmuştur. Diş macunu tüpten çıkmıştır. AKP yönetiminin işi bundan sonra daha zor olacaktır. Yakın bir gelecekte sıkıntının “kimliklerle birlikte” ortaya çıkması da kaçınılmazdır.Hatta paketin tümünün oylanması sırasında yaşanacak bir sürpriz bile kimseyi şaşırtmamalıdır.***Yapmayın Allah aşkına Kürşad BeyAnayasa değişikliği oylamalarında AKP’nin fire vermesi elbette şaşırtıcıydı. Hele çok kritik bir maddenin 330 sınırının da altında kalması partiyi doğal olarak karıştırdı. Ancak bazı “gayretkeş” AKP’lilerin “fire listesi” hazırlamaya kalkması ortalığı adeta darmadağın etti.En büyük tepki eski bakanlardan Kürşad Tüzmen’den geldi. Tüzmen haklı olarak “liste hazırlayana” sert çıktı.Oylama gizli olduğuna ve hiç kimsenin elinde kanıt olmadığına göre “tahmine” dayalı olarak bazı milletvekillerini töhmet altında bırakmak hiç yakışmadı.Buraya kadar tamam. Ama Kürşad Tüzmen’in “Fireci ben değilim” diye çırpınırken sarf ettiği bazı sözler çok tuhaftı. Ne diyor Tüzmen “Genel Başkan uçuruma atlasa, biz de atlarız. Türklük bunu gerektirir.” Yapmayın Allah aşkına Kürşad Bey. Hangi törede, hangi gelenekte böyle bir şey var?Uçuruma atlayanın arkasından hiç sakınmadan atlayan tek canlı koyundur. Bu sözleriniz “Biz koyun gibiyiz” şeklinde yorumlanırsa söyleyecek sözünüz olur mu?Töremizde, büyüklere saygı, lidere itaat önemli bir haslet olarak yerini almıştır. Ancak bu hiçbir zaman “lider kendini uçurumdan atarsa biz de atarız” aşamasına gelmez.Savaşta lider kılıç elde düşman arasına daldığında biz de dalarız o başka.Sanıyorum Tüzmen “haklı olarak” çok öfkelendiği bir anda bu sözleri sarf etti.*** Yeni Antalya havalimanıGeçen hafta bir günlüğüne Antalya’daydım. Akdeniz TV’de yayınlanan Genç Türkiye programına katıldım. Programı İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu iki genç Osman Ülker ve Gökhan Kurt hazırlıyor. Bu iki pırıl pırıl genci görünce açıkçası gelecek için umudum daha da arttı. Hiçbir çıkar beklemeden gençler adına çırpınan Ülker ve Kurt’a teşekkür etmek isterim.Antalya’ya gidince Başbakan’ın açtığı yeni terminal binasından geçtim doğal olarak. Çok güzel olmuş. Modern ve gösterişli.Ama dikkatimi çeken bir noktayı hemen söyleyeyim: Gerek ana girişte gerekse kapılara giderken geçilen güvenlik noktalarında çok birikme oluyor. Nedeni basit: Çünkü burada herkes ceketini, kemerini, hatta ayakkabısını çıkarıyor, leptop’u varsa onu ayrı kutuya koyuyor.Ama bunun hazırlığı için gerekli uzun bantlar yapmamışlar. Her şey x-ray makinesinin dibinde oluyor. Bu da hem insanları sıkıntıya sokuyor hem de birikim yaratıyor. Umarım dikkate alırlar.Yeri gelmişken Onur Air’e aynı eleştiriyi ikinci kez yapmak istiyorum. Onur Air diğerlerine göre arası daha geniş olan acil çıkış koltuklarında oturmak isteyenden ekstra para alıyor. Bu koltuklarda oturmak istiyorsanız 10 lira ödüyorsunuz. Ama bunu yapmak eziyet. Çünkü önce biniş kartı almak için sıraya giriyosunuz. 10 lirayı ise bilet satış gişesine ödemeniz gerek. Sıradan çıkıp parayı ödüyorsunuz. Sonra tekrar geliyorsunuz. Oysa 10 lira direkt biniş kartı verilirken alınabilir.Bunu daha önce de yazmıştım. Demek Onur Air o kadar büyümüş ki, küçük bir öneriye cevap verme nezaketi bile göstermemişti.***Töre cinayeti yerine yeni tanım bulalım İstanbul Erkek Lisesi’ndeki dönem arkadaşlarımızla yıllardır ayda bir kere de olsa bir araya geliriz. Aslına bakarsanız artık dönemler de karıştı, üst ve alt sınıftan olanlar da katılıyor bu toplantılara.Genellikle “yoğun eğlence” içinde geçen bu buluşmalarda elbette günün gelişmeleri de konuşuluyor. Sonra bazı arkadaşlarımız bu konuşmalarımız doğrultusunda geliştirdikleri fikirlerini oluşturduğumuz mail grubuna atıyor ve herkes tartışıyor.Bu toplantılarda konuşulanlar ışığında bir öneri mail grubunda tatışılmaya başlandı. Bu öneriyi sizlerle de paylaşmak istedim çünkü konu yaşadığımız sırada üzerinde durup sonra unuttuğumuz çok önemli bir konuyla ilgili. Arkadaşlarımız diyor ki; “Töre kavramı toplumda genellikle olumlu duygular çağırıştıran bir kavram. Esasen ‘töre’ toplumun kültürünün bir parçası. Bu nedenle, bazı cinayetlerin ‘töre cinayeti’ olarak adlandırılması bu rezilikleri yanlış bir konumlandırmaya sebep oluyor.” Getirilen öneri şöyle: “Töre cinayeti kavramı yerine farklı bir kavram bulmak için kafa patlatalım. Yeni bir adlandırma için öncü olalım. İkinci aşama da bu cinayet türüne karışanların ‘çete’ kapsamında yargılanması kampanyası olabilir.” Bence tartışılması gereken bir konu.***Listeler, milletvekili için önemlidir. Seçimde aday listesinde olmak ister. İktidarken Bakanlar Kurulu listesinde olmayı arzular. Özgür iradesini kullanmanın sonucu olarak liderin kara listesine girmemeye çalışır. (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Paşam bunları sormayalım mı?

4 Mayıs 2010

Genelkurmay Başkanı özellikle son karakol baskını ve şehitler konusunda şiddetli bir öfke gösterdi. Bir asker olarak bu konudaki duyarlılığını anlamamak mümkün değil.Ancak işi “mütareke basınına” getirmek ya da kimilerini “hain” ilan etmek bence maksadı aşıyor. Çünkü en azından Genelkurmay Başkanı’nın sözleri havada kalıyor, gerisi gelemiyor.Bu durumu bilen ve zaten bütün amacı askeri, onun üzerinden de muhalefeti sindirmek olanlara gün doğuyor. Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasından beri gazete ve televizyonlardaki hakaretlerin, ağır suçlamaların ne kadar arttığını herhalde herkes görüyordur.Sonuçta son konuşmayla birlikte asker bir kez daha aşağılandı, onuru zedelendi ve yıpratıldı. Bir Genelkurmay Başkanı planlasa ordusunu bu kadar zora sokamaz.Şimdi gelelim işin öteki yüzüne. Genelkurmay Başkanı gerektiğinde elbette konuşacaktır ve hatta esip gürleyecektir de. Demokratik kurallar ve nezaket kuralları içinde oldukça kimse buna karşı çıkamaz.Buna karşın Genelkurmay Başkanı herkesin merak ettiği sorulara da yine herkesin anlayacağı ve tatmin olacağı cevaplar vermek durumundadır.Örneğin son olayla birlikte benim bir çırpıda aklıma gelen pek çok soru var. Bunları sizlerle de paylaşmak ve Genelkurmay’a sormak istiyorum:1- Son saldırıdan önce gerçekten bir istihbarat geldi mi?2- Bu istihbarat ciddiye alındı mı?3- Ciddiye alındıysa gerekli önlemler alındı mı?4- Saldırıya uğrayan karakola yardım neden çok geç gitti?5- Sivil bir ambulans bile olay yerine varırken askeri birlikler neredeydi?6- Hava muhalefeti günümüz teknolojisinde askerin elini kolunu bu kadar bağlıyor mu?7- Yardıma yetişebilecekleri halde “pusuya düşmemek” veya “daha sonra soruşturmaya uğramamak” için hareket etmeyen birlikler olduğu iddiası doğru mu?8- Son zamanlardaki tüm çatışmalarda hep şehit veriyoruz? Neden bir terörist bile yakalanamıyor ya da çatışma sırasında öldürülemiyor?9- Baskını yapanlar ellerini kollarını sallayarak nasıl uzaklaşıyor?10- Anadolu’nun ortası sayılacak bir yerde baskın yapanlar neden izlenemiyor?11- Baskından sonra bile olsa neden hiç kimse yakalanamıyor?12- ABD ile istihbarat paylaşıldığı açıklanmıştı. Son saldırılarda ABD istihbaratı alınmadı mı?13- Bölgede yaklaşık 30 yıldır çatışma var. Bu süre içinde bir istihbarat üstünlüğü sağlanamadı mı?14- Sürekli asimetrik savaştan söz ediyorsunuz. Bunun bir tarafı ordu olduğuna göre karşı tarafta kim var?15- Orduyu sürekli yıpratanları neden hiç isim isim açıklamıyor da pek çok kişiyi zan altında bırakacak yuvarlak açıklamalar yapıyorsunuz?16- Hain ya da mütareke basını olarak suçladığınız çevrelere karşı nasıl bir hukuk savaşı sürdürüyorsunuz?17- Bugüne kadar kimlere kaç dava açtınız?Genelkurmay bu sorulara hiç gönül koymadan, altında bir şey aramadan cevap vermelidir. Aksi takdirde her gece televizyonların başına oturur ve kendilerine yöneltilen ağır hakaretleri dinlerler.***Hitler benzetmesi çok akıllıcaBaykal iktidara yönelik olarak İkinci Dünya Savaşı’nda Churchill’in Hitler’e yönelik “Her yerde savaşacağız” sözlerini hatırlatınca Erdoğan da “Asıl senin eski genel başkanın Hitler’e benziyordu” diyerek İsmet İnönü’yü işaret etti.Dün de bu söylemine devam etti. Gazetelerin pek çoğu bu haberi manşet yapmıştı. Tabii konu genellikle “yeni polemik” açısından ele alınmıştı. Çünkü artık herkes biliyor ki Erdoğan’ın başı sıkıştığı an ortaya polemik yaratacak bir konu atıyor. Bunu bizzat danışmanı bile açıkladı.Peki İnönü-Hitler benzetmesi polemiğinin asıl amacı nedir?Bana göre Erdoğan çok akıllıca bir yöntem uyguluyor. Polemik konusu olarak, hep geçmişten bir örnek veriyor. Bu geçmiş de genellikle Cumhuriyet tarihi ile ilgili oluyor.Erdoğan konuşuyor ve kenara çekiliyor. O andan itibaren meydan AKP zihniyetini temsil edenlerle maskeli faşistlere kalıyor. Onlar bu polemik konusundan hareketle Atatürk ve Cumhuriyet değerlerini “sözde hesaplaşma-yüzleşme” adına kıyasıya eleştirmeye başlıyorlar.Böylelikle Türk halkının zihninde bir “Türkiye düşmanlığı” yaratılmaya çalışılıyor. Ermenilere soykırım uygulayan, Kürtleri katleden, gayrimüslimleri yok eden bir Türkiye portresi çiziliyor. Sakın bunu yabana atmayın. En küçük bir tarihi, siyasi ve sosyolojik bilgisi olmadığı halde Türkiye aleyhine fikirler ileri süren o kadar çok kişi ile karşılaşıyorum ki.Sonuçta amaç hasıl oluyor: Cumhuriyet ve Atatürk’le hesaplaşma alanı giderek genişletiliyor.***‘Yolumuzu yapın’Yalıköy İstanbul’un Karadeniz kıyısındaki küçük, şirin bir köyü. Baharla birlikte buraya her gün akın edenler Karadeniz sahilinin eşsiz güzelliği ile birlikte çok güzel anlar geçirir. Ama beldemizi Çatalca’ya bağlayan 60 kilometrelik yol yıllardır ihmal edildiği için delik deşik halde. Yetkililere yalvarıyoruz, şu yolu yapın artık. İstanbul 2010 Dünya Kültür Başkenti. Ama acaba İstanbul’un burnunun dibindeki bir köye doğru dürüst bir yol bile yapılmadığını herkes biliyor mu? (Muzaffer K.)***Nisan ayının zam şampiyonu kuru soğan oldu. Eskiden soğan doğrarken gözü yaşaran vatandaş, şimdi soğan bile alamadığı için gözyaşı dökecek! (Gani Yıldız)***Bu gece Baykal’a Sky Türk’te ne soralım? Deniz Baykal bu gece Sky Türk’te bir grup gazeteci ile karşı karşıya geliyor. Aralarında benim de bulunduğum gazeteciler olarak CHP Genel Başkanı’na sorular soracağız.Enver Aysever’in sunacağı program saat 20.00’de başlıyor.Ben kendi sorularımı hazırlamaya çalışıyorum ama bu fırsattan yararlanarak, sizlerden gelecek soruları da sormak isterim. Bu nedenle bugün en geç saat 13.00’e kadar sorularınızı elektronik posta ile ulaştırabilirsiniz.Bekliyorum.

Devamını Oku