Vatandaşı hiç böyle görmemiştim

Haberin Devamı

Çarşamba gecesi Sky Türk’te CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a sorular sorduk. Programdan hemen sonra aldığım telefonlardaki ilk söz genellikle şöyle oldu: “Baykal’ı hiç böyle görmemiştim.”

Daha sonra gelen okur ve izleyici mesajlarında da bu kanı ağır basıyordu. Baykal o gece son derece sakin, kendinden emin ve güven verici biçimde konuştu.

Bazı sorulara cevap vermekten kaçındı ve sözü başka yerlere götürdü belki ama sonuçta toplumun zihninde “daha olumlu, güven veren, iktidar olmaktan kaçmayan” bir Baykal portresi çizdi.

Bu, Baykal cephesi. Şimdi şunu söylemek istiyorum. Ben de “vatandaşı hiç böyle görmemiştim.”

Çünkü; SKY’daki programdan iki gün önce siz okurlara bir çağrıda bulunarak “Baykal’a ne soralım?” dedim.

Tahminimin çok üzerinde soru geldi. Programdan üç saat öncesine kadar gelenleri okuyup not alabildim ama soruların arkası kesilmedi.

Gelen sorular ise gerçekten çok şaşırtıcıydı ve bana “vatandaşı hiç böyle görmedim” sözlerini söyletti ister istemez.

Çünkü yüzlerce soru içinde, anayasa değişikliği, Ermeni açılımı, Kürt açılımı, Kıbrıs, laiklik, türban gibi konular hiç yoktu.

Soruların temel özelliği “CHP ne yapacak, iktidara gelecek mi, yeni yüzler görecek miyiz, bu iktidardan hesap sorulacak mı, haksızlıklar giderilecek mi, yolsuzluklarla mücadele edilecek mi, işsizlik ve ekonomik kriz çözülecek mi?” doğrultusundaydı.

“Baykal gitsin” sloganı çok azdı. Ama hatırlayın birkaç ay önce “CHP nasıl muhalefet yapsın” diye sormuş ve siz okurlardan cevap beklemiştim. Gelen cevapların büyük bölümü “Baykal gitsin. CHP kurtulur” şeklindeydi.

Şimdi bana göre en büyük değişim CHP’ye yönelik bu tür anlamsız eleştirilerin azalmasında.

Anladığım kadarıyla vatandaş CHP’yi bir umut olarak görmek istiyor. “Baykal gitsin” sloganının yerini “Yeni yüzler görmek istiyoruz” almış.

Bu, bana göre önemli bir değişimdir. Daha önce kendini rahat hisseden, iktidarın ve maskeli yandaşlarının “CHP muhalefet yapmıyor, Türkiye’de iktidar değil muhalefet boşluğu var” sözlerinin etkisinde kalarak suçu iktidarda değil de muhalefette arayan vatandaşlar şimdi rahatsız belli ki.

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte “Ne yapacağız, kime oy vereceğiz” çaresizliğinin bir sonuç vermeyeceğini görenler CHP’nin atağa kalkmasını istiyor. Bunu yaparken de artık Genel Başkan’la uğraşmayı, çözemeyeceği konularda boğulmayı istemiyor. Bir anlamda “Oyumuzu vereceğiz ama sen ne yapacaksın?” diyor.

CHP yönetiminin ve özellikle Deniz Baykal’ın bu durumu iyi okuması gerektiğine inanıyorum. Birbirini tanımayan ve hiçbir bağlantısı olmayan yüzlerce insandan gelen mesajlar ve sorular aynı yöne doğru akıyorsa, bu toplumsal bir beklentinin de kanıtıdır.



*****



Mal varlığı konusunda anlamsız tartışmalar

Başbakan Erdoğan’ın varlığıyla dünyanın en zenginleri arasında olduğunun ileri sürülmesi ortalığı karıştırdı. Meclis’te yumruklar havada uçuştu, küfürler hakaretler birbirini kovaladı.

Başbakan’ın mal varlığı AKP’nin resmi internet sitesinde yer alıyor. Bunun dışında bir mal varlığı olup olmadığı konusunda bilgimiz yok.

Dedikodular ise geçersizdir, çünkü bu tür iddialar ortaya atılıyorsa kanıtlanması da gereklidir.

Ancak AKP kurmaylarının Başkanlarını korumak adına olayı CHP Genel Başkanı’nın mal varlığına taşımaya çalışması da çok abestir.

Elbette kamuoyu Başbakan’ın olduğu kadar ana muhalefet partisi liderinin mal varlığını da merak eder.

Ancak iktidarda olmakla muhalefette olmak arasında çok önemli bir fark vardır.

İster siyasette ister başka alanlarda, icranın başında olanların mal varlığı ya da servetlerindeki artış dikkat çekicidir ve önemlidir.

Başbakan ile ana muhalefet liderinin mal varlıklarındaki artışı “eşitlikçi” bir gözle irdeleyemeyiz.

Başbakan icranın başındadır. Türkiye’nin bütün kaynaklarını sevk ve idare etme gücü vardır. Eğer bir iktidar döneminde mal varlığı ya da servette olağandan fazla bir artış varsa bu mutlaka incelenmeye muhtaçtır.

Muhalefetin ise devlet kaynaklarıyla ilgisi olamayacağına göre servet artışı varsa bu şaşırtıcıdır ama bunun nedeninin de kamuoyuna açıklanması gerekir.

Bu farkı herkes görmelidir.

Bu arada AKP sözcülerinin sözü ısrarla “Baykal’ın eşinin üzerinde mal olup olmadığını” sorması ise komik ötesi bir durum. Deyin ki Baykal’ın eşinin mal varlığı çok büyük. Bunlar iktidar gücünün kullanılmasıyla yapılmış olabilir mi?



*****



Çankayalı olmak çok beter bir şey

Ankara’daki televizyon programına gelmek üzere İstanbul’dan THY’nin 16.00 uçağına bindik. Tam bir saat uçağın içinde bekledikten sonra 17.00’de havalandık. Pilot kestirme bir yol bulmuş olmalı ki(!) 35 dakikada Esenboğa’ya indik.

Hemen kalacağımız Dedeman Oteli’ne doğru yola çıktık. Kızılay’dan itibaren akşam trafiğine takıldık. Ama asıl faciayı Akay Kavşağı’na vardığımızda yaşamaya başladık.

300 metre yukarıdaki otele 19.15’te ancak varabildik. Hemen üstümüzü değiştirip CHP Genel Merkezi’ne yöneldik. Yine Akay trafiğinin içinde sıkıştık kaldık. Boğuluyoruz sandım bir ara.

Gözlediğim kadarıyla Ankara’da en sıkışık trafik Çankaya ilçesinde. Gerçi yolları dar. Ama galiba bir de CHP’li olmasının etkisi var.

Sanki Çankaya bölgesinde oturanlar (en azından) trafik konusunda cezalandırılıyor. Tek yön adı altında trafik akışı keşmekeş haline getirilmiş, mesafeler uzamış, adeta kulağı tersten gösterir biçimde yollar karıştırılmış.

Ankara’da otursam herhalde Çankaya bölgesini hiç tercih etmezdim.



*****



Tamam halka gidelim

Anayasa değişiklikleri “bir eksikle” kabul edildi ve şimdi sıra referandumda. AKP ve yandaşları demokrasiyi “sayısal üstünlük” olarak kabul ettikleri için “şimdi iş asıl sahibinde” sloganı ile referanduma hazırlanıyor.

Başbakan da “Halktan korkmayın, halk en iyi kararı verecek” diyerek, vatandaşın egosunu okşamaya çalışıyor.

Tamam halka gitmek bir çözüm. Ama herkes elini vicdanına koysun ve halkın karar verirken ne kadar bilgili olacağını da söylesin.

İddia ediyorum. Çıkın kentlerin en kalabalık caddelerine ve rasgele 100 kişiye “Anayasa değişiklikleri nedir” diye sorun. Bakalım iki kişi çıkacak mı tatmin edici cevap veren?

Çıkması mümkün değil. Kimse alınmasın darılmasın. Bunun eğitimle bile ilgisi yok. Doktor olsun, mühendis olsun, ekonomi profesörü olsun yine bilemez.

Peki referanduma gitmeyelim mi? Ne münasebet.

Sadece şunu söylemek istiyorum: Referandum demek halkın bilerek, isteyerek ve aklını kullanarak oy kullanacağı bir sistem anlamına gelmez.

Bu referandum da halkın bilerek sandık başına gittiği bir oylama olmayacaktır. Sadece çıkacak sonuca göre halkın iktidardan ne kadar memnun ya da şikâyetçi olduğunu gösterecektir.

Kısacası bu referandum “iki ucu keskin bir bıçaktan” başka bir şey değildir.

DİĞER YENİ YAZILAR