Anayasa tartışmalarını ağız tadıyla yapamadan patlayan Baykal’lı kaset olayına daldık. Tam bunların ortasında Hürriyet Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök bir yazı yazdı. Kendisini diğer olayların sihrine kaptıranlar galiba bunu fark etmediler.
Cumartesi gününden beri içim içimi yiyor. Ben birkaç gün beklemeyi tercih ettim. Çünkü Özkök’ün yazısının ortalığı karıştıracağını düşündüm. Başta iktidar olmak üzere siyasetçilerin bu yazıya şiddetli tepki göstereceğini sandım.
Ama yanılmışım. Ne bir siyasetçi ne bir gazeteci yazar, ne bir bilim adamı konuya girdi.
Oysa bu konu bana göre son yılların en önemli olayı.
Ertuğrul Özkök cumartesi günkü yazısında “Bugün Diyarbakır’da olacaktım, birkaç gazeteci ile birlikte bir panele katılacaktım. Ondan sonra da Mardin’e geçip Musa Anter’in mezarını ziyaret edecektim” diyor.
Ama olmamış. Çünkü bir BDP milletvekili “Şu sıra gitmesen daha iyi olur” demiş ve eklemiş: “Tatsız bir olay olur sen üzülürsün, biz daha çok üzülürüz.”
Tahmin edersiniz ki “tatsız olaydan” kasıt Ertuğrul Özkök’e yönelik protesto eylemleri hatta fiili saldırı yapılmasıdır.
Ertuğrul Özkök önce “aldırmamayı ve yine de Diyarbakır’a gitmeyi” düşünmüş ama vazgeçmiş.
Türkiye’nin en büyük gazetesinin en etkili ismi Diyarbakır’a gidemiyor.
Neden? Çünkü Kürt açılımı konusunda “soruları” var. “Endişelerini ve kuşkularını” dile getiriyor. Asla karşı çıkmıyor. Fikirlerini özgürce açıklıyor.
Ama BDP milletvekili “fikirlerini özgürce söylediği için” Ertuğrul Özkök’e Diyarbakır’a giremeyeceğini, girerse de “şiddetle” karşılanacağını ve “çok üzüleceğini” söylüyor.
Şimdi soruyorum. Bu ülke bölünmemiş de ne olmuş?
Haritalar her zaman doğruyu göstermez. Özgür bir insan olarak eğer kendi ülkenizdeki bir yere gidemiyorsanız, haritalarda çizgiler olsun olmasın hiçbir şey fark etmez.
Peki bunun sorumlusu kim? Diyarbakır halkı mı? Diyarbakır halkı kana susamış, elinde taş fikir özgürlüğünü boğmak mı istiyor?
Tabii ki hayır. Bunun sorumlusu ne olduğu belirsiz bir “Kürt açılımı” yapan ve içini dolduramadığı gibi durup dururken ortaya düşmanlık tohumları atan iktidardır.
Açılım konusunda görüşlerimizi açıklarken iktidara hep “ne yapmak istediğini” sorduk. Cevap ya hakaret oldu, ya askerci, darbeci, ırkçı suçlaması...
İşte sonuç: Ertuğrul Özkök Diyarbakır’a gidemedi.
Diyarbakır’da doğdum, evimi göremez miyim?
Annemin ve babamın görevleri gereği gittikleri Diyarbakır’da dünyaya geldim. Nüfus kâğıdımda doğum yeri olarak “Diyarbakır” yazıyor.
Yine annemin ve babamın görevleri gereği bu ilde çok kalmadım. Ama yakına, Erzincan’a gittik. Kardeşim Cem de burada doğdu. Çocukluğum Kürt kökenli arkadaşlarla geçti. Hatta bir ara şivem bile Güneydoğu’ya kaymıştı.
Ertuğrul Özkök’ün durumuna bakınca anlıyorum ki benim de Diyarbakır’a gitmem mümkün değil. Doğduğum evi göremem. Mardin Kapı’da bir çay içemem. Çünkü başıma tatsız şeyler gelebilir, üzülebilirim.
Bunu kabul etmem mümkün değil. Kürt kökenli birini ya da kökeni ne olursa olsun, dinine, rengine, diline hiç dikkat etmedim bugüne kadar insanların. Çünkü herkes önce insan.
AKP iktidarı “Kürt açılımı” dediğinde ise “itiraz etmedim” ama sorular sordum, endişelerimi dile getirdim. En büyük endişem açılım adı altında Türk ve Kürt halkları arasında bir düşmanlık duygusunun ortaya çıkmasıydı. Çünkü bana göre, sorunlar olmasına rağmen iki halk arasında kalıcı bir düşmanlık yoktur. Zaten olsa bugüne kadar çok kan dökülürdü. Oysa tam tersi olmuş. Bugün hiçbir istatistik rakamı Türk-Kürt evliliklerinden doğan akrabalıkların sayısını veremiyor. Herhalde milyonlarcadır.
Şimdi bunu bozmak isteyenler ortalıkta geziyor.
Bu oyunu bozmak hepimizin elinde. BDP’lilere düşen, Türk-Kürt düşmanlığı olmadığını kanıtlamak için açılım hakkında sorular soranları “gelmeyin” diye korkutmak değil tam aksine “Gelin birlikte gidelim. Birbirimizi daha yakından tanıyalım ve kaynaşalım” demektir.
Ertuğrul Özkök’ü bilmem ama ben kendi adıma varım.
İnönü buydu!
Şimdi moda İnönü üzerinden Cumhuriyet ilkelerine ve Atatürk’e saldırmak ya, bunlara bir İnönü anısı daha yazmak istiyorum.
DP-CHP çekişmesinin en ateşli günleri. CHP yayın organı Ulus Gazetesi’nin iki muhabiri opera sanatçısı Ayhan Aydan’la evinde röportaj yapıyor. Aydan hakkında o sıralarda Menderes’in sevgilisi olduğu yolunda söylentiler vardır.
Röportaj sırasında foto muhabiri, büfenin üzerinde bir Adnan Menderes fotoğrafı görüyor. Fotoğrafın üzerinde Menderes’in Aydan’a aşkını anlatan bir cümle de yazılı. Muhabir hemen bunu fotoğraflıyor. Gazetesine dönüyor. O sırada Ulus’u Nihat Erim yönetiyor. Erim fotoğrafa bakıyor ve alıp İnönü’ye götürüyor. İnönü resmi görünce ters çeviriyor ve başka bir konuyu konuşmaya devam ediyor. Erim söz bitince fotoğrafı tekrar İnönü’nün önüne koyduğunda şu cevabı alıyor: “Nihat Bey, DP ile ne kadar çatışırsak çatışalım, özel hayata hele böyle bir konuya asla giremeyiz. Buna hakkımız yok. Bu fotoğrafı ne siz getirdiniz ne de ben gördüm.”
Erim fotoğrafı alır, yırtar ve odadan çıkar. Bir daha da bu konu hiç konuşulmaz.
İyi şeyler yok mu?
Gazeteciliğin temelinde eleştiri yatar. Çünkü gazeteci kamu adına iktidarları ya da yönetici otoriteleri gözler, eksik, yanlış, hatalı durumları saptar ve uyarı görevini yerine getirir.
Bu nedenle “Hep mi eleştirirsiniz” sözü yanlıştır. Ki çoğu kez “iyi şeyleri de” yazmak ya da göstermek mesleğimizin gereklerinden biridir.
Bugün iyi şeylerden birini daha yazmak istiyorum.
Aile dostumuz ağabeyim Kemal Ulusu aradı geçenlerde. “Sen iyi şeyleri de seviyorsun, sana bir olay anlatmak istiyorum” dedi.
Geçen hafta bir gün saat 23.00 sıralarında doğalgaz alarmı çalmaya başlamış. Telaşlanmışlar ve hemen vanayı kapatmışlar. Ardından da İGDAŞ’ı aramışlar. 23.15’te İGDAŞ aracı gelmiş ve kaçak tespit etmiş. “Bunu cihazı takan firmaya haber verin, sonra bizi tekrar çağırın” demişler.
Kemal Ulusu cihazı takan Vaillant firmasını aramış. Saat 23.40’ta bu kez Vaillant ekibi gelmiş ve kaçağı onarmış. Ulusu Vaillant ekibi gider gitmez tekrar İGDAŞ’ı aramış. Saat 24.00’te ekip gelmiş, denetimi yapmış ve gitmiş.
Ulusu “Şaşırdım kaldım, bir saat içinde üstelik gece yarısı her şey bitti. Bu iyi bir şey değil mi?” dedi.
Tabii ki iyi.
DP’de neler oluyor?
İç sorunlarını çözüp bir türlü başını yukarı kaldıramayan DP’de çok ilginç gelişmeler olduğunu öğrendim. Merkez sağdaki birleşmeye rağmen partinin neden hâlâ patinaj yaptığı konusunda bazı iddialar var. Bu konuyu cumartesi günü ele alacağım ve yeni öğrendiğim bazı bilgileri sizlerle de paylaşacağım.

