Deniz Baykal’ın “pek çok kişiyi şaşırtan” istifası parti içinde de depreme neden oldu. Daha ilk andan itibaren “Baykal gitme” çağrıları başladı bile.
Her ne kadar kurultaya 10 gün varsa da CHP delegelerinin topluca Baykal’ı aday gösterecekleri, başka bir adayın ortaya çıkmayacağı söyleniyor.
Bunun için Baykal’ın evinin önünde çadır kuruldu, bazı il başkanları Baykal’ı ikna edinceye kadar burada kalacaklar hatta açlık grevine bile başladılar.
Kurultayda tüm delegelerin oylarını Baykal’a vereceği, ardından büyük bir kalabalığın Baykal’ın evine giderek kendisini kurultay salonuna getireceği iddia ediliyor.
Anladığım kadarıyla CHP’nin senaryosu böyle.
Ve eğer bu gerçekleşirse bir felaket olur. CHP dibe çöker.
Partililer duygusal tepki içinde bunu göremeyebilir belki ama 50 yıllık siyasi deneyimi olan Baykal’ın asla böyle bir hata yapacağını sanmıyorum.
Çünkü olan olmuştur.
Kaset doğruydu, yanlıştı bir kenara bırakın.
Baykal “mücadele etmek” amacıyla istifa etmiştir.
Artık Genel Başkanlığa dönmesi ancak o malum kasetin tamamen “düzmece” olduğunun kanıtlanmasıyla olabilir.
CHP ve Baykal bana göre meşum bir olaydan tarihi fırsat yakalamış olabilir.
İzlediğim kadarıyla Baykal’ın üstelik ailesiyle birlikte oturup istifa kararı vermesi CHP’lilerin, bu seçimde CHP’ye oy vermeyi düşünenlerin ve hatta CHP karşıtlarının bile takdirini kazandı.
Baykal’ın istifadan hemen sonra “Ama örgüt bırakmıyor ki” diyerek geri dönmesi büyük hayal kırıklığı yaratacaktır. Üstelik bu “Demek ki her şey bir oyunmuş” fikrini kafalara sokar.
Ve öyle sanıyorum ki CHP’de bir yenilenme umudu gören ve daha önce “Kime oy vereceğiz” diye hayıflanan ama şimdi “Artık oyumu CHP’ye veririm” diyen azımsanmayacak sayıdaki vatandaşı da geri dönmemek üzere CHP’den uzaklaştırır.
Olaya sadece CHP açısından da bakmayın. Baykal geri dönerse, bundan sadece CHP zarar görmez, tüm muhalefet payına düşeni alır. Muhalefeti oyun yapan kurumlar olarak gören sade vatandaşlar umut olarak yine AKP’ye yönelir.
Baykal’ın genel başkanlığı bırakması onun CHP lideri olmasına engel değildir.
Baykal’a ve CHP’ye yakışan şudur: Baykal partinin “Onursal Başkanı” olarak tıpkı bir dönem Alman Sosyal Demokrat Parti Başkanı Willy Brandt’ın pozisyonuna geçer ve Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlanır.
Adam yokmuş
Baykal’ın yerini doldurmak elbette kolay değil. Ama “Kimi bulacağız ki, adam yok” diyenlere de hiddetlenmemek mümkün değil.
Ne demek yahu “adam yok.” Lafa gelince “Atatürk’ün partisi” diyeceksiniz, “en köklü” olduğunuzu söyleyeceksiniz, sonra da Baykal gidince “Kimi bulacağız, adam yok” diye ağlaşacaksınız.
Olur mu böyle şey. Ayıp değil mi? Kimse utanmıyor mu bundan?
Allah gecinden versin Baykal istifa etmeseydi de, hakkın rahmetine kavuşsaydı ne yapacaktınız? Partinin kapısına kilit mi vuracaktınız?
Haydi size bir öneri: Anladık, aranızda adam yokmuş. O zaman gözünüzü biraz dışarı çevirin bari. Eskişehir’e bir uğrayın, belki oradaki belediye başkanını ikna edersiniz. Ya da ne bileyim çağdaş Türkiye’nin en iyi temsilcilerinden halkın sevgilisi bir anayasa profesörü var.
İkisi de adam.
Baykal, malum görüntülerin ardından istifa etti. Partililerin, “BAY” diyecekleri bekleniyordu, “KAL” dediler.
(Gani Yıldız)
Yandaş deyince de kızıyorlar
Baykal’la ilgili kaset haberi gece yarısı ortaya çıktı. Meclis çalışıyordu. Danışmanları Başbakan’a gelip durumu anlatıyorlar. Erdoğan’ın yüzü asılıyor, sonra “Kaldırın yayından” diyor. Sonra da “Üzerinde fazla durmasınlar” talimatı veriyor.
Başbakan’ın bu tavrı aslında pek çok kişinin de hoşuna gitti. Baykal’ın bu özel durumundan yararlanmaya çalışmaması, ahlaklı bir tutum takınması elbette takdir edilecekti. Ancak bir de madalyonun öteki yüzü var.
Başbakan öfkeli bir yüzle “Kaldırın onu” diyor ve devlet o anda harekete geçip yayını engelleyebiliyorsa demek ki ters bir talimatla bir kaseti de yayına sokabilir.
Haydi bunu “uçuk” kabul edelim. Ya yandaş medyaya, o maskeli faşistlere ne diyelim.
Hepsi özgür, liberal, tarafsız, hukuk ve demokrasiye çok bağlı gazeteci ve yazarlar ya, Başbakan bir talimat verdi hepsi dut yemiş bülbüle döndü.
Üç gün boyunca bu yandaş ve maskeli faşist medyada kaset olayı hiç yer almadı. Bir iki komik tarafı ağır basan sözde eleştiri dışında hepsi “böyle bir olay yokmuş” gibi davrandı. Ne zaman ki Başbakan, sataşma olduğu gerekçesiyle Baykal’a öfkeli cevap verdi yandaş ve faşist medyanın dili çözülüverdi.
Bu nasıl ahlaktır, vicdandır, namustur ve bu nasıl demokrasiye hukuka bağlılıktır ve en önemlisi bu nasıl özgür ve bağımsız gazetecilik anlayışıdır.
Sonra “yandaş medya” dediğimde, “maskeli faşist” tanımını yaptığımda kızıyorlar. Ne kızıyorsunuz ki, haliniz meydanda işte.
Her şeyiniz talimatla. Ama talimatı alınca da maaşallah diliniz pabuç gibi.
Onur Air cevap gönderdi
Geçen hafta yazdığım bir yazıda Onur Air’in acil çıkış koltuklarını 10 lira ekstra ücretle sattığını yazmış ve “Ama bunu biniş kartı alırken yapmıyorlar, mecburen sıradan çıkıp bilet satışa gidiyorsunuz, bu bir eziyet” demiştim.
Onur Air İletişim Müdürü Rauf Gerz bir açıklama göndermiş. Gerz’e göre internetten online işlem yapanlar 10 lirayı ödeyip sorunu halledebiliyor. Ayrıca biniş kartını almadan önce bilet satışa gidip 10 lirayı da ödeyebiliyormuşuz.
İşte sorun burada. Antalya’ya giderken bunu ben de düşündüm. Sırada beklerken çıktım, bilet satışa gittim, ama görevli kişi “biniş kartını almadan 10 liralık makbuzu kesemeyeceklerini” söyledi. Tekrar geri döndüm, sıramı bekledim, biniş kartı alma işlemini bitirdim. Kartımı almadan beni bilet satışa gönderdiler. Parayı ödedim, geri döndüm ki biniş kartını ancak o zaman verdiler. Gerz’in açıklamasında bir yanlışlık var.
Bu gece Genç Bakış’tayım
Kanal D’de Abbas Güçlü’nün yönetiminde yayınlanan Genç Bakış’ın bu geceki konuklarından biri benim. Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde yapılacak programın diğer konuğu da Profesör Süheyl Batum. Son olayları merak eden ve uykusuz kalmayı göze alanları bekliyoruz. Program tahminen 00.30’dan sonra başlıyor.

