Yunanistan'da balık avlama mevsimi henüz açılmamış!

18 Temmuz 2004

Yunanistan'a balık ihraç eden bir soğukhava deposuna uğradım. Yetkili beni buzhaneye götürdü ve ellerindeki balıkları göstermeye başladı."Bunlar mercan mı?""Evet Ayşe Hanım. Oltayla tutulmuş mercanlar.""Kilosu ne kadar acaba?""45 milyon.""Başka ne ihraç ediyorsunuz?""Köpek balığı filetosu çok gidiyor.""Sahi mi? Gösterin bakayım.""Bakın bu fileto hali. Bir şey anlamazsınız. Ama bakın buraya?"Eliyle buz parçalarını ayıkladı ve altından kolum büyüklüğünde bir köpekbalığı göründü."Yavru mu bu?""Hayır yavru değil. Bunlar, bu kadar büyüklükte oluyor. Adına da 'pamuk' diyoruz?""Neden?""Bakın dişleri yok."Hakikaten dişsiz bir ihtiyar gibiydi. Keşke her köpek balığı böyle dişsiz olsa diye düşündüm."Bu da 'dikenli' köpek balığı!""Nerede dikeni?""Bakın tam kuyruğun üstünde. Gördünüz mü?"Gerçekten 'diken' denilebilecek bir çıkıntısı vardı."Kaya barbunu var mı?""Şu anda yok ama oluyor. Kilosu da 30-35 milyona gelir.""Yunanistan muazzam ithalat yapıyordur sizden?""Doğru. Olimpiyatlar başlıyor ya? Turist akınına uğrayacak tabii.""Peki onlar kendi denizlerinde tutmuyorlar mı?""Olmaaaazzzz! Orada balık tutma yasağı var.""Ama bizde de var. Yok mu?"Eceabat'ın meşhur Maydos Restoranı'na giriyoruz. Emektar garson Ahmet, hemen yerimizi hazırlıyor."Lokantanın balıklarını kimden alıyorsunuz Ahmet?""Ayşe Hanım, mecburen tüm balıkçıları ve ihracatçıları geziyoruz ama en iyi fiyatı gene Bekir Baba'nın kızı Ayşe veriyor.""Neden dersin?""Hanım be abla! Halden anlıyor. Erkek satıcılar 'Nuh' diyor 'Peygamber' demiyor. Ama Ayşe, 60'ı 50; 45'i 35 yapıyor. Yoksa bu fiyatlara lokantada balık satabilmek mümkün değil!"İşte Türkiye'nin balık merkezinde durum böyledir dostlar. İnşallah rüzgâr kesilir, balık bollaşır da fiyatlar ucuzlar diye bekliyoruz.Okuyucu mektubu"Aydınlık bir gelecek için" görev başına* Gençlerimizi geliştirmek için ders kitapları dışında başka konuları da okuyup öğrenebilmeleri için kütüphane kurmaya karar verdik. Kampanyamızın adı "Aydınlık bir gelecek için!" Lâkin hiç kitabımız yok. Bir de gençlerin boş zamanlarında meşgul olabilecekleri araç gereç eksikliğimiz de var. Örneğin futbol, basketbol topu, monopoli oyunu, dart oyunu gibi... Sizin değerli okuyucularınızın hem kitap hem de araç gereç bakımından Nusaybin Lisesi'ne yardımlarını esirgememelerini rica ediyoruz. (Nusaybin Lisesi Okul Müdürü Nizamettin Al) Okul Tel. / Faks: 0482 - 415 25 83Adres: Nusaybin Lisesi 47300 Nusaybin / Mardin* Mesajınızı yayınlıyoruz. Ben Yurtiçi Kargo vasıtasıyla iki koli özel kitaplarımdan gönderiyorum. Başka okuyucularımın da beni örnek alarak yukarıdaki adrese kitap ve araç gereçler göndereceklerini ümit ediyorum. Kampanyanızın başarılı olmasını diliyorum.

Devamını Oku

Türkiye neden coşamıyor?

17 Temmuz 2004

Geçen gün Hürriyet'te, Cüneyt Ülsever Bey köşe yazısında, "Örtünmeyi Kur'an emri olarak görenler haklıdırlar!.. Süslerini / ziynetlerini açmasınlar... Örtülerini / baş örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar... Diyanet işlerine bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu da kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplarda her seferinde 'başı örtmenin Kuran emri' olduğunu teyid etmiştir" diyor.İlk olarak şu hususa dikkat çekmek isterim. Yıllarca Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün söylediği birçok uygulamaya da Diyanet karşı çıkmıştı! Ne demişti Hoca? "Kur'an'ı Türkçe okuyabilirsiniz. İbadetinizi Türkçe yapabilirsiniz." Diyanet ne diyordu? "Olmaz öyle şey! Yaşar Nuri Hoca dini tahrif ediyor. Namaz'da Türkçe ibadet olmaz." Bir çok din alimimizin katıldığı Tarabya toplantılarında, Diyanet nasıl fikir değiştirdi? "İbadetin Türkçe yapılabileceği" hususunu ve daha önce karşı geldiği diğer fikirleri kabul ederek birçok kararın altına nasıl imza koydu?Kutsal kitabımızDiyanet, yıllarca bir fikir daha ileri sürdü. Neydi o? "Kadınlar âdet gördükleri zamanlarda ibadet edemezler." Tarabya toplantılarında neyin altına imza attı aynı Diyanet? "Kadınlar âdet gördükleri zamanlarda da ibadet edebilirler." (Konu başlığına bak ve sabır ver Yarabbim!!) Yani Cüneyt Bey'in görüşlerini dayandırdığı kurum, yıllar içinde "şöyle" deyip sonra da tam tersi "böyle" yapmış bir kurumdur.Bu kadar detaylı, bu kadar açık ve net, bu kadar şeffaf ifadeler kullanan Kur'an-ı Kerim, nasıl olur da açık biçimde, "Kadınların saçları örtülecektir veya kapanacaktır" dememektedir? Kutsal kitabımız, "Kadınların saç telleri her daim kapalı kalacaktır, ailesinden başkası görmeyecektir" diyemez miydi? Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'e göre, "Abdest yerleri tesettüre tabi değildir. Çünkü bunlar kadın ile erkeğin eşitliğini ifade eden sembol alanlardır. Onun içindir ki, açık havaya maruz kalmış ve abdeste tabi olmuşlardır."Peki, bayanlar baylar nedir kopartılan bu fırtınaların sebebi? Haydi düşünelim. Yüce Yaradan, kafatasımızın içine beynimizi koymuş. Haydi araştıralım ve düşünelim.Sorgulayalım. Allah'ın tasvip etmediği bir tek şey varsa, o da aklını kullanmayan kullarıdır. Çünkü Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'e göre Kur'an çok açık biçimde, "Aklını kullanmayanlar üzerine pislikler yağar" demiştir. Aynı baş örtüsü Musevi dininde var mıydı? Vardı! Aynı baş örtüsü Hıristiyan dininde var mıydı? Vardı! Ama o kitaplar Allah'ın kelamı değillerdi. Evet ama zaten başörtüsü gelenek olarak uygulanırdı. Büyük ihtimalle pagan dünyada başlamış bir alışkanlıktı. Zaten Allah'ın kelamı olan Kur'an'da da böyle bir emir yok!Irak'a ve çeşitli Müslüman Arap ülkelerine model olarak Türkiye'nin işaret edilmesi, Tayyip Bey ve AKP yüzünden değil, Mustafa Kemal ve devrimleri yüzündendir. Bunu bile yanlış anlayan olabilir, kayıtlara doğru geçsin diye söylüyorum. Atatürk'ün getirdiği yenilikler, zamanın imtihanından başarıyla geçmiştir. Her babayiğit ülke halkının da gerçekleştirebileceği kolaylıkta bir devrim dizisi değildir bunlar. Bizdeki bu aydınlığa karşın Müslüman komşularımızda kadının konumu hangi merkezdedir? İran'da siyah çarşaflı kadın polisleri her gördüğümde, göz bebeklerine kadar örtünmüş kara çarşaflı Suud'lu hanımlarla her karşılaştığımda, göz bebekleri bile tehlike kabul eden Taliban geleneğinin ghurka'sının hapis filesi içine sakladığı Afgan'lı hanımlara her rastladığımda içimi bir ürperti alıyor.Kıyafet devrimiBu görüntüler karşısında endişelenmeyen her hanımın durumuna şüpheyle bakarım. Bu sistematik, kadınları, ikinci sınıf, ezik, mal gibi gören, köle gibi kullanan bir zihniyetin eseridir. Kadının bu konumunu da İslâm dininin emri olarak öne sürebilen, bu yolla yasalar çıkartabilen "din adamları" vardır.Türk toplumunun çağdaşlaşması için erkekler, Atatürk'ün kıyafet devrimini benimsemiş batılı meslektaşlarından hiç farksız giyinmekteler. Kostümler Prince-de-Galle, kravatlar Versace, ayakkabılar Gucci'dir. Konu, Türk kadınlarının çağdaş giyimine gelince, maalesef saç tellerinin örtülmesi mevzuubahis olmaktadır. İşin daha da acı tarafı, kadınlar da aynı kısıtlamayı kendi kendilerine getirmektedirler. Bu durumu değiştirmenin tek yolu kadınlara bağlıdır. Akıllı bir varlık olduğundan en küçük bir şüphem olmayan Türk kadını, nasıl dolu dizgin koşabilecekken kendisini frenleyebiliyor? Hayret ediyorum!Tercih meselesiBu cennet ülkenin makûs talihini değiştirmek, Türkiye'yi G8'ler arasına yerleştirebilmek ancak ve ancak kadınlarımızın dolu dizgin koşabilmeleriyle, eğitimlerini eksiksiz, münakaşasız alabilmeleriyle, üretime erkeklerle yanyana katılabilmeleriyle mümkün olacaktır. Bu gerçeklerden dolayı Atatürk, devrim direksiyonunu bu istikamete ayarlamıştır ama maalesef erkekler gibi çağdaşlaşma devrimi yapılacağına, tam tersi bir biçimde, kumaş parçalarının desenleri cazip hale getirilmekte ve başa çift türban bağlanarak, Hıristiyan rahibelerinin baş örtme şekilleri taklit edilmektedir.Baş örtüsü bir Kur'an emri değildir, bir yorum ve tercih meselesidir. Ülkemizde birkaç yıldan beri de türban, siyasal simge olmuştur. İnşallah bir gün Müslüman Türk erkek ve kadını, eşit şartlarda eğitim alıp yanyana çalışabilecek duruma gelecektir. O vakit ülkenin kalkınması için vites 5'e atılacaktır. O zamana kadar da Türkiye, evrensel gelişme platformunda potansiyeli olmasına rağmen coşamayacaktır. Yazık ki ne yazık!

Devamını Oku

Yöresel sorunlar bitmiyor

16 Temmuz 2004

Bugün biraz yöresel sorunlardan bahsetmek istiyorum. Bir kere Çanakkale Şehitleri Abidesi Şehitliği'nin yeni düzenlemesi güzel olmuş. Tebrikler! Abidenin gece ışıklandırılması da düzeltilmiş. Hatırlarsanız geçen sene "çürük diş" gibi bir ışıklandırma vardı. Şimdi abidenin bir ayağı uzaktan görünmeyen floresan ışıkla diğer yarısı ise görünmeyen yumuşak sarı ışıkla aydınlatılmış. Çok hoş! Yalnız ne yazık ki o güzelim şehitlik susuzluk içinde.Çimenler kurumuş. Otlar gelişmiş. Olmaz beyler! Yapmayalım arkadaşlar. Bu yarımadanın her köşesinde yabancı mezarlıklar var. Hepsi bakımlı, yemyeşil ve muntazam bir görünümde. Bizimkilere gelince gene ihmal gene bakımsızlık! Bu standart düşüklüğüdür. Yanımızdaki emsallerden utanalım ve buraları muntazam sulayalım, yemyeşil tutalım.İtalyan bilgisayar makineleriyle yapılmış rölyefler ise yerli yerinde duruyor. Geçen yıl işaret etmiştim, bu çalışma çok amatörce yapılmış. Mustafa Kemal bazılarında "balerin" gibi duruyor. Hiçbir İtalyan usta, böyle amatör görünüşlü rölyefleri kendi ülkesinin hiçbir köşesine asmaz. Yaptıranlara ve yapanlara soruyorum. Doğru mu söylüyorum, yanlış mı? Burada bir değişiklik yapılmamış olması beni üzmeyedevam ediyor.Tekrar etmiş olsam da yine belirteceğim. Buraya otobüsle ziyarete gelenler lütfen çöplerinizi, otobüs muavinlerinin sizlere vereceği naylon poşetlere koyup bidonlara atınız. Şayet muavin vermiyorsa siz de evden çıkarken bir çöp poşetini çantanıza koyup burada kullanınız. Bir de yöreden hatıra olarak aldığınız eşyaların paralarını ödeyiniz. Yoğun kalabalıktan istifade, aldığı eşyanın parasını ödemeden otobüse binen, satıcı camın altına gelince başını çevirip görmezlikten gelen ziyaretçilere ve özellikle de bayanlara sesleniyorum.Şimdi Seddülbahir köyünden karşı yakaya geçmek istiyorum. Çanakkale ile Ayvacık arasında İntepe vardır. Bir yılı aşkın zamandır bu anayol üzerinde kaç mühendis, mimar, karayolu uzmanı çalıştı ve İntepe'ye giden yolu olduğu gibi bırakıp, daha alt seviyeden Ayvacık'a giden yeni bir yol inşa edildi. Gelgelelim, yeni inşa edilen asfaltla, yukarı seviyede kalan eski İntepe yoluna ne oldu? Yüksekteki yolun kenarında heyelan meydana geldi. Yani? Yani İntepe yolunun dayandığı zemin, daha aşağı zemine, yeni yapılan asfalt yolun üzerine kaydı! Tabii hepsi değil. Başlangıç olarak önemli bir miktar kaydı.Ben mühendis değilim ama bu, başka kaymaların habercisi değil midir? Yani eski İntepe yolu kayma tehlikesi ile karşı karşıya değil midir? Kim yaptı bu hesapları? Jeolojik zemin araştırması yapılmadı mı? Bu şekilde kayma yapacağı hesaplanmadı mı? Bu durum hem tehlike arzediyor, hem de yapılan hafriyat ve yol inşa masrafları heba mı oldu? Hesap sorulacak bir merci var mı?Eskiden Kilitbahir motorlarının yanaşıp kalktığı yerdeki, "Çanakkale Balık Hali" nereye taşındı? Bunu sokak işaretleriyle belirtmekte, oklarla göstermekte fayda vardır diye düşünüyorum ve yetkililere duyuruyorum. Çanakkale Balık Hali, çok önemli bir yerdir ve yöre halkına hitap ettiği gibi gelip geçen yolculara da mal verir.Bütün bunları merak ediyorum ve vatandaşa tercüman oluyorum.Düzeltme: Dünkü yazımda 10 Kasım 1938 tarihi yanlışlıkla 1939 olarak yazılmıştır. Düzeltir özür dileriz.Okuyucu mektubu"Biyoenerji uzmanına danışma ihtiyacımız var"* Kardelen programınıza geçtiğimiz günlerde bir biyoenerji uzmanını davet etmiştiniz. Adı Mehmet Bey'di. O zaman kendisine hiç ihtiyacımız yoktu ama şimdi yakın bir akrabamız önemli bir mide ameliyatı geçirdi. Tıbben yapılacak bir şey kalmadığı için Mehmet Bey'e danışmak istiyoruz. Lütfen telefon numarasını köşenizden verir misiniz? (Nuran B.) * Nuran Hanım bu talep çok fazla gelmeye başladı. Bu nedenle bir kez daha Mehmet Ayyıldız'ın numarasını veriyorum: 532 - 496 25 22

Devamını Oku

Başbakan'ın "gül ve diken" sözleri üzerine!

15 Temmuz 2004

"Bizim Türkiye'ye sevdamız adeta bülbülün güle, gülün bülbüle duyduğu aşk gibidir" demişsiniz. Yetmemiş, devam etmişsiniz: "Aşk, kişinin sevdiğinde yok olabilmesidir."Allah Allah!? Tutkulu ve marazi bir aşk romanı mı okuyorum? Başbakan'ı mı dinliyorum??? Devamı var: "Çile, feryat, diken vs..."Yahu neler oluyoruz? Şunun şurasında seçim sonucu iktidara geldiniz, hem de öyle yüzde 65 -70'le falan değil!!! Halk yıllardır çektiği çilelerden bıkmış, usanmış, AKP'ye şans tanımış. Henüz süre bitmemiş, karne hazırlanıp ellerinize verilmemiş. Verilse bile, geçseniz ve ikinci dönem iktidara devam etseniz bu aşk, meşk sözlerine ne gerek var?Tevazunuzu mu kaybediyorsunuz nedir? Başınızı mı döndürdü olaylar? Lütfi Kırdar'a 4 adet, TC. Başbakanı'nın özel ricasını kırmayı göze alamayan ülke başkanı gelip kızınızın nikâhında şahitlik yaptı diye değişen bir durum mu var? Yine Türk halkının geneli FAKİR, FUKARA, GARİP, GUREBA! O vakit bunlar ne tür açıklamalar? Kimler söyler böyle sözleri? Aşktan sarhoş olanlar mı? "Aşk, kişinin sevdiğinde yok olabilmesiymiş!" Ne biçim ifadeler bunlar? Ne siz yok olunuz Türkiye'de, ne de Türkiye Cumhuriyeti yok olsun AKP iktidarında.Efendim, yıllardan beri çatır çatır ilerleyen, kendilerine G8 diye hitap edilen kalkınmış ülke başkanlarının hiçbir gün, hiçbir yerde, hiçbir biçimde sizin gibi sözler sarfettiğine şahit olmadım. Olamam da! Neden? Çünkü bu devlet adamları işlerini bilirler, dürüsttürler, çalışkandırlar, doğru kararları doğru zamanlarda verirler ve ülkelerini sürekli olarak kalkındırıp dururlar. Bu işin normalidir! Bakmayın siz, Türk milletinin idaresini ele alanların 10 Kasım 1939'dan beri yaptıklarına, ettiklerine! Onların birçoğu, sizlerin aynı hatalara düşmemeniz için birer abide gibi karşınızda dikili durmaktadırlar.Aynı öncelikler gibiFakir, fukara, garip, gureba da aynı onların vaktinde durdukları gibi bugün de yokluk içinde yerli yerlerinde durmaktadırlar. Son zamanda sizin yanlılarınız biraz daha zenginleşmiş olmalılar.Aynı öncekilerinin yakınlarının zenginleştikleri gibi! Türkiye olarak çoğunluk hâlâ beklemede. Ülkenin çetin şartlarında hâlâ milattan önceki konumda yaşayanların durumlarını rahatlatmak için aldığınız tedbirleri henüz duymadık.Vergi gelirlerini artırmak için yapacağınız hamleler henüz açıklanmadı. Hâlâ 1 milyon 750 bin öğrenci sınava katılmakta ve 250 bini üniversitelere girebilmektedir. Her yıl mezun olan öğrenciler işsiz. Bakmayın siz kızınızın nikâhına teşrif eden 7 bin misafire! Onların tuzu kuru olabilir. Olmayanlar büyük çoğunluktadır ve beklemededirler. Bundan sebepten dolayı hırsızlık, kapkaç, ahlâksızlık toplumda her gün artmaktadır. Borçlarımız neyle ödenecek? Maaşlar nasıl artırılacak? Millet cinnet geçiriyor siz ise "Gülün aşkı bülbüle, bülbül gülmüş gülbüle!.."Tamam, iktidardasınız. Tabii ki işi bilmeniz gerekir. Tabii ki dürüst ve çalışkan olmanız şarttır. Tabii ki işleri halletmeden yastığa başınızı huzurla koymamalısınız. Her düzgün devlet adamı gibi durumları doğru görünüz ve vazifenizi, "aşkla, tutkuyla, dikenle, gülle" karıştırıp şiirsel fantazilere boğmayınız.Aman rehavet çökmesin içinize. Yanlış pencerelerden bakmayın olaylara. Bu düşüncelere dalamayacak kadar endişeler içerisinde olmanız gerekir. Unutmayınız ki elinizde fedakâr ve yetenekli bir ulus, güçlü bir ordu ve çok zengin bir doğa olgusu var. Konjonktür lehinize. Zamanımız ise çok az. "Nereye gidiyoruz ki?" diye sorarsanız, "G8'i, G9 yapmaya" derim. Çıta daha aşağıda olamaz. Yıllar kaçtı gitti ellerimizden.Haydi görelim sizi ve ekibinizi! Şiire ve şarkıya daha çooooook zamanınız var. O da özel meclisinizde, kamuoyu önünde değil.

Devamını Oku

Eski eşya pazarı canlandı

14 Temmuz 2004

Hatırlar mısınız bilmem? Geçen yaz bu köşede Ayvalık ile Altınoluk arasında bulunan 'açık ardiye' bir Antika Pazarı'ndan bahsetmiştim.Oradan aldığım 'el yapımı' açık mavi bardak ve sürahileri anlatmıştım. Bodrum'dan Çanakkale'ye dönerken aynı ardiyede gene durmak istedim. Bir de ne göreyim? Bizim gazetede çıkan yazımdan sonra "İşler bir artmış pîr artmış!" Vallahi tallahi görseniz inanmazsınız! O koskoca 'ardiye' çok muntazam toparlanmış ve üzerinde üç adet (sayı ile 3 adet) koskocaman eski eşya dükkânı açılmış! Neler var, Neler! Eski emaye sahanlar, rengârenk çiçekli desenleriyle üç dükkânın duvarlarını süslüyor. Eski evlerden tahta tavan oymaları. Eski demir işçiliği örneklerinden kapılar, duvar süsleri. O kadar güzeller ki! Nerede şimdi o işçilik, o ustalık? Hepsi sabır ve sebat örneği.Devam ediyorum. İğne oymaları, eski kumaşlar, incecik bardaklar, sandıklar... Yanlız sandıklar üzerinde biraz durmak istiyorum. Birçok sandığın üstü sade tahta görünümünde ama kapağı açtığınızda, kapağın altında hep aynı yağlı boya resme rastlıyorsunuz. Nedir bu?İki bacalı bir gemi. Bacadan da dumanlar tütüyor. Kim yapmış? Neden hep aynı resim yapılmış? Bilemem. Ama işte oradalar. Benim aldığım, sizlere önerdiğim açık mavi el yapımı sürahi ve bardaklara gelince."Abla sen yazdıktan sonra bu bardak ve sürahilere çok talep geldi be! Her köyü araştırdık alıp getirdik. Elimizde kala kala ha şu iki sürahiyle bu birkaç bardak kaldı. Köylü de değerini anladı tabii.""Bu yüzden mi bir sürahinin fiyatı 45 milyon lira oldu?""Eeee! Ne yaparsın. Çok aranıyor, fiyatlar da yükseliyor Ayşe Abla."Baktım aynı cins camdan bir de su sürahisi duruyor masada. İçini iyice bir yıkayıp temizlemek gerek tabii. Dükkân sahibi sevgiyle baktığımı gördü."Al Ayşe Abla. Bu da sana hediyemiz olsun. Sayende buraları oluştu.""Bakıyorum, gene fiyatların Horhor seviyesinde?""Biliyorsun bizim dedemiz orada eski Çanakkale'ler satıyor. Biraz biliyoruz bu işi be abla.""Bu Avrupa süt mavisi vazo ve pudra kavanozlarını, hele hele bu Çin tabaklarını nereden buldunuz?""Ablacım getirtiyoruz biz artık. Belçika'dan Hollanda'dan getirtiyoruz. Meraklısı var abla. İşlerimiz gelişti dedim ya?""Bereket versin. Bir şey söyleyeyim mi? Şimdi eve varınca gene burası hakkında bir yazı yazacağım, işleriniz gene artacak. Bu harikulade gelişmenizi yazmadan duramam. Benim de katkım oldu çünkü.""Oldu abla, oldu tabii. Sağolasın!"Dikkat... Dikkat..."Kardelen programının etkisi oldu"AKP İzmir Milletvekili Sayın Serpil Yıldız Hanım arayıp, "Ayşe Hanım, belediyelerin Kadın ve Çocuk Sığınma Evleri açmasının asli görevleri haline girmesi için verdiğim ve kabul edilen önergenin gerçekleşmesinde sizin de payınız olduğunu belirtmek isterim" dedi. Açıklamasını rica ettim. Şunları söyledi: "Bundan bir müddet evvel bir taraftan belediye kanunu üzerinde çalışırken diğer taraftan da sizin TRT'deki Kardelen programınızı izliyordum. Sanırım Bursa'dan bir konuşmacı, bir iki de yetkili vardı. Sığınma Evleri'nin gerekliliği üzerine fevkalâde konuşmalar yaptınız. Derhal elimdeki yasaya maddeyi eklemenin uygun olduğunu düşündüm ve ekledim." Çok sevindim. Yıllardır hem ekranlardan hem de köşe yazılarıınızla bu eksikliğin belediyelerce giderilmesinin gerekliliği üzerinde duruyorduk. Sayın milletvekilimiz bir çırpıda önergeyi hazırlamış ve çok daha önemlisi, kimbilir hangi muhalefete göğüs gererek sabırla geçirilmesini sağlamış. Eminim bu çok uzun ve dinlemeye değer bir hikâyedir. Milletvekilimizi, eylül ayında Kardelen programımıza davet etmeyi planlıyor ve yaşadığı deneyimleri öğrenmek için sabırsızlanıyorum. A. Ö.

Devamını Oku

Bir kefede Cem Yılmaz diğerinde Richard Gere!

13 Temmuz 2004

Geçen gece saat 24.00 civarında gazetelere göz gezdirirken bir de baktım ki, Cem Yılmaz ertesi gün Bodrum Antik Tiyatro'da! O an kararımı verdim. Haluk ile yarın hemen Bodrum'a inecek, gösteriyi izleyip geri dönecektik. BKM'den Necati'ye bir mesaj çektim. Güzel Seda'yı telefonla yakaladım, "Hemen yola çıkın, vakit kaybetmeyin" deyince Necmi Erkut Bey direksiyona geçti ve ertesi gün saat 15.00'te Çanakkale'den Bodrum'a yola koyulduk. Çılgınlık mı? Hem de nasıl!!! Saat 21.15'te başlayacak gösterinin yapılacağı Antik Tiyatro' nun kapısına tam 21.13'te vardık. Seda ve Necati, Haluk ile beni sevgi ve kahkahayla sarıp sarmaladılar.Cem Yılmaz'ı daha önce izlemedim mi? Kaç kez! Hele en son izlediğimde, "Bu iş bu kadar olur kardeşim! Bravo sana Cem!" demiş, bunu da köşemde belirtmiştim. Daha iyisi olabilir miydi? Olabilirmiş dostlar, olabilirmiş!!!Cem Yılmaz'ı henüz bu işi yeni yapmaya başladığı zamanlardan hatırlıyorum. Oya Başar, Oya Başak ve ben, Beyoğlu'nda bir gösterisini izlemiştik. "Süpermen" filmini ele almış, "Çorabının üzerine külodunu giyen bir kahraman olur mu yahu?" diye durumu sorgulamıştı.Geçen akşam karşımıza çıkan Cem Yılmaz ise Hindistan'daki 'guru'ları ziyaret etmiş, ortada dönen mavra ve palavrayı görmüş gelmiş, şimdi Hint usulü inanç hortumculuğunu sorguluyor! Terazinin bir kefesinde Richard Gere diğerinde Cem Yılmaz!!! Richard Gere, inanmış besbelli. Nereden anlıyoruz? İşte iki elini Tibet Monk'ları tarzında çenesinin altında birleştirmiş, Dalai Lama selamını verirken son derece 'keşfetmiş', 'fethetmiş' ve bazı şeyleri 'aşmış' pozlarında.Cem Yılmaz'a gelince aynı deneyimi o da yaşamış ama onun zekâsı her yerde olduğu gibi Bombay yakınlarında da çalışmış ve kahkaha tufanına sebep olan neticeyi "kristal piramit, mutluluk içindedir, sevgi içindedir vs." kandırmacalarını yepyeni stand-up'ına dökmüş habire para kazanıyor, para!!! Richard Gere'in binbir meşakkatle çevirdiği filmlerinden kazandığı paraların ne kadan 'guru hesaplarında' merak eden var mı? Alın buyrun, aradaki farkı görün bakalım da alkışlamayın Cem Yılmazı!!!Şu anda biliyorum çoğunuzun kafasında hesaplar yapılıyor. "Burada en aşağı 6-7 bin kişi vardır. Tanesi 40 milyondan bilet satsa, 40 çarpı 6 bin... Çok para beeeeüü Ne var yani? Ben de yaparım bu işi. Paraları da atarım cebe... Ne diyor bu Cem Yılmaz sanki? Ben daha komiğim!!!" diyenler var aranızda."Gel abi! Gel o zaman, çık buraya. Yap bakalım!!!" diyor Cem Yılmaz. Doğru ki nasıl doğru. Tebrik ve teşekkürler Cem Yılmaz! Tüm karşı ısrarlarıma rağmen düşünceli ve kibar Necati ve Seda, bizi 5 yıldızlı FUGA'da konuk ettiler. Sol tarafına Gümbet'i, sağ koltuğuna da Bitez koylarını almış bir dağın tepesinden şahlanarak, önündeki kristal şeffaflığındaki denize, çam ve begonviller arasına serin bungalovları yerleştirerek inen FUGA'nın Halkla İlişkiler Müdiresi Filiz Hanım'ın tüm ısrarlanna rağmen Bali usulü masajı yaptırmaya vaktimiz olmadı. Yatağımıza serpiştirilmiş çiçekleri ancak sabah fark ettik diyorsam, durumun rahatlığını anlamış olursunuz. FUGA, bir su merkezi, rahatlatıcı bir spa ve tatil yeri! Şehrin stresinden kaçmak isteyenler için ideal. BKM'nin hazırlayacağı her organizasyona gözü kapalı katılırım dersem doğruyu söylemiş olurum. Sağolun çocuklar! Gücünüze güç katılsın isterim!

Devamını Oku

Çanakkale'nin cuma pazarı!

12 Temmuz 2004

Hayatınızda bir kaç kez Paris'e, Milano'ya gidip alışveriş yapmış olabilirsiniz. Ammmaaaa bir tek kere Çanakkale'nin cuma pazarına gelip alışveriş etmeden bu dünyadan göç ederseniz, önemli bir deneyimden yoksun kalırsınız, bilmiş olunuz! Bilen bilir, ben babaanne oldum ya! Gelinim ve oğlum, güzel prensesimizi her tarafa yanlarında götürüp getirme alışkanlığındalar.Bize geldikleri zaman bakıyorum, gelinimin elinde bir küçük pembe rugan çanta. Prensesimizin tüm ihtiyaçları bu çantanın içinde. Olacak şey değil! Çanta içine ancak bir iki ruj konabilen bir de el aynası sığabilen küçücük bir şey. "Dur Ayşe'ciğim. Ben sana hemen bir bebek eşyası çantası alayım" dedim ve kendimi hemen Akmerkez'e attım. Alt kata inersin. Chicco, Mhikko bir çok bebe mağazası orada ya... Birincisine girip "Bebek eşyası" çantası istediğimde inanmayacaksınız ama bana gri ve siyah iki renkle hazırlanmış ilkokul 4. sınıf sırt çantası uzattılar."Nedir bu? Okul çantasını bebek çantası diye mi veriyorsunuz?" "Yeni anneler bunu kullanıyor." Gözümün içine bakarak kendimden şüpheye düşürecekler. Biz hiç mi görgü sahibi değiliz? Bebek eşya çantası ne demektir, ne renk olur, kaç gözü bulunur hiç mi bilmeyiz. Hayret bir şey. Çıkarsın oradan gidersin diğer dükkâna. Satıcı bayan her ihtimale karşı raflarına bir göz gezdirdikten sonra. "Yok efendim. Bu sene gelmedi." Buna da şükür. Hiç olmazsa doğruyu söylüyor. Bir çoğu, "Ahhh yeni bitti. Keşke biraz evvel gelseydiniz, vardı" diyor. İşte, kişiyi çileden çıkaracak bir yaklaşım. Böyle bir sözün doğruluğuna, yaşamım boyunca inanmışlığını yoktur zaten. Akmerkez Eczanesi'nin sahibi hanım derdimi duyunca, bir saç kreminin yanında hediye ettiği plastik pembe çantalardan bir adetini verdi ve Ayşe'ye bunu getirebildim.Dün Çanakkale cuma pazarındaydım. Ne gördüm dersiniz? Hah., hah.. Haaaa! Hem de en güzeli, hem de en kullanışlısı, hem de en çok ceplisi, hem de en yumuşacık güzel desenlisi."Kaç para bu oğlum?""Elinizdeki pahalısı. Şu yanındaki daha ucuz." (Fesuphanallah!)"Ne demek istiyorsun oğlum?""Yani yanındaki 7.5 milyon, elinizdeki ise 10 milyon! Kalite farkı var?""Ver şu kalitelisinden bir adet."Baktım çadırın her yeri tıka basa çanta dolu. Benim de bir plaj çantasına ihtiyacım var. Şeffaf bir plastik üzerinde beyaz çınar yaprakları siluetleri, bej saplı, kibar bir şey. Büyük de..."Şu çantayı versene oğlum?"Bütün mesele koklayacağım. Plastik kokuyorsa almam."Şu mu abla? Yahu sen de gidip gidip tutup en pahalı malı seçiyorsun. Nasıl gördün onu? O bir tane biliyon mu? Nasıl da göz varmış sende yahu?"Çantayı kokluyorum. Mis gibi, hiç plastik kokmuyor. Almaya kararlıyım."Kaç para bu çanta?""Abla nasıl seçtin gördün mü? En iyisi ama en de pahalısı...""Kaç para oğlum?""Abla 15 milyon lira onun fiyatı. Bak orada daha ucuzları var, istersen onlara bi göz gezdir?""Al şu parayı. Sar ikisini de!"Pazarda gövdesinden yeni kopmuş yeşil börülcenin bir kilosu 2 milyon, muhteşem kocaman organik domatesin kilosu 300 bin lira, salatalığın kilosu ise 750 bin lira. Tabii bir iki hafta sonra bu fiyatlar daha da düşecek. Kilosu 1 milyondan bamya aldım, hani büyük ve irilerinden. İstanbul'a böylesi gelemiyordur, eminim. Sizleri böyle haberlerle zaman zaman kıskandıracağım bilmiş olun. Henüz daha pişirdiğim zerdali reçelinin rengini ve tadını anlatmaya başlamadım bile! Kaldıramaz, bitap düşersiniz diye. Şimdilik hoşça kalın.Okuyucu mektubuGarp Linyitleri'nde üretim artmış* Bir iş nedeniyle geçenlerde Tavşanlı'ya uğramıştım. Garp Linyitler İşletmesi Müdür Yardımcısı Rıfat Zeytinoğlu'nun özel sektör anlayışıyla çalışması sonucu hem kömür üretimi hem de kömürün kalitesinin çok yükselmiş olduğunu gördüm. Ayrıca Belediye Başkan Yardımcısı Nejat Tülek de bizlere çok yardımcı oldu. Köşenizden kendilerine teşekkür etmek istiyorum. (Mehmet Terzibaşı) * Aslında, "İşiniz neydi? Size nasıl yardım edildi?" diye sormam gerekirdi ancak o kadar içten yazmışsınız ki gerek görmedim.

Devamını Oku

Adalet Komisyonu'ndan adaletsiz bir tasarı örneği

11 Temmuz 2004

TCK PLATFORMU'ndan gelen AÇIKLAMAYI bugün sizlerle paylaşmak istiyorum ve bu konuda kendilerini destekliyorum...Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve TBMM Adalet Komisyonu üyeleri 8 Temmuz'da, 40'tan fazla sivil toplum örgütünün temsilcilerinden oluşan TCK Platformu'nun taleplerini dinledi. Komisyon Başkanı Köksal Toptan, taleplerin genel kurul aşamasında tekrar dile getirilebileceğini söylerken bazı milletvekilleri, 'Töre Cinayeti' teriminin namus cinayetlerini kapsamadığını bildiklerini ve erkeklerin namus adına cinayet işlemelerini anlayışla karşılayabileceklerini söylediler.Kırktan fazla sivil toplum örgütünü bünyesinde barındıran TCK Platformu'nu temsilen, aralarında Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Şiddet Özel Raportörü Prof. Yakın Ertürk'ün de bulunduğu 25 kişilik bir heyet, TCK tasarısına girmeyen taleplerini yinelemek üzere 8 Temmuz'da TBMM Adalet Komisyonu'na gittiler.Komisyonda bulunan Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Adalet Komisyonu Başkanı Koksal Toptan (AKP Zonguldak Milletvekili) ve komisyon üyelerine taleplerini tekrarlayan platform temsilcileri;* Bekâret testlerinin tamamen yasaklanmasını,* 15 -18 yaş arası gençlerin, rızaya dayalı cinsel ilişkilerinle getirilen yaptırımların kaldırılmasını,* 'Müstehcenlik' maddesindeki ifade hürriyetini kısıtlayıcı ifadelerinçıkartılmasını,* 'Ayırımcılık' maddesine 'cinsel yönelim' ifadesinin tekrar eklenmesini,* 'Nitelikli İnsan Öldürme' maddesine alınan 'töre saiki' ifadesinin, 'namus saiki' olarak değiştirilmesini istiyorlar.Platformun taleplerini, 'vakit darlığı' gerekçesiyle sonuna kadar dinlemek istemeyen Komisyon Başkanı Toptan, taleplerin ekim ayında yapılacak genel kurul oylamasında tekrar dile getirilebileceğini ancak Adalet Komisyonu'nun, adı geçen maddeleri yeniden dikkate almasının sözkonusu olamayacağını söyledi. Platform üyelerinin, komisyon çıkışında çeşitli milletvekilleriyle yaptıkları özel görüşmelerde, bazı milletvekillerinin 'Nitelikli İnsan Öldürme' maddesine dahil edilen 'töre saiki' ifadesinin namus cinayetlerini kapsamadığını bildiklerini, bu yüzden maddeye 'namus saiki' yerine 'töre saiki' ifadesinin alındığını, zira erkeklerin namuslarını temizlemek adına cinayet işlemelerinin anlayışla karşılanabileceğini söylemeleri dikkat çekti.Halihazırdaki tasarı, bekâret testlerini de yasaklamıyor. Tasarıda yer alan 'Genital Muayene' maddesi, bekâret testlerini yetkili hakim ya da savcının kararına bağlasa da, bekâret testini uygulayan sağlık personeline hiçbir yaptırım getirmiyor. Madde ayrıca bekâret kontrolü için mağdurun onayını da gerekli görmüyor. Tasarıdaki 'Genital Muayene' maddesi, bekâret testlerini yasaklamak bir yana, doktorların özel muayenehanelerinde bu çağdışı uygulamanın devam ettirilebilmesi için açık kapı bırakıyor.Tasarıdaki 'Reşit Olmayanla Cinsel ilişki' maddesiyle 15-18 yaş aralığındaki kız ya da erkek bütün gençlerin rızaya dayalı cinsel ilişkilerine iki yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Daha önce Ayınmcılık' maddesine alınan 'cinsel yönelim' ifadesinin son anda çıkartılması ise komisyonun, eşcinsellere karşı ayırımcılık yapılmasını doğal bulduğunu ortaya koyuyor.'Müstehcenlik' maddesinde yer alan düzenlemeler, basın dahil herkesin ifade özgürlüğüne çok büyük kısıtlamalar getiriyor. Şimdiki haliyle 'Müstehcenlik' maddesi, aslında ifade özgürlüğünü cezalandırıyor.TCK tasarısı bu haliyle yürürlükteki yasanın çağdışı veya ayırımcı bakış açısını devam ettiriyor ve reform adı altında göstermelik değişikliklerle kamuoyunun gözünü boyuyor.Türkiye'de insanların hak ve özgürlüklerini koruyacak, eşitlikçi ve çağdaş bir ceza kanunu çıkartmayı hedefleyen TCK reformunun amacına ulaşması için TCK Platformu'nun taleplerinin mutlaka kabul edilmesi gerekiyor. TCK Platformu

Devamını Oku