Türkiye neden coşamıyor?

Geçen gün Hürriyet'te, Cüneyt Ülsever Bey köşe yazısında, "Örtünmeyi Kur'an emri olarak görenler haklıdırlar!.. Süslerini / ziynetlerini açmasınlar... Örtülerini / baş örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar...

Haberin Devamı

Geçen gün Hürriyet'te, Cüneyt Ülsever Bey köşe yazısında, "Örtünmeyi Kur'an emri olarak görenler haklıdırlar!.. Süslerini / ziynetlerini açmasınlar... Örtülerini / baş örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar... Diyanet işlerine bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu da kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplarda her seferinde 'başı örtmenin Kuran emri' olduğunu teyid etmiştir" diyor.

İlk olarak şu hususa dikkat çekmek isterim. Yıllarca Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün söylediği birçok uygulamaya da Diyanet karşı çıkmıştı! Ne demişti Hoca? "Kur'an'ı Türkçe okuyabilirsiniz. İbadetinizi Türkçe yapabilirsiniz." Diyanet ne diyordu? "Olmaz öyle şey! Yaşar Nuri Hoca dini tahrif ediyor. Namaz'da Türkçe ibadet olmaz." Bir çok din alimimizin katıldığı Tarabya toplantılarında, Diyanet nasıl fikir değiştirdi? "İbadetin Türkçe yapılabileceği" hususunu ve daha önce karşı geldiği diğer fikirleri kabul ederek birçok kararın altına nasıl imza koydu?

Kutsal kitabımız
Diyanet, yıllarca bir fikir daha ileri sürdü. Neydi o? "Kadınlar âdet gördükleri zamanlarda ibadet edemezler." Tarabya toplantılarında neyin altına imza attı aynı Diyanet? "Kadınlar âdet gördükleri zamanlarda da ibadet edebilirler." (Konu başlığına bak ve sabır ver Yarabbim!!) Yani Cüneyt Bey'in görüşlerini dayandırdığı kurum, yıllar içinde "şöyle" deyip sonra da tam tersi "böyle" yapmış bir kurumdur.

Bu kadar detaylı, bu kadar açık ve net, bu kadar şeffaf ifadeler kullanan Kur'an-ı Kerim, nasıl olur da açık biçimde, "Kadınların saçları örtülecektir veya kapanacaktır" dememektedir? Kutsal kitabımız, "Kadınların saç telleri her daim kapalı kalacaktır, ailesinden başkası görmeyecektir" diyemez miydi? Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'e göre, "Abdest yerleri tesettüre tabi değildir. Çünkü bunlar kadın ile erkeğin eşitliğini ifade eden sembol alanlardır. Onun içindir ki, açık havaya maruz kalmış ve abdeste tabi olmuşlardır."

Peki, bayanlar baylar nedir kopartılan bu fırtınaların sebebi? Haydi düşünelim. Yüce Yaradan, kafatasımızın içine beynimizi koymuş. Haydi araştıralım ve düşünelim.

Sorgulayalım. Allah'ın tasvip etmediği bir tek şey varsa, o da aklını kullanmayan kullarıdır. Çünkü Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'e göre Kur'an çok açık biçimde, "Aklını kullanmayanlar üzerine pislikler yağar" demiştir. Aynı baş örtüsü Musevi dininde var mıydı? Vardı! Aynı baş örtüsü Hıristiyan dininde var mıydı? Vardı! Ama o kitaplar Allah'ın kelamı değillerdi. Evet ama zaten başörtüsü gelenek olarak uygulanırdı. Büyük ihtimalle pagan dünyada başlamış bir alışkanlıktı. Zaten Allah'ın kelamı olan Kur'an'da da böyle bir emir yok!

Irak'a ve çeşitli Müslüman Arap ülkelerine model olarak Türkiye'nin işaret edilmesi, Tayyip Bey ve AKP yüzünden değil, Mustafa Kemal ve devrimleri yüzündendir. Bunu bile yanlış anlayan olabilir, kayıtlara doğru geçsin diye söylüyorum. Atatürk'ün getirdiği yenilikler, zamanın imtihanından başarıyla geçmiştir. Her babayiğit ülke halkının da gerçekleştirebileceği kolaylıkta bir devrim dizisi değildir bunlar. Bizdeki bu aydınlığa karşın Müslüman komşularımızda kadının konumu hangi merkezdedir? İran'da siyah çarşaflı kadın polisleri her gördüğümde, göz bebeklerine kadar örtünmüş kara çarşaflı Suud'lu hanımlarla her karşılaştığımda, göz bebekleri bile tehlike kabul eden Taliban geleneğinin ghurka'sının hapis filesi içine sakladığı Afgan'lı hanımlara her rastladığımda içimi bir ürperti alıyor.

Kıyafet devrimi
Bu görüntüler karşısında endişelenmeyen her hanımın durumuna şüpheyle bakarım. Bu sistematik, kadınları, ikinci sınıf, ezik, mal gibi gören, köle gibi kullanan bir zihniyetin eseridir. Kadının bu konumunu da İslâm dininin emri olarak öne sürebilen, bu yolla yasalar çıkartabilen "din adamları" vardır.

Türk toplumunun çağdaşlaşması için erkekler, Atatürk'ün kıyafet devrimini benimsemiş batılı meslektaşlarından hiç farksız giyinmekteler. Kostümler Prince-de-Galle, kravatlar Versace, ayakkabılar Gucci'dir. Konu, Türk kadınlarının çağdaş giyimine gelince, maalesef saç tellerinin örtülmesi mevzuubahis olmaktadır. İşin daha da acı tarafı, kadınlar da aynı kısıtlamayı kendi kendilerine getirmektedirler. Bu durumu değiştirmenin tek yolu kadınlara bağlıdır. Akıllı bir varlık olduğundan en küçük bir şüphem olmayan Türk kadını, nasıl dolu dizgin koşabilecekken kendisini frenleyebiliyor? Hayret ediyorum!

Tercih meselesi
Bu cennet ülkenin makûs talihini değiştirmek, Türkiye'yi G8'ler arasına yerleştirebilmek ancak ve ancak kadınlarımızın dolu dizgin koşabilmeleriyle, eğitimlerini eksiksiz, münakaşasız alabilmeleriyle, üretime erkeklerle yanyana katılabilmeleriyle mümkün olacaktır. Bu gerçeklerden dolayı Atatürk, devrim direksiyonunu bu istikamete ayarlamıştır ama maalesef erkekler gibi çağdaşlaşma devrimi yapılacağına, tam tersi bir biçimde, kumaş parçalarının desenleri cazip hale getirilmekte ve başa çift türban bağlanarak, Hıristiyan rahibelerinin baş örtme şekilleri taklit edilmektedir.

Baş örtüsü bir Kur'an emri değildir, bir yorum ve tercih meselesidir. Ülkemizde birkaç yıldan beri de türban, siyasal simge olmuştur. İnşallah bir gün Müslüman Türk erkek ve kadını, eşit şartlarda eğitim alıp yanyana çalışabilecek duruma gelecektir. O vakit ülkenin kalkınması için vites 5'e atılacaktır. O zamana kadar da Türkiye, evrensel gelişme platformunda potansiyeli olmasına rağmen coşamayacaktır. Yazık ki ne yazık!

DİĞER YENİ YAZILAR