Çanakkale'nin cuma pazarı!

Hayatınızda bir kaç kez Paris'e, Milano'ya gidip alışveriş yapmış olabilirsiniz. Ammmaaaa bir tek kere Çanakkale'nin cuma pazarına gelip alışveriş etmeden bu dünyadan göç ederseniz, önemli bir deneyimden yoksun kalırsınız, bilmiş olunuz!

Haberin Devamı

Hayatınızda bir kaç kez Paris'e, Milano'ya gidip alışveriş yapmış olabilirsiniz. Ammmaaaa bir tek kere Çanakkale'nin cuma pazarına gelip alışveriş etmeden bu dünyadan göç ederseniz, önemli bir deneyimden yoksun kalırsınız, bilmiş olunuz! Bilen bilir, ben babaanne oldum ya! Gelinim ve oğlum, güzel prensesimizi her tarafa yanlarında götürüp getirme alışkanlığındalar.

Bize geldikleri zaman bakıyorum, gelinimin elinde bir küçük pembe rugan çanta. Prensesimizin tüm ihtiyaçları bu çantanın içinde. Olacak şey değil! Çanta içine ancak bir iki ruj konabilen bir de el aynası sığabilen küçücük bir şey. "Dur Ayşe'ciğim. Ben sana hemen bir bebek eşyası çantası alayım" dedim ve kendimi hemen Akmerkez'e attım. Alt kata inersin. Chicco, Mhikko bir çok bebe mağazası orada ya... Birincisine girip "Bebek eşyası" çantası istediğimde inanmayacaksınız ama bana gri ve siyah iki renkle hazırlanmış ilkokul 4. sınıf sırt çantası uzattılar.

"Nedir bu? Okul çantasını bebek çantası diye mi veriyorsunuz?"

"Yeni anneler bunu kullanıyor."

Gözümün içine bakarak kendimden şüpheye düşürecekler. Biz hiç mi görgü sahibi değiliz? Bebek eşya çantası ne demektir, ne renk olur, kaç gözü bulunur hiç mi bilmeyiz. Hayret bir şey. Çıkarsın oradan gidersin diğer dükkâna. Satıcı bayan her ihtimale karşı raflarına bir göz gezdirdikten sonra.

"Yok efendim. Bu sene gelmedi."

Buna da şükür. Hiç olmazsa doğruyu söylüyor. Bir çoğu, "Ahhh yeni bitti. Keşke biraz evvel gelseydiniz, vardı" diyor. İşte, kişiyi çileden çıkaracak bir yaklaşım. Böyle bir sözün doğruluğuna, yaşamım boyunca inanmışlığını yoktur zaten. Akmerkez Eczanesi'nin sahibi hanım derdimi duyunca, bir saç kreminin yanında hediye ettiği plastik pembe çantalardan bir adetini verdi ve Ayşe'ye bunu getirebildim.

Dün Çanakkale cuma pazarındaydım. Ne gördüm dersiniz? Hah., hah.. Haaaa! Hem de en güzeli, hem de en kullanışlısı, hem de en çok ceplisi, hem de en yumuşacık güzel desenlisi.

"Kaç para bu oğlum?"

"Elinizdeki pahalısı. Şu yanındaki daha ucuz." (Fesuphanallah!)

"Ne demek istiyorsun oğlum?"

"Yani yanındaki 7.5 milyon, elinizdeki ise 10 milyon! Kalite farkı var?"

"Ver şu kalitelisinden bir adet."

Baktım çadırın her yeri tıka basa çanta dolu. Benim de bir plaj çantasına ihtiyacım var. Şeffaf bir plastik üzerinde beyaz çınar yaprakları siluetleri, bej saplı, kibar bir şey. Büyük de...

"Şu çantayı versene oğlum?"

Bütün mesele koklayacağım. Plastik kokuyorsa almam.

"Şu mu abla? Yahu sen de gidip gidip tutup en pahalı malı seçiyorsun. Nasıl gördün onu? O bir tane biliyon mu? Nasıl da göz varmış sende yahu?"

Çantayı kokluyorum. Mis gibi, hiç plastik kokmuyor. Almaya kararlıyım.

"Kaç para bu çanta?"

"Abla nasıl seçtin gördün mü? En iyisi ama en de pahalısı..."

"Kaç para oğlum?"

"Abla 15 milyon lira onun fiyatı. Bak orada daha ucuzları var, istersen onlara bi göz gezdir?"

"Al şu parayı. Sar ikisini de!"

Pazarda gövdesinden yeni kopmuş yeşil börülcenin bir kilosu 2 milyon, muhteşem kocaman organik domatesin kilosu 300 bin lira, salatalığın kilosu ise 750 bin lira. Tabii bir iki hafta sonra bu fiyatlar daha da düşecek. Kilosu 1 milyondan bamya aldım, hani büyük ve irilerinden. İstanbul'a böylesi gelemiyordur, eminim. Sizleri böyle haberlerle zaman zaman kıskandıracağım bilmiş olun. Henüz daha pişirdiğim zerdali reçelinin rengini ve tadını anlatmaya başlamadım bile! Kaldıramaz, bitap düşersiniz diye. Şimdilik hoşça kalın.

Okuyucu mektubu
Garp Linyitleri'nde üretim artmış
* Bir iş nedeniyle geçenlerde Tavşanlı'ya uğramıştım. Garp Linyitler İşletmesi Müdür Yardımcısı Rıfat Zeytinoğlu'nun özel sektör anlayışıyla çalışması sonucu hem kömür üretimi hem de kömürün kalitesinin çok yükselmiş olduğunu gördüm. Ayrıca Belediye Başkan Yardımcısı Nejat Tülek de bizlere çok yardımcı oldu. Köşenizden kendilerine teşekkür etmek istiyorum. (Mehmet Terzibaşı)

* Aslında, "İşiniz neydi? Size nasıl yardım edildi?" diye sormam gerekirdi ancak o kadar içten yazmışsınız ki gerek görmedim.

DİĞER YENİ YAZILAR