Çağrı zorunluluğu; bir şirketin yüzde 25 ve üzerindeki paylarının doğya da dolaylı olarak el değiştirmesi durumunda, satın alanın gerek hakim ortağa gerekse de azınlık paylarına sahip olanlara aynı hakkı tanıması, hissedarlar arasında ayrımcılık yapılmaması için SPK tarafından getirilmiş bir kuraldır.Daha çok borsadaki küçük yatırımcıları korumak üzere getirilmiş bu kural sadece bize has değil, tüm gelişmiş ülkelerin sermaye piyasalarında da geçerlidir.Ancak bu maddeye istisnalar da getirilmiştir.* Eğer el değiştiren hisseler şirketin daha güçlü bir sermaye yapısına kavuşmasına yardımcı olacak zorunlu bir artırımdan kaynaklanıyorsa,* Herhangi bir şekilde yönetim hakimiyetinde bir değişikliğe yol açmıyorsa,* Yasal zorunluluklar sonucunda böyle bir durum hasıl oluyorsa,* Özelleştirme kapsamındaki kamu paylarının satışında,* Ortaklık genel kurulunda 2/3 oy çokluğuyla çağrı yapılmaması onaylandığı takdirde,SPK'ya yapılacak başvuru ve SPK'nın incelemesi sonucunda çağrı zorunluluğundan istisna tutulabilme imkânı var.Son aylarda birbiri ardına gelen bir 'istisna talebi' dalgası var. Küçük yatırımcıların korunması amacıyla konulmuş olan bu madde istisnalar nedeniyle çalışmıyor. Küçük yatırımcılar korunma yerine zararla karşılaşabiliyor.Evet uzun vadede yabancı şirketlerle yapılan ortaklıkların küçük yatırımcıya büyük faydası olabilecektir. Ancak kısa vadede küçük yatırımcı, hakim ortak kadar bu alışverişten faydalanamadı. Bunun yanı sıra daha önceki örneklerin açtığı kapıdan diğerleri de girmeye karar verdi. Bu durum alıcı tarafa şirket satin alırken maliyetini kısma avantajı sağlıyor. Küçük yatırımcı kimsenin umurunda değil. Bu taleplerin önünü açan en önemli istisna; 2/3 çoğunlukla genel kurulda alınacak kararın yeterli olması.Borsadaki halka açıklık ortalamasının yüzde 25 olduğu bir ortamda böylesi bir kararın alınması hiç de zor değil. Hakim ortakların yüzde 75'lik paya sahip olduğu bir şirkette bu karar kolaylıkla alınabilir durumda. Diğer taraftan aman yabancı sermaye gelsin diye, her talebin SPK tarafından olumlu karşılanması borsadaki küçük yatinmcılan da tedirgin ediyor. Kimse onlara "Yeni sermayedar ile ortak olmak ister misin?" diye sormuyor.Küçük yatırımcının tek savunması beğenmediği bir ortak olması durumunda hissesini zararına da olsa satması.Yabancı yatinmcıların borsadaki şirketleri almaları için neredeyse bir ön şart haline gelmeye başlayan bu durum, istisnalar kural haline gelmeden' SPK tarafından bir an evvel netleştirilmelidir. Aksi takdirde 'hissedarlar arasındaki aynmcılık' küçük yatırımcıların borsadan ayrılmasına sebep olacaktır.
Önceki gün ABD Mart ayı uluslararası net sermaye girişi rakamı 45.7 milyar dolar olarak açıklandı. Beklenti 65-85 milyar dolar arasında değişiyordu. Ocak ayındaki beklenti 58 milyar dolara karşın 91, Şubat ayında da 65 beklentiye karşın 85 milyar dolar gerçekleşmişti. Bu rakamların beklentilerin üzerinde çıkması ilk başta pek anlaşılamadı. Özellikle Türk piyasalarında.Bunun ardındaki en önemli sebep, gelişmekte olan ülke piyasalarından yaşanan çıkış ve "kaliteye kaçış" idi. Bunun yanı sıra ABD'deki faizlerin artmasıyla hem güvenli liman hem de yüksek faiz beklentisiyle diğer gelişmiş ülkelerden ve özellikle Asya ülkelerinden gelen sermaye de vardı.Ancak gözlerden kaçan bir başka daha nokta vardı ki bu girişlerin ardındaki önemli sebeplerden biriydi. Yeniden seçilen Bush yönetimi 2004 yılında "Yeni istihdam Yaratma" kanunu çıkarmış. Bu kanunla ABD şirketlerine sadece 2005 yılı için; yurt dışındaki iştiraklerinde elde ettikleri kârlan, yeni istihdam yaratacak yatırımlarda kullanmak üzere getirmeleri halinde vergi istisnası getirilmiş.Daha önceki yıllarda kârlarını ülkeye getirenlerin normal ortalamalarının üzerinde getirdikleri de bu istisnadan faydalanabiliyor. Hatta yasaya göre yeni istihdam yaratmaksızın var olan istihdamı dahi koruyacak önlemleri alanlar da bile istisnalardan faydalanabiliyor.Bizde IMF programı çerçevesinde tartışılan teşvikleri düşündüğümüzde, aslında ABD'de yapılan da bundan pek farklı değil. Her ikisinde de amaç aynı: yeni iş yaratmak, işsizliğe çözüm üretebilmek. Ancak arada çok önemli bir fark var: ABD'de IMF programı uygulanmıyor. Bu kanunla ABD, sadece işsizliğe çözüm üretmekle kalmıyor, aynı zamanda ekonomide soru işaretleri yaratan cari açığını da azaltıyor. Tıpkı bizim işçi dövizlerimiz gibi. Yine arada bir fark var: bizim işçi dövizlerinin tutarı ABD'deki rakamların yanında çok küçük kalıyor.ABD ekonomisine dair açıklanan datalarda son haftalardaki iyileşmenin ardında bu girişlerin payı olduğu da düşünülebilir. Yine bu girişler; geçtiğimiz ayki "günün ekonomik göstergesi" olan 10 yıllık ABD tahvillerinin getirilerinde 4.70'lerden 4.10'lara düşüşün açıklamasına da bir katkı sağlayabilir.Zira hareket ilgi çekiciydi. Bir taraftan FED faizleri 2.75'ten 3'e çıkarıyor ve müstakbel artışların sinyalini veriyor. Diğer taraftan 10 yıllık tahvil getirilen" düşüyor. Bu kendi içinde bir parça çelişki barındırıyordu. Evet "kaliteye kaçış" bunun ardındaki en önemli sebep olabilir, ancak ABD'li şirketlerin vergi avantajından yararlanma istekleriyle ülkeye gelen "kârların" da bunda pay sahibi olduğu düşünülebilir. Bu tarz girişlerin devam edeceğini var sayarsak, önümüzdeki dönemde özellikle ABD'deki cari açığın azaldığı yönündeki dataları görebiliriz. Bunların da benim yıl başında yazmış olduğum bir yazıda belirtmiş olduğum dolar/euro paritesinin iki yıllık perspektifte 1.18 seviyelerini görebileceği varsayımımı destekleyecek gibi görünüyor.
Merkez Bankası Salı günü fazileri 50 baz puan indirdi. Her ne kadar benim "temennim" daha fazlası, piyasa katılımcılarının bazılan hiç bir indirim beklemezken gelen bu indirim yerinde bir karar oldu.Karar öncesi açıklanan MB beklenti anketlerinde yıl sonu enflasyon beklentileri yüzde 7.5'ten 7.6'ya çıkarken, yine de bu seviye faizler gözönüne alındığında hâlâ çok düşük. Bu görünümün önümüzdeki dönemde temel bir değişikliğe uğramayacağını düşünen MB'da faiz indirimine karar verdi.Her ne kadar bu faiz indirimi piyasalarda "şimdilik" herhangi bir tepki görmese de kısa vadede Hazine'ye yaradı. Faiz indirimi açıklamasından sonra gösterge bonolardaki bileşik faizler yüzde 17 seviyelerinin altına gerilediyse de, ihale zamanı yaklaştıkça gelen kâr satışlarıyla Pazartesi günkü seviyelere kadar yükseldi. Hazine yüzde 17.26 bileşik faizle 8 Kasım 2006 kağıdını yeniden ihraç ederken zorlanmadı.Şimdi de 'hedge fon' sıkıntısıBu faiz hemen hemen tam piyasa faizlerine denk geliyordu. Eğer MB'dan bir faiz indirimi gelmeseydi 'yeniden yargılama', Fransa referandumu v.b. sebeplerle zaten tedirgin olan piyasalarda faizlerin daha yüksekte oluşması kaçınılmazdı.Hazine işini kolay halletti ancak piyasalarda bir kaç gündür süren'yeniden yargılama've Fransa referandum gerginliklerine eklenen 'Hedge Fund' meselesi hem kurları hem de faizleri vurdu. Dolar kurları 1.3740 seviyelerine çıkarken, ihalesi yapılan Kasım 2006 vadeli kağıdın faizleri dün sabah saatlerinde yüzde 17.60 seviyelerine kadar yükseldi.GM zararı Türkiye'den çıkıyorBu yeni tedirginliği yaratan ABD'deki otomobil üreticilerinin kredi notlarının düşürülmesinden sonra, bu şirketlerin kredi riskleri üzerine türev ürünleri yazan ve bunları alıp satan 'hedge fund'larda ortaya çıkabilecek zararlardı.Hedge fonlar nasıl oluyorda bizi etkiliyor? Asıl mesele hafta sonunda Sayın Neftçi'nin de yazmış olduğu kredi riskleri ile ilgili hızla büyüyen türev piyasaları. Son yıllarda bu piyasa o denli büyüdü ki bir çok piyasa ürününün günlük fiyatlarını da etkiler hale geldi. Bu piyasalarda ortaya çıkan bir problem (GM ve Ford'un kredi notlarının düşmesi gibi) diğer bir çok piyasayı da etkiliyor.ABD'deki borsalara satış gelirken, yüzmilyarlarca dolar denk gelen bu şirketlerin borçlanma kağıtlarının değeri düşüyor. Bir takım zararlar ortaya çıkıyor. Bu zararları kapatmak içinde kârlı olunan diğer piyasalarda satışlar başlıyor.Bono faizinde düşüş için erkenNihayetinde olay, "kaliteye kaçış" (flight to quality) olarak adlandırılabilir.Bizim gibi riskli görülen piyasalardan, ABD Hazine bonolarına doğru bir akım oluyor. Bizim piyasalarda satışlar buradaki hisse Hayatlarını düşürürken, faizleri ve kurlan arttırıyor.ABD'de üç-dört yıl önce yaşanan Long Term Capital adlı Hedge Fund gibi bir sorun yaşanmazsa bu tedirginliğinde kısa zamanda atlatılacağını düşünüyorum. Bugün açıklanacak 'yeniden yargılanma' kararı ve Fransa referandumu ile ilgili gerginlik birkaç hafta sürecektir.Ancak bu konular netleştikten sonra, gerek yabancı gerekse de yerli yatırımcılar en azından bono faziletiyle MB'nın faizi arasındaki 'farkı farkedeceklerdir'.
Para Politikası Kurulu'nun bu ayki toplantısı da geldi çattı. FED faizlerinden sonra iç piyasayı yakından ilgilendiren bu toplantıdan piyasaların beklentisi 50 baz puanlık bir indirim.Mart ayındaki toplantı öncesinde de bu konuda birkaç yazı yazmış ve Merkez Bankası'nın cesur faiz indirimleri yapması gerektiğine değinmiştim. Ancak gerek IMF anlaşmasının uzaması, gerekse de petrol fiyatlarındaki hızlı hareketler nedeniyle MB yine "ölçülü" indirimlerini sürdürmüştü.Faizlerin 2002 yılından bu yana daha hızlı indirilmiş (Körfez savaşı dönemi hariç - belki de yükseltilmeliydi o dönem) olması gerektiğine inandığımdan, önümüzdeki dönemde bu gecikmenin kapanması için hızlı indirimin daha doğru olduğuna inanıyorum. Şartlar artık Türkiye'nin lehine. Evet önümüzde Apo'nun yeniden yargılanması ve Fransa'daki referandum var. Ancak MB özellikle takip ettiği enflasyonist beklentiler cephesinde iyimserlik sürüyor.Bu iyimserliğin yanı sıra MB araştırma bölümünden Hakan Kara ve Fatih Öğünç tarafından yapılan ve dörtbuçuk yılı kapsayan döviz kurlarının enflasyona etkisi üzerine bir araştırma MB internet sitesinde yayınlandı. Araştırma; döviz kurlarının ve ithalat fiyatlarının enflasyon dinamikleri üzerinde önemli etkileri olduğunu, ancak kurlardaki değişimlerin enflasyona yansımasının dalgalı kur rejiminde çok daha uzun zaman aldığını ortaya koymakta. Buradaki istisna Kamu imalat endekslerinin 'şaşırtıcı!' şekilde aynı kalması.Aşağıdaki tabloda dalgalı kur öncesi ve dalgalı kur rejimi sonrasında kurlardaki değişimlerin % 80'nin ilgili enflasyon endekslerine yansıma süreleri ay bazında yer alıyor. Kamunun kurlardaki değişimi hemen fiyatlara yansıtıyor olmasına karşın özellikle tüketici enflasyonuna yansıması 4 ayda neredeyse bir yılın üzerine çıkmış durumda. Bu değişimlerde enflasyon hedeflemesi ve özellikle dalgalı kur rejiminin kurların enflasyon üzerindeki geçişme etkisini azaltmış olması araştırmada vurgulanıyor.Kamu dışında sürelerin uzamasında tüketici talebininde azalmasının payı olduğu düşünülebilir. Zira kriz sonrasında neredeyse patlayan talebin artık son bulduğu ve hatta daralmaya başladığı başta otomobil satışlarından gözlenebiliyor.PPK toplantısının ve faiz kararının Hazine ihalelerinin öncesine gelmesi de ilginç bir rastlantı.MB faizlerinin Hazine faizleri üzerinde direkt bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Uluslararası gelişmeler MB faizi ne olursa olsun farklı hareket edebiliyor. Ancak MB faizinin de taban tespiti açısından çok büyük bir öneme sahip olduğu da yadsınamaz.Bu arada Türkiye'nin uluslararası piyasalardaki en önemli rakibi durumundaki Brezilya'da enflasyonla mücadele için oradaki Merkez Bankası faizleri arttırıyor.Doğal olarak da oradaki reel faizler artıyor ve bizden daha fazla yabancı yatırımcı çekebilir.Ancak yüksek reel faiz aynı zamanda yüksek maliyet demektir. Brezilya ile aramızdaki en önemli fark onlar IMF ile yola devam ediyorlar, biz ise IMF'in kredibilitesini kullanıyoruz.Bunun avantajlarından yararlanmamızda fayda var.Bana göre MB faizleri "müdahil" olmayacağı bir noktaya kadar indirebilir. Gerisini piyasa koşulları belirleyecektir.
Kabul edelim özelleştirmede son derece başarısızız. 1986 yılında bankacılığa ilk başladığımdan kalma bir tevatür vardır. "Telekom'u satsak -o zamanlar 20 milyar dolar olan- Türkiye'nin dış borcu kapanır."O zamandan bu yana Türkiye çok farklı bir ülke haline geldi. Doğal olarak ülke borçla da olsa büyüdü ancak hem doğrudan yabancı sermaye çekmede hem de özelleştirmelerde son derece başarısız bir grafik çizildi. Bu konuda yıllardır söylenen, yazılan-çizilen binlerce sebep var. Hemen hemen her hükümet, devletçi anlayışla özelleştirmeleri bir türlü sonuçlandırılamadı.Hemen her seferinde kanuni engellere takılındı ancak'engel olan'kanunlar değiştirilemedi. Bu arada ne oldu, Telekom'da olduğu gibi aradan geçen 20 yılda GSM gibi yepyeni bir teknoloji ortaya çıktı ve bir zamanlar Türkiye'nin dış borcunu ödeyebilecek Telekom'un fiyatı önce 10 milyar dolara sonra 5, şimdilerde de 2-3 milyar dolarlara kadar geriledi.Tekel'de de durum farklı değil. Yok öyle, yok böyle özelleştirelim derken pazar önce yabancı sigara üreticilerine açıldı. Zamanla hem üreticilerin sayısı arttı hem de Tekel'in her segmentinde yeni ve daha ucuz markalarla pazar paylarını hızla artırdılar. Bu arada Tekel de hızla değer kaybetti. Vergiler konusunda da ortaya çıkan kaosun katkısıyla Tekel özelleştirilemedi.Bundan sonra Tekel'in satışı oldukça zor. Satılmayıp elde kalsa bu sefer de eskisi gibi "tekel" olmadığından dolayı kârı da düşecek ve bir anlamda yeni bir "yük" haline gelecek.Önümüzde Erdemir, Tüpraş ve Telekom özelleştirmeleri var. Bu hükümetin, Tekel örneğinden aldığı derslerle bu önemli özelleştirmelerde hata yapmayacağını ummak geliyor içimden. Ancak Telekom için son günlerde yaşananlar özelleştirmenin yine zorlu bir dönemece gelindiğini gösteriyor. Önce ispanyolların çekilmesi, ardından İtalyan ve Körfez sermayesiyle ilgili yaşananların üstüne Koç-Sabancı işbirliğinin sona ermesi de Telekom özelleştirilmesinde oldukça zorlanılacağını düşündürüyor.Telekom için kuvvetli adaylardan biri de Koç-Sabancı konsorsiyumuydu. Türk yerli sermayesinin en önemli adımlarından biri olabilecek Telekom için kurulan bu konsorsiyum da süpermarket savaşları nedeniyle bozuldu. Yerli sermayenin son kalesi olan Çukurova gurbunun neredeyse dağılmasından sonra artık yerli sermayeden söz etmek pek mümkün olamayacak.Globalleşen dünyada'yerli sermayeden'söz etmek aslında pek anlamlı değil. Ancak önemli noktalarda yabancı yatırımcıların payının artması ileride ortaya çıkabilecek tekelleşme tehlikesini akla getiriyor.En akıllıcası özelleştirilecek tüm kamu varlıklarının değerlerini yitirmeden bir an evvel özelleştirilmesi. Yanı sıra sadece yabancı yatırımcılardan medet umar hale gelmeden ve yerli sermaye de daha fazla zayıflamadan ve yabancı yatırımcılarla daha iyi koşullarda işbirliğine gitmelerine zemin hazırlanmasıdır.
Geçtiğimiz hafta sonu Fransa'da bin kişilik bir örnek grupta yapılan kamuoyu yoklamalarında ilk kez "evet" oylarının öne geçmesi; hem AB bölgesini hem de bizim piyasaları rahatlattı. Buna FED'in beklentiler doğrultusunda faizleri 25 baz puan artırması ve yorumlarında ileriye dönük sert artışlara dair bir sinyal vermemesi eklenince piyasalarda bahar havası yaşandı.Referandum baskısıyla gerilen piyasalarda faizler yüzde 18 bileşiklerin üzerine çıkarken, kurlarda da 1.40 seviyeleri test edilmişti. Borsa da bundan nasibini aldı ve endeks 23.170 seviyelerine kadar geriledi.Özellikle FED faizlerinde önemli bir sıkıntı yaşanmayacağını öngören piyasalar, faiz açıklaması öncesinde alıma başladı. Bu arada uzun zamandır dolarda long pozisyon (artı pozisyon) taşıyan yerli ve yabancı bankaların tedirginliği üzerinden atmalarından sonra bu pozisyonlarını hızla satmaları kurları önce 1.3650 seviyelerine, dün de 1.3370 seviyelerine kadar geriletti. Paritede fazla değişikliğin olmadığı bu ortamda gelen hızlı satış, kurlarda da'boşluklarla'aşağı düşülmesine neden oldu.Kurlardaki gerileme ile bono ve borsaya da ciddi alımlar geldi. Bono faizlerinde bir önceki dip seviyeleri olan 16.85 bileşik seviyeleri yeniden denenecek gibi görünüyor. Borsada 25 bin seviyesinin üzerindeki kapanış sonrasında 25.400 seviyelerinde kısa vadeli bir direnç görünüyor. Bu seviyenin aşılması durumunda daha yukarı seviyeleri görebiliriz.ABD datasıABD'de bugün tarım dışı istihdam verileri açıklanacak. Beklenti 175 bin seviyelerinde. Beklentinin üzerindeki bir rakam doların değerini olumlu etkileyecektir. Ancak hareketin çok fazla olmasını beklememek gerek. Zira bu datanın açıklanacağı gün öncesi oldukça sakin bir seyir izleyen piyasalarda data sonrasında da hareket genel olarak sınırlı kalıyor.Çin revalüasyonuBu arada uluslararası piyasalarda; bu hafta sonu Çin'in parasını bir bant içinde dalgalanmaya bırakacağı konuşuluyormuş. Özellikle yendeki alışların bu dedikodudan kaynaklandığı belirtiliyor. Çarşamba günü Çin Maliye Bakanı'nın spekülatörlerin hareketleri nedeniyle karar vermekte zorlandıkları yönündeki açıklaması da yuanın revalüasyon dedikodularını artınyor.Baskılar ve spekülasyonlar Çin'i bir an evvel karar vermeye zorluyor. Ancak Çin yetkilileri de Çin için oldukça zor olacak bu karan mümkün olduğu kadar ertelemeye çalışıyor. Tahminimce sancılar sıklaştığına göre bu karar yakında şu veya bu şekilde verilecek.Yuanın dalgalanmaya bırakılması kararı doğal olarak öncelikle yeni etkileyecek ve değerini yükseltecektir. Ardından başta Amerika olmak üzere bize kadar uzanan etkileri olacaktır. Ben Çin'in rekabet gücünü belli ölçüde zayıflatacak olan bu kararın, özellikle Türk tekstil üreticileri başta olmak üzere bizim için de fayda sağlayacağını düşünüyorum.
Haftasonu Fransa'daki kamuoyu yoklamalarında ilk kez "evet" oylarının öne çıktığı açıklandı. Bu haber bizdeki piyasaları rahatlattı. Dövizde satış gelirken, bono ve borsa cephesinden de alışlar göze çarptı.Fransa'da başta Cumhurbaşkanı Chirac olmak üzere, Başbakan Jospin'in de evet yönünde ağırlığını koymasıyla 'evet'ler öne çıkmış durumda. AB'nin fikir babalığını yapan Fransa'dan bu oylamada 'hayır' çıkması ihtimali 'evet' çıkması ihtimalinden daha düşük olması makul görünüyor.Henüz 'ağır toplar'in kampanyaya ilgi göstermediği ortamda meydanı boş bulan aşın uçtaki politikacıların propagandalarıyla'hayır'lar öne çıkmış durumdaydı.29 Mayıs'a yaklaştıkça anayasanın reddi olasılığı güçlenirse, bu anayasayı neredeyse yazan önde gelen Fransız politikacılar ağırlıklarını koyacaklardır. Yine de sadece bir kamuoyu yoklamasına bakarak karar vermek için henüz erken. Zira haftada 35 saat çalışmaya alışmış olan Fransızlar'in yeni anayasa ile bazı haklarını kaybedebilecek olmaları bile, kabul ve red oranlarının oylamaya kadar daha çok değişebileceğini düşündürüyor.FED ToplantısıBu yazı yazıldığı sırada Amerikan Merkez Bankası FED'in faiz kararı henüz açıklanmamıştı. FED toplantısından çıkacak faiz karan, tıpkı öncekilerde olduğu gibi piyasalar açısından önemli. Beklenti 25 baz puanlık artış ve hemen herkes bu konuda hemfikir. Bu artış da fiyatlara yansımış durumda. Ancak 50 puanlık bir faiz artışı da ihtimaller arasında. Geçtiğimiz Cuma günü böyle düşünenlerin sayısında bir artış olduğu konuşuluyordu. Ancak ılımlı bir faiz artış politikası izleyen FED'in bu kezde 25 baz puanlık bir artışla yetinme ihtimali oldukça yüksek.Piyasalarca önemli bulunan FED'in faiz kararı sonrasındaki yorumları. Daha önceki artışlarda kullandığı "piyasalarla uyumlu - accomodative" ve "ölçülü - measured" yorumlarına yer verdiği takdirde piyasalarda çok büyük bir hareket beklenmemeli. Bu durumda aşağıda belirtmiş olduğum noktalar korunabilir.Özellikle "ölçülü" yorumu korunmazsa, piyasalar önümüzdeki dönemdeki faiz artışlarının hızlı olabileceğini düşünerek dolar alımını tercih edebilirler. Bu durumda yerel piyasalarında etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.Dolar-euro paritesi geçtiğimiz Cuma günü kritik seviyelerin altında bir kapanış yaptı. 1.2880 seviyelerinden geçen 3 yıllık trend çizgisinin altında; günlük, haftalık ve aylık olarak önemli olan bu kapanış önümüzdeki dönemde euronun zayıflayacağını gösteriyor. İlk hedef 200 günlük ortalamaya denk gelen 1.2830 seviyesi. Burası kapanış bazında aşağı kırılırsa, bir önceki 1.2730-50 seviyeleri ve daha önceden de belirtmiş olduğum 1.2530-50 seviyeleri resmin içine girecektir.
ABD Tüketici enflasyonunda Mart'taki artış yüzde 0.5 beklenirken, gerçekleşme yüzde 0.6 oldu. Gıda ve enerji fiyatlarını dışarda bırakan çekirdek endeksteki yükseliş ise yüzde 0.2'lik beklentiye rağmen yüzde 0.4 çıktı. İlk üç aylık sonuçlara bakıldığında ABD enflasyonu ülkemizdeki TÜFE'den daha yüksek gerçekleşmiş durumda. Aşağıda ilk üç aylık rakamlar yer alıyor. İlk üç ayda ABD'deki TÜFE yüzde 1.1 olurken, bizde yüzde 0.83 olarak gerçekleşti.ABD'deki rakamların bu denli yüksek çıkması faizlerin geleceği konusunda kafa karıştırmaya devam ediyor. Mayıs ayı başında gerçekleşecek FED toplantısında faizlerin 25 baz puan yerine 50 baz puan arttırılacağı beklentisi Nisan ayı başında sıkça konuşuluyordu. Ancak özellikle ABD'deki dış ticaret ve büyüme rakamlarından sonra tahminler tekrar çeyrek puana döndü. Hatta hiç faiz artışının olmayabileceği bile konuşulmaya başlandı.Bir başka istatitikte 2003 yılından bu yana ABD'deki enflasyon rakamlarının ilk üç ayda sırasıyla yüzde 1.3, 1.2 ve 1.1 olarak gerçekleşmesi. İlk üç aydaki hızlı artışların yerini yılın kalan bölümünde daha yavaş artışlara bırakıyor olması. Bu yıl da benzer bir durum ortaya çıkabilir mi? Cevap tamamen petrol fiyatlarına bağlı görünüyor. Yılın ilk çeyreğinde 50 dolarlık ortalamada seyreden petrol fiyatlarının özellikle yılın ikinci yarısında 40 dolarlı rakamlara gerilemesiyle mümkün olabilir.ABD'deki yükselen enflasyon karşısında FED'in tavrı hem bizim de içinde bulunduğumuz gelişmekte olan piyasalar, hem de Amerikan hisse senedi piyasaları için belirleyici olacaktır.Bu arada Avrupa cephesinden de euro için iyi haberler gelmiyor. Şubat ayında AB bölgesinin ticaret fazlası 4 milyar euro beklenirken, 3 milyar euro olarak gerçekleşmiş. İç talebin zayıf olduğu, özellikle Almanya başta olmak üzere yüksek işsizliğin sorun olduğu AB bölgesinin ihracata ihtiyacı var. Uzun zamandan bu yana yüksek seyreden euronun ihracata olumsuz etkilerinin ilk habercisi olabilecek bu rakamlar önümüzdeki dönemde euronun zayıflamasına neden olabilecek görünüyor.ABD'den beklenen faiz artışları, euro bölgesindeki zayıflamayla birlikte paritede daha önceden de belirtmiş olduğum seviyelere doğru bir hareketi başlatabilir. Euro-dolar paritesinde 1.3125-50 seviyesi; 1.3482'den 1.27'67'e düşüş hareketinin önemli bir düzeltme seviyesi. Bu seviyenin aşılması zor görünüyor. Eğer önümüzdeki birkaç gün içinde bu seviye yukarı doğru kınlamaz ise yeniden yön aşağı doğru olacaktır. Tekrar 1.27'li seviyeler ziyaret edilebilir ve bir önceki en düşük seviye olan 1. 2733 seviyesi kırılır ise 1.2530-50 seviyelerine gidilebilir.Eğer 1.3125 yukarı doğru geçilir ve bu seviyenin üzerinde günlük bir kapanış olursa da 1.3210-30 ve belki de 1.3330 seviyeleri görülebilir. Ancak ben bu harekete daha az ihtimal veriyorum zira FED toplantısı yaklaşıyor.