Dün Londra'da bu yazı yazıldığı sırada net sayısı kesinleşmemiş en az dört patlama oldu. Ölü ya da yaralı sayısı da henüz netleşmemişti.7 Temmuz da İngiltere'nin 11 Eylül'ü oldu. Kim tarafından gerçekleştirildiğinin hiçbir önemi olmayan böylesi terörist bir saldırıyı lanetlememek mümkün mü?Yaralılar ya da patlamış otobüs ilk olarak ekranlara yansıdığında, günlük hayatlarını devam ettirmekte olan insanların yaşadıkları paniği izlemek herkesi derinden etkiliyor.Benzer görüntüleri Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan saldırılarda da hisseden dünya, ülkemizde yaşananları uzun süre dışarıdan izlemişti.Ancak şimdi onların da ortak sorunu haline geldi terörizm. Dünya üzerindeki gelir dağılımının, insanca yaşamın ortak değerleri genele yayılmadıkça terör belasıyla bir süre daha yaşayacağız gibi görünüyor.Uzun yıllar PKK terörüyle yaşamış ülkenin bir yurttaşı olarak; sadece 11 Eylül değil, İstanbul'daki HSBC binası ve İngiliz Konsolosluğu, Beslan'daki okul katliamı ya da dün Londra'da yaşananlar ruhen yoruyor insanı.Terörün de esas amacı bu değil mi? Sıradan insanları yıldırarak sindirmek. Yine de teröre teslim olmamak gerek. Sebeplerini görmezden gelerek de bu terör sorunun çözülmesi mümkün değil.Tıpkı ülkemizdeki Güneydoğu sorununun sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceği, bölge ekonomisinin geliştirilmesi gerçeğinde olduğu gibi; global terörün de çözümü sertlikten değil, dünya üzerinde hakça paylaşımın ve her bir birey için insanca yaşamın temininden geçtiği gerçeğinin kabul edilmesi gerekiyor.Yerel piyasalar direndiLondra'daki saldırıların terör saldırısı olduğunun netleşmesinden sonra finansal piyasaların ilk tepkisi olumsuz oldu.Borsa ikinci seansın başında 743 puanlık bir düşüş yaşarken dolar kurları da (paritenin 1.20'nin üzerine çıkmasına rağmen) 1.3725 seviyelerine kadar yükseldi.Bono ve eurobond piyasaları görece olarak daha sınırlı bir tepki verirken, özellikle 11 Eylül'ü anımsayan borsa katılımcılarının tepkisi aşırıydı.Londra'daki bombalamaların İstanbul'daki boyutlara yakın olduğu, en azından 11 Eylül kadar büyük olmadığının anlaşılmasından bir süre sonra sakinleşen piyasalarda dengeler yeniden sağlanmaya başladı.Borsa günü 92 puanlık bir kayıpla kapatırken, en fazla işlemi gerçekleştiren ilk 15 aracı kurum bazında bakıldığında 7.8 milyon YTLlik net alım yapıldığı görülüyor. Anlaşılan bu terör olayının Türk piyasalarını en azından borsayı olumsuz etkilemeyeceğini düşünenler düşük fiyatlardan yeni pozisyon almayı tercih etmişler.Benzer şekilde kurlar da gerileyerek günü 1.3540 seviyesinden kapatırken, gösterge bonolarda 20 baz puanlık bir artışla yüzde 16 bileşik seviyelerinde kapandı.Günün ilk saatlerinde gelen IMF gözden geçirmesinin iptali haberi, ardından Londra'daki terör eylemlerine rağmen sarsılmaması, Türk piyasalarına ilginin sürdüğünü, talebin sağlam olduğunu gösteriyor.Bugün yapılacak PPK toplantısı sonrasında gelebilecek bir faiz indirim haberi de bu olumlu havayı destekleyecektir.
İyi ki Merkez Bankası faiz indirimlerini ağırdan alıyor da ben de en azından ayda birkaç gün konu bulmakta zorlanmıyorum.MB'nın indirimleri ağırdan almasından sadece ben değil, bankalar da memnun. Böylelikle "oyun" daha da uzuyor.Merkez Bankası faizleri bir anda 3-5 puan (300-500 baz puan) indirse, faizlerin genel seviyesi de indirim seviyesine kadar gerileyecek.Hal böyle olunca da elinde bono portföyü bulunan bankalar tüm kârı bir defada yazacaklar ancak ondan sonra arkası gelmeyecekti.MB faizleri fasılalarla kademeli olarak indirdiğinden hemen hemen her ay faizler en azından bir kez olsun MB faizlerine dokunuyor ve bir sebepten dolayı daha yukarı gidiyor.Bu da alım satımdan para kazanan özellikle bankaların hazine bölümleri için bulunmaz fırsat. 'Oyunun' böyle devam edeceğini varsayan piyasa katılımcılarının da birçoğu yarın yapılacak PPK toplantısından 25 baz puanlık bir faiz indirimi bekliyor.Azınlıkta kalan bir kesim de petrol fiyatları, IMF'in gözden geçirme için ön şart olarak koyduğu sosyal güvenlik ve gelir idaresi yasalarının meclisten geçmemiş olması nedeniyle MB'nın faizlerde bir indirime gitmeyeceğini varsayıyor.Bu grup aynı zamanda MB'nın; gelecek yılın yüzde 5 olan enflasyon hedefinin tutturulabilmesi için; talebi kontrol altında tutabilmek amacıyla faizlerde bir indirime gitmeyebilece-ğini düşünüyor.Daha önceki yazılarımda da defalarca değindiğim üzere ben daha hızlı radikal faiz indirimlerinden yanayım.Sanırım ekonomi basınında bu fikri savunan bir de Ege Cansen var.Dünkü yazımda da belirtmiş olduğum gibi aslında şu anda yapılmakta olan faiz indirimleri aslında "gecikmiş" faiz indirimleri.Bu gecikmelerden dolayı biz kurlarda ve dolayısla cari açıkta bu noktalara geldik.Fark nasıl kapanacak?Bir başka noktayı daha hatırlatmak istiyorum.Varsayalım ki bu yıl Hazine'nin ortalama borçlanma faizleri yüzde 16, enflasyon yüzde 8, büyüme de yüzde 5 olarak gerçekleşecek.Ve yine varsayalım ki vergi tabanı genişletilemedi ve ek yeni vergi konulmadı, yani "reci vergi artışı" sağlanamadı.Bu durumda önümüzdeki yıl vergi gelirleri büyümeyle birlikte yüzde 13.4 artacaktır.Peki aradaki fark nasıl kapatılacak?Ya bütçe açığı vereceğiz ve bu da yine faizler üzerinde baskı oluşturacak, ya IMF ile 'faiz dışı fazla' pazarlığı yapılacak ya da kemer sıkmaya devam edeceğiz.Diğer yandan MB fazilerde radikal bir indirime gitse dahi kurlarda büyük ihtimalle ciddi bir reaksiyon görmeyebiliriz.Elinde bono pozisyonu taşıyan yabancıların bir kısmı daha fazla gidecek bir yer kalmadı düşüncesiyle pozisyonlarını kapatıp çıkabilir. Ancak çoğunluğu, var olan pozisyonlarını (tabii ki işler şimdiki gibi normal seyrinde gittiği varsayımıyla) devam ettirecektir. Zira 2-3 puanlık bir indirime rağmen Türk piyasaları hâlâ daha "iki rakamlı" getirilen sunmaya devam edecektir.Yerli katılımcılar da zaten bu "oyunu" terk edemeyeceklerinden dolayı devam edeceklerdir.Döviz üzerindeki en önemli etki yeni girişlerin yani döviz arzının daha az olması şeklinde ortaya çıkacaktır ki bu da MB'nın daha az "müdahale" etmesini gerektirecektir.
TMSF'nin 20 Nisan'da başlattığı Tahsili Gecikmiş Alacak-TGA satışı ihalesine 13 başvuru geldi. Tek başına yada konsorsiyum halinde 4'ü yerli 9'u yabancı başvurusu yapılmış durumda.20 Haziran itibanyla açılan "data room"larda anapara toplamı l milyar dolara ulaşan TGA'lara ait bilgiler yer alıyor. Önemli kısmı İstanbul yaklaşımına dahil olmuş firmalardan oluşan bu havuzdaki firmalara ait olan finansal ve kanuni bilgiler TMSF tarafından elektronik ortamda yatırımcıların incelemesine açılmış durumda. İnceleme 12 Ağustos'ta sona erecek ve teklifler 29 Ağustos itibarıyla TMSF'ye iletilecek.Bu ihale aslında ikinci ihale. İlk ihale geçtiğimiz yıl gerçekleştirilmiş ve yaklaşık 220 milyon dolarlık havuzu Deutsche Bank yaklaşık yüzde 10'u kadar fiyat ödeyerek almıştı. İlk ihale doğrudan fiyat üzerinden yapılmıştı.Bu ihalede TMSF "gelir paylaşımlı" bir yöntemi tercih edecek. Yatırımcılardan iki farklı tipte teklif verebilecek. İlk seçenekte TMSF kurulacak yeni Varlık Yönetim Şirketi'nin (VYŞ) yüzde 20'sine ortak olacak ve aynı zamanda da yapılacak tahsilattan (kârdan değil) pay alacak. İkinci seçenekte yatırımcılar sadece havuz için doğrudan bir fiyat teklif edecekler ve yine yapılacak tahsilattan verecekleri yüzdeyi ifade edecekler.Bu tekliflerin aynı bazda değerlendirilmesi zor olacaktır. Diğer taraftan yabancı yatırımcıların kurulacak VYŞ içinde TMSF'nin olmasını isteyip istemeyeceklerini ihaleye verilen teklifler açıklanırsa öğrenebileceğiz. Ancak her iki teklif opsiyonunda da TMSF'nin getirdiği "tahsilattan pay" prensibi, başarılı bir tahsilat yapılır ise TMSF'nin toplam tahsilatını artırması açısından olumludur.Konunun ilgilileri dışında pek de fazla dikkati çekmeyen bu ihale aslında bir tür özelleştirmedir. Önceki yazımda da değindiğim nedenlerle kamu niteliği taşıyan VYŞ'lerin başarılı olma şansları oldukça daha az. Bu nedenle özel sektör mantığıyla yapılacak çözümlemelerde hem zaman hem de tahsil edilen miktar açısından daha başarılı sonuçlar alınabilecektir.***Geçen yılkı ihaleden sonra bu ihaleninde başarıyla sonuçlandırılması Türk finansal sistemi açısından önemli. Böylelikle finansal sistem ve kamuoyu iki yeni kavramı daha yakından tanıyacaktır. İlki sorunlu yada batik bir kredinin dahi alıcısı olabiliyor. (Sıfır değere sahip bir batik kredi bile uluslararası finans kurumlan için vergi yönetimi açısından bir değeri var.) İkincisi de batik kredilerin "iskontolu satışı". Beklenen tahsilatın ileride değil, bugün! tahsil edilebilmesi. Doğal olarak yüksek risk nedeniyle iskonto oranı da yüksek oluyor. (Uluslararası yatırımcıların beklentileri yıllık yüzde 15-35 arasında değişebiliyor.)Hazine'ye yeni kaynak!TGA'ların İskontolu satışının Türk finansal sisteminde yerleşmesiyle TMSF'nin ardından Kamu bankaları ve özel bankalarda bu yolu izleyebilir. 2001'de yaşadığımız kriz sırasında kamu bankaları ortak yönetimi, kamu bankalarındaki sorunlu ya da sorunlu olabilecek tüm krediler için karşılık ayırmış ve oluşan zararda Kamu bankalarının yeniden sermayelendirilmesi çerçevesinde Hazine tarafından karşılanmıştı.Buradaki rakamın 2-3 milyar dolar olduğunu varsayarsak, bu TGA'lar da satılarak kamu bankalarına dolayısıyla Hazine'ye kaynak yaratılabilir. Ayrıca kamu bankalarının bu işle daha fazla zaman kaybetmesinin ve eleman ayırmasının önüne geçilebilir..
TMSF eski banka sahiplerinin borçlan dışında kalan tahsili gecikmiş kredi alacaklarını satışa çıkardı. NPL - Non Performing Loan, Tahsili Gecikmiş Alacak - TGA satışı olarak adlandırılan bu uygulama tüm dünyada 1980'li yıllardan bu yana finansal krizler sonrasında yaygın olarak kullanılmakta.Finansal sistemdeki sorunlu kredilerin çözümlenmesini Varlık Yönetim Şirketleri - VYŞ (Asset Management Company - AMC) üstleniyor. Bu kurumlar kamu tarafından oluşturulan merkezi kuruluşlar (bizde TMSF, Kore'de KAMCO, Malezya'da DANA-HARTA v.b.) olduğu gibi, tamamen özel sektör tarafından da kurulabiliyor. Bazı örneklerde de karma çözümler tercih edilebiliyor. Merkezi kurumlar bizde de olduğu gibi, özel kanunlarla güçlendirilebiliyor.Her krizin sebebi ve yapısı farklı olduğu gibi, ülkelerin içinde bulundukları koşullar ve hükümetlerin tercihleri - yoğurt yiyişleri- de farklı olabiliyor. Ancak bu konudaki tüm uygulamalar incelendiğinde kamu ya da yarı kamu kuruluşu niteliğindeki kurumların çözümleme konusunda daha az başanlı olduktan görülüyor. Çözümleme çalışmaları daha uzun sürüyor.Bunun ardında birkaç sebep sayılabilir:Politik baskı: Kamu ya da yarı kamu olarak kurulan bu kurumlar nihayetinde atanan kişiler tarafından yönetildiklerinden dolayı politik tercihlerden çok da bağımsız hareket etmeleri mümkün olamıyor.Kaynak sorunu: Sorunlu aktiflerin tamamı batmış şirketlerden oluşmuyor. Bazı şirketler yeni kredi açılarak hatta gayrinakdi kredi imkanı tanınarak hayatiyetlerini devam ettirmeleri mümkün olabilirken, kamu kurumu niteliğindeki bu kurumların kısıtlı kaynaklarla bu şirketleri ayakta tutmaları mümkün olamıyor. Bu durumda da kurtulma şansı olan bir şirket dahi daha da zor duruma düşüyor.Ahlaki erozyon: Sorunlu hale gelmiş bir kredi borçlusu, çözümleme süresi uzadıkça hem borcuna daha az sadık hale geliyor hem de diğer bankalara olan borçlan konusunda da benzer tavırlar sergilemeye başlıyor.Personel-eleman: Kamu ya da yarı kamu olarak kurulan VYŞ'ler teorik olarak "sınırlı ömürlü" olarak kuruluyor. Bu nedenle bu kurumlarda çalışmak isteyecek kalifiye eleman bulunması sorun oluyor. Genellikle kamu kurumu olduklarından dolayı tahsilatların bir an evvel yapılmasını teşvik edecek "ikramiye" imkanı da olmadığından, bulunan elemanlar daha uzun süre maaş alabilmek için işi zamana yayıyorlar.Tüm bu nedenlerle özellikle son yıllarda çözümlemenin hızlı olması, dolayısıyla krizin maliyetlerinin en aza indirilebilmesi için kamu çözümleme yönteminden çok özel sektörün başı çektiği çözümleme yöntemi daha çok tercih ediliyor.Yukarıda sayılan sebeplere benzer nedenlerle TMSF'nin 20 Nisan'da başlayan ve 29 Ağustos'ta tekliflerin verileceği l milyar dolar nominal değerdeki alacaklarının satişı için ihaleye çıktı. Bu konuya yarın devam edeceğim.
Dünya ham petrol fiyatları son günlerde özellikle ABD'den ve Çin'den kaynaklandığı söylenen talepler nedeniyle yeni rekorlar kınyor. Brent petrolü Pazartesi günü 59.51 ile yeni bir rekor kırdı. Şimdilik 60 dolar seviyesi aşılmadı ve bir düzeltme yaşanıyor. Düzeltme sırasında sırasıyla 54.90, 53.50 ve 52.1 seviyeleri görülebilir. 53.50 seviyesi önemli. Bu düzeltme sonrasında 60 doların aşılması halinde Brent petrolünün 67.5 doları bile görmesi mümkün!Dünya fiyatlarındaki artışlar nedeniyle Tüpraş peş peşe zam yapmak zorunda kalıyor. Bu zamların üzerine geçtiğimiz haftasonu sayın Başbakan'in "Gerekirse müdahale ederiz" yorumu geldi. Ancak bu müdahale düşüncesi ne kadar gerçekçi?Türkiye'nin dünya petrol fiyatlarına müdahalesi söz konusu bile olamaz!Tüpraş'in şu anda kullandığı otomatik fiyatlama mekanizması da teorik olarak buna izin vermiyor. Tüpraş yıllık alım anlaşmalarını miktar bazında yapıyor. Ancak fiyatlamalarında uluslararası petrol piyasasının endikatörü olan "Platts" fiyatlarının geriye dönük 5 günlük ağırlıklı ortalamasını baz alıyor. Burada +/- yüzde 3'lük bir değişim olduğu takdirde de kendi fiyatlarında değişiklik yapıyor. Doğal olarak iç piyasadaki fiyatlar uluslararası fiyat hareketlerine tabii hale geliyor.Aslında pompa fiyatlarındaki yüksekliğin asıl sorumlusu Tüpraş değil. Petrol ürünlerinden alınan ÖTV ve KDV pompa fiyatlarındaki en önemli kalemler. Son yapılan zamlardan sonra kurşunsuz benzinin rafineri fiyatı 583 YTL iken rafineri çıkışında tahsil edilen ÖTV 1,364 YTL. Dağıtım şirketleri ve bayii paylarıyla bunların üstüne eklenen KDV ile kurşunsuz benzinin pompa satış fiyatı 2.600 YTEye ulaşıyor.Eğer hükümet tarafından bir 'müdahale' yapılacaksa; bunun Tüpraş'in fiyatlamasından çok vergilere yapılması daha mantıklı olacaktır.Rafineri satış fiyatı, pompa fiyatının yüzde 22.5'i civarında iken bu fiyatlara 'müdahale' etmenin nihai fiyatlar üzerinde ne denli etkili olacağı da ayrı bir tartışma konusu.***Tüpraş için başka bir sorun da fiyatların yükselişine karşın kendini koruyabileceği 'hedge' mekanizmalarından yeterince faydalanamıyor olması. Bunda Tüpraş yönetiminden çok, Tüpraş'in bir kamu kuruluşu olmasının payı büyük. Varsayalım ki Tüpraş yönetimi uluslararası fiyatların yükseleceğini tahmin ederek vadeli piyasalardan 'alım kontratları' aldı.Eğer fiyatlar beklendiği gibi yükselir ve Tüpraş bu işten kâr ederse sorun yok. Ya piyasadan ucuza aldığı için iç piyasadaki fiyatları arttırmayacak ya da kârlarından yıl sonunda vergi ödeyecektir. Fiyatlar beklentinin tersine, düşer ve Tüpraş kontratlardan zarar ederse, büyük ihtimalle yönetim soruşturmaya uğrayacaktır. Zira bizim kanunlarımızda yeni finansal ürünler konusunda bir netlik yok. Soruşturmada "Fiyatlar düştüğü halde siz neden bu kadar yüksekten petrol aldınız?" diye sorulacaktır.Aslında bu sorunlar bile Tüpraş'in özelleştirilmesi için önemli bir sebep oluşturuyor. Fiyatlamaya müdahale endişesi Tüpraş'in özelleştirme fiyatını olumsuz etkileyebilecektir.
Kuzey yarı kürede özellikle Temmuz ve Ağustos aylan yaz rehaveti ile geçer. Ancak bu yaz özellikle bizim için pek de öyle olmayacak gibi görünüyor. Başta dün ilk tekliflerin alındığı Türk Telekom, ardından Tüpraş ve Erdemir özelleştirmeleri ve iki hafta içinde TMSF tarafından el konulan şirketlerin satışa çıkması, AB'den müzakerelerin başlamasıyla ilgili yorumlar derken, ekonomiyi ilgilendiren konular pek de tatil havasına izin vermeyecek gibi görünüyor. Bu arada özelleştirmelerin yanı sıra Yapı Kredi ve Turkcell ile ilgili gelişmeler de borsacılann geçtiğimiz yıllardaki gibi uzun bir yaz tatiline gitmelerine engel oluyor.***İçeride bunlar yaşanırken uluslararası döviz piyasaları da pek sakin bir yaz geçirmiyor. Pari-te geçtiğimiz Cuma günü 1.2290'a kadar çıkarak 1.27 ile 1.2020 arasındaki hareketin kısa bir düzeltmesini yapti ancak bu seviyeyi aşamayarak dün Uzakdoğu'da 1.20'nin altina inerek 1.1983'ü gördü. Kritik seviye 1.1960 idi ve bu seviye aşağı kırılmadı.1.1960 seviyesinin aşağı kırılması şimdilik oldukça zor görünüyor. Bu seviyenin aşağı kırılmadığını varsayarsak paritede bir düzeltme gelecektir. 1.1983'ü dip kabul eder isek düzeltme hareketi içinde sırasıyla 1.2250, 1.2330 ve 1.2420 seviyeleri görülebilir. Ancak 1.2420 seviyesi önemli, eğer kınlır ise kısa vadeli güçlü dolar trendinine bir süre ara verilecektir.***Dolar euroya karşı değer kazanırken YTIlye karşı değer kaybediyor. Önceki hafta Cuma günü, günboyu parite 1.2180-22 seviyelerinde iken dolar YTL kurlan 1.36'lardaydı. Parite 1.2050 seviyelerine kadar düşmesine rağmen dolar/YTL 1.3530-40 seviyelerinde işlem görüyordu. Üstelik bir haftalık faiz farklarını da göz önüne aldığımızda YTCnin değer kazancı daha da dikkat çekici hale geliyor.Bunun ardında YTL alıp, dolar açık pozisyonu yaratmış olan yerli ve yabancı yatırımcıların şimdilik YTL faizlerinden memnun olmaları ve kurların yukarı gitmesini istememeleri önemli rol oynuyor. Yaz döneminde turizm gelirleri ve gerçekleşeceği "umulan" özelleştirmeler nedeniyle YTL'ye olan talep dövizden fazla olduğu için de kurlar pariteye rağmen yukarı gidemiyor.Hal böyle olunca, yukarıdaki parite düzeltmeleri gerçekleşir ise Dolar/YTL kurlarında da sırasıyla 1.3475, 1.3390 ve 1.3250 seviyeleri test edilebilir. Bir başka deyişle önümüzdeki günlerde son Merkez Bankası müdahalesindeki kur seviyelerinin altina inilebilir.
Mart ortalarında gördüğü 1.3480 seviyelerinden bu yana değer kaybeden euronun kısa vadede 1.1960 seviyelerine kadar gerilemesi mümkün. Referandum öncesi birçok kez değindiğim gibi; referandumun asıl etkisi AB ve dolayısıyla euro üzerinde ortaya çıktı.1.3480'den başlayan düşüşte ilk dip seviye 1.2767'deydi. Buradan gelen düzeltme ile 1.3126 seviyesine kadar çıkıldı ancak buradan başlayan satışlarla euro geçtiğimiz Eylül ayından bu yana ilk kez 1.2036 seviyelerine kadar geriledi.***Aslına bakarsak euronun özellikle dolar karşısında bu denli değer kazanmasının sebebi AB bölgesi ekonomisinin iyi durumda olması değildi. Sorun ABD'nin vermiş olduğu dış ticaret ve cari -ikiz-acıklardı. Özellikle Çin nedeniyle ortaya çıkan ve yönetilip yönetilemeyeceği geçtiğimiz yıllarda hep soru işaretleri uyandıran bu sorunlar nedeniyle dolar tüm önemli paralar karşısında değer kaybetti. Zayıf doların en iyi alternatifi euroydu. Bu nedenle de dolar satanların ilk tercihi hep euro oldu ve euro bir ara 1.3660 seviyelerine kadar yükseldi.ABD ekonomisinden son aylarda olumlu haberler gelmeye başlamıştı. Ancak asıl önemli olan FED'in artarda gelen faiz artışlarıydı. AB Merkez Bankası'nın faizleri değiştirmemesi ve önümüzdeki en azından 2-3 aylık sürede de değiştirmeyecek olması dolara olan talebi artırdı. Zaten büyüme ve işsizlik konularında problemleri olan AB'de bir de rekabetçi liberal ortamı savunan anayasanın reddi ile eurodan kaçış hızlandı. Öyle ki 1.2550 seviyeleri önemliydi. Gerçi buralarda bir hafta kadar kalındı ancak euro toparlanamadı. 1.3126'dan bu yana hemen hemen hiçbir düzeltme olmadan dünkü seviyelere kadar gelindi.***Piyasalar aşırı euro satım bölgesinde. Hemen herkes eurodan kaçıyor. Ancak hiçbir hareket tek yönlü olarak sonsuz devam etmez. Mutlaka düzeltmeler gelecektir. Ancak bu düzeltmeler nerede başlayacak? Tahmini zor bir durum. Ancak daha önce bir tepe ve birkaç dip noktası olarak karşımıza çıkan 1.1960 seviyelerinden başlayabilir. Bu seviye de geçilirse; ki şimdilik zor görünüyor; 1.1765 seviyeleri resmin içine girecektir.***Düşünün 1.20'nin (psikolojik seviye) hemen altında 1.1960 seviyelerinde durduğunu varsayarsak; düzeltme hareketinde sırasıyla 1.2250, 1.2415 ve 1.2550 seviyeleri görülebilir. Düşüş sırasında bir süre zaman geçirilen 1.2550 seviyesi şimdilik düzeltme hareketinin tepe noktası gibi görünüyor.Paritedeki bu hareketler özellikle euro bazında ihracat yapanları zor duruma düşürüyor. Bu ihracatçılar paritedeki düzeltme hareketlerini yakından takip edip, forvvard, opsiyon gibi ürünlerle ya da vadeli işlemler borsasını kullanarak risklerini azaltabilirler. Zira uzun vadeli tahminlerimde henüz bir değişiklik yok.
Mayıs ayındaki faiz dışı fazla rakamı 5.9 milyar YTL ile dün açıklanan bütçe gerçekleşmeleri içinde en fazla dikkati çeken rakamdı. 2003 yılından bu yana ay bazında gerçekleşen faiz dışı fazla rekoru sayılabilir. Yıl başından bu yana faiz dışı fazla rakamının toplamı 16.6 milyar YTLye ulaşti. Böylelikle yıl sonu itibarıyla hedeflenen 27.3 milyarın yüzde 61'i gerçekleştirilmiş durumda.Mayıs ayı aynı zamanda 1.68 milyar YTL ile rekor bütçe fazlasının verildiği bir ay oldu. Ocak-Mayıs bazında bakıldığında toplam bütçe 3.8 milyar YTL açık vermiş durumda. Bu açık da bütçe açığı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre nominal bazda yüzde 67 azalışı ifade ediyor ki bu da başka bir başarılı sonucu ortaya koyuyor.Tüm bunlar hükümetin bütçe disiplini ve gerçekleşmeleri açısından oldukça başanlı olduğunu gösteriyor. Önemli bir hata yapılmadığı takdirde yıl sonu bütçe hedeflerinin tutturulacağı görülüyor. Başanlı bütçe rakamlarına rağmen, Merkez Bankası'nın 50 baz puanlık beklentiye karşın 25 baz puanlık faiz indirimi ve IMF kredisindeki muhtemel gecikmeler dün piyasalarda belirleyici oldu.Evet bütçe rakamlarının bu denli iyi olması hedeflere ulaşılmasına yardımcı olacaktır. Ancak özellikle bütçedeki faiz giderlerine ulaşılabilmesinde ve hatta altında kalınmasındaIMF programıyla gelen kredibilite esas rolü oynuyor. Bu noktanın gözden kaçırılmaması gerek. IMF ile mutabakata varılan programın uygulanmasındaki aksamalar ve gecikmeler en nihayetinde yine bize maliyet olarak geri dönecektir.Sanırım bu durum Merkez Bankası'nın dün yapmış olduğu 25 baz puanlık indirimde de etkili oldu. Her ne kadar daha önceki yazılarımda da belirtmiş olduğum gibi indirimin daha fazla olması gerektiğine inansam da Merkez Bankası'nın kararının ardında programla ilgili endişelerin rolü var görünüyor.Ne de olsa programın altındaki imzalardan biri Merkez Bankası'na ait.