Camiye ayakkabıyla girilmez

13 Mart 2003

Bir medya muhabiri, telefon edip saygılı bir ifadeyle, "Hocam, bir haber hazırlıyoruz da sizin görüşünüzü almak istedik. Galoşla namaz kılınır mı?" diye sordu. Önce anımsayamadım, "Galoş nedir?" dedim. "Hani hastanelere girerken ayakkabının üstüne giyilen plastik torba var ya, işte o" dedi. Ben de soru sahibinin, hastane gibi ayakkabısını çıkaramayacağı veya çıkarmasının zor olduğu yerlerde namaz kılma ihtiyacından kaynaklandığı kanısıyla şöyle cevap verdim: Ayakkabı ve galoş temiz ise onunla namaz kılınabilir. Bu husus, fıkıh kitaplarında vardır. Askerin kırda bayırda dolaştığı fotinlerini çıkarma zorunluluğu yoktur. Fotinleriyle kılabilir. Peygamberimiz de zaman zaman ayakkabılarıyla namaz kılmıştır. Nitekim cenaze namazı da ayakkabıyla kılınmaktadır. Ancak ayakkabının temiz olması gerekir. Bu, fıkıh kitaplarında mevcut bir hükümdür.Geleneklere aykırıdırAma camiye ayakkabıyla girilmez. Sokakta giyilen ayakkabıyla camiye girmek hem caminin saygınlığına aykırıdır hem de sokağın pisliğinin, mikroplarının içeriye taşınmasına yol açar. Müminler camide alınlarını yere koyup secde ederler, insanların alınlarını koydukları yere, sokakta giyilen ayakkabılarla girmek, caminin kirlenmesi yanında secdeye varan insanların hastalanmasına da yol acar. Soruyu soran medya mensubunun meğer derdi kendisinin namaz kılması değil, ayakkabıyla camiye girilebileceği yolunda bir fikir ortaya atıp insanların kafasını karıştırmakmış.Biz de saf saf her soruya iyi niyetle cevap veriyoruz. Ama verdiğimiz cevaplar cımbızla yolunuyor, soranların istedikleri cevap biçimine sokuluyor. Sanki ben, camiye ayakkabıyla girilebilir demişim gibi bir anlam çıkarılmış. Ben asla böyle bir şey söylemedim.İşte kıssadan hisseŞimdi bu gibi meseleleri kurcalamak isteyenlere söylüyorum: Derdiniz nedir? Siz eğer camiye girmiyorsanız, namaz kılanların zihnini niçin karıştırıyorsunuz? Burada Ziya Gökalp'ten bir anekdot anlatayım: Gökalp Türkçe dua, Türkçe ezan okunmasını çok isteyen bir düşünürdür. Bir gün meslektaşına sorar:"Meselâ beyefendi, siz ezanın Türkçe okunmasını istemez misiniz?""Hayır, istemem.""Niçin?""Çünkü benim namazla bir ilgim yok. Ezan ister Türkçe okunsun, ister Arapça okunsun, beni ne ilgilendirir?"Kıssadan hisse. Ben de gereksiz dini sorular ortaya atıp zihin karıştıranlara diyorum ki: "Galoşla ister namaz kılınsın, ister kılınmasın, size ne oluyor? Siz namaz kılmak istiyorsanız, ayakkabınızı çıkarmak zor geliyorsa haydi buyurun, ayakkabıyla kılın. Ama bu bireysel olarak böyledir. Bunu camilere taşımaya sizin hakkınız yoktur."

Devamını Oku

Bu iddialar doğru değil

13 Mart 2003

Sayın Hocam,Geçenlerde Kanal D'deki Teke Tek programında bir genç adam, Kur'ân'da geçen "deniz" ve "kara" kelime sayısının dünyadaki deniz ve kara oranını verdiğini iddia etti. Oysa dünyadaki deniz ve kara oranı sabit değil. Değişik zamanlarda değişik olmuş. Çünkü su seviyesi değişiyor. Mesela buz çağında başka, ısı yükseldiği zaman başka. Sonra kara parçalan da hep bugünkü gibi olmamış. Bazı kıtalar eskiden tek parçaymış, zamanla birbirinden ayrılmış. Kimi yer çökmüş, kimi yer çıkmış.KELİME SAYISI SABİTAyrıca bu deniz / kara oranı ilerde de değişebilir. Tektonik olaylar sürüp gittiğine göre zamanla yeni kıtalar oluşmayacağının ve mevcut kıtaların batmayacağının garantisi var mı? Yani oranlar değişiyor ama Ku'ân'daki kelime sayısı sabit. Kuran neden sadece bu çağın deniz / kara oranını versin? Bu çağ geçici. Oysa Kur'ân ebedi değil mi? Demek ki bu kelime sayılarıyla deniz / kara oranı arasında anlamlı bir ilişki yok. Bu argümanı programın olduğu gece hemen o anda yazıp mail ile gönderdim ama ya zamanında yetişmedi veya Fatih Altaylı size iletmedi. Bilemem.Saygılarımla...Emre Kocaoğlu21. Dönem İstanbul Milletvekili (ANAP)21. Dönem TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekili Kadın yüksek sesle Kur'an okuyabilir!SORU: Sayın Ateş, VATAN gazetesindeki köşenizi her gün zevkle okuyorum. Sizden şu sorunun cevabını rica ediyorum: Kadınların yüksek sesle Kur'an okumaları dinen caiz midir? (Kemal Döneray)CEVAP: Kadın sesi haram değildir. Kadın yüksek sesle Kur'an okuyabilir. Ocak 2003 ayını Hollanda'da geçirdim. Orada seçkin İslâm bilginlerinin ders verdiği "Avrupa İslâm Üniversitesi" vardır. Bir akşam siyasi parti temsilcileriyle üniversite hakkında bir bilgilendirme toplantısı yapıldı. Bu toplantı, hali hazırdaki rektörün gencecik kızının okuduğu Kur'an ile başladı.BİRİNCİ SEÇİLMİŞTİHemen her yıl Cidde'de uluslararası Kur'an okuma müsabakaları yapılır. Bunlardan birinde Endonezyalı bir kız birinci seçilmişti. İmam hatip liselerinde ve ilahiyat fakültelerinde kız öğrenciler Kur'an okumuyorlar mı? Ben Suudi Arabistan'da kız öğrencilerin, ekran aracılığıyla erkek hocalarına Kur'an okuduklarını biliyorum. Şunu da belirteyim ki fıkha göre kadının ezan okuması mekruh olmakla beraber caizdir. Kadınları dışlayan anlayış dinden değil, gelenekten kaynaklanmaktadır. Bu tür dışlayıcı düşüncelerin bırakılması gerekir.

Devamını Oku

Kur'ân aydınlığına koşalım

13 Mart 2003

Soru: Sayın Hocam, gazetelerde geçen gün şöyle bir haber vardı: "Tarihin en büyük fizikçisi Sir Isaac Newton'a göre kıyamet 2060'ta kopacak." 50 yıl boyunca sürekli İncil'i inceleyen ünlü bilgin, 270 yıl önce şifreyi çözmüş. Kıyamete sadece 57 yıl var. Gerçekten böyle bir şey olabilir mi? (H. Noyan Ör)Cevap: Newton, fizik dalında ünlü bir bilim adamı. Onun söylediği, pozitif ilimle doğrulanmış bir kanunsa geçerlidir. Newton'a nispet edilen bu kıyamet şifresi ne derece onundur bilmiyorum. Onun olsa bile bunun mutlaka doğru olması gerekmez. Çünkü Newton bu noktada bilimi bırakmış, Yahudi Kabalizmine dalarak gelecek hakkında kehanetlerde bulunma yoluna girmiştir.Bu eylemi, bilim alanının dışına çıkmadır. Bilim, Allah'ın mevcut yasalarını, fizik kanunlarını keşfe çalışır. Pozitif bilimin alanı şu görülen evrendir. Bunun ötesine metafizik (fizikötesi) denilir. Fizikötesi alan, pozitif bilim alanı değil, peygamberlerin alanıdır.Hatasız insan olmazKur'ân açısından düşünülünce Newton'a nispet edilen iddia doğru olamaz. Çünkü Kur'ân, ansızın gelecek olan kıyametin zamanını Allah'tan başka hiç kimsenin bilemeyeceğini, Allah'ın, hiç kimseye böyle bir bilgi vermediğini vurgulamaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki çok değerli bilim adamlan, bazen bilim dışı şeylerle de uğraşmış, çok hatalı şeyler söylemişlerdir. Bir bilim adamının söylediği her sözün doğru olması gerekmez. Fizik kanunlan üzerinde ileri sürülen hipotezlerin birçoğu, yeni araştırmalarla reddedilmiştir. İslâm tarihinde ünlü bilim adamları içinde fal alanına da merak salan, cifre dalan kimseler de vardır. Ama bu durum, onların değerini düşürmez. Çünkü hatasız insan olmaz. Peygamberlerin bile ayak sürçmeleri olabilir. Ama onlar yanılınca vahiy onların yanılgısını düzeltir. Peki sıradan insanların hatasını kim düzeltecek? Yine vahiyle konmuş kriterler.Bilim ayrı inanç ayrıİnsan her zaman kanun üretmez. İnsanın hobileri vardır, meraklan vardır. İnancı vardır. Bilim ayrı, inanç alanı ayndır. İnanç laboratuvara taşınmaz. Taşınırsa inanç olmaz. Bilim ise laboratuvarda ispat edilebilen yasalardan oluşur. Evrende keşfedilen doğa yasaları, henüz keşfedilmeyenlere oranla -bana göre-denizde katre mesafesindedir.Ben herkesi Kur'ân çizgisine çağırmakla görevliyim. Basiretle, akıl ve iz'ânla... Yolumuz bağnazlık, hakaret yolu değil, insaf, müsamaha yoludur. Haydi hep birlikte karanlık düşüncelerden çıkıp Kur'ân aydınlığına koşalım!

Devamını Oku

Falcılığın İslam dininde yeri yoktur

13 Mart 2003

SORU: Sayın hocam, bilinçli bir din adamı olarak bilgilerinizi halka kitaplarınızla sunduğunuz için sizi her zaman takdir ediyorum. Adım İrem. 20 yaşındayım.Size birkaç soru sormak istiyorum. Şimdiden teşekkürler.1- Meditasyon yapmak günah mı? Yani insanın ruhu bedeninden ayrılıyor ve istediği yere gidebiliyor, aynı zamanda onu rahaüatiyormuş. Eğer bu günahsa neden Uzakdoğu'da bir ibadet olarak yapıyorlar?2- Cinleri olan bir falcı kadın tanıyorum. Ona fal baktırmam doğru olur mu?3- Hz Muhammed (s.a.v) efendimizi rüyamda gördüm. Bunun anlamı nedir?4- Bir Müslüman, isa'nın çarmıha gerilişini simgeleyen haç kolyeyi takabilir mi?5- Kur'ân-ı Kerim hangi saatlerde okunmalıdır?6- Sivilce, diş ağrısı için dualar var. Bunlar nasıl veya kaç kez okunmalıdır? O dualar gerçekten kabul oluyor mu?ALLAH'I GÖNÜLDEN ANINCEVAP: l- Meditasyon yapmak, eğer Allah'ı düşünmek şeklinde ise günah değildir. Çünkü tefekkürdür. Tefekkür ibadet sayılır. Ama meditasyonla Uzakdoğu dinlerinin ayini kastediliyorsa bir Müslüman'ın mevcut şekliyle ilahi olmayan bir dinin ayinini taklit etmesi doğru değildir. Hem meditasyona ne gerek var? islâm'ın emrettiği tefekküre, zikre ne olmuş? Tefekkür yani arı düşünce, zikir yani Allah'ı gönülden anma en güzel ibadettir. Kur'ân Allah'ı düşünmeyi, O'nü çok anmayı vurguyla emreder. Ruhun ayrılması, insanın rahatlaması sorunu ise sadece bir inanıştır, insan öyle olacağını sandığı ve buna inandığı için öyle hisseder. Ruh bedenden ayrılmaz. Ayrılan ruhun üst düzeyi olan bilinçtir. Bu da meditasyonla değil, derin düşünce ve zikirle (gönülden Allah'ı anmakla) sağlanır.İNSANI KUŞKUYA DÜŞÜRÜRCEVAP 2- Fal baktırmak ve fala inanmak doğru değildir. Hatta Hz. Peygamber'in fala inanan kimsenin, Hz. Muhammed'e gelenleri inkâr etmiş olacağı şeklinde bir uyarısı aktarılır. Bu söz kuşkulu da olsa falcılığın İslâm'da yeri olmadığını kanıtlar. Falcılık, insanı kuşkulara düşürmekten başka bir yarar sağlamaz.CEVAP 3- Hz. Peygamberi rüyada gören, gerçekten onu görmüştür. Çünkü şeytan, onun gerçek şekline bürünüp görüntü veremez. Siz eğer Hz. Muhammed'i görmüşseniz bu, ruhunuzun ona yakınlığını gösterir. Sizi kutlarım. Aynı zamanda bu rüya size, ona yönelmeniz ve onun hayat tarzına göre yaşamanız konusunda bir tenbihtir. Onun sünnetine göre yaşamaya çalışınız.* Bu okuyucumun diğer üç sorusunun cevabını yarın vereceğim.

Devamını Oku

Başkalarının inancına elbette saygı duyarız

13 Mart 2003

Okuyucumuz İrem'in bana yönelttiği 6 sorudan üçünü dün cevaplamıştım. Kalan üç sorunun cevabını bugün veriyorum. Cevaplayacağım soruları hatırlatmak amacıyla aşağıda tekrar ediyorum:4- Bir Müslüman, İsa'nın çarmıha gerilişini simgeleyen haç kolyeyi takabilir mi?5- Kur'ân-ı Kerim hangi saatlerde okunmalıdır?6- Sivilce, diş ağrısı için dualar var. Bunlar nasıl veya kaç kez okunmalıdır? O dualar gerçekten kabul oluyor mu?CEVAP 4- İsa'nın çarmıha gerilişini simgeleyen haç taşımak, süs için de olsa doğru olamaz. Bunu benimseyerek taşıyan, büyük hata yapmış olur. Benimsemeden sadece süs için taşımak da doğru değildir. Hz. Peygamber'in, kendisini bir kavme benzetenin, onlardan olacağı şeklinde bir sözü rivayet edilir. Kendini benzetme, özentidir. Müslüman insan, başka bir dinin simgesine özenmez ve Kur'ân'ın kabul etmediği bir inanç simgesini taşımaz. Çünkü Kur'ân, İsa'nın aşılmadığını ve öldürülmediğini vurgulamaktadır. Öyle ise haç işareti Kur'ân açısından temelde hayale dayanan bir simgedir. Elbette biz başkalarının inancına saygı duyarız. İnanç eleştirilmez. Ama aynı zamanda bir dinin mensubu, başka dinin, kendi inancına ters olan simgesini de taşımaz. Yeri gelmişken Ziya Paşa'nın bir beytini anımsatalım:Ümmîd-i vefa eyleme her şahs-ı dağalde Çok hacıların çıktı haçı zîr-i beğaldeZiya Paşa diyor ki: Kalpazan kişilerden vefa umma, nice hacıların koltuğunun altından haç çıkmıştır. Yani Müslüman görünerek insanları aldatmışlardır.ÖNCE DOKTORA GİDİLİRCEVAP 5- Kur'ân okumanın saati yoktur. Ne zaman uygunsa o zaman okunur. Özellikle seher vakitlerinde, sabah namazından sonra, güne başlarken Kur'ân okumak yeni başlayan mesai saatlerinde insana moral ve manevi enerji verir.CEVAP 6- Sivilce, diş ağrısı için Hz. Peygamber'den gelen bir dua bilmiyorum. Ancak Hz. Peygamber'in, bir ağrı sızı hissettiğinde elini ağrıyan yere koyup, "Hissettiğim ağrının şerrinden Allah'a sığınırım" şeklinde dua ettiği, hadis kitaplarında anlatılır. Peygamberimizin çeşitli vesilelerle yaptığı dualar vardır. Bunlar bizim, "İslâm İlmihali ve Dua Mecmuası" adlı eserlerimizde anlatılmıştır. Dua Allah'tan dilekte bulunmaktır. Baş, diş ağrısının ve diğer hastalıkların sebepleri vardır. Bunun için önce doktora gidilir, tedavi olunur. Sonra Allah'tan şifa beklenir. Çünkü şifayı verecek olan Allah'tır. Fakat doktora gitmeden çürüyen dişin ağrısının kesilmesi için dua etmenin bir anlamı olmaz. Çünkü önce atını sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a ısmarla.

Devamını Oku

Kur'an'ı Kerim iyi geçinmeyi emretmiştir!

12 Mart 2003

Açık fahişe deyimine iki anlam verilmiştir: Edepsizlik etmek, zina etmek. Fakat fahişe, özellikle açık fahişe deyimi, zina anlamında kullanıldığından ötürü ayette de bu anlamda kullanılmış olması ihtimali daha güçlüdür. Buna göre kadın zina eder veya diğer anlama göre edepsizlik ederse ona verilen mehr geri alınabilir. Fakat namuslu kaldıkları sürece kadınlarla iyi geçinmek lazımdır.Çünkü kişinin, kansıyla iyi geçinmesinde yarar vardır, içinden gelmese de bunu yapmaya çalışmalıdır. Çünkü insanın zoruna giden birçok şey var ki sonucu kendisinin hayrına olur. Ailenin mutluluğu, çocukların huzuru, iyi yetişmeleri, kan kocanın güzel geçinmelerine bağlıdır. Bundan dolayı Kur'ân-ı Kerîm güzel geçinmeyi emretmiştir.Doğru hareket değil2- Karısından mutlaka ayrılmaya karar veren kişi, ne kadar fazla olursa olsun, verdiği mehri yalanla, iftirayla geri almaya kalkmamalıdır. Zira karısıyla az çok beraber yaşamışlar, kadın her şeyini kocasına vermiştir. Bu kadar iç içe birlikte yaşamışken bu kadar beraberliğin hatırı varken kadına verilen mehri geri almak doğru değildir. Çünkü bu tutum, zaten ayrılmakla moralce çöken kadını iyice yıkar, üzüntünün girdabına atar. Nikâhla koruyacağına söz verdiği kadını, ayrılırken perişan etmesi, soyup soğana çevirmesi, hiçbir şey vermeden onu kapı dışarı etmesi elbette doğru değildir. İşte Kur'ân, kadına yapılmakta olan bu tür haksızlıkları yasaklamıştır.3- Kişinin üvey annesiyle evlenmesi haramdır. Eskiden yapılan bu tür evlenmeler affedilmiştir. Bundan sonra böyle bir şey yapılmamalıdır.Tasarruf hakkı vardıAbdullah ibn Abbâs'tan aktarılan bir söze göre, kişi ölünce malı gibi kadınları da miras olarak varislerine geçerdi. Varislerden biri dilerse ölenin karısıyla evlenir yahut onu başkasıyla evlendirip mehrini alır ya da hiç evlendirmez, evde alıkordu.Mirasçıların bu kadın üzerinde, kadının ailesinden daha çok tasarruf hakkı vardı (Buharı, Tefsir, Nisa Sûresi; Ebû Dâvûd, Nikâh: 23).Burada gazetelerde okuduğumuz bir duruma temas etmek istiyorum: R. E. isimli bir kişi, üvey kızıyla evlenmiş ve ondan iki çocuğu olmuştur. Durumun yansıtıldığı yüksek Mahkeme, "Evlenen taraflardan biri, diğerinin çocuğuyla evlenemez" yolundaki kanun maddesine dayanarak bu nikâhı geçersiz saymış. Yalnız din değil, kanun da tanımaz olan bu kişi durumu geri kalmışlığımıza yormuştur.

Devamını Oku

İnsan öldükten sonra ruhu geri gelir mi?

12 Mart 2003

SORU: insanların öldükten sonra ruhu başka bir bedenle dünyaya geri mi geliyor? Eğer doğruysa tekrar insan olarak mı yoksa hayvan veya bitki gibi canlılar olarak mı gönderiliyor?CEVAP: İnsan öldükten sonra ruhun başka bir bedenle geri geldiği hakkındaki inanca reenkarnasyon denilir. Reenkarnasyon, İslâm bilginlerinin çoğunluğu tarafından reddedilmiştir. Ancak bu inanç son zamanlarda çok yaygınlaşmıştır. Kur'ân'da ise bazı ayetler bu anlamda yorumlanmaya müsaittir.Bazı ayetlerden ilk anda böyle bir mana anlaşılmakla beraber, tenasüh (ruhun bedenleri dolaşması) demek olan bu açıklama, cumhurun anlayışına aykırıdır. Bu bakımdan bu mananın, ilk anda akla gelen kuvvetli bir mana olmakla beraber cumhurca ayetiere böyle bir mana verilmediğini belirtmemiz gerekir. Onlara göre haşr, ölülerin kabirlerinden birdenbire diriltilip kaldırılmaları şeklindedir.GERÇEĞİ ALLAH BİLİRYalnız cumhurun reddettiği tenasüh ile beden değiştirme denilen reenkarnasyon arasında bir fark vardır. Tenasüh, kötülük yapmış olan kişilerin ruhlarının, azap çekmek üzere hayvan bedenlerine girerek dünyaya gelmesidir. Bizce bu, Allah'ın koyduğu evrim yasasına aykırıdır. Çünkü insanlık mertebesine kadar evrimleşmiş bir ruh, bu mertebeden aşağı düşmez.Evet tenasüh, yani bedeni içinde olgunlaşmayan ruhun, ceza çekmek üzere tekrar hayvan bedenlerine düşmesi Kur'ân'a ve gerçeklere aykındır ama olgunlaşmayan veya buna vakit bulamadan bedenden ayrılan ruhun, yine bir insan bedeninde bir kez daha dünyaya getirilmesi klasik tenasüh değildir. Gerçeği Allah bilir. Bu konuda ayrıntı için Kur'ân Ansiklopedisi adlı eserimizin tenasüh maddesine bakınız.Yara bandı, abdeste engel teşkil etmez!SORU: Sayın hocam, vücudumuzun herhangi bir yerinde yara bandı, elimizde oje ya da saçımızda boya olduğunda gusül abdesti alabilir miyiz?CEVAP: Doğrudan yıkanması sakıncalı olan yaranın üstündeki bant açılmaz, sadece bandın üstü ıslak meshedilir (yani el sürülür). Bandın açılmasına gerek yoktur. Yara bandı abdeste ve gusule engel olmadığı gibi saç boyası, kına veya oje de engel değildir. Dinin amacı temizlenmektir. Sözünü ettiğiniz hallerde abdestinizi alıp ibadetinize devam edersiniz. Hiçbir halde ibadetten geri durulmaz. Çünkü ibadet, kulun Allah ile iletişimi demektir. Ve ibadetin özü de beyni de duadır. Dua, Allah'a yalvarma, O'nunla iletişim kurmadır.

Devamını Oku

Peruk üzerine meshedilir mi?

12 Mart 2003

Soru: Ben peruk kullanıyorum. Abdest alırken bunun üzerine meshedebilir miyim?Cevap: Abdesti anlatan Maide Suresi'nin 6. ayetinde, yüz ile el-kolun yıkanması, baş ile ayakların da meshedilmesi emredilmektedir. Mesih organlarının kendisi üzerine meshedilebileceği gibi üstüne giyilen giysi üzerine de meshedilebilir. Başa sarılan sarık ve ayağa giyilen çorap üzerine meshedilir. Bu konuda İbn Kudâme'nin el-Muğni adlı eserinde geniş açıklama vardır. Peruk, başa giyilen giysi durumundadır.Peruk üzerine meshedebilirsiniz. Siz Allah'ın değerlendirmesini göz önünde bulundurun. Dinin tanıdığı kolaylığı güçleştirmek haksızlıktır. Bu konuda daha önceki bir cevabımı da anımsatayım:İki okurumuz, çorap üzerine meshedilebileceğini belirten yazımıza istinaden bize sitem etmekte, bu görüşün atalardan gelen geleneklere aykırı olduğunu belirtmekte, bir diğeri ise Müslümanların hakkının (daha doğrusu vebalinin) üzerimde kalacağını belirtmektedir. Biz bu sütunda ayrıntıya girmeden öz olarak Kur'ân'in getirdiği an duru, kolay, sade İslâm'ı anlatmaya çalışıyoruz, gelenekleri değil.Kur'ân ve geleneklerEğer Kur'ân'ın doğrularını anlatmaz da gelenekleri Kur'ân'ın üstüne çıkarırsak işte o zaman Kur'ân'ın hakkı üstümüzde kalır, bundan Allah'a sığınırız. Maide Suresi'nin 6. ayetinde yüzün ve dirseklere kadar ellerin yıkanması, başın ve aşıklara kadar ayakların meshedilmesi emredilmektedir. Yapılan meallerin hemen hepsi ayeti çarpılmıştır. Ayaklar, ayetteki mesih emrinden sonra gelmektedir. "Fağsilû: Yıkayınız" emrinden sonra iki tümleç gelir:Yüzler ve dirseklere kadar kollar. Yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız. "Vamsahû: Mesnediniz" fiilinden sonra da iki tümleç gelir: Başlar ve aşıklara kadar ayaklar. Başın ve aşıklara kadar ayakların meshedilmesi emredilmektedir. Hz. Peygamber'e on yıl hizmet etmiş olan Enes ibn Malik de Peygamber'in yalın ayaklarına veya ayağında bir giysi varsa onun üzerine meshettiğini söylüyor. Peygamber'in Ehl-i Beyti de böyle yapmıştır. Peygamberin dördüncü göbekten torunu olan Ca'fer-i Sadık da bu görüştedir.Hicaz'da mest giyilmezBilindiği üzere su bulunmadığı takdirde abdest, sembolik bir temizlenme olan teyemmüme dönüşür. Teyemmümde yıkama organlarının üzeri meshedilir, mesih organlan düşer. Eğer ayaklar yıkama organı olsaydı, bunların teyemmümde meshedilmesi gerekirdi. Yıkanacak organların üstünde giysi varsa giysi açılıp organ yıkanır, giysinin üzerine meshedilmez. Ama mesih organlarının üstünde giysi varsa giysinin üzerine meshedilir.Bizdeki özellikle yaşlıların giydikleri mest ise 50 derece sıcağın hüküm sürdüğü Hicaz'da asla giyilmez. Hz. Peygamber öyle bir mest giymiş değildir. Atalardan görülenlere gelince, gelenek Kur'ân'ın üstüne çıkarılamaz. Ayakları yıkamanın zaran yok, hatta daha iyidir. Ama ayaklara ve çoraplara meshetmek de yeterlidir.

Devamını Oku