Kültür farkı evliliklerde sorun olur mu?

12 Mart 2003

SORU: Sayın Süleyman Ateş, VATAN gazetesindeki yazılarınızı zamanım oldukça takip etmeye gayret ediyorum. Verdiğiniz açık ve net cevaplar bizleri bilgilendiriyor. Öncelikle size bu nedenle teşekkür etmek istiyorum. Sayın hocam ben 28 yaşında bir bayanım. Eşimden ayrıldım. Bu arada internet aracılığıyla bir gençle tanıştım. Benimle evlenmek istiyor. Bana iyi bir insan gibi geldi. Elektrik Mühendisliği son sınıfta okuyor. Ben ise 5 yıllık öğretmenim. Onun ailesi cahil, benim ailem ise daha kültürlü, okumuş bir aile. Bu kültür farkı acaba sorun olur mu? Sizce bu evliliği yapayım mı? Bana lütfen bir yol gösterin.CEVAP: Evlenen eşlerin aileleri arasındaki kültür farkı, o kadar önemli değildir. Denklik sorunu (yani küfüv meselesi), kızın arayacağı bir şeydir. Sizin aileniz çok kültürlü, erkeğin ailesi çok cahil ise burada denklik yoktur. Kız isterse bu evliliği kabul etmez. Ama kız kabul ettikten sonra evlenmeye engel bir şey kalmaz.DİNDAR VE İYİ AHLÂKLIBir insanın doğulu veya batılı olması önemli değil, önemli olan ahlâkıdır. Ahlâkını beğendiğiniz gençle evlenebilirsiniz. Peygamberimiz, zengin veya güzel olanı değil, dindar, iyi ahlâklı olanı eş olarak seçmeyi öğütlemiştir. Kişinin iyi ahlâkı da internetle veya uzaktan görmeyle olmaz. Araştırılır, çevreden, bilenlerden sorulur, iyi ahlâklı olduğu kesin anlaşılırsa o kişiyle evlenilir. Siz de takdir edersiniz ki bu konuda ben kimsenin vebali altına giremem. Karar tamamen size aittir. Gönlünüz nasıl hükmediyorsa öyle yapınız. Mutluluklar dilerim.Güzel görünmek insanın doğasında olan bir özelliktirSORU: Sayın hocam, ben protez saç kullanıyorum. Bu durumun abdest açısından bir sakıncası var mı?CEVAP: Protez saç kullanmanın, abdest açısından bir sakıncası yoktur. Çünkü abdestte başa ve ayağa giyilen giysinin üstüne meshedilebilir. Ancak gusül abdestinde protez saç, suyun deriye ulaşmasına engel ise o zaman sakıncalıdır. Ancak ben engel olduğunu sanmıyorum. Bu takdirde bir sakınca yoktur. İnsanlar güzel görünmek isterler. Bu, insanın doğasında vardır. Peygamberimiz de hem sakalını boyamış, hem de savaşta burnunu kaybeden sahabisine altın protez burun takmasını öğütlemiştir.

Devamını Oku

Kur'ân kadına özgürlük getirmiştir

11 Mart 2003

Arap toplumunda, ölen kişinin karısının da varislerine intikal ettiğini, kadının üvey oğlunun veya erkeğin en yakın varisinin, onunla mehir vermeden evlendiğini veya onu başkasıyla evlendirip mehrini kendisi aldığını, bazı kimselerin de vasisi bulundukları yetim kızların mallarına konmak için onlarla evlendiklerini veya oğullarıyla evlendirip yetim kızın malının başka bir kimseye gitmesine engel olmak istediğini hem Kur'ân ve tefsirinden hem de tarihsel belgelerden anlamaktayız.Kur'ân, kadını mirasla intikal eden bir eşya durumuna düşüren bu aşağılayıcı gelenek ve uygulamaları kaldırıp, kadına özgürlük getirmiştir.Hak olarak verin"Kadınlara mehirlerini bir hak olarak (gönül hoşluğuyla) verin. Eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin" (Nisa: 4) ayetinde kadının hakkı olan mehrin gönül hoşluğuyla verilmesi ancak onlar mehrinden vazgeçtikleri takdirde bunun da bağışlanan kimseye helal olduğu belirtilmektedir.Bu ayete göre evlenen her kadının, kocasından mehir denen bir alacağı vardır. Bunu ödemek kocanın üzerine farzdır. Eğer kadın, gönül hoşluğuyla bu alacağından vazgeçerse o zaman koca, mehir vermeyebilir.Teminat almışlardı"Ey inananlar, kadınları miras yoluyla zorla almanız size helal değildir. Onlara verdiklerinizin bir kısmını (onlardan) alıp götürmek için onlan sıkıştırmayın. Şayet açık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin.Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah çok hayır koymuş olabilir. Bir eşin yerine başka bir eş almak istediğiniz takdirde onlardan birine (evvelki eşinize) kantarlarca mal vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın.İftira ederek ve açık günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız? Nasıl alırsınız ki, birbirinize geçmiş (içli dışlı olmuş) idiniz ve onlar, sizden sağlam teminat almışlardı" (Nisa: 19-21).Getirilen hükümlerBu ayetlerde getirilen hükümler şöyledir: Akrabasının, ölenin karısına zorla varis olmaları, kadınlara verilen mehri geri almak ya da onların mallarına sahip olmak için onların evlere kapatılıp baskı altında tutulmaları haramdır. Şayet kadınlar açıkça bir fuhuş yapmış iseler, o zaman verilen mehir geri alınabilir. (Câmi'u'l-beyân: 310-311).

Devamını Oku

Dinimiz, kadını erkekle aynı düzeye getirdi

11 Mart 2003

Soru: Sayın hocam, kitaplarınızı ve yazılarınızı büyük bir heyecanla takip ediyorum. Böylece bilmediğim birçok soruya yanıt bulabiliyorum. Bu güzel anlatılarınız bizlere çok şeyler kazandırıyor. Öncelikle bu değerli bilgilerinizi ve muntazam yorumlarınızı bize aktardığınız için sonsuz teşekkürlerimi arz ederim. Şimdiye kadar defalarca ülke gündemini meşgul eden ve herkesin doğru ya da yanlış yorumlarını fikirlerini birçok defa herkes gibi ben de bazı zaman hayrete düşerek bazı zaman üzülerek şahit oldum. Bu defa ben sevincimi gizleyemediğim bir konu üzerine sizin değerli görüşlerinize başvurmak istedim. Dinimiz İslam, kadını nasıl tarif etmiştir ve onlara neleri yasaklamıştır? Dinimize göre bir kadın erkek gibi çalışabilir mi? Erkekle kadınların aynı ortamda kılık kıyafet fark etmeksizin bulunmaları doğru mudur? Buradaki ölçü nedir? Başörtüsü konusu Kur'ân'da geçiyor mu? Bu konuya neden hâlâ somut bir çözüm bulunamıyor? Niçin yasak ya da serbest denilemiyor? Kendinlerini bu konuda en üst seviyede gören ilahiyatçılar, profesörler, dekanlar neden hep farklı görüşte? Bu çelişkinin nereden kaynaklandığını bilemiyorum. Bu da bizim kafamızda farklı düşüncelere sebep oluyor. Artik gerçekleri bilmek istiyoruz. Bizi bu konuda bilgilendirir, düşüncelerimize tercüman olursanız gerçekleri daha iyi göreceğiz. Heyecanla merakla cevabınızı bekliyor, saygılar sunuyorum. (Bir grup okurunuz adına F. Mehmet Kaman)Kadın hakları konusuCevap: Bu okurumuzun, oldukça geniş açıklamalar gerektiren sorularını birkaç gün sürecek yazı dizisi şeklinde cevaplayacağım. Kadın hakları konusunda daha önce yazdığım bir yazı üzerine bir okurumuz, "Yazılarınızı ilgi ve dikkatle okudum. Hepsini bir dosya haline getirdim ve itinayla saklıyorum" dedikten sonra, "İslâm, doğmasından itibaren utanç duyulan kadını, horlandığı mevkiden alıp yükselterek insanlık açısından erkekle aynı düzeye getirmiştir" şeklindeki yargımıza takılıyor ve bazı rivayetlerde yer alan, kadını aşağılayıcı nitelikteki sözleri, sanki gerçekten İslâm'ın görüşüymüş gibi algılayarak yargımızın doğru olmadığı düşüncesini belirtiyor ve "Bu konuda beni görüşlerinizle aydınlatmanızı rica ediyorum. Allah'ın insanlara verdiği en kuvvetli güç akıldır. Akla aykın her şeyi reddediyorum. Müspet ilim kafasına sahip bir insan, ilişikteki yazıda yer alan Kur'ân hükümlerini olumsuz değerlendirir ve bunlardan ürker. Bu konuyla ilgili değerli görüşlerinizi lütfetmenizi rica ediyor, saygılar sunuyorum sayın profesör" diyor.

Devamını Oku

Bizim temel kaynağımız Kur'ân'dır!

11 Mart 2003

Kadını aşağılayıcı nitelikteki sözler, Kur'ân'in ayetleri değil, hadis rivayetleridir. Bizim temel kaynağımız Kur'ân-ı Kerîm'dir. Kur'ân'a tabi olan Hz. Muhammed'e, Kur'ân'a aykın bir söz söyleme veya hüküm koyma yetkisi verilmemiştir: "De ki: Onu kendi tarafımdan değiştiremem. Ben sadece bana vahyolunana uyarım. Şayet ben Rabbim'e karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım" (Yunus: 15)."De ki: Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum" (Ahkaf: 9).TOPLUM DÜŞÜNCELERİKur'ân, gerçekten kadına, o zaman için hayal edilemeyecek haklar tanımış, onu erkeğin elinde oyuncak olmaktan kurtarmıştır. Ama zamanla Kur'ân-ı Kerim'in aydınlık düşüncesi, hadis haline getirilen geleneksel toplum düşünceleriyle daraltılmış ve kadın aleyhinde bazı telakkiler hadis kitaplarına girmiştir.Kur'ân'a tamamen ters sözlerin, Peygamber sözü olması mümkün değildir.KADINA OY HAKKIZaten İslâm'a saldıranlar, bu rivayetleri hücumlarına destek yapmaktadırlar. Bu sözlerin, Kur'ân'a nasıl ters ve Peygamber'in asıl düşüncesine nasıl aykırı olduğunu, "Gerçek Din Bu" adlı eserimizin 1. ve 2. ciltlerinde ayrıntıyla izah etmiştik.Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur'ân'in buyruğu uyarınca erkeklerden bey'at aldığı gibi kadınlardan da bey'at almıştır. Bu, 15 asır önce İslâm'ın kadınlara oy hakkı tanımasını ifade eder. Oysa en medeni Avrupa ülkesi İsviçre'de bile kadınlara ancak 1971'de oy hakkı verilmiştir.SAYGI VE HAYRANLIKŞimdi Kur'ân'in kadına sağladığı haklan bizzat ayetlerden ve ayetlere uygun sağlam hadislerden araştıralım.Önyargılardan uzak olarak bunları düşünürsek Kur'ân'in o zamana göre gerçekten kadına büyük haklar ve özgürlük getirdiğini göreceğiz ve onun tebliğcisine, Alman şairi Goethe ve benzeri birçok düşünür gibi saygı ve hayranlık duyacağız. Goethe şöyle demiştir İslâm için:"Wenn islam Gott ergeben heiBt İni islam leben und sterben wir aile."(Haarman, Maria (Hrsg): Der islam (Ein Lesebuch). München: Beck, 1992, s. 36). "Eğer İslâm teslim olmak anlamına geliyorsa Allah'a, Hepimiz yaşayıp ölmekteyiz İslâm'da."

Devamını Oku

Saf insanlar şifrecilere kanabilir (2)

20 Şubat 2003

Sadece Nemi Suresi'nin 30'uncu ayetinde geçen besmele, kesin ayettir. Diğerlerinin ayet olup olmadığı üzerinde görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Kesin olmayan şey, bilimsel veri olarak kullanılabilir mi?Ömer Çelakıl'a göre (Allah aklımızı korusun), Kur'ân'da numara verilmemiş olan besmeleler dahil 6346 ayet vardır. Besmelenin ayetliği kuşkuluysa nasıl her besmeleyi surenin bir ayeti sayar ve bu suretle ayetlerin sayısını kabartır.Oysa Kur'ân uzmanları, Nemi 30'uncu ayetteki besmele hariç, diğer besmeleleri ayet sayısına katmazlar. Bu sayı da görecelidir. Çünkü bazıları bazı yerlerde iki ayeti bir ayet, bazıları ise iki ayet kabul ettiğinden sayı değişmektedir.İşte bir çelişki dahaEd-Dânî Kur'ân'da 6000 ayet olduğunu söyler. Bazılarına göre 6204 veya 6214 veya 6216 veya 6219, Kûfelilere göre 6238, bazılarına göre 6243, bizim tespitimize göre 6256, besmelelerle birlikte 6369, İbn Abbâs'tan bir rivayete ve Zemahşerî'ye göre 6666 ayet vardır. Şimdi ne oldu yazarımızın sayısı?Yazarın kendi sanısına göre 6346 ayet vardır. Bu sayı, 19'un 334'le çarpımına eşittir. Görüldüğü üzere ayetlerin sayısı 6346 değil 6369'dur. Ve bu sayı 19'un 334 ile çarpımından çıkan sayı değildir.Yazar, Alak Suresi'nin 19 ayetten oluştuğunu söylüyor. Şu çelişkiye bak. Hem besmeleyi sureye dahil ayet sayıyor hem de Alak Suresi'nde besmeleyi sureye dahil etmiyor. Çünkü besmele de sayılsa Alak Suresi'nin ayet sayısı 20 olur ki bu 19 mucizecilerinin tezine uymaz.Tutarsız iddialarBu iddialar tutarsız, hayali şeylerdir. Bunları Kur'ân'a uyarlamak ve Kur'ân'ı bunlarla şifrelemek saygısızlıktır, cüretkârlıktır, edebe aykırıdır. Her şeyin Kur'ân'da şifrelenmiş olduğu iddiası çok yakında büyük falcılıklara, kalpazanlıklara yol açacaktır.Çünkü saf insanlar, böyle şifrelerle uğraşanlara başvurarak, "Benim başıma gelecek olayları bulur musun? Benim falan kızla evlenmemin şifresi var mı? Benim yapacağım icadın şifresi hangi ayette?" diye soracaklardır.Yazar, birbirleriyle ilintili sözcüklerin tekrarlanışından da anlamlar çıkarır. Güya, "Halakakum: Sizi yarattı" 16 defa geçiyormuş. Bununla ilgili, "Kulluk yani ibadet" de 16 defa geçiyormuş. Araştırdım. Evet, "Halakakum" 16 defa geçiyor ama "ibadet" 9 defa geçiyor. Fakat ibadet sözcüğünün türevleri pek çok geçer.

Devamını Oku

Yine şifrecilik sorunu (1)

19 Şubat 2003

Geçenlerde Kanal D'de yayınlanan ve Fatih Altaylı'nın yönettiği "Teke Tek" adlı programda Kur'ân'ın şifresi üzerinde bir tartışma oldu. Bu programa beni de çağırdılar. Bir tartışma olacağını söylediler. Ben de ciddi bir tartışma olur düşüncesiyle kabul ettim. Eğer, tartışmanın düzeyini ve Kur'ân okumasını dahi bilmeyen fakat kendince şifreler hayal edip bunlarla gelecek hakkında kehanette bulunan bir öğrenciyle tartışmaya katılmak üzere çağrıldığımı bilseydim asla gitmezdim. Ben, Allah rızası için ortaya atılan bu meselenin tutarsızlığını anlatıp halkımızı gerçeğe yöneltmek üzere programa katıldım. Maalesef Fatih Altaylı'nın amacı, Ömer Çelakıl'ın tutarsız düşüncelerini bana onaylatmakmış.Endişe duyuyorumAltaylı, programın sonlarına doğru tarafsızlığını bozup Ömer Çelakıl'ın hiçbir mesnedi olmayan düşüncelerini, çarpıtmalarını, sözüm ona kehanetlerini savunmaya geçti. Orada, onun üslubuyla cevap vermek istemediğim için sadece, "Beni buraya, benimle kavga etmek için mi çağırdınız? Bu üslûbunuz saygıya aykırıdır. Aramızda bu kadar yaş farkı var. Üslûbunuz üslûp değil" demekle yetindim. Şimdi o programda yeterince eleştirme imkânı bulamadığım Ömer Çelakıl adlı öğrencinin, kendisine nisbet edilen kitaptaki savlarının tutarsızlığını açıklamak istiyorum. Çünkü bu savların, maalesef Kur'ân'ı bir fal ve kehanet kitabı haline getireceğinden endişe ediyorum.Ömer Çelakıl'a nisbet edilen kitap, bestseller olmuş. Demek ki insanlar hayallere, efsanelere, gizemlere meraklı ki bu kitaplara istek gösteriyorlar. Kitapta Ömer Çelakıl, hayallerini sergilemeye başlamadan önce 19 mucizesi üzerinde durmakta, Reşat Halife'nin savlarını yinelemektedir.Besmele 21 harflidirÇelakıl şöyle diyor: "Kur'ân sureleri, başlarına konan besmelenin harf sayısına göre kodlanmıştır. Besmele'de 19 harf vardır. Her suredeki ayetlerin sayısı da 19 veya 19'un katıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de 114 sure vardır. Bu, 19'un katıdır. 19 x 6 = 114 eder." İyi ama son iki sureyi dua kabul edip Mushafına almayan sahâbîler de vardır. Ayrıca Tevbe ile Enfâl'i bir tek sure kabul edenler de bulunduğundan bu iki sure arasına Besmele konmamıştır. Bunlar nazara alınırsa Reşat'ın ve yandaşlarının sistemi yıkılmaz mı? Besmele aslında 19 değil 21 harflidir. Ayrıca Besmele, Ömer'in sandığı gibi Kur'ân'in ilk ayeti değildir. Hiç ayet olmayıp, sureleri birbirinden ayırmak için sure başlarına konduğunu söyleyen âlimler de vardır. Zaten Besmele, İslâm'dan önce de vardı ve Araplar işe başlarken ya besmele veya besmele formunda bir cümle söylerlerdi. Böyleyken Besmele'yi Kur'ân'in ilk ayeti saymanın tutarlı yanı var mı?

Devamını Oku

"Kasten namazını kılmayan kişiye kaza gerekmez"

18 Şubat 2003

Hadislerden, unutularak veya herhangi bir özürle vaktinde kılınmayan namazların, hemen kaza edileceği ve üzerinde kılamadığı namazlar olduğu halde ölen kimsenin yerine, namazlarının kaza edilemeyeceği ve bunlar için kefaret (fidye) verilmeyeceği anlaşılır. "O namazların, bundan başka kefareti yoktur" cümlesi bunu gösterir. Peygamber'in kaza edilmesini emrettiği namazlar; unutmak, uyku gibi bir özür dolayısıyla kılınamayan namazlardır. Bunların kazası lazım gelir. Fakat özürsüz olarak bile bile namaz kılmayan kimsenin bu namazlarını kaza etmesi gerekip gerekmeyeceği konusunda görüş aynlığı varsa da hadislerin metninden sadece bir özür dolayısıyla kılınamayan namazların kazasının gerekeceği, özürsüz olarak kılınmayan namazların, kazasının lazım gelmediği, son derece büyük günah olan namazı terk etmekten dolayı Allah'a tevbe ile af ve mağfiret dilemek gerektiği anlaşılır.Büyük zorlukturŞevkânî de Neylu'l-Evtâr'ında, "Uzun araştırmasına rağmen kasten kılınmayan namazların kazasının gerektiği hakkında geçerli bir delil bulamadığını" belirtmektedir. 40- 50 yaşlarına gelip Müslüman olanlar, daha önceki dönemlerinde yapmadıkları ibadetleri yapmakla yükümlü değillerdir, İslâm olmaları, önceki günahlarını siler. Uzun süre namaz kılmayıp daha sonra namaza başlayan da ömrünün ileri bir döneminde Müslüman olan kimsenin durumuna benzer. O kimsenin, geçen dönemlerindeki namazlarını kaza etmesi, büyük bir zorluktur. Zaten onların, tevbe ve istiğfardan başka kefareti de yoktur.Tevbe eden mürtedİmam Ahmed ibn Hanbel'e göre kasten namazını kılmayan kimseye kaza gerekmez. Çünkü bu kişi mürted olmuştur. Tevbe eden mürtede, terk ettiği namazları kaza etmesi emredilmez. Nasıl yıllarca yıkanmayan insanın, daha sonra yıkanmayı adet edinip temizliğe başlayınca eski yıkanmamalarını kaza etmesi mümkün değilse uzun yıllar kasten yapılmayan ibadetlerin de kazası gerçekte mümkün değildir. Kaza diye yapılan, aslında şimdiki halde tevbedir, bir iç temizlemesidir.Hasta olan insanEski hata ve kusurlara tevbe edip bundan sonra ibadetine devam etmelidir. Küfür diyarında Müslüman olup da farz olduğunu bilmediği için namaz kılmayan kimse, bunu öğrendikten sonra kılmadıklarını kaza etmez. Bayılmış olan kimse de baygınken kaçırdığını; delirenin delilik halinde kılmadıklarını ayıldığı zaman kaza etmesi lazım gelmez, îmâ ile dahi kılmaya gücü yetmeyecek derecede hasta olan insan da kaçırdığı namazlar, bir gün ve gecenin namazlarından fazla ise bunları kaza etmez (Fetâvây-i Hindiyye).

Devamını Oku

"Namazı unutan hatırladığında onu kaza etsin"

17 Şubat 2003

Soru: Merhaba hocam. Sizden aşağıdaki soruları cevaplamanızı rica ediyorum.1- Yaklaşık olarak 6 yıl önce Kur'ân okumayı öğrenmiştim fakat araya üniversite eğitimi girdiğinden pek zaman ayıramadım ve tabii ki okumayı unuttum. Öğrenip de unutmanın günah olduğunu söylüyorlar. Ne yapmam gerekiyor?2- Abdest veya gusül aldıktan sonra herhangi bir dua okumak gerekir mi?3- Kaza namazlarından önce kamet getirilir mi?Cevap: 1- Öğrendiğiniz Kur'ân'ı unutmanız hata olsa bile günah değildir. Çünkü unutmak insanın elinde olmayan bir özürdür. Yapılacak iş, unuttuğunuzu yeniden ezberlemektir. Namaz kılacak kadar Kur'ân öğrenmek de herkesin görevidir.2- Abdest veya gusül aldıktan sonra herhangi bir dua okuma şart değildir. Ancak okunması hoş görülen bazı dualar vardır. Bunlar müstehabdir, farz veya sünnet değildir.5 vakit farz namazları3- Kaza, vaktinde farz veya vacib olan namazın mislini ödeyerek üzerinden düşürmektir. Farz veya vacibin aynını yapmak eda, mislini yapmak da kazadır. Vaktinde kılınan namaza vaktiyye, kazaya kalan namaza fâite denilir. Vaktinde kılınmamış olan beş vakit farz namazların kazası farzdır. Burada bir hususa dikkat çekmek isterim. Peygamber (s.a.v.), "Bir namazı unutan, hatırladığı zaman onu kaza etsin. O namazın başka kefareti yoktur" (Buhârî, Müslim. el-Muhteka min Ahbâri'l-Mustafâ: 1/236, h. 609) buyurmuştur. Peygamber (s.a.v.), uyku dolayısıyla namaz kılamadıklarını söyleyenlere, "Uykuda kusur yoktur, kusur uyanıklık halinde olur. Biriniz namazı unutur ya da uyku sebebiyle kılamazsa, hatırladığı zaman o namazı kılsın" (Nesâ'î, Tirmizî; el-Munteka: 1/236, h. 612) demiştir.Hepsini sırasıyla kılmışBaşka bir rivayette de bir seferden dönerken uyku dolayısıyla sabah namazına uyanamayan Allah Elçisi ve arkadaşları, güneş doğup yükseldikten sonra Bilâl ezan okumuş, iki rekat sünnetin ardından kamet getirerek sabah namazını cemaatle kılmışlardır. Sonra arkadaşları, "Yâ Resûlallah, bu namazı yarın vaktinde iade etmeyelim mi?" diye sormuşlar. Allah'ın Elçisi, "Rabbiniz sizi ribâdan men ederken kendisi sizden ribâ mı alacak?" buyurmuştur. (İbn Hanbel, Müsned; el-Munteka: 1/237, h. 614 7 el-Munteka: 1/239). Hendek Savaşı'nda da iki veya dört namazı kılamayan Allah Elçisi, geceleyin bu namazları hep birlikte sırasıyla kıldırmıştır.* Bu sorunun cevabını yarınki yazımda tamamlayacağım.

Devamını Oku