"Günah" ile ilgili soruyu cevaplamaya bugün de devam ediyorum.Bir gün Hz. Peygamber, arkadaşlarıyla beraber otururken kaybettiği çocuğunu fellik fellik arayan, onu bulunca hemen bağrına basan bir kadın görür ve arkadaşlarına sorar: "Bu kadın, kendi isteğiyle bu çocuğunu ateşe atar mı?" Arkadaşları, "Atmaz, ey Allah'ın Elçisi" derler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, "Allah kullarına, bu kadının çocuğuna merhametinden daha çok merhametlidir. Allah da kullarını isteyerek, seve seve ateşe atmaz" buyurur.Evet, Allah kulunu ateşe atıp yakmak için yaratmadı. Kul, hatasıyla kendi ruhunu kirleterek sıkıntılara atmaktadır. Pişmanlık ve tevbe, kulun günah kirlerini, sıkıntılarını temizler. Ruhu arındırır. İyilikler, kötülüklerin izlerini siler. Pişmanlık duygusunun, günah kirlerini temizlediğine inanıp Allah'ın af ve mağfiret vaadine inanmak ve umutsuzluk girdabından kurtulmak gerekir. Allah'ın vaadine güvenmemek nankörlüktür. Yüce Allah buyurmuştur: "Allah'ın rahmetinden umutsuzluğa düşmeyiniz. Çünkü Allah'ın rahmetinden ancak inançsız, nankör insanlar umut keserler."Resimli elbise adaba uymazSoru: Camiye giderken üzeri resimli bir elbise giymenin dinimiz açısından bir sakıncası var mı? (Samet Erdem)Cevap: Kur'ân, resim yasağı getirmemiştir ama İslâm geleneğinde camiye tabiat resmi dışında insan veya hayvan resmi sokulmamıştır. Bunun amacı da herhangi bir canlıya, puta tapmayı önlemektir. Bundan dolayı resimli elbiseyle camiye girmek, İslâm adabına uymaz. Ayrıca başkalarını rahatsız eder. Sizin arkanızda namaz kılanın gözü, sizin elbisenizdeki resme takılabilir. Resme karşı namaz kılmak da caiz görülmemektedir. Bu bakımdan camiye sade ve kimseyi rahatsız etmeyecek, temiz bir kıyafetle gitmenizi tavsiye ederim.Kaza namazı diğerleri gibi kılınırSoru: Sayın Hocam, kaza namazları nasıl kılınır? Bilgi verir misiniz? (B. Öncel)Cevap: Kaza namazı, aynen diğer namazlar gibi kılınır. Meselâ sabah namazı, normal sabah namazı nasıl kılınıyorsa öyle kılınır. Birkaç namaz birlikte kılınacaksa her namaz için ayrı kamet getirilir ve o namaz kılınır. Her vakitte her namaz kılınabilir. Yani gece içinde öğle, ikindi, akşam namazları kaza edilebilir. Bunun ayrıntısını ilmihal kitaplarından okuyunuz.
Soru: Geçmişte işlediğim günahlar hiç aklımdan çıkmıyor. Yatarken dua edip yatıyorum ama uyuyamıyorum. Ne yapabilirim?Cevap: Birçok gencimizde ve yetişkinlerimizde bu günah düşüncesi en büyük huzursuzluk kaynağı oluyor. Düşünce ve korku, insanların hayatını karartıyor. Dinin amacı insanları huzursuzluğun girdabına atmak değil, huzursuzluktan huzura, umutsuzluktan umuda çekmektir. Şunu iyi bilmek lâzım ki günahlardan dönme yani tevbe, günah kirlerini temizler. Süleyman Çelebi'nin dediği gibi "Bir kez Allah, dese aşkiyle lisan, Dökülür cümle günâh misl-i hazân!" İnsan aşk ile Allah'a yalvarınca günahlar, güz yapraklan gibi dökülür. Kul, tekrar işlediği günaha dönmedikten sonra artık Allah tarafından bağışlandığına inanmalı, sürekli olarak hatalarını düşünüp durmamalıdır. Çünkü hataları düşünmek, insanı o anlara götürür, aklını onunla meşgul eder. Yani insan, zihninde o hatalan yeniden yaşar ki bu da ruhunda bunalımlara, dengesizliklere yol açar.Cüneyd-i Bağdadî ile dayısı Serî arasındaki şu olay ilginçtir: Bir genç, Serî'den tevbenin anlamını sorar. Serî, "Tevbe, günahını unutmamandır" diye yanıtlar. Genç, "Bana göre tevbe, günahını anımsamamandır" der.Allah kulunu korurSerî'nin canı sıkılır. Geldiğinde dayısı Serî'yi üzgün gören Cüneyt, sebebini sorar. O da gencin itirazına sıkıldığını belirtir. Cüneyt der ki: "Bana göre gencin sözü doğrudur. Çünkü sen bir zaman bir çirkef içindeyken oradan kurtulup gül bahçesinde yaşarken yine çirkefteki durumunu düşünürsen, bedenin gül bahçesinde olsa da kafan çirkef içinde olacağı için o gül bahçesi de senin için çirkefe dönüşür." Serî bu yanıt karşısında rahatlar.İşte gerçek böyle. Allah seni bulunduğun günahlardan iyiliğe, güzelliğe çıkarmışken hâlâ ne diye kötü halleri düşünür, o haller içinde yaşarsın ki! Allah'ın günahları bağışladığını ve tevbe eden kullarını affetmekten hoşlandığını unutma ve unutma ki, "İyilikler, kötülüklerin izini siler" (Hud Suresi: 114).Ey gençler, ey günah korkusuyla hayatı kendilerine zindan edenler, iyi biliniz ki Allah, kuluna, kendisinden daha yakındır. Kulunu, kulun kendisini korumasından daha çok korur ve kollar. O'nun maksadı, kulunun düşüncelerini temizleyip huzur içinde yaşatmaktır. Günahtan dönmek, pişman olmak Allah'a yönelmektir. Allah, kendisine yöneleni doğru yola, başarıya ulaştım. Bir kudsi hadiste, "Kul Allah'a bir karış yaklaşsa, Allah ona bir kulaç yaklaşır; kul Allah'a yürüyerek gitse, Allah ona koşarak gelir" buyurulmaktadır. Allah'ın rahmeti, acıması, yaratıkların acımasıyla mukayese edilemeyecek kadar büyüktür.* Bu okuyucumun sorusunu cevaplamaya yarın devam edeceğim.
"Kur'an'a göre Hz. İsa'nın Hayatı" adlı dizi yazımız nedeniyle okuyucum Yasemin Sultan'ın "Melâmetîler"le ilgili sorusunu yanıtlamaya ara vermek zorunda kalmıştım. Bugün tamamlıyorum.Melâmetîlere göre ruhun zikri, zatı anmadır. Sırrın zikri, sıfatları anmadır. Kalbin nimetleri anması, sıfatların etkisini anmadır. Nefsin zikri, tehlikelere maruzdur. "Sırrın ruha ırhlâı (halini bilmesi)" sözleriyle Allah'ın zatında tam fâni olmaya işaret ederler. O vakit de heybet zikri, heybeti anımsatan sıfatlan anmaktır. Heybetin varlığını bilmek, benlikten bir kalıntı bulunması demektir ki bu, tam fena (yok olma) haline aykırıdır. Onun için ruhun zikrini sır da bilmeyecek, sâlik, bilincini Hakk'ın zatında kaybedecektir ki ruh Hakk'ta tam fena bulsun. İşte bu hal, ruhun gerçek zikridir (Avârifu'l-meârif: 71-72, 75).Melâmetî düşünceye göre insan ruhunu kirleten en büyük etken, dünya tutkusu, halk nezdinde itibar ve mevki kazanmak için dalkavukluk, gösteriş, kibir ve gururdur.Gazâlî'ye göre, melâmet, halkın gözünden düşmek için halkın hoşuna gitmeyen, kınanmasına yol açacak işler yapmaktır. Halk tarafından kınanmakla kabul lezzetinden ayrılır, reddedilmenin, itilmenin ezikliğine alışır, Yaratıcı'nın kabulüyle yetinir. Bu usul, melâmetiyye usulüdür. Onlar, halkın gözünden düşmek için görünürde çirkin işler yapmışlardır. Ancak muktedâ bih olan (kendisine uyulan) kimselerin böyle yapması caiz değildir. Çünkü bu davranış dinin itibarının sarsılmasına yol acar.Kral yüz çevirmişMuktedâbih olmayan ise haram olan şeye yanaşmaz. Ancak halkın hoşlanmadığı mubah şeyleri yapabilir. Rivayete göre krallardan biri, zahidlerden birini meclisine almış, ona saygı göstermiş. Zahid, kralın kendisine itibar ve yakınlığını fark edince (itibar hırsından kurtulmak için) yemek ve bakla istemiş ve lokmaları büyük yaparak oburca yemeye başlamış. Kral onu böyle görünce gözünden düşürmüş ve ondan yüz çevirmiş. Zahid, "Seni benden çeviren Allah'a hamdolsun" demiş.Kimi de halka şarap içiyor zannını verip onların gözünden düşmek için şarap rengi bardakla helâl içki içmiştir. Fakat fıkhen bunun da caiz olup olmadığı kuşkuludur. Ancak hal erbabı, kalplerinin düzelmesine yararlı görürlerse nefislerini, fakihlerin görüşlerine aykırı usullerle de tedavi ederler. Sonra kusur şeklinde görünen bu işlerini telafi ederler. Onlardan biri zühd ile meşhur olup halkın kendisine ikbalini ve itibarını görünce hamama girmiş, başkasının elbisesini giyip çıkmış, yolda durmuş, kendisini tanımışlar, yakalamışlar, dövmüşler, elbiseyi geri almışlar ve "Bu soyguncudur" deyip artık kendisine itibar etmemişler.
Prof. Dr. Mehmet Paçacı, dünkü yazımda belirttiğim mesih kelimesi hakkındaki açıklamasını şöyle tamamlıyor: "Müslüman toplumlar da büyük kültürel, ekonomik ve siyasi başarılarından sonra 19. ve 20. yüzyılda son derece baskılı bir başka Helenleştirme rüzgârıyla karşı karşıya kaldılar. Biz buna daha çok batılılaşma diyoruz. Tıpkı bugün nasıl doğunun bütün şehirleri, baü uygarlığının doğduğu büyük şehirlerin birer kopyası olmuşsa ikibin yıl önce de doğudaki şehirler kısa zamanda Atina'ya benzer hale gelmişti. İskender, ele geçirdiği doğu topraklarında kendi adına şehirler yaptırmış, daha önce varolanları da birer Helen şehri haline getirmiştir.İskender'in adına kurulan İskenderiye'de büyük Yahudi cemaati yaşamaktaydı. Burada Fransız sömürgecilerin, kuzey Afrika'da Arapça'ya karşı gerçekleştirdikleri uygulamanın bir benzeriyle o yıllarda İbranice karşılaşmıştı. Birkaç nesil içinde bu cemaat, İbranice kitapları okuyamaz olmuş, yerine Yunanca felsefe kitapları okunur hale gelmişti. Sonunda okunabilmesini sağlamak amacıyla Tevrat'ın Yunanca'ya çevrilmesi zorunluğu doğmuştu."* Hz. İsa doğduğunda İsrailoğulları siyasi ve kültürel açıdan ne durumdaydı?Yahudiler'in, Yunan kültürünün bu baskılı döneminde kısa süren bir egemenliği olmuştur. Suriye Helenleri'ne karşı yapılan bir isyanla (M.Ö. 167) başlayan Haşmoni hanedanı, Ferisiler ve Sadukiler adlı iki siyasi dini parti arasındaki çekişmeler sebebiyle zayıfladı. Romalılar Kudüs'ü kuşattığında iç çatışmalar sürüyordu. Bu sırada İsrailoğulları, Romalı askerlerin çizmelerini ve kılıçlanın Mabed'te gördü.Daha sonra Herod'la birlikte Filistin'de unvanı kral olan fakat gerçekte iktidarlarını Romalılara borçlu yöneticiler hükümet ettiler. Hz. İsa'dan biraz önce Filistin'de siyasi ve kültürel durum, ana çizgileriyle böyleydi. Hz. İsa döneminde ise önce Herod'un üç oğlu, Filistin'i paylaşarak yönetmiş, daha sonra da Roma, Filistin'i kendi valileriyle yönetmeye başlamıştı (Salomon Grayzel, A History of the Jews, Philadelphia; The Jewish Publication Society of America, s. 13-106, 1952).* İsrailoğulları içinde bölünmeler, gruplaşmalar ve sürtüşmeler var mıydı?Ferisiler, Yahudiliği şeriat merkezli bir din olarak görmüşler ve şeriatın kurallarını çok katı bir biçimde yorumlamışlardır. Din kurallarını toplumsal alanda ve yönetimde uygulamayan hükümdar Herod'a karşı çıkmışlardır (John L., McKenzie, Dictionary of the Bible, London Collire MacMillan, s. 668, vd., 1965). Sadukiler ise üst düzey din adamlarını oluşturuyorlardı. Geleneği (rivayeti) reddetmişlerdir. Yarın: Apokaliptik kültür nasıl doğdu?
Hz. İsa, Mesih sıfatıyla anılmaktadır. Mesih, Arapçada ölçmek ve meshetmek (el sürmek) anlamındaki mesh kökünden bir sıfat olabilir. Müfessirler, Mesih kelimesine birkaç mana vermişlerdir. Ayağının altı dümdüz çukursuz olduğu için yahut çok seyahat ettiği, yahut elini sürdüğü her hastayı iyileştirdiği, yahut meshedilmek suretiyle kirlerden arıtıldığı ya da annesinden yağ sürülmüş olarak doğduğu için İsa'ya Mesih denmiştir.Bu kelimenin, İbranice meşih yahut mişiha kelimesinden gelmiş olması daha doğru görünmektedir. Arapçada nasıl Yuhanna, Yahya; Moşe, Musa olmuş ise mişiha da Mesih olmuştur. Horowitz, kelimenin Habeşçe'den alınmış olabileceğini ileri sürmüş ve yazıtlarda, özel isimlerde ve eski şiirde bu kelimeye rastlandığını söylemiştir (Koranische Untersuchungen s. 129 / İslâm Ansiklopedisi Mesih maddesi). Fakat bu kelimenin Aramiceden geçmiş olduğu tezi daha güçlüdür. Aramicede maşlah, kutsal yağ ile yağlanmış demektir."Yahve'nin Mesihi" tabiri, din adamları, hükümdarlar ve peygamberler için kullanılır. Peygamber Samuel, Allah'ın emriyle kral atadığı Saul (Tâlût)'un başına yağ döküp meshetmiş, "Kendi mirası üzerine reis olarak Rab seni meshetti" demiştir (I. Samuel: 10/1). Tâlût'tan sonra Davud'a da yapılan bu yağlama (mesh) töreni, sonra gelenek halini almıştır. İşte Yahudiler, son zamanda gelecek bir kralın, kendilerine dünya egemenliğini kazandıracağına inanırlar. Ancak apokaliptik dönemde bu kelime, dünyanın son günlerinde, Allah'ın egemenliğini kuracak kişi anlamında kullanılmıştır.* Mesih kelimesinin, dönemin siyasal olaylarıyla ilgisi var mı?İsrailoğulları'nda dini bir inanç haline getirilen Mesih kelimesinin manasını daha iyi kavrayabilmek için Hz. İsa'nın doğumuna tekadüm eden zamanlarda İsrailoğulları'nın siyasal ve kültürel tarihine bir göz atmak gerekir. Prof. Dr. Mehmet Paçacı'nın mesih kelimesi hakkındaki açıklamasının özeti şöyledir:"İsrailoğulları, Mısır esaretinden kurtulduktan ve Davud ve Süleyman (a.s.)'ın önderliğinde büyük başarılar gösterdikten sonra iki krallığa bölündü. Önce kuzeydeki İsrail Krallığı Asurlular'ın egemenliği altına girdi. Sonra da Yahuda Krallığı'na Babilliler tarafından son verildi. Büyük İskender'in doğu topraklarını ele geçirmesiyle bu topraklar Helen kültürünün etkisi altına girmiştir. Daha önce Babil kültürüne karşı direnmek zorunda kalan İsrailoğulları, bu defa Helen kültürü karşısında varolma savaşı vermektedir. Bugün bu kültürel varolma savaşının ne zorlu bir savaş olduğunu, batılı olmayan toplumlara anlatmak hiç de zor değildir." Yarın: İsrailoğulları'nın siyasi durumu.
Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya da onun bakımını üstlendi. Zekeriyya, onun yanına, mihraba her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. (O da) "Bu Allah katından" derdi. "Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir" (Âl-i İmrân: 37). Bu ayetlerde (Âl-i İmrân: 33-37) önce Allah'ın, Adem'i Nuh'u, İbrahim ve İmrân ailelerini birbirinden süze süze yarattığı, seçip manevi kirlerden temizleyerek âlemlere üstün kıldığı belirtilmekte sonra İsa'nın anneannesi olan İmrân'ın karısının, karnındaki çocuğu Allah'a ibadet için mabede adadığı fakat erkek beklerken kız doğurduğu ama sözünde durup o kızı (Meryem'i) de dine hizmet için mabedin eğitimine verdiği anlatılmaktadır.■ Zekeriyya, Meryem'in eniştesi mi? Tefsirlere göre İmrân'ın karısı, Fakuz'un kızı ve Meryem'in annesi olan Hanna'dır. Hannâ'nın kızkardeşi -bir rivayete göre Meryem'in kızkardeşi- İyşâ, Zekeriyya'nın kansıdır. Ancak Luka İncili'ne göre Meryem'in teyzesi olan Zekeriyya'nın karısının adı Elizabet'tir.■ Hz. Meryem, yetim olarak mı dünyaya geldi? Onun bakımını kim üstlendi?Meryem henüz annesinin karnındayken babasını kaybetmiş, yetim doğmuştu. Annesi onu hahamlara götürdü. Meryem'in teyzesinin kocası, bazı rivayetlere göre de eniştesi olan Zekeriyya, Meryem'in bakımını üstlenmek istedi. Fakat hahamlar topluluğu buna itiraz ettiler.Meryem'in yetiştirilmesini üstlenmek isteyen 29 kişi arasında çekilen kura, Zekeriyya'ya isabet etti. Böylece Meryem'in bakımını Zekeriyya üstlendi. Meryem biraz büyüyünce, annesinin vaadinin yerine gelmesi için Zekeriyya onu Kudüs mabedindeki mihraba koydu. Mihrap, yüksek yer demektir. Meclislerin en özenli yerine mihrap denilir. Mihrabın bu anlamına bakılırsa Meryem'in rahibe okuluna verildiği anlaşılır. Demek ki, çocuk meryem, rahibe okulunda özenli bir odaya yerleştirilmiştir.■ Meryem odada nelere tanık oldu? Hz. Meryem burada eğitim ve ibadetle meşgulken kendisine manevi rızıklar gelmiştir. Zekeriyya, Meryem'in odasına girdiğinde gayb âleminden gelen rızıkları görünce bunların nereden geldiğini sormuş, Meryem de bunların Allah katından geldiğini söylemiştir.■ Kur'an'da Hz. İsa'nın mucizelerine işaret edilir mi?Âl-i İmrân 45-51'inci ayetlerde, Meryem'in melekler tarafından, İsrailoğullan'na yol gösterecek, mucizeler sahibi peygamber bir çocuk doğuracağının müjdelendiği anlatılmakta, İsa'nın mucizelerine işaret edilmekte ve onun asıl misyonunun tevhid çağrısı olduğu vurgulanmaktadır.Yarın: Mesih ne anlama gelir?
Hz. İsa'dan Meryem oğlu diye söz edilmesi, babasız yaratıldığına işaret yanında, Allah'ın oğlu olmayıp insanoğlu olduğunu belirtmek içindir. Bu ifadede, İsa için Allah'ın oğlu şeklindeki Hıristiyan inancını ret vardır. Matta İncili'nin birinci ve ikinci bablarında şöyle deniliyor:"Adını İsa koyacaksın""İsa Mesih'in doğması da şöyle oldu. Anası Meryem, Yusuf'a nişanlanmış olduğu halde, buluşmalarından önce Rûhul'l-Kudüs'ten gebe olduğu anlaşıldı. Nişanlısı Yusuf, salih bir adam olup onu rüsva etmek istemeyerek gizlice boşamak niyetindeydi. Fakat bunları düşünürken işte Rabbin meleği ona görünüp dedi:- Sen, Davud oğlu Yusuf, Meryem'i kendine karı olarak almaktan korkma çünkü kendisinde doğmuş olan Rûhu'l-Kudüs'tendir. Ve bir oğul doğuracaktır ve onun adını İsa koyacaksın. Çünkü kavmini günahlarından kurtaracak olan odur..."■ Çocuk İsa neden Mısır'a götürüldü? Müneccimler (astrologlar), gelip Kral Herodes'ten, Yahudilerin kralı olarak doğan çocuğu sordular. Kral bunu işitince İsa'yı bulup öldürtmek için onu gizlice aratmaya başladı. "İmdi müneccimler yola çıktıktan sonra işte Rabbin meleği Yusuf'a rüyada görünüp dedi: Kalk, anasıyla çocuğu al ve Mısır'a kaç ve ben sana söyleyinceye kadar orada kal" (Matta: 1, 2'nci bablar).Mısır olması mümkünMatta'ya göre İsa, Beytlehem'de doğmuş, oradan Mısır'a götürülmüştür (2. bab).İncil'de anlatılan olay, Mefâtîhu'l-ğayb'de hiç Mısır adı anılmadan rivayet edilir (23/103). Herhalde olay, Hıristiyanlar vasıtasıyla Hz. Peygamber'in yaşadığı çevreye aktarılmıştır. Ayette geçen Rebve'nin, içinde Nil ırmağı akan Mısır olması mümkündür. Çünkü ortasından Nil'in aktığı Mısır toprağı, meyveli, verimlidir (et-Tefsîru'l-hadîs: 6/200).■ Hz. İsa'nın annesi Meryem de doğumundan önce nasıl mabede adanmıştı?33- Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. 34-(Bunlar) Birbirinden türeyen nesil(ler)dir. Allah işiten, bilendir. 35- İmrân'ın karısı demişti ki: "Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin." 36- Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bilirken- yine şöyle söyledi: "Rabbim, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum."Yarın: Allah katından gelen miktar.
Kur'ân'da Hz. Meryem'e çocuk üfleyen ruhun adı belirtilmemiştir. Tefsirlere göre bu ruh, Hz. Cebrâ'îl'dir. Çünkü o, "er-Rûhu'l-emîn: Güvenilir Ruh" olarak nitelendirilmiştir. Bu konuda bir açıklık yoktur. Kesin olan şey, yüce bir ruhun, güzel bir insan kılığına girerek Meryem'e görünüp çocuk üflediğidir. Ebû Müslim'e göre de Meryem'e gönderilen ruh, karnında şekillenip insan olan ruhtur. Fakat birinci görüş daha kuvvetli kabul edilir.■ Hz. Meryem'in Hz. İsa'ya hamile kalışı nasıl anlatılır?Meryem Suresi 22-26. ayetler: Meryem gebe kalır. Çoğunluğun kanısına göre Meryem'in gebelik süresi 9 aydır. Bunun 8 ay, ya da 6 ay sürdüğünü söyleyenler yanında gebe kalır kalmaz doğurduğunu söyleyenler de vardır. Çoğunluğun görüşü daha doğrudur. İbn Kesîr'e göre Meryem'le kızkardeşi yani Yahya'nın annesi, aynı zamanlarda gebe kalmışlar ve Yahya'nın annesi, Meryem'le karşılaştığında, kendi karnındaki çocuğun Meryem'in karnındaki çocuğa saygı için secde ettiğini hissetmiş. Onların dininde Allah'tan başkası için saygı amacıyla secde edilmesi caizmiş. İslâm'da bu haram kılınmıştır (İbn Kesîr, Tefsîr: 3/117).■ Hz. Meryem, karnındaki çocuk belirince ne yaptı?Meryem, gebeliği belirmeye başlayınca durumu ailesinden gizlemek için uzak bir yere gider, onlara görünmemeye çalışır. Doğum sancısı tutunca bir ağacın altına gelir. Başına gelenlere üzülen Meryem, üzülmemesini, Rabbinin, alt tarafında, yani hemen yanı başında içecek bir su akıttığını, ağacı silkelemekle de üzerine taze hurma döküleceğini, yiyip içmesini ve sevinmesini, insanlardan birini görünce Rahman için susma orucu adadığını, kimseyle konuşmayacağını söylemesini bildiren bir ses duyar. Sözgelişinden bu ünleyenin, Meryem'e çocuk üfleyen ruh olduğu anlaşılır. Ünleyenin Isa olduğunu söyleyenler varsa da bu doğru görülmez. Çünkü henüz İsa doğmamıştır.■ Hz. Meryem çocuğunu ne yaptı?27-33. ayetler: Meryem, doğurduğu çocuğu getirince ailesi, kendisinin çirkin bir iş yaptığını söylerler. Fakat o cevap vermez, sadece bebeği gösterir. "Beşikteki bebekle nasıl konuşalım?" diyenlere, bebek, kendisinin Allah'ın kulu olduğunu, Allah'ın, Kitabı verip kendisini peygamber yaptığını, her yerde mübarek kıldığını, yaşadığı sürece kendisine namaz kılmayı, zekat vermeyi, annesine iyilik etmeyi buyurduğunu ve kendisini azgın bir zorba yapmadığını; doğduğu, öleceği ve tekrar dirileceği günde esenlik içinde olduğunu söyler. "Meryem, oğlunu ve annesini birer mucize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik" (Mü'minûn: 50).Yarın: Hz. İsa'dan neden "Meryem Oğlu" diye bahsedilir?