Dâbbet-ül-arz gerçek midir?

26 Mart 2004

Soru: Dâbbet-ül-arz nedir?Cevap: Neml: 82-83'üncü ayetleri, ahireti inkâr edenleri uyarmak için bir ahiret tablosunu canlandırmaktadır. Olacağı haber verilen kıyamet olayı gelip çatınca, Allah'ın yerden çıkaracağı bir canlı, insanların, Allah'ın ayetlerine inanmadıklarını söyleyecektir. Allah'ın yerden çıkaracağı bu dâbbet-ül-arz (yer canlısı) nedir? Bu konuda çeşitli yorumlar var. Vehb ibn Münebbih'e dayandırılan bir rivayet, bu yerden çıkacak hayvan inancının, Yahudi kaynaklı olduğunu gösterir.Demek ki Yahudiler de kıyametten önce yerden bir hayvan çıkacağına inanıyorlardı. İşte Kur'ân, insanlann bildiği, inandığı o hayvanın çıkacağı kıyamet zamanını hatırlatarak toplumu uyarmaktadır. Kıyametten önce böyle bir hayvanın çıkacağına inanırız. Ama bu hayvanın niteliğini bilemeyiz. Modernist müfessirler de bu hayvanı tren, otomobil gibi icatlara işaret saymaktadırlar ki bu da zoraki yorumdan başka bir şey değildir. Gerçeği Allah bilir.Allah kalpteki niyete bakarSoru: Bir televizyon programında iki hafız, "Tecvidsiz Kur'an okumanın Allah indinde kıymeti yoktur" dediler. Bu doğruysa ben yıllardır boşuna Kur'an okuyorum çünkü tecvid bilmiyorum. Bu konudaki görüşünüz nedir?Cevap: Allah, kulun ağzından çıkan kelime kalıplarına değil, kalbindeki niyete bakar. Ameller niyetlere göre değerlendirilir. O hafızlar, yanlış söylemişler. Tam tersine Peygamberimizin hadislerine göre Kur'ân'ın kolaylıkla okuyana bir sevap, zorlanarak okuyana iki sevap verilir. Bir sevap okumasına, bir sevap da zorlanmasına, okurken çektiği zahmete verilir. Ne demek tecvidsiz Kur'ân okumanın bir değeri yoktur? Tecvid kurallarını Peygamberimizin sahabileri bilmezlerdi. Onların zamanında bu kurallar derlenmemiş, tecvid kitapları yazılmamış, uzmanlaşma da olmamıştı. Onlar inen Kur'ân'ı, Kureyş lehçesiyle okurlardı. Kureyş lehçesiyle okumakta zorlanan taşralılara da bu zahmetlerine karşılık sevap verileceği müjdelenmiş, onlar da okumaya teşvik edilmiştir.Kur'an her zaman okunurSoru: Kur'an okunan cuma gecesi, perşembe gününün gecesi midir yoksa cuma gününün gecesi midir? (Serpil Yılmaz)Cevap: Kameri aylarda gün, bir önceki günün akşamıyla başlar, ertesin günün akşamına kadar sürer. Cuma gecesi, perşembe gününün akşamından başlar. Kur'an her zaman okunur. Perşembe günleri ikindiden sonra ölmüşlere Kur'an okumak bir sünnet değil, daha sonra gündeme girmiş bid'attır.

Devamını Oku

Kıyametin bilgisi Allah'a aittir

25 Mart 2004

Bugün, okuyucum Yeliz Çağlar'ın kıyametle ilgili sorusunu cevaplamayı tamamlıyorum.De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı (gizliyi) bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler" (Nemi: 48/65), "De ki: Ben, Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmem." Bu kadar kesin kanıta rağmen yine de Hz. Peygamber'in bütün sırları, ahiret olaylarını, kıyamet alâmetlerini, Yüce Mahkeme'nin sonucunu ayrıntılarına kadar bildiği iddia edilmiş ve bu konudaki haberler hadis mecmualarını doldurmuştur.Kıyamet alâmetleri hakkında aktarılan rivayetler üzerinde düşünülünce bunların ne kadar çelişkili ve gerçeklere ters olduğu anlaşılır. Mesela, Hz. Ayşe'ye dayandırılan bir rivayete göre Bedevi Araplar geldiklerinde, Allah'ın Elçisi'nden kıyametin ne zaman kopacağını sorarlardı. O da onların, içinde bulunan en genç insana bakar, "Eğer bu yaşarsa, henüz ihtiyar olmadan kıyamet kopar" derdi.Kaldı ki çeşitli yollarla Peygamber'den rivayet edilen bu söz doğru olsa, Peygamber'in kıyametin zamanını takriben tespit ettiğini gösterir. Kendi zamanında çocuk olan bir insan, çok yaşasa daha seksen sene yaşayacağına göre demek ki Peygamber, kendisinden seksen-doksan yıl sonra kıyametin kopacağını sanmıştır. Bu ise ayete tamamen aykırıdır.Ayrıca söylediği zamanda kıyamet kopmamış olduğuna göre bu, hâşâ Peygamber'in güvenilirliğine gölge düşürür. Takriben bir asır sonra kıyamet kopacaksa, yeni bir dünya düzeni kurma uğrunda o kadar çaba harcamasına neden gerek görmüştür?Yüce Allah, gerek A'râf: 39/187'de gerek Nâzi'ât: 81/42'de Peygamber'in, kıyametin kopacağı zamanı bilmediğini vurgulamıştır. Onun bilgisi, Allah'a aittir. Hikmeti gereği bu bilgiyi kendisinden başkasına açmamıştır.Dini açıdan uygun değilSoru: Eşimin marketten aldığı bir gıda ürünü hatalı çıktı. Firma yetkilileri ürünü inceleyip hatalarını kabul ettiler. Ben de mahkemeye vermeyeceğimi ancak tazminat ödemelerini istedim, firma derhal karşıladı. Bu helal midir? (Dr. Behzat Boz)Cevap: Karşılıklı rızayla yapılan bağıtlar mubahtır. Benim kanaatime göre firmanın üstüne düşen, size sattığı bozuk ürünü değiştirip yerine yenisini vermesidir. Ama burada sizin dava etme tehdidiniz, bir bakıma uygun olmasa da yerindedir. Çünkü bu davranışınızla belki de firmanın bu tür yanlışları, haksızlıkları yapmasını engellemiş olabilirsiniz. Ancak firmanın, prestij kaybına uğramamak için size verdikleri mubah sayılsa bile dini açıdan yani takva bakımından pek uygun değildir. Çünkü tehdit ve şantaj kokusu gelen kazançlar, dinin ruhuna uygun düşmez.

Devamını Oku

Kıyametin alâmeti olmaz

24 Mart 2004

Okuyucum Yeliz Çağlar'ın, "müzik ve düğün adabıyla" ilgili sorusunu dünkü yazımda cevaplamıştım. Yeliz Hanım'ın diğer sorusu ise şöyleydi: "Kıyametin alâmetlerinden Kur'ân-ı Kerim'de bahsediliyor mu? Eskiden beri söylenen bazı şeyler var. Güneş'in batıdan doğması, İslâmiyet'in dünya üzerinde yaygınlaşması, Yecüc gibi yaratıklar gibi... Bunların aslı var mı?" Bugünkü yazımda okuyucumun bu sorusunu cevaplayacağım.En'âm Sûresi'nin 158'inci ayetinin, bazı kıyamet alâmetlerine işaret ettiği ileri sürülmektedir. Gerçekte o ayette, kıyamet alâmetlerinin kastedildiği, hiçbir sağlam delile dayanmaz. Çünkü ayet, ilk anda Hz. Peygamber (s.a.v.)'in çağdaşı olan müşrikleri uyarmakta, bu alâmetlerin onlara geleceğine işaret etmektedir. O adamlar, dünyanın sonunda olacağı söylenen kıyamet alâmetlerini beklemezler. Zaten onları görmeleri de mümkün değildir. Öyle ise bu ayetin işaret ettiği ayetler, kıyametle ilgili değil, o müşriklerin kendi sonlanyla ilgilidir.Muhammed 18'inci ayette, Peygamber dönemindeki inkârcıların başlarına gelecek olayların (eşrât) da kıyamet alâmetleri olduğu ileri sürülür. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in devrinde gelmiş olan kıyamet alâmetleri nedir? Bu ayette de uyarılanlar, Hz. Peygamber'in karşıtlarıdır. Bunları, belki binlerce yıl sonra vuku bulacak kıyametle tehdit etmenin bir yararı olmaz. Onların tehdit edildikleri olaylar, pek yakında egemenliğin Müslümanların eline geçeceğidir. Gerçekten de öyle olmuştur.Hiç kimse gaybı bilmezKur'ân, kıyametin ansızın geleceğini söylüyor. Ansızın gelecek şeyin alâmeti olmaz. Ayrıca Kur'ân, Peygamber'in gaybı bilmediğini, sadece kendisine vahyolunana tâbi olduğunu belirtmektedir. Gaybı bilmeyen Peygamber'in, kıyametin ne zaman kopacağını bilmediğini de ısrarla vurgulamıştır: "Sana o saatten soruyorlar, ne zaman gelip çatacak diye. De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin yanındadır. Onu zamanında ortaya çıkaracak olan yalnız O'dur. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: O'nun bilgisi Allah'ın yanındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.De ki: Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, kendime çok yarar sağlardım (definelere sahip olurdum). Bana kötülük dokunmamış, beni cin çarpmamıştır. Ben sadece inanan bir kavim için uyarıcı ve müjdeleyiciyim" (A'râf: 187-188), "O saatin ne zaman demir atacağını (gelip çatacağını) sana soruyorlar. Sen onu nereden bileceksin? Onun sonucu (kesin bilgisi) Allah'a aittir" (Nâziât: 42-44) ayetleri, Peygamber'in kıyametin ne zaman kopacağını da bilmediğini açıklıkla belirtmiştir.Bu konuya yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

'Müzik âşıkın aşkını artırır'

23 Mart 2004

Soru: Rabbimiz, "Evlenmenizi ilan edin" diye buyurmuştur. Günümüzde bu ilan şekillerinden biri de düğündür. Nişanlım ve ben de ilanımızı bu şekilde yapmak istiyoruz ama düğünümüzde Allah'ın rıza göstermediği bir hususun bulunmamasını da istiyoruz. Bir düğünde neler bulunmamalı? Diğer bir sorum da kıyametle ilgili. Bunun alâmetlerinden Kur'ân-ı Kerim'de bahsediliyor mu? Eskiden beri söylenen bazı şeyler var. Güneş'in batıdan doğması, İslâmiyet'in dünya üzerinde yaygınlaşması, Yecüc gibi yaratıklar gibi... Bunların aslı var mı? (Yeliz Çağlar)Cevap: Düğünde eğlenmek, müzik çalmak ve dinlemek helâldir ve Peygamberimiz de buna teşvik etmiştir. Ama İslâm'ın yasakladığı eylemleri yapmak haramdır. Meselâ alkollü içki içmek, edep dışı şeyler söylemek, insanları günaha kışkırtan müzik ve benzeri şeyler haramdır. Ama sanat eserleri dinlemek ve halkın kültüründen kaynaklanan şarkı ve türküleri söylemek ve meşru ölçüler içinde eğlenmek mubahtır.Müzik dinlemek haram değildir, mubahtır. Müzik ruhun gıdasıdır. Kötü duygu ve düşüncelere değil, ruhaniyyete sevk eden musiki, yani sanat musikisi insanı ruhani âlemle yüz yüze getirir. "Müzik âşıkın aşkını, fâsıkın fıskını artırır" derler. Müziğin güzel ve helâl olduğunu temellendiren Gazâlî şöyle diyor: "Bir anlamı olmayan basit sesler dinlemek caiz iken anlamlı ve hikmetli sözler bildiren sesler dinlemek neden caiz olmasın? Şi'rin bir kısmında hikmet vardır." (İhya: 2/346)Aşırılıktan kaçınmalıdırGazâlî müzik hakkındaki açıklamasına devamla şöyle diyor: "Şarkı dinlemeyi kötüleyen rivayetler, kalbde şeytanî duygular uyandıran şarkılar hakkındadır. Fakat gönülde Allah sevgisi, bayram, doğum, gurbettekinin gelmesi gibi şeylere sevinç uyandıran şarkılar, türküler şeytânın isteğine terstir. İki cariyenin, bayramda Peygamber'in evinde şarkı söylemeleri, Hz. Ayşe'nin, Peygamber'in arkasında durup eğlence gösteren Habeşlileri (çengileri) dinleyip seyretmesi ve benzeri haberler, kalpte güzel duygular uyandıran şarkılar dinlemenin helâl olduğunu kanıtlar." (İhyâu Ulûmi'd-dîn: 2/355-356)Peygamberimizin seferlerinde, develeri coşturan şarkıcılar vardı. Hattâ erkeklerin ve kadınların develerini heyecanlandırıp harekete geçiren ayrı ayrı şarkı ve türkücüler vardı. Peygamberimiz, düğünde insanları neşelendirecek şarkıcılar bulundurmayı emretmiştir.Ama bütün bunlar İslâm'ın ölçüleri içinde olmalı, aşırılıktan kesinlikle sakınmalıdır. Kur'ân-ı Kerim'in belirlediği kıyafet, kadın ve erkek ilişkileri açıktır. Bunlar aşılmamak kaydıyla düğünde eğlence helâldir. Bu okuyucumun kıyametle ilgili sorusunu yarınki yazımda cevaplayacağım.

Devamını Oku

Bu ne çarpık bir zihniyettir

23 Mart 2004

Soru: Duyduğuma göre, Hıristiyan bir bayan, boynunda taşıdığı haçtan dolayı İstanbul'da bir spor merkezinden kovulmuş ya da üyeliği iptal edilmiş. Bu olay, bir Müslüman olarak beni çok üzdü ve utandırdı. Bunu köşenizde cevaplarsanız benim gibi pek çok okurunuz da istifade edecektir diye düşündüm. (Kays Mutlu)Cevap: Üç-dört gün önce bir televizyon kanalından dinlediğime göre, kapalı kadınların devam ettiği yüzme havuzuna, Türk'le evli bir Hıristiyan kadın da gitmiş. Bunu fark eden oradaki kadınlar, "Sen Hıristiyansın, bizim için erkek gibisin. Biz seninle beraber havuza girmeyiz, çünkü sen bize namahremsin" demişler. Havuz sahibinden de bu kadını havuza almamasını istemişler. Aksi takdirde kendilerinin bir daha buraya gelmeyeceklerini söylemişler. 50 müşterisini kaybetmeyi göze alamayan havuz sahibi de Hıristiyan kadına izin vermemiş.Bu ne çarpık bir zihniyettir. Kadının kadına avreti sadece edep yerleridir. Kadının dini ne olursa olsun fark etmez. Bu düşünce, örtünmeyle ilgili olan Nur Suresi 31'inci ayetin yanlış yorumlanmasından kaynaklanıyor. Ayette, kadınlar, "İnanan kadınlara söyle (...) kadınlarına karşı ziynetlerini gösterebilirler" buyurulmaktadır. Bazı kimseler kadınların, inanan kadınlara tamlama yapılmış olmasından ötürü Müslüman kadınların sadece Müslüman kadınlara mahrem olduklarını, gayrimüslim kadınlara haram olduklarını söylemişlerdir ki bu, son derece tutarsız bir görüştür. "Kadınları" söyleminin amacı, çoğunluk halini belirtmektir. Müslüman kadınların, toplumda karşılaştıkları kadınlar demektir. Yabancı kadınların, Müslüman kadınlara namahrem olması gerekmez. Kadının kadına görünmesinin haram kılınmasının ne anlamı, ne de yararı vardır.Hz. Peygamber'in evinde üç kitap ehli (gayrimüslim) kadın vardı. Safiye ile Reyhane Yahudi, Mariye de Hıristiyan'dı. Hz. Peygamber'le evlenmiş olan Safiye Müslüman olmuş ama Reyhane'nin bir süre sonra Müslüman olduğu rivayeti varsa da ömrünün sonuna dek kendi dininde kaldığı rivayeti daha güçlüdür. Hıristiyan Mariye de Peygamberimize İbrahim adında bir çocuk doğurmuştur.Peygamberin evinde üç gayrimüslim kadın, Peygamber'in aileleriyle iç içe yaşamış olduğu halde hâlâ gayrimüslim kadınların, Müslüman kadınlara namahrem olduğunu iddia etmenin anlamı var mı? Bunu duyan gayrimüslim kadınlar, özellikle Avrupalı kadınlar da orada çalışan veya yerleşmiş Müslüman kadınlara aynı dışlayıcı gözle bakarlarsa bunun, nasıl bir İslâm düşmanlığı yaratacağını ve nasıl dinlerarası bir soğukluğa neden olacağını kestirmek zor değil. Lütfen böyle bağnaz düşüncelerden kurtulalım. Bu tür düşüncelerin dine de insanlığa da zararı vardır.

Devamını Oku

Geri kalmışlığın sebebi nedir?

21 Mart 2004

Soru: Dinimiz, tüm gelişmelere açık bir dindir. Peki, geri kalmışlığımız sebebi nedir? Hz. Muhammed'e gelen "Oku" emrinin muhatabı sadece o mudur, yoksa bütün Müslümanlar mı? Atatürk olmasaydı ne olurdu acaba? Tüm İslâm âlemine yüzyıllardır, birileri haksızlık yapıp gelişmemizi mi engelledi? (Özer Özdemir / Fethiye)Cevap: İlk emri "Oku" ile başlayan, okumanın, bilimin araçlan olan kaleme, mürekkebe, yazı yazılan yapraklara, tüm yazı malzemesine ant içilerek bilimin değerini en güzel biçimde vurgulayan bir din, elbette geri kalmışlığın nedeni olamaz. Hz. Muhammed düşünce itibariyle modern çağın, en ileri çağların insanıdır. İki gününü birbirine eşit geçiren insanı aldanmış kabul eden o yüce Peygamber, insanı insanın kölesi olmaktan, yaratıklara tapmaktan kurtarıp özgürlüğe kavuşturmuş, kralla efendiyi insanlık açısından bir saymış, her türlü hurafeyi, köhne zihniyeti ortadan kaldırmanın savaşını vermiştir. Onun bu akılcı, ilerici mesajı istikametinde yürüyen ilk Müslümanlar bilimin her alanında büyük gelişme göstermişlerdir.Vakit kaybetme çabasıFütuhatın gelişmesi sonucu zenginlik başlayınca İslâm'ın getirdiği demokrasiden vazgeçilip krallık sistemine geçilmiş, gelişmeci aklî düşünce yerini statükoculuğa bırakmış, böylece durağanlık başlamış, akıl ve bilim yolunda ilerleyip yeni bilimsel eserler, keşif ve icatlar yapma yerine asırlarca skolastik zihniyetin tutkunu insanlar, ayrıntıyla uğraşmayı yasaklayan Kur'ân'ın aksine, ayrıntılarla uğraşıp durmuşlar, kılı kırk yaran, orijinal eserler üretme yerine metinlere şerhler, şerhlere haşiyeler yazarak insanları Kur'ân düşüncesinden uzaklaştırmış, Kur'ân üzerinde düşünme yerine, işte bu insanların ürünü olan fıkıh, rivayet, yorumlar üzerinde düşünüp vakit kaybetme çabası içine girmişlerdir.Tam bu sırada Rönesans ve ardından gelen reformlarla batı, statükocu zihniyetten bilimsel zihniyete geçerken İslâm âleminde bunun tersi bir çizgiye girilmiştir. Bir taraftan siyasi sistem demokrasiden despotizme, krallığa; Hz. Ömer'in, "Yanılırsam ne yaparsınız?" sorusuna, "Seni kılıçlarımızla düzeltiriz" diyebilen bir özgürlükçü sistemden, hükümdarları yeryüzünde Allah'ın gölgesi kabul eden teslimiyetçi bir tebaa yaratılmıştır. Özgürlüğün olmadığı yerlerde bilimsel gelişme olmaz.İslâm âleminin geri kalmışlığını tek bir sebebe dayandırmak doğru değildir. Ama temel sebebin, özden ayrılıp kabukla uğraşmak olduğunu düşünüyorum. Artık İslâm âlemi kabuk değiştirmektedir. İnancımızı sağlam tutar da öz toplumsal değerlerimizi koruyarak Kur'ân'ın gösterdiği akılcı istikamette yürürsek, muasır medeniyet seviyesini tez zamanda yakalayabiliriz.

Devamını Oku

Bazı bölgelerde ibadet vakitleri takdirle belirlenir

20 Mart 2004

Soru: Kutuplara yakın olan, 6 ay gece 6 ay gündüz dönümünü yaşan bir ülkede Müslümanlar namaz ve Ramazan'da iftar ve sahur vakitlerini hangi ayete, hangi hadise veya hangi alimin yorumuna göre yapacaktır? (Burhan Kaplan / Mersin)Cevap: Gece ve gündüzün birkaç ay kadar uzun sürdüğü kutup bölgelerinde namaz ve oruç vakitleri takdir edilerek ibadet yapılır. Daha önceki bir yazımda bu konuyu şöyle açıklamıştım: Kur'ân-ı Kerîm'de oruç tutulması emredilen gün, normal namaz vakitlerinin olduğu bölgelere mahsustur. Ancak kutup bölgesine yakın bölümlerde gündüzün yirmi iki, yirmi üç saat olduğu yerler bulunduğu gibi tam kutup bölgelerinde ise gece ve gündüz altı ay sürmektedir.Makul olmayan durumBuralarda yaşayanların, altı ay oruç tutmaları elbette mümkün olmadığı gibi altı ayda bir kez sabah ve bir kez de akşam namazı kılmaları da makul olamaz. Yüce Allah, normal bölgelere göre hükmünü bildirmiş, normal şartların dışında kalan konuları, Müslümanların içtihatlarına bırakmıştır.Buharı ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadis-i şerife göre hava bulutlu olduğu zaman Ramazan ayı ve bayram günü takdiren belirlenir (Buhârî, Savm: 5, 11; Müslim, Siyam: 6, 9, 17; Ebû Dâvûd, Savm: 4, 6, 7; Tirmizî, Savm: 2; Nesâ'î, Siyam: 9-13, 17; Ibn Mâce, Siyam: 7; ...). Hava bulutlu olduğunda oruca başlama ve bayram günü takdirle belirlendiğine göre, namaz vaktini gösteren Güneş hareketinin belli olmadığı kutup bölgelerinde de ibadet vakitleri takdirle belirlenir.Bir yerle kıyas edilirGündüzü uzun süren yerlerde yatsı ve vitr, akşam namazıyla cem edilerek kılınır. Ama böyle uzun yerlerde ve özellikle kutup bölgelerinde oruç, ya Kur'ân'ın indiği kent olan Mekke saatine veya o bölgeye en yakın olan normal vakitlerin cereyan ettiği ülkeyle kıyas edilerek tutulur. Kutup bölgelerinde namazlar da belirlenecek saatlerde kılınır. Biz vaktiyle bu görüşümüzü ilmihalimize yazmıştık. Sonradan Menâr'a baktığımızda Reşîd Rızâ'nın da aynı kanıya vardığını gördük (Tefsîru'l-Kur'ân: 2/163).Rivayet edilen Deccal hadisi de konuya ışık tutar: "Deccal günlerinde, günün bir yıl kadar süreceği ve bu zamanda namaz vakitlerinin takdir edileceği ifade edilmiştir" (Müslim Fiten: b. 20, hadis: 110). Bence sıhhati kuşkulu olan bu hadis, özel şartlarda ibadet zamanlarının takdirle belirlenebileceği hakkındaki bir düşünceyi yansıtması bakımından önemlidir.

Devamını Oku

Peygamberin kavmi değil ümmetiyiz

19 Mart 2004

Soru: "Ve kaler rasulü ya rabbi inne kavmi tehazu hazel Kur'an'e mehcura" (Furkan Suresi 30/31). (Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'ân'ı terk edilmiş / dışlanmış halde tuttular.) Ben, Peygamberimizin ümmeti var diye biliyorum, bu ayet ise kavmi diye belirtmiş. Kimlerdir bu kavim?Cevap: Furkan Suresi'nin 30'uncu ayetinde, kavminin Kur'ân'ı dinlememeleri, ondan yüz çevirmelerinden ötürü, Hz. Peygamber'in üzüntüsü, kavminin durumunu Rabbine şikâyeti anlatılıyor. Hz. Peygamber bu sözü ahirette söyleyecektir. Vurgu için geçmiş zaman kipiyle söylenmiştir. Yahut kıyamet duruşmasında, Elçi'nin dünyada söylediği söz anımsatılmaktadır.Kavim, Peygamber'in hitap ettiği toplum demektir. Kur'ân'daki kullanımdan kavim kelimesinin, Peygamber'in hitap ettiği, onun hitabını anlayan toplumdur. Elbette ümmet de Peygamber'in kavmidir. Ama evvel emirde kavim kelimesiyle Peygamber'in hitap ettiği çağdaşları kastedilir. Kanaatime göre biz Peygamber'in kavmi değil, ümmetiyiz. Çünkü ümmet, kavim kelimesinden daha kapsamlı bir anlama sahiptir. Ümmet, çeşitli toplumlardan oluşan aynı dinin mensuplarıdır.Furkan 31.ayette her peygambere, kavminin içinden bir takım suçluların düşman olduğu belirtilerek Hz. Peygamber teselli ediliyor. Bu, sosyolojik bir kuraldır. Her toplum içinde hakka çağıranlara düşman olup onun davetini engellemeye çalışanlar çıkar. İman, istidat ve kabiliyeti olan hakkı kabul eder, olmayan etmez, hakkın yayılmasına engel olmaya çalışır. Hidayet ve dalalet, kişideki istidattan gelir. Bu da insana, çevrenin etkisi yanında atalarından da veraset yoluyla intikal eder.Peygamberler, hak davetçileri, davetlerine engel olmaya çalışanlarla mücadele ede ede sonunda hakkı yerleştirmeyi, batılı ezmeyi başarırlar. Başarıya ulaştıran, hidayet ve yardım eden Allah'tır.Ölümden sonra yargılama başlarSoru: Bir insan ölür ölmez mi yoksa kıyamet günü mü yargılanır? (Nejat Tuna)Cevap: İnsan ölür ölmez yani ruh bedenden çıkınca Yüce Divan'a götürülür. Orada yargılanır ve Allah'ın buyruğuyla ya cennet gibi bir hayata veya cehennem gibi azap aşamalarına gönderilir. Asıl büyük hesap ise yeniden insanın bedenleneceği kıyamet zamanında olacaktır. Bu konuda ayrıntıyı hiç kimse bilemez. Kur'ân'ın anlattığı ahiret hayatını anlamak için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin birinci ve ikinci ciltlerinde açıklanan "Ahiret" maddesini okuyunuz.

Devamını Oku