Soru: Elimdeki iki ayrı kitapta, Kur'an'daki ayet sayılarının aynı olmadığını gördüm. Bunun sebebi nedir? Fedek hurmalığı olayını açıklar mısınız? Peygamberlerin mirası olur mu? (Muharrem Aktaş)Cevap: Ayet sayısı görecelidir. Sayanların baz aldıkları yönteme göre değişir. Ama metin aynıdır, değişmez. Kimi bir ayeti ikiye böldüğü için, kimi de iki ayeti bir kabul ettiği için sayımlarda farklar görülmüştür. Bugün Mushaflardaki ayet sayısı aynıdır, değişmez. Her surenin başında, surenin kaç ayetten oluştuğu yazılıdır. Kur'ân'da 114 sure vardır. Surelerin ayet sayılarını yazar da toplarsanız, besmelelerle birlikte 6256 eder. Bunda kuşkuya düşecek bir şey yoktur.Gelelim Fedek hurmalığı sorunuza. Yakut'un, Mu'cemu'l-Buldân'da anlatımına göre Fedek, Medine'ye iki üç günlük mesafede, akar suları ve bol hurmalıklarıyla ünlü bir kasabadır. Hicretin yedinci yılında (627), Hz. Peygamber, Hayber'i fethedince kendi topraklarının da işgal edileceğinden korkan Fedek halkı, Peygamber'e haber salıp kendi topraklarında kalmak ve yarıcılık yapmak kaydıyla topraklarını teslim etmeyi önermişler, bu öneri kabul edilince Fedek, barış yoluyla fethedilmiş ve savaşsız ele geçtiği için Allah Elçisi'nin özel mülkü olmuştur.Peygamber'in vakfıydıPeygamber, hayatında buranın geliriyle ailesinin zorunlu masraflarını karşılar ve fazlasını yolculara harcardı. Yani Fedek, Hz. Peygamber'in vakfıydı. Hz. Peygamber'in vefatından sonra Ebubekir, bu toprağı Hz. Peygamber gibi tasarruf etmek istemiştir. Peygamber'in kızı Fatma, Ebubekir'e gelip, toprağın babasından kaldığını söylemiş ise de Ebubekir, "Biz peygamberler miras bırakmayız" hadisine dayanarak talebi reddetmiştir.Fatma, bu toprağın kendisine miras değil, hediye olduğunu, babasının, sağlığında burayı kendisine verdiğini söylemiş. Ebubekir buna tanık istemiş. Ali ile Ümmü Eymen tanıklık etmiş ise de Ebubekir, "Tanık olarak iki erkek veya bir erkek iki kadın gerekir" diyerek Fatma'nın isteğini kabul etmemiştir.Bir rivayete göre babasının vefatından sonra Hz. Fatma, Hz. Eubekir'e geldi, "Sana kim varistir" diye sordu. Ebubekir, "Çocuklarım, ailem" dedi. "Peki öyleyse sen niçin Allah Elçisi'nin mirasını bizim elimizden alıyorsun?" dedi Fatma. Ebubekir, "Ey Allah Elçisi'nin kızı, ben onun altın ve gümüş mirasını almadım" dedi. Fatma, "Hayber'deki payımızı, Fedek sadakamızı (vakfımızı) niçin elimizden alıyorsun?" dedi. Ebubekir, "Ey Allah Elçisi'nin kızı, bu, hayatımda Allah'ın bana verdiği bir lokmadır (bir nasiptir). Ben öldükten sonra (çocuklarıma kalmayacak) Müslümanların olacaktır" dedi. * Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Soru: Hocam sizin mealinizde, Allah peygamberine hitaben, "Ceza gününü bilir misin? Ceza gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin? Sekar'ın ne olduğunu bilir misin? Sekar'ın ne olduğunu sen nereden bileceksin?" şeklinde çeviriler var. Allah önce soruyor, sonra da onun ne olduğunu açıklıyor. Bu ifadelerdeki hikmet nedir? Bunları nasıl anlamamız gerekiyor? (Sadık Balcı / Çorum)Cevap: "Ceza gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah'ındır" (İnfıtar: 17-19). Bu ayetlerde, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e yöneltilen soru cümleleriyle ahiret gününün korkunçluğu vurgulanıyor. Bu tür soru ifadeleri, bilinmeyen bir şeyi öğrenme sorusu değil, anlatılan şeyin büyüklüğünü, dehşet ve korkusunu vurgulama sorusudur.Bu tür söylemler, Türkçe'de de vardır. Birisinin büyüklüğünü anlatmak için, "Sen onun ne olduğunu veya sen onun kim olduğunu bilir misin?" deriz. Birisine canı sıkılan kişi, tartıştığı kişiye, "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" der. Bu söylemin sahibi, kendisinin, karşıdaki insanın tahmin edemeyeceği kadar büyük bir güce veya üne sahip olduğunu anlatmak ister.Anneye bakmak cihaddırSivas'tan yazan genç bir okurum, "Annemi babamı terk etmek zorundayım. Bunun dinimizce bir günahı var mı?" diye soruyor. Anneye babaya hizmet edip onların rızasını kazanmak en büyük cihaddır. Kendi kendine hayallere kapılma, tahsiline devam et, ülken için, seni okutan ailen için çalış. Şu memlekette insanların yararına güzel işler yapmak, anne baba duasını almak sizi mutlu eder.Hz. Peygamber'e bir genç gelir, sevap kazanmak için savaşa gitmek istediğini belirtir. Hz. Peygamber ona, "Annen var mı?" diye sorar. Gençten, "Evet" yanıtını alınca, "Annene bak, annene bakman cihaddır" der.Şimdi sen annenin gözlerini yolda bırakıp da gidersen, onların gönlünü kırar, dünyanı da ahiretini de berbat edersin. Çünkü anne babasını kıranlar, cennetin kokusunu dahi alamazlar. Bunu böyle bil de otur oturduğun yerde.Ruhlar aramızda dolaşırSoru: Ölmüş olan yakınlarımız bizim yaptıklarımızı görür mü? (Köksal)Cevap: Ölmüşlerin ruhları, eğer hükümlü değil, serbest ise yakınlarının yaptıklarını görür. Ruhlar bizim aramızda dolaşırlar ama biz onların farkında olmayız. Bu konuda insan ve İnsanüstü Varlıklar adlı eserimizi okumanızı tavsiye ederim.
Soru: 1- "Her şeyde bir hayır vardır" denir. Kendi irademizle yapacaklarımızı seçeriz, bunlar iyi veya kötü olabilir. Seçip yaptıklarımızın sonunda olaylar gelişir ve bizim için iyi olan veya iyi olmayan durumlar meydana gelebilir. Yanlış yaptığımız bir iş yüzünden başımıza gelen olumsuz bir durum için de "Her şeyde bir hayır vardır" dememiz mi gerekiyor? 2- Bazı insanların öldükten sonra kabirde yılan, böcek gibi hayvanlar yüzünden eziyet çektikleri, kıyamet koptuktan sonra da cehennemde yandıkları, bazı insanların da kabirlerinde huzur içinde yattıkları, kıyametten sonra cennete konulup orada Allah tarafından kendisine lâyık görülen yerde hurilerle yaşadıkları anlatılır. Daha henüz kıyamet kopmamış, insanlar hesaba çekilmemiş ve henüz cennet ve cehenneme konulmamışken bu ve benzeri konularda nasıl örnekler verilebiliyor? Acaba dünya ve insanlar yaratılmadan önce yine bir başka yerde yaşam vardı da bu yaşam sona erdikten sonra insanlar cennet ve cehenneme mi konuldu? Bundan dolayı mı bu tür örnekler verilebiliyor?İnsanın kendi istemiCevap: 1- "Sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana gelen her kötülük de kendi (günahın yüzü)ndendir. Seni insanlara elçi gönderdik. (Buna) Şahit ola/-rak Allah yeter" (Nisa: 79). Bu ayette, insanın başına gelen iyiliklerin Allah'ın lütfü, kötülüklerin de kendi kusuru yüzünden olduğu belirtilmektedir.İnsanın kendi istemi ve seçimi dışındaki olaylar için, "Her şeyde bir hayır vardır" deyip teselli bulması gerekir. Çünkü üzüntü, sonucu değiştirmez tersine üzüntüyü daha da artar. Ama kendi isteğiyle bile bile yaptığı günahlar için mesela içki, zina, hırsızlık ve benzen haram şeyler için, "Her şeyde bir hayır vardır" deyip kendini temize çıkarmak diye bir şey olamaz. Çünkü böyle diyen kimse, yaptığı hataya pişman olmaz, tevbeye de gerek görmez, nasıl olsa o, yaptığı suçu hayır kabul etmektedir. Bu düşünce dinle, Kur'ân ile alay etme, onlara başka kaldırma anlamına gelir. Böyle bir düşünce din dışıdır.Sadece Allah bilir2- Öldükten sonra insanın, Allah'ın huzurunda hesap verip yaptıklarının cezasını çekeceği, Kur'ân'ın anlatımıdır. Ama ahiret ahvalinin ayrıntılarını Allah'tan başka kimse bilmez. Ahiret hakkında Kur'ân'da ne anlatılmışsa ancak o kadarını bilebiliriz.Bu konuda Kur'ân'ın görüşünü öğrenmek istiyorsanız, "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin "Ahiret, Cennet, Cehennem" maddelerine bakınız. Ayrıca "İnsan ve insanüstü Varlıklar" adlı kitabımı da okuyunuz. Sorduğunuz sorunun ayrıntıları orada vardır. Sorunun ayrıntılı yanıtını bu köşede vermemiz çok güçtür.
Adı bende saklı olan okuyucumun "Lûtçuluk" ile ilgili sorusunun cevabını bugün tamamlıyorum.Melekler Lût'a kendilerinin insan değil, Allah'ın elçileri olduklarını, o azgınların hiçbir şey yapamayacaklarını, sabaha karşı azaba çarpılacaklarını, aile fertlerini geceleyin kentten çıkanp karısı hariç, diğerlerinin arkalarına bakmadan gitmelerini ancak karısının da öteki azgınların çarpılacakları azaba çarpılacağını söylemişlerdir. Nihayet Allah'ın buyruğu gelmiş, o yurdun üstünü altına getirmiş, üzerlerine ateşten pişmiş taşlar, (belki de yerden fışkırıp gökten yağmur gibi üzerlerine lavlar) yağdırılmış, böylece mahvedilmişlerdir. Allah'ın böyle azabı haksızlardan uzak değildir. Bu davranış büyük suçtur, yaratılış amacına aykırıdır. Allah karşıt cinsler arasına bir çekim gücü olan şehveti koymuştur ki iki cins, evlilikle birbirlerine yaklaşsınlar, nesiller üresin, insanlık yok olmasın. Bir telkin ve şartlanmayla aynı cinsler birbirleriyle doyuma kalkışınca üreme olmaz, insanın hamuruna katılan şehvet duygusu, amacı dışına saptırılmış olur. Bu, doğaya karşı çıkmadır. Doğaya aykırı davrananlar, sonunda bunun cezasını ağır biçimde çekerler. Hayvanlar, kendi cinsleriyle ilişki kurmaz. Bu tür sapık ilişkiye girenler, demek ki hayvanlarda da görülmeyen yanlış bir eğilim içindedirler.Bir gün Allah'ın huzuruna çıkacağız ve burada yaptıklarımızın hesabını vereceğiz. İşte O Yüce Divan'ı, o çetin hesap gününü düşünerek Kur'ân'ın yasakladığı eylemlerden, davranışlardan uzak durmak gerekir. Kişi kendi kendisine telkin yaparak ruhunu iyiliklere yöneltir, Allah'ı, Kitabını severse Allah'ın yasaklarından kaçınır. Çünkü O'nun rızası, emirlerini tutup yasaklarından kaçmaya bağlıdır.Aynı mealde başka soruAynı konuyla ilgili bir başka okuyucum ise ergenlik çağında Lûtçuluk eylemine bulaştığını, sonradan bunun büyük bir günah olduğunu öğrendiğini söyleyerek, "Zümer Suresi 53'üncü ayet, Allah bütün günahları bağışlar diyor. Bütün günahlar içerisine eşcinsel eylem de giriyor mu" diye soruyor.Kur'ân'da ve hadislerde vurgulandığı üzere gönülden tevbe, tüm günahların silinmesine vesiledir. Umutsuzluk yoktur. Gönülden tevbe ettikten sonra artık sürekli o kötü eylemi düşünmek doğru değildir. Bu, ayetlerle vaat edilen Allah'ın affına güvensizlik olur ki ağır bir günahtır. Tevbe et, bir daha öyle çirkin işleri düşünme, kurma, planlama, Allah'a yönel. Allah'ın affına güven. İbrahim Hakkı'nın dediği gibi:Geçmişe göçüp kalma Müstakbele hem dalma Hal ile dahi olma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler.
Soru: Küçüklüğümden beri erkeklere karşı cinsel istek duyuyorum. Neden böyleyim diye her gece ağlıyorum. Allah'tan af diliyorum. Bir türlü düzelemedim, başaramıyorum. Ne yapmalıyım?Cevap: Bir erkeğin, kendi cinsiyle ilişkide bulunmasına Lûtçuluk denilir. Lût kavmi, böyle yaptığından dolayı helak edilmiştir. Şimdi Kur'ân'dan o kıssayı izleyelim: 77- Elçilerimiz Lût'a gelince onlar yüzünden kaygılandı. Onlar için arşını daraldı (ne yapacağını şaşırdı): "Bu, çetin bir gündür" dedi. 78- Daha önce de kötü işler yapmakta olan kavmi, koşarak ona geldiler. (Lût): "Ey kavmim" dedi, "İşte kızlarım, onlar sizin için daha (güzel, daha) temiz. Allah'tan korkun, konuklarımın içinde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında bir adam yok mu sizin?" 79- Dediler ki: "Senin kızlarında bizim bir hakkımız olmadığını bilmişsindir. Ve sen bizim ne istediğimizi de pekâlâ bilirsin." 80- (Lût), "Keşke sizi savacak gücüm olsaydı yahut da çok sarp bir kaleye sığınabilseydim" dedi. 81- (Melekler) Dediler ki: "Ey Lût, biz senin Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Gecenin bir kısmında aileni yürüt, içinizden karından başka hiç kimse geri dönüp bakmasın. Çünkü ötekilerine erişen (azap) ona da erişecektir. Başlarına gelecek azap zamanı, sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?" 82- (Azap) emrimiz gelince oranın üstünü altına getirdik, üzerine de taş yağdırdık. Çamurdan pişmiş, (azap için) hazırlanmış, istif edilmiş. 83- Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlar). O, zalimlerden uzak değildir (Hûd Suresi: 77-83).Delikanlıları istemişlerBu ayetlerde, eşcinsellik düşkünü olan Lût kavminin, bu eylemlerinden ötürü helak edildiği anlatılır: Melekler Lût'un evine gelmişler; güzel delikanlılar biçiminde gelen melekleri Lût, insan sandığı için sıkılmaya başlamış, oğlanlara düşkün olan kavminin bu genç konuklarına saldıracaklarından korkmuş. Lût'un evine gayet güzel delikanlıların geldiğini duyan kavmi, hemen Lût'a gelmişler. Delikanlıları kendilerine teslim etmesini istemişler.Lût, konuklarını kurtarmak için kavmine, tertemiz kızlarını teklif etmiş, kendisini konuklarına karşı utandırmamalarını rica etmiş, "İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" demiştir. "İşte bu kızlarım, sizin için daha temizdir" sözünde, Lût kavminin yaptıkları işin pisliği de zımnen anlatılmaktadır.Fakat kavmi, ille oğlanları istediklerini söylemişler. Lût, delikanlı konuklarına, "Keşke sizinle bir güç sahibi olsaydım, sizin gücünüzle bunlara karşı koyabilseydim yahut sizi savunacak bir gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınıp sizleri koruyabilseydim" diyerek durumun vehametini anlatmıştır. Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Okuyucum Dr. Us'un, "Evrim İslâm'la çelişiyor mu?" ve "Beyin ölümü gerçekleşen kimseden organ alınabilir mi?" sorularına cevabımı bugün tamamlıyorum.Cebrail, Mikail gibi ruhani melekler yanında tabiat kuvvetleri de birer melek niteliği taşır. Nitekim eski alimlerden de Adem'e secdeyle emredilen meleklerin, büyük melekler değil, yer melekleri olduğunu söyleyenler vardır. Filozoflara göre de göksel yüce ruhların, insan nefislerine boyun eğmesi muhaldir. Secdeyle emredilenler, konuşan ruha itaat eden insan cisminin güçleridir (Bkz. Mefâtîhu'l-ğayb: 1/238).Bununla beraber, ezeli yaratmanın mahiyetini, o sahnede cereyan etmiş olayların içyüzünü anlamamız mümkün değildir. Kur'ân-ı Kerîm'in söylediklerine aynen inanmak vazifemizdir. Meleklerin Adem'e secde etmesi iki şekilde yorumlanır.Bazı alimlere göre, Adem'e secde, sadece bir ikram, saygı ve selamlama secdesidir, ibadet secdesi değildir. Çünkü Allah'tan başkasına ibadet caiz değildir. Secdeden maksat boyun eğme ve saygı göstermedir, alnı yere koymak değildir.Bir kısmına göre de bu secde aynen Allah'a secde gibi alnı yere koymaktır. Fakat Adem'e secde, Allah'ın emriyle olduğundan yine Allah'a itaattir (Bkz. İbn Kesîr, Tefsîr: 1/78-79; Kurtubî, el-Câmi': 1/293 ).Aklı ve düşüncesiyle insan, tabiat güçlerini emri altına alabilmiş, kendisine hizmet ettirmiştir. Allah'ın ona üflediği ruh sayesinde de ruhani melekler ona hizmet etmekte, onu birçok tehlikelerden korumaktadırlar. "Onun önünden arkasından izleyicileri vardır, onu Allah'ın emrinden korurlar" (Ra'd: 87/11) ayetinin bildirdiği üzere ruhani melekler de insana hizmet etmekte, onu korumakta, hatta günahlarının bağışlanması için Allah'tan mağfiret dilemektedirler.Gelelim diğer sorunuza. Organ bağışı caizdir. Ancak kişi sağlığında bunu vasiyet etmişse, doktorların karanyla beyin ölümü gerçekleştikten sonra o kişinin, sağlığında bağışladığı organ nakledilebilir. Ama kişi böyle bir vasiyet etmemişse, sadece beyin ölümüyle onun organının alınabileceği kanısında değilim.Telafi namazı kılınızSoru: Kılmadığım namazları kaza etmek için nasıl niyet etmeliyim? (Hatice Gürel)Cevap: Eğer özür dolayısıyla kılamadığınız bir veya birkaç vakitlik namazınız varsa önce onları sırasıyla kılacaksınız, sonra vaktin namazını kılacaksınız. Yıllarca özürsüz olarak namaz kılmamışsanız, onları kaza etmeniz gerekmez.Hz. Peygamber ve sahabileri böyle namazların kaza edileceğini söylememişlerdir. Kasten namaz kılmamanın kefareti gönülden tevbe etmektir. Allah'tan af dilemektir. Ama siz, ille de onları kaza edeceğim diyorsanız namaz kılınız. Öğle namazı yerine, ikindi namazı yerine kaza ediniz yani telafi namazı kılınız. Öyle niyetin şekli falan yok. O niyet şekilleri hep insanların uydurmalarıdır. Allah için geçen öğle, ikindi namazları niyetine kılarsınız. İşte niyet budur.
Soru: Evrimin bir gerçek olduğuna inanıyorum. Evrim İslâm'la çelişiyor mu? Beyin ölümü gerçekleşen kimseden organ alınabilir mi? (Dr. Us)Cevap: Kur'ân-ı Kerîm'in anlatımına göre insan, öyle bir anda yaratılmış değil, istifa ile yani süzüle süzüle, sanki evrenin özü olarak yaratılmıştır. Çünkü Kur'ân, insanın çeşitli aşamalardan geçirilerek yaratıldığını belirtir. "Size ne oluyor ki, Allah için saygı ummuyorsunuz? O, sizi aşama aşama yarattı.Görmediniz mi Allah nasıl yedi göğü birbiri üstünde tabaka tabaka yarattı? Ve Ay'ı bunların içinde nur yaptı. Güneş'i de bir lamba yaptı. Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi. Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır" (Nuh Suresi: 13-17). Kâinatın tamamı tekamül kanununa göre yaratılmıştır.Mükemmel bir varlıkHoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,Merdüm-i dîde-i ekvân olan Âdem'sin sen!Galip Dede'nin yukarıdaki beytinde işaret erliği üzere insan, evrenin zübdesi ve göz bebeğidir. Sanki tüm evren, insanın süzüle süzüle yaratılması için seferber olmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'in ifadesine göre üzerindeki canlıların anası olan şu dünya, dört ilahi günlüktür, yani dört büyük zamanlı evrim sonucu bu şekline gelmiştir. Canlıların zübdesi insan da çok derin bilgi, ince hesap ve planların sonucunda süzüle süzüle tabiat kuvvetlerine hükmeden, dünyayı onaran, daima ilerleyen, kalkınan bir mükemmel varlık haline getirilmiştir.Ama vurgulamamız gerekir ki bu uzun süre, bize ve bizim ölçülerimize göredir. Bize göre milyonlarca yılda yaratılmış olan insan, Allah'a göre bir anda yaratılmış demektir. Çünkü O'nun için bütün zaman, bir andan ibarettir. Zamanın parçalan O'nun katında bütünleşir. Milyonlarca yıl ân-ı vahide döner. Gerçeği Allah bilir.Melekler çeşitlidirHicr: 54/28-38'inci ayetlerin ifadesiyle de Yüce Allah, meleklere, kokuşmuş çamurdan bir beşer, yani derili bir beden sahibi insan yaratacağını bildirmiş ve biçimlendirip kendi ruhundan üflediği insana secde etmelerini emrettiği meleklerin hepsi ona secde etmişler, yalnız İblis secde etmekten kaçınmış, bu davranışından ötürü Allah'ın huzurundan kovulan şeytan, insana ve soyuna düşman olmuş, kıyamete dek insanları yoldan çıkarmak için ant içmiştir.İnsan, kendisine üflenen Hak ruhuyla üstün zekâ ve düşünce kabiliyetine ulaşmıştır. Allah'ın bahşettiği düşünce yeteneği sayesinde melekler ona boyun eğmiştir. Son asrın bazı alimlerine göre insana secde etmekle emredilen melekler, tabiat kuvvetleridir. Çünkü melekler çok çeşitlidir. * Bu konuya yarın da devam edeceğim.
Soru: Belli günler ve günün belli zamanlarında duaların yüzde yüz kabul edileceği rivayeti doğru mudur?Cevap: Duaların yüzde yüz kabul edileceği bir vakit bilmiyorum. Bazı zamanlar ve durumlar duaların kabulünde etkindir ama duanın yüzde yüz kabul edileceği garantisi yoktur. Bu, Allah'a ait bir şeydir. Allah dilerse kabul eder, dilerse etmez. Belki kulun çok istediği şey, hakkında iyi değildir. Kul, işlerin iç yüzünü bilmez. Bunun için bazen görünüre aldanarak, aslında kendisi için kötü sonuç verecek şeyleri de ister. Allah'ın o duayı kabul etmemesi, kulun hayrınadır. İsrâ Suresi'nde, "İnsan, hayra dua eder gibi şerre dua etmekte(hayrı ister gibi şerri istemekte)dir. insan pek acelecidir" (İsrâ: 11) buyurulmaktadır.Gerçekten insan, bazen aleyhine olacak bir şeyi hayır sanarak ister, olması için ısrarla dua eder, yalvarır, olmayınca da çok üzülür. Gerçekte onun olması, kendi aleyhinedir, olmaması lehinedir.Duanın daha çok kabul edileceği zamanlar seher vakitleri, cuma zamanı, iftar vakitleri, bayram sabahlarıdır. Özellikle secde aralarında ve secdelerin ardından yapılacak dua çok makbuldür. Onun için Peygamberimiz rükûdan doğrulurken, iki secde arasında otururken ve secdenin ardından tespihten sonra dua ederdi.Namazda önemli olan kelimeler değil niyettirSoru: Namaz sırasında, sureleri okurken telaffuzlarında hata yapıyorum. Namazda okuduğum her sureyi birkaç kez okuyorum. Onun için mesela yatsı namazını kılmam bir saati buluyor ve bunun yanında kıldığım namaz içime sinmiyor. Ne yapmalıyım? (Halil Ceylan)Cevap: Namazda önemli olan kelimelerin söyleniş tarzı değil, niyetidir. Siz kelime kalıplarına takılıp kalacağınıza kalbinizi böyle vesvese ve evhamlardan kurtarmaya çalışınız. Allah, sizin ağzınızdan çıkacak kelimenin söyleniş biçimine bakmaz, gönlünüze, düşüncenize bakar. Kelimelerle, kalıplarla uğraşıp durmak, size zerre kadar erdem ve sevap kazandırmaz. Bu tür ham sofu düşünceleri bırakın da gönlünüzü Allah'a vermeye, ibadet esnasında Allah'tan başka hiçbir şeyi düşünmemeye çalışın. Allah'ı zikir, yani Allah aşkı ve arasıyla olan ibadet makbuldür, değilse "kaf"ı şöyle çatlatmışın, "dat"ı şöyle telaffuz etmişsin, hiç önemli değildir. İmam Gazâlî de bu tür uğraşların, insana hiçbir yarar sağlamayacağını, tersine kalbi meşgul ettiği için vebal olacağını vurgulamaktadır.