Cuma namazı öğle vakti içinde cemaatle kılınır

4 Nisan 2004

Soru: Hocam, sizden şunları öğrenmek istiyorum: 1- Bulunan değerli eşya ya da parayı ne yapmalıyız? Kendimiz alabilir miyiz?2- Dernek ya da vakıflar için yardım amaçlı çekilişler düzenleniyor. Bir miktar parayla bilet alıp destek oluyorsunuz. Bu arada bir araba kazanma şansınız da oluyor. Bu gibi çekilişlere katılmak doğru mu?3- Kesilme yönteminden emin olmadığımız etleri yiyebilir miyiz?4- İçerisinde katkı maddeleri ve çeşitli yağlar bulunan ürünleri yiyebilir miyiz?5- Cuma günü ikindi namazını münferit olarak kılamayacağımı biliyorsam cuma namazının arkasından mı kılmam gerekir?6- Kadın ve erkeklerin misafirlikte ayrı oturmaları nedir? (Mehmet Ulak)Cevap: 1- Fıkıh kitaplarına göre bulunan eşyanın sahibini aramak ve ona teslim etmek gerekir. Uzun zaman araştırılmasına karşın sahibi bulunmazsa, ya bir fakire verilir veya karakola teslim edilir. Doğrusu ikinci şıktır. Şayet çok fakirseniz ve uzun süre sahibi de bulunmadıysa size de kalabilir.2- Asıl amaç yardım olmak kaydıyla çekilişlere katılmak caizdir. O sırada biletinize bir şey çıkarsa onu da alabilirsiniz.3- Kur'ân-ı Kerîm, etin kesilme yöntemini anlatmaz. O yöntem tanımları, fıkıhçıların görüşleridir. Size getirilen etler, yasak etlerden değilse onları yiyebilirsiniz. Kitap ehlinin kestikleri de helâldir. Kur'ân, açıkça kitap ehlinin yiyeceklerinin, Müslümanlara helâl olduğunu belirtmektedir. Kendi kendimize yasaklar koyamayız. Şayet lokantada size verilen et, haram etlerden olursa vebal onu size veren kişiye aittir. Bu tür kalpazanlıklar daha çok bizim ülkemizde olabilir. Avrupa ülkelerinde siz Müslüman olduğunuzu söylerseniz size haram et getirmezler.4- Öyle ayrıntılarla uğraşmak din değildir. Biz zahire göre hüküm veririz. İçeriğinde bizce haram olan bir maddenin bulunduğu belirtilmiyorsa, bisküvi yemek için kimyasal araştırmalara girecek değiliz.5-Cuma namazı öğle vakti içinde ve cemaatle kılınır. Yalnız başına cuma namazı kılınmaz. Cuma namazını kılamayan, o günün öğle namazını kılar. Cuma namazı ertelenip de akşamleyin kılınmaz.6- Kadın ve erkeklerin, misafirliklerde ayrı oturmaları İslâmi bir vecibe değil, gelenektir, töredir. Ama artık bu töre kalkmaktadır. Uygun kıyafet giymek koşuluyla kadın ve erkeklerin beraber oturmalarında bir sakınca yoktur. Hem bu daha sıcak bir samimiyet ve aile ortamı sağlar. Ama bazı durumlarda kadınlar, kendi aralarında daha rahat olmaları için ayrı oturmayı yeğleyebilirler. O da onların kendi tercihidir.

Devamını Oku

Yüce Allah bağışlayandır

3 Nisan 2004

Okuyucularımdan M. F. 'nin "tevbe" ile ilgili sorusunun cevabını bugün tamamlıyorum.Dünkü yazımda da yayınladığım Tevbe: 103/104 ile Hûd: 52/114 ve benzeri ayetler, umutsuzlara umut sunmakta, insanları karamsarlıktan, günahta ısrardan kurtarmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'in her yerinde bu umut aşılanmaktadır. Bütün bunların amacı, insanlara zorluk değil, kolaylık ve umut sunarak onları günah vadisinden çekip Allah'a yöneltmektir. Yüce Allah, kendisine yönelen kulunu büyük lütfuyla affeder.Hayatın hangi çağında olursa olsun, yapılan tevbe makbuldür. Hayatının sonuna dek günahta ısrar edip de ölüm haline gelmiş olan kişi, henüz hayattan ümit kesmeden tevbe etmişse onun tevbesinin kabul edilip edilmeyeceğini Allah bilir. Hadislerin ifadesine göre hayattan ümit kesmeden önce küfürden dönenlerin imanı makbuldür. Ama ye's haline girdikten, yani yaşama ümidi kalmayıp gözlerden manevi perde kalktıktan sonra artık tevbenin yararı olmaz. Tevbe için inandıktan sonra iyi bir iş yapabilecek kadar zaman bulunmalıdır."(Tarafımdan onlara) De ki: Ey nefislerine karşı aşın giden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz" ayeti gereğince fâsık müminin son nefesindeki tevbesi de makbul olabilir. Resulullah (s.a.v), "Allah, canı boğazına gelmemiş kulun tevbesini kabul eder" buyurmuştur. Yani henüz ruh, beden içinde, kişinin yaşama ümidi varken yapılan tevbe makbuldür.Günahı bırakınızZümer 53-59'uncu ayetlerde yüce Allah, kullarına, kendisinin rahmetinden umut kesmemelerini, kendisinin bütün günahları bağışlayacağını buyurarak onlara umut ve teselli vermektedir. O halde kullar, hemen Allah'a yönelmeli, O'na teslim olmalı, şirki, günahı bırakmalıdırlar. Evet Allah, hayatini tevbeyle kapatmış olanları bağışlar. Ama "Hele vakit var, henüz gencim, sonra tevbe ederim" düşüncesiyle hep günahlara batıp çıkarsa, bir gün hiç farkında olmadan ömür tükenir, tevbe etme fırsatı bulmadan hayati tükenmiş olur. İşte bu sonuç kötüdür. Böyle bir duruma düşmemek için fırsat varken hemen Allah'a yönelmelidir.Yüce Allah, elçisi Hz. Muhammed aracılığıyla kullarını, umutsuzluk karanlığından geniş rahmetinin aydınlığına yönelmeye çağırmaktadır: "Ey nefislerine yazık eden kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (Zümer: 53/59). İşte büyük mutasavvıf Mevlana da insanlan günahta ısrardan kurtarmak ve onlara Allah'ın bu sonsuz rahmetini sunmak için onlan ne güzel Hakk'a yöneltmiştir: Gel gel, ne olursan ol, gel Kâfir de, mecûsî de, puta tapar da olsan gel Bizim bu dergâhımız, umutsuzluk dergâhı değildir Yüz bin kez tevbeyi bozmuş olsan da gel.

Devamını Oku

Tevbe, Allah'a yönelmektir

2 Nisan 2004

Soru: Geçen yıl bir günah işledim ancak çok pişman oldum ve tevbe ettim. İki ay önce bu tevbemi bozdum. Bu küstahlığımdan ötürü çok büyük pişmanlık duydum ve namaz kılıp Yüce Rabbim'den özür diledim. Ayrıca kendi emeğimle kazandığım paranın bir miktarını Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağışladım. Acaba yine nefsime hakim olamaz ve tevbemi bozarsam ne yapmalıyım? Nefsimi nasıl terbiye edebilirim? (M. F.)Cevap: Nefsi eğitmenin yöntemi ibadettir, Allah'ı çok anma, namaz kılma, oruç tutmadır. Hz. Peygamber, gücü yeten gençlere evlenmelerini, buna imkân bulamadıkları takdirde oruç tutmalarını çünkü orucun, şehvet duygusunu zayıflatacağını buyurmuştur.İşlenen günahın telafisi tevbeyle olur. Allah, içtenlikle kendisine yalvaran, pişman olup af dileyen kulunu bağışlar. Ne kadar günah işlerse işlesin, hemen pişman olup Allah'tan af dilemelidir. Son nefese kadar tevbe makbuldür. Günahın ardından tevbe edip bir miktar sadaka vermek, Kur'ân öğüdüne uygun bir davranıştır. Kur'ân, şöyle buyurur: "Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin bir sadaka al ve onlara dua et çünkü senin duan, onlara huzur verir. Allah işitendir, bilendir. Bilmediler mi ki, kullarından tevbeyi kabul eden, sadakaları alan Allah'tır. Ve Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir" (Tevbe: 103-104).İbret alanlara öğütTevbe, günahtan vazgeçip Allah'a yönelmek demektir. Bir adı da Tevvâb (tevbeyi çok kabul eden, çok affeden) olan Allah, kullarını tevbeyle kendisine yönelmeye çağırmış ve tevbe edenin günahının silineceğini müjdelemiştir. "Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve geceye yakın saatlerinde namaz kıl çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür" (Hûd: 52/114) ayetinde Allah'ın, günahlarından tevbe edip uslanan ve güzel işler, ibadetler yapan, gündüzün uçlarında ve gece saatlerinde namaz kılanların kötülüklerini iyiliklere değiştireceği, iyiliklerin kötülükleri gidereceği vurgulanmaktadır.Günahların iyiliklere çevrilmesi şu anlama gelir: Daha önce günah işler yapanlar, dönüp sevap işlemeye başlarlar. Kötü olan halleri ve işleri iyiye döner. Eskiden kötüyken iyi insan oluverirler. Yahut Allah, tevbe edenlerin, eskiden işledikleri günahları sevaba döndürür, iyi iş yapmışlar gibi onlara sevap verir. Birinci anlam daha doğrudur. Çünkü ikinci ayette "İyiliklerin, kötülükleri gidereceği" ifadesi de birinci anlamı güçlendirmektedir. Bu, tıpkı kirlenmiş olan kimsenin, su ve sabunla bedenini temizlemesi gibidir. Nasıl su ve temizlik maddeleri, dış kiri giderirse, ibadet, güzel ameller, tevbe ve istiğfar da kötü eylemlerin ruh üzerinde bıraktığı günah kirlerini giderir. * Bu konuya yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

Sureler nasıl sıralanmıştır?

1 Nisan 2004

Soru: Kur'ân'daki surelerin sıralanışı nasıl yapılmıştır. Bildiğim kadarıyla Hz. Peygamber'e ilk indirilen ayetleri içeren Alak Suresi, 96'ncı sure olarak yer alırken ondan sonra indirilen Fatiha ve Bakara sureleri ilk başta bulunmaktadır. (Alp Kuzuimamlar)Cevap: Kur'ân, Hz. Osman zamanında derlenirken surelerin önce uzunluklan, iniş tarihleri ve birbirleriyle münasebetleri göz önünde tutularak sıralanmıştır. Bundan dolayı Bakara Suresi, Medine döneminde inmiş olmasına karşın Kur'ân'ın en uzun suresi olduğu için sıralamada Fatiha'nın ardından 2'nci sure olmuştur. Esasen bu sıralama, büyük ölçüde Hz. Peygamber'in işaretlerine de dayanır.Fatiha, Alak Suresi'ne yakın zamanda, Mekke döneminin başlarında inmiştir. Hatta Fatiha'nın, ilk inen Kur'ân parçası olduğu görüşü de vardır. Fatiha'nın, tam sure halinde inen ilk sure olduğu, çoğunluk görüşüdür. İlk önce Alak, sonra Kalem, sonra Müzzemmil, sonra Müddessir surelerinin baş tarafları, ardından da Fatiha Suresi bütün halinde inmiştir.Allah'ın birliğine inanan herkesle evlenilirSoru: Farklı mezhepten insanlarla evlenmek caiz mi?Cevap: Allah'ın birliğine, Peygamberin hak olduğuna inanan, Kur'ân'ı ilahi kitap kabul eden ve emirlerini uygulamada kusuru olsa da bunların Tanrı buyruğu olduğuna inanan herkesle, mezhebi ne olursa olsun evlenilir. Ama yaratıklara tapanlar, Kur'ân'ın emirlerinin geçersiz sayanlar, Kur'ân'a göre müşrik sayılır. Müşrikler hakkında Kur'ân'ın buyruğu şudur: "Allah'a ortak koşan kadınlarla, onlar inanıncaya kadar, evlenmeyin. (Allah'a ortak koşan hür kadın), hoşunuza gitse dahi, inanan bir cariye, ortak koşan (hür) kadından iyidir. Ortak koşan erkekler de inanıncaya kadar, onları (kadınlarınızla) evlendirmeyin. (Allah'a ortak koşan hür erkek) hoşunuza gitse dahi, inanan bir köle, ortak koşan (hür) erkekten iyidir. (Zira) onlar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırıyor. İnsanlara ayetlerini açıklıyor ki öğüt alsınlar" (Bakara: 221).Şükür namazını her zaman kılabilirsinizSoru: Şükür namazı, beş vakit namazların arkasından kılınır mı? (Nihan Çardaklı)Cevap: Şükür namazı, nafile namazlardandır. Her zaman kılınabilir. Kaza namazı olan, şükür namazı kılamaz diye bir hüküm yoktur. Hükümler sadece Allah'ın kitabından ve Hz. Peygamber'in sözlerinden alınır. Bu iki kaynakta böyle bir ifade yok. İnsanların düşünceleri de sadece kendilerini bağlar.

Devamını Oku

Feriştah ne anlama gelir?

31 Mart 2004

Soru: 1- "İnsan ve İnsanüstü Varlıklar" adlı kitabınızı nasıl temin edebilirim?2- Geçen gün, "Kalbinizden geçeni okuyun" başlıklı yazınızdaki duayı çok anlamlı buldum. Şu duanın orijinalini, Türkçe harflerle rica ediyorum: "Allah'ım Senden, bildiğim ve bilmediğim, şimdi ve gelecekte, her türlü iyiliği isterim. Bildiğim ve bilmediğim, şimdi ve gelecekte, her türlü kötülükten Sana sığınırım. Senden cenneti ve cennete yaklaştıran söz ve eylemi lütfetmeni niyaz ederim. Kulun ve Resulün Muhammed (s.a.v)'in Senden istediği hayn dilerim. Kulun ve Resulün Muhammed (s.a.v)'in Sana sığındığı şeylerden Sana sığınırım. Benim için yazdığın her şeyin sonunu iyi yapmanı dilerim. Ey merhametlilerin merhametlisi, rahmetinle dileğimi yerine getir. Sevdiklerimizle birlikte huzurlu, sağlıklı, uzun ömürler ver. Amin." 3- Adımı çok anlamlı buluyorum. Araştırdığıma göre Feriştah, İslâm dininde 4 büyük melekten sonra gelen ve dileği en çok yerine gelen melek demekmiş. Bu doğru mu? (Feriştah Tuba)Cevap: 1- "İnsan ve İnsanüstü Varlıklar" adlı kitabımı, "Yeniufuklar Neşriyat, Nuhkuyusu Cad. 365, Bağlarbaşı Üsküdar-İstanbul" adresinden isteyebilirsiniz. Telefon: 0216 - 492 66 12 Faks: 0216 - 492 66 13."Dileğimi yerine getir"2- "Allahumme innî es'ulke mine'l-hayri küllihî âcilihî ve âcilihî mâ alimtu minhu vemâ lem a'lem. Ve eûzu bike mineş'ş-şerri kullihî âcilihî ve âcilihî mâ alimtu minhu vemâ lem a'lem. Ve es'eluke'l-cennete vemâ karrabe ileyha min kavlin ev amelin, ve es'eluke min hayri mâ se'eleke abduke ve Rasûluke Muhammedun sallâllâhu teâlâ aleyhi ve sellem, ve este'îzuke min muste'âzi abdike ve Rasûlike Muhammedin sallâllâhu aleyhi ve sellem, ve es'eluke mâ kadayte lî min emrin en tec'ale âkibetehû ruşden bi-rahmetike yâ erhamer-râhimîn."Manası: "Allah'ım Senden bildiğim ve bilmediğim, şimdi ve gelecekte her türlü iyiliği isterim. Bildiğim ve bilmediğim, şimdi ve gelecekte her türlü serden Sana sığınırım. Senden cenneti ve cennete yaklaştıran söz ve ameli lütfetmeni niyaz ederim. Kulun ve Resulün Muhammed (s.a.v.)'in Senden istediği hayrı dilerim. Kulun ve Resulün Muhammed (s.a.v.)'in Sana sığındığı şeylerden Sana sığınırım. Benim için yazdığın her şeyin sonunu iyi yapmanı dilerim. Ey merhametlilerin merhametlisi, rahmetinle dileğimi yerine getir."3- Farsça olan Firiştah kelimesi, Türkçe'de Feriştah şeklinde söylenir. Firiştah, çok güzel olan gök varlıklarına denilir. Hz. Cebrail için de kullanılır. Kısaca Feriştah, melek demektir.

Devamını Oku

Allah ne takdir etmişse o olur

30 Mart 2004

Okuyucum Emrah Albar'ın, "Kader nedir?" sorusunun cevabını bugün tamamlıyorum.Olayların tespit edildiği, Allah'ın bilgi hazinesi olan kitabın mahiyetini bilemeyiz. Allah kâinatta ne olacak ise onların hepsini vukuundan önce bilir. Allah'ın bildiği şeyler de zamanı gelince olur. Bunlardan kaçmak mümkün değildir. Burada kastedilen olaylar, insanın kendi iradesi dışında başına gelen, üzüntü verici olaylardır. İnsanın iradesi ve seçimiyle yaptığı işler dışında bütün olaylar Allah tarafındandır.Fakat insan iradesine bağlı işlerin oluşmasında insanın arzusunun, çabasının veya kusurunun etkisi vardır. Bundan dolayı bazı kötü işler, insanın kendisinden, kendi arzusundan veya kusurundan kaynaklanır. İnsan bilerek veya bilmeyerek bir şeyin olmasını ister, çok arzu eder. Ancak işin içyüzüne vakıf olmadığı için istediği şeyin, kendisi hakkında gerçekten hayırlı olup olmadığını bilemez.İnsanın istediğini Allah yaratır. Ama bazen insanın çok arzu ettiği şey kendisi hakkında kötü sonuçlar doğurur. Bunun sebebi insanın kendisidir. Çünkü kendisi onu arzu etmiş ve onun olması için çaba göstermiştir. İşte Nisa Suresi'nin 79'uncu ayetinde, "Başına gelen iyilik Allah tarafındandır, başına gelen kötülük de kendi nefsindendir, kendi hatan, kusurun yüzünden olmuştur" buyurulmaktadır. Şûra 30, Nisa 79'uncu ayetlerde insanın başına gelen iyiliklerin, Allah'ın lütfü, kötülüklerin de kendi kusuru yüzünden olduğu, Allah'ın, kulların birçok kusurunu da bağışladığı, Tevbe suresi 51'inci ayette insanın başına, yüce Allah'ın yazıp takdir ettiğinden başka bir şey gelemeyeceği vurgulanmıştır.İnsanın hayatı, Allah'ın ezelde belirlediği programa göre cereyan eder. İnsan, korunmak için tedbirini alır ama Allah'ın takdir ettiği şeyi de kimse önleyemez.Allah insan için ne takdir etmişse, ne kadar yaşamasını dilemişse öyle olur. Falan zamanda ölmesi mukadderse insan ölür, yaşaması mukadderse yaşar. Allah dilerse onu zafere ulaştırır, dilerse yenilgiye uğratır. İşte insan ancak bu hikmetle dünyada mutlu olur. Allah'a böylesine bağlılığı, saadetini ahirete kadar uzatır, ahirette de kendisini mutlu eder.Saç, insanın ziynetidirSoru: Saç ektirmenin dini açıdan bir sakıncası var mı? (Kaya Emre)Cevap: Eğer rahatsızlık duyuyorsanız saç ektirmenizde hiçbir sakınca yoktur. Saç ektirmek, kusurlu bir görünümü kapatmak içindir. Zaten insan saçlı olarak doğar. O halde saç ektirmek doğal hale dönmeye çalışmaktır. Ayrıca saç, insanın ziynetidir. Kur'ân mabetlere giderken ziynetlenmeyi emreder. Bu bakımdan saç ektirmenin günah olduğunu söyleyenlere itibar etmeyiniz. Kur'ân, insanların güzel görünmesini teşvik eder.

Devamını Oku

Allah, olmuş ve olacak her şeyi bilir

29 Mart 2004

Soru: Kader nedir? İnsan, var olan kaderini değiştirebilir mi? (Emrah Ablar)Cevap: Kader, Allah'ın ezeli bilgisi ve her şeyi bir hesaba, ölçüye ve plana göre yaratmış olması, olmuş ve olacak her şeyi bilmesi demektir. O'nun bilgisine sonradan bir şey eklenmez. Allah'ın işi, iki bölümdür. Biri, bir işi eksik ve fazla olmayacak biçimde ilk defa varlığa getirmesi ve yok edinceye veya değiştirinceye kadar onun varlığını sürdürmesidir. Diğeri de kökünü fiilen, parçalarını da potansiyel olarak kendi tasarımının dışına çıkmayacak biçimde yaratmasıdır. Hurma çekirdeğinden hurma ağacı, insan tohumundan insan, hayvan tohumlarından da kendilerine benzer hayvanlar olmasını takdir etmesi gibi.Ayetlerde geçen kader kelimesi, temel olarak ölçü, miktar, kudret anlamını ifade eder. Ayetlerin hiçbirinde kader, Allah'ın kullarının eylemlerini belirlediği, onları belli eylemleri yapmak zorunda bıraktığı anlamında değildir. Yaratıkların eylemleri iki türlüdür. Biri Allah'ın külli iradesinin sonucu olan olaylardır ki bunlarda insan iradesinin rolü yoktur. İnsan, seçimiyle değiştiremeyeceği bu olayların sonucundan sorumlu değildir.Önceden tespit edilmişAnne babasını, ırkını, doğacağı ülkeyi seçmek insanın elinde değildir. Ama kendisine verilen iradeyle seçtiği ve yaptığı eylemlerden ötürü sorumludur. Bu eylemleri yapma gücünü yaratan da Allah'tır ama Allah, bu eylemleri insanın seçimine göre yaratır. İşte bu seçimi insanı sorumlu kılar ki bu seçim gücüne İslâm teolojisinde Cüz'î İrade denilir."Ne yerde ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musibet (afet, hastalık) yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılmış ezeli bilgimizde tespit edilmiş) olmasın. Doğrusu bu, Allah'a kolaydır. (Başınıza gelecek olayları, önceden bir kitaba yazdık ki) Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allah'ın) size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız.Çünkü Allah, kendini beğenip övünen kimseleri sevmez" (Hadîd: 22-23) ayetlerinde de yeryüzünde ve insanların kendi canlarında meydana gelen olayların, daha önceden Allah tarafından bir kitapta bulunduğu, vukuundan önce olayları bir kitapta tespit etmenin, Allah için kolay olduğu vurgulanmakta, ardından da olayların önceden yazılıp tespit edilmiş olmasındaki hikmet açıklanmaktadır:Böyle yapılmıştır ki insanlar, bunlan Allah'ın takdirine yorarak avunsun, kaybettiklerine üzülmesin, Allah'ın lütfü ile verdiği nimetlerle de şımanp övünmesin, başkalarına caka satmasınlar. Çünkü Allah, kendini beğenmiş, övüngen insanı sevmez. * Bu konuya yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

Küs durmak Müslümanlığa yakışmaz

27 Mart 2004

Soru: 20 yaşında bir bayanım. Eşimle hem resmi nikâh hem de imam nikahıyla evlendik. Ancak eşimi, ailem istemedi ve bizi ayırmaya çalıştılar ama biz bunlara karşı koyduk, ayrılmadık. Annemi babamı üzdüğüm için Allah beni affetmezse diye çok korkuyorum.Cevap: Kardeşim sen hem resmi nikâhla hem de imam nikahıyla evlenmişsin. Yapacağın bir şey kalmamış. Evlenmek senin tercihin. Ama anne babayı kırmak elbette doğru değil. Şimdi yapacağınız şey, gidip onların ellerini öpüp özür dilemektir. Siz tercihinizi yapmışsınız artık onların da sizi hoş görmeleri gerekir. Sürekli küs ve kırgın durmak Müslümanlığa yakışmaz. İslâm'a göre ergenliğe ulaşmış kadın, seçtiği erkekle evlenebilir. Sizin nikâhınız geçerli, yasal nikâhtır. Siz onlara sevecen davranırsanız onlar da sizi kabul edecektir. Sadece onlardan özür dileyin, inşallah içiniz ve işiniz düzelir.Dinimize göre nikâh, icap ve kabulden ibarettir. İcap erkeğin teklifi, kabul de kızın veya kız tarafının bu öneriyi kabul etmesidir. İşte erkekle kadın birbiriyle evlenme konusunda anlaşır ve bu anlaşma en az iki şahit tarafından saptanırsa nikâhın bütün unsurları tamamdır. Ancak bu anlaşmanın resmen tescili, bugün hukuk açısından şarttır. Çünkü taraflar ayrılırsa veya ölürse birbirlerine miras intikali ve diğer hukuki işler ancak böylece elde edilir.Ama taraflar bunu düşünmeden birbiriyle anlaşır ve evlendiklerini şahitler huzurunda tespit ederlerse yasal açıdan bu evlilik geçerli sayılmasa da Allah huzurunda bu insanlar günah işlemiş olmazlar. Ancak bu husus, kendileri için toplumsal ve hukuk açıdan sorunlar çıkarabileceği gibi doğacak çocuklar için de hoş olmaz.Çoğu Kur'an'a ters şeylerSoru: Dini konulara meraklı biriyim. Ancak bir şahsın (adı saklı kalsın) kitabını okudum, bütün bildiklerimin tersini anlatıyordu. Bunalıma düştüm. Aklım karıştı. Ne yapmalıyım? (Pınar Akgöz)Cevap: Sözünü ettiğiniz kitapların bazı bölümlerine ben de bakmıştım. Söylenen sözlerin bir kısmı doğru ama büyük bir kısmı hayal, Kur'ân'a ters şeyler. Ben sizlere o tür hayali kitaplarla meşgul olmamanızı, din hakkında sağlam, tutarlı bilgi veren bilim adamlarının kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.

Devamını Oku